Burası benim hayal alanım. Adım Hayal. Kendi kendime gezintiye çıkmak istediğimde buraya uğrarım. Kimseleri almam yanıma. Gülersem de kendim gülerim, ağlarsam da kendi kendime burada ağlarım.
Buyrun, ben
29 Eylül 2009
Asıl p.zevenk sensin
arkada gitgide sabırsızlanan biri aç biri uykusuz iki bebeğim olduğundan "hadi madem yasak yerde döndün bari acele et" diye kornaya bastığım (ne yani biz sinirlenemez miyiz),
arabasından inen,
caddenin karşı tarafından bana "p.zevenk" diye bağıran hayvan.
Asıl p.zevenk sensin.
Senden ne köy olur ne kasaba. Ne adam olur ne hayvan.
Hıyar bile olmaz senden.
Hadi trafik kurallarını, işaretlerini bilmiyorsun diyelim. Hadi ehliyeti torpille aldın okuma yazman yok vs..
Hiç kimse p.zevenk gibi bir küfrün bağırılmaması gerektiğini, en azından kadınlarla böyle konuşulmayacağını öğretmedi mi?
Senin annen sana hiç terbiye dersi vermedi mi? (Bir de takım elbise giymişsin..)
Ne senden ne de senin yetiştirdiğin çocuklardan (kesin en az 5 tane vardır) bu ülkeye hayır gelmez anca hıyar gelir.
Metrekare başına daha az nüfusun düştüğü bir şehirde yaşasam karşıma senden daha az çıkma ihtimali var mı ki?
Sana kızmıyorum bak... o an da kızmadım.. korktum ama. Arabandan inip bana doğru yürürken, "kesin bu hıyarın silahı vardır, niyazi olucam değmeyecek de gittiğime bu p.zevenk için" diye düşündüm.. O an biber gazımı da bulamadım (vallahi korktum ya şaka değil, biber gazı almalıyım en kısa zamanda, kaybolmuş çünkü)..
Yoldan geçenler de benim gibi, hatalı döndüğün ve herkesi bekletip trafiği kilitlediğin için özür dileyeceğini sanarken, sen bana p.zevenk dedin. Bunu içime sindiremedim. Şu anki hissim bu.
İlk anda anlamadım bile. "Bana mı diyosun" dedim. Sen ağzından tükürükler saçarak -kuduz bir köpek gibi- "evet sana" dedin. Yanındaki, arabayı asıl süren hıyar bile sakinleştiremedi seni.
Kuduz köpek.
Sadece şunu diyebildim o an: "Sen ne biçim adamsın be, Allah cezanı versin.."
Yine söylüyorum, kızmadım. Kızıp da napıcam seni mi değiştiricem... Allah ıslah etsin seni.
de...
ben o küfürü içime sindiremedim.. Bari o.ospu deseydin güzel kardeşim benim ne yanım p.zevenke benziyor
28 Eylül 2009
Yılın annesi: Caillou'nun annesi
Bugünlerde üçüncü bir çocuğum oldu: Caillou.. Önce onun sakin dünyasını keşfettik, akşamları izlemeye başladık.. Sonra sabahları da.. Sonra internetten.. Sonra DVD'sini aldık gece gündüz izliyoruz, oyunlarını oynuyoruz..26 Eylül 2009
25 Eylül 2009
24 Eylül 2009
Anaokulunun kapısında yere yatan benim çocuğum mu
23 Eylül 2009
15 Eylül 2009
Meditasyon ne işe yarar
Anlamsız geliyordu herşey, yemek yemek, spor yapmak bile beni teselli etmiyordu. Okumuyor, çalışmıyor, gülmüyor, kendim için hiçbirşey yapmıyordum.
Depresyonda mıydım? Bunu öğrenmek için bir psikiyatrist abime gittim. Sen şimdi benim hastam olursan kendini hasta sanırsın ve hiç kurtulamazsın bu hastayım ben fikrinden bu nedenle seni kabul edemem dedi.
Oysa hayatının baharında :) 22 yaşında bir çıtırın bu kadar mutsuz ve memnuniyetsiz olması ne acıydı!
Psikiyatrist abim de oğlak burcuydu. Beni anlamış ama yardım etmeyi -kendince haklı nedenlerle- kabul etmemişti. Buna karşın beni desteklemişti, sen sıyrılıp çıkabilirsin bundan, diye.
Evet sıyrılıp çıkabilirdim. Hayata geri dönebilirdim, bunu yapacak güç benim içimde biryerlerde vardı ama sıkışıp kalmıştı.. O gücü ele alıp kullanamıyor, kendime bir çıkış noktası bulamıyordum güneşe ışığa ulaşmak için.
Sürekli kafamda, o güç bende var var biliyorum ama ne yapmalıyım? Toparlanıp kalkacak enerji kendi içimde saklı bunu nasıl ortaya çıkarabilirim diye sorup duruyordum..
Bir gün üniversite medikososyalinde dişçim olan Yusuf Bey'e (kulakları çınlasın) siz nasıl bu kadr pozitifsiniz sürekli, şu hayatın neresinden bu kadar zevk alıyorsunuz bla bla bla.... konuşması yaptım.
Meditasyon yapıyorum dedi.
Doiiiiinnnnkkkkkkkkk
sesi duydum içimden...... Aradığım şey bu muydu?
Nasıl dedim, transandantal meditasyon dedi. Çok tuhaf geldi, gözümün önünde hemen beyaz kumaşlara bürünmüş Hindu tipler, Budist eylemler, oturmuş ohhhhmmm diye bağıran ve parmaklarını birleştirip ellerini yukarı kaldıran garip kişiler geldi. Yok aman kalsın dedim kendi kendime.
Sonra bu meditasyon fikri kafamda oturdu, internet o zaman olmadığından, araştırmak için gittim transandantal meditasyon (kısaca TM) diye bir kitap aldım. Okudum, anladım. Bu olabilir diye düşünmeye başladım. Sonra TM'nin Adana'daki kursunun tanıtım seminerine gittim. Aklıma yattı, ama katılım ücreti biraz fazla geldi (sanırım hala pahalı bir eğitim). Ama kararımı vermiştim, para biriktirip bir hafta süren kursa katıldım.
Kapıyı Hindular değil, üroloji uzmanı olan bir tıp doktoru olan eğitmen açtı. Bambaşka bir dünyanın da kapılarını açtı bana.... Aslında TM bir yaşam biçimi değişikliği.. Başladıktan sonra bana neler oldu, toparlandım, ayağa kalktım. Düzeldim, normale döndüm.
İçimdeki karamsarlık aktı gitti zamanla...
Altı ayda bambaşka biri olacaksın demişti öğretmenim, oldum. Sararmış bir mendil yıkandıkça arınıp beyazlar, her yıkamada biraz daha beyazlar demişti.. Her TM sonrası biraz daha beyazladım... biraz daha sadeleştim. Fazla kilolarımı verdim (sigarayı da bırakıyormuşsun öyle diyorlar, artık istemiyormuşsun).. Yeme obsesyonum vardı o dönemde, ondan kurtuldum. Derslerim yoluna girdi. Mutsuzluğum yerini berrak bir zihne bıraktı, düşünebilme kabiliyetime tekrar kavuştum.
O dönemde düşünebilmek bile uzak bir ihtimaldi benim için TM öncesi.
Bu TM nedir nasıl yapılır bilgisi internette iki tık mesafesinde. Özetle:
"... rahatça oturup, gözler kapali, sabah ve aksam 15-20 dakika uygulanan, basit ve dogal bir zihinsel işlemdir. ... Transandantal Meditasyon'un ögrenilmesi kolay, uygulanmasi çabasizdir. ... hiçbir çaba veya konsantrasyon gerektirmedigi gibi herhangi bir özel inanç, davranış veya hayat tarzı değişikliğine de ihtiyaç duyulmamaktadır. Her yaştan, kültürden, dinden ve eğitim düzeyinden insanlar uygulamaktadır. Transandantal Meditasyon tekniğinin uygulanması sırasında kişinin zihin faaliyeti durulmakta ve kendine özgü sakin bir uyanıklık durumu olan Transandantal Bilinç deneyimlenmektedir... Zihin duruldukça beden, birikmiş streslerin atıldığı tüm sinir sisteminin yeniden canlandığı özel bir derin dinlenme durumu kazanmaktadır"
Bu bir felsefe ve yaşam biçimi.. Tüm birimlerine katıldığımı ve uyguladığımı ve bu yıllar boyunca devam edebildiğimi söyleyemem ama, geçmişte faydasını gördüm.
Yine başladım (? devam edebilecek miyim?). Umarım yine faydasını göreceğim.
Ha en önemli not, her tür meditasyon ya da yoga için geçerli olduğuna eminim: 20 dk.lık bir seans sonrası insan 2 saat gündüz uyumuş gibi fiziksel olarak dinlenmiş hissediyor. Bu cümlenin de altına imzasını atmayan gelsin karşıma.
13 Eylül 2009
Amerikalı?
Pardon önce "do you understand me?" dedi. E tabi ÜDS'den 93 almış olabilirim ama konuşmam sanırım anca Cin Ali düzeyinde geldi adamcağıza...
Dedi ki, siz şimdi bu green card çekilişine katılmak için form doldurmuşsunuz ama tamamlamamışsınız, niye dedi.
Diyemedim ki, ben zaten yahoo'da ilan görüp laf olsun diye doldurmuştum o formu (ha, laf olsun diye ne diye tüm bilgilerimi ve ev telefonumu doğru olarak verdiysem! :)) kocacım boşver ne işimiz var Amerika'da dedi diye, para ödeme kısmına gelince kapattım sayfayı, hem ne bileyim yarım da kalsa tüm formların kayda alınıp bu Richard'a gittiğini, ben de "bebeğimiz var 3 aylık" dedim. "E olsun, çıkarsa 2 yıl içinde gelebilirsiniz" dedi. Ben de kocam izin vermiyor dedim. E Türküz ya, kocamın sözü kanun sanır Richard ısrarından vazgeçer sandım.
Mail atmış.
İllaki gel çekilişe katıl Amerikalı ol diyor.
En komiği de, hakkaten o formu laf olsun diye, öylesine bişey sanıp doldurmuştum. Telefon çalıp da bir adam İngilizce konuşunca nasıl duruma intibak edip hemen sanki bu telefonu bekliyormuşum gibi davrandım o da ayrı bişey.
11 Eylül 2009
Dışı seni yakar içi beni
Bi anlayabilsem seni... Bir çözebilsem ne demek istediğini!
Bazen yatağına yatırıyorum on dakikada uyuyorsun, annecim iyi geceler deyip.. Bazen iki saatte uyumuyorsun, hem babana hem bana sinir krizi geçirtip.. Sebebi olmayan ağlamalar.. bağırmalar.. Çığlık çığlığa hepimize sabır imtihanı yaptırmalar.
Ah be güzel kızım, insanın sabır eşiğinin yüksek olması için dinlenmiş olması ve saatin gecenin birbuçuğu olmaması daha uygun annecim.
Gel anlaşalım. Bir gece önce iyi uyuduğum gecelerde yap sen şunu, hem de daha erken gir sinir krizine de.. sonra bize de biraz vakit kalsın. Yoksa böyle sinirleri bozulmuş, senin çıkardığın gürültüden harap bitap olmuş şekilde -ve yine hiç dinlenemeden - biten günler birbiri ardına eklendikçe fena oluyoruz biz.
Ne ders çalışabiliyoruz ne iki kelime edebiliyoruz. Ben düşünüp duruyorum kukumav kuşu gibi biryerde hata mı yapıyorum diye. Hata da yok ki.. Sebebi de yok.. Eh biraz iki yaş sendromu biraz kardeşim geldi hoşgeldi sendromu. Olan bize oluyor.. Sen sabah güvercini gibi şen şakrak uyanıyorsun yine :)
Bir dahaki sefere farklı davranıcam, daha sabırlı olucam, kızmadan geçmesini bekliycem diyorum, ama öyle yorgun uykusuz ve hazırlıksız yakalıyorsun ve o kadar uzun sürüyor ki ağlaman...
Aaah ah gel üç yaşımız diye gün sayıyorum...
7 Eylül 2009
Biz bebekken at vardı da binmedik mi
Çalıştıran binicilik öğretmenimiz :) Yasin bey (kendisine bugün Serkan bey dedim, ayıp oldu galiba :))
Binicilik sporu için uygun yaş 6 imiş ama binicilik öğretmeni ve atla terapi uzmanı olan Yasin bey denge hareketleri, binicilik terimleri gibi minimini dersler veriyor aynı zamanda kızıma.
Henüz haftada birkaç tur, ama sevdik biz Apaçi'yi. Sanırım doğru yeri de bulduk (en azından bu kış düzenli gidebiliriz diye umuyorum) hem eve yakın hem de çok pahalı değil.
3 Eylül 2009
Şıpıdık terlikler
Ben anca bazı faaliyet kitapları alır kızımla onları yaparım (ama yine de benzemez aslına o ayrı)..
Damla hanım evvelki gece tek başına uyuduğu için ödülü haketti.. Ne alalım annecim sana dedim, "kipat" cevabı hiç gecikmedi.. Nasıl kitap? "faaliyetli kipat"
Başak'ın doğumgününe de gideceğiz ona da bir hediye alalım mı?
"Ona da kipat alalım, bir kipat ona bir kipat bana, iki kipat alalım"
Bu kipat'ı aldık.. Faaliyetleri basit, ben bile yapabiliyorum (hem de sabah altıda uykumun derinliklerindeyken)
29 Ağustos 2009
Ey Tracy’nin ruhu, geldiysen üç kere masaya vur…
Aslında bu yazı Tracy’nin anlattıkları ile ilgili olacaktı ama uzun sürer, vaktim yok. Bir şunu söyleyebilirim, bebekli bir annenin sürekli merak ettiği ve kendi kendine sorduğu, “So, what’s next?” sorusuna, EASY sistemi sayesinde yanıt vermek çok kolay ve bu sizi delirmekten kurtaran önemli bir şeydir, bilen bilir.
Bakın örnek olarak şu delirme eşiği sorularını kendine sormayan anne var mı?:
-Niye ağlıyor bu şimdi?
-Karnı mı aç acaba?
-Ne zaman uyutacağım?
-E daha yeni emdi, şimdi ne istiyor?
Ve en önemli soru: - E şimdi sırada ne var?
Anlayacağınız, bu muhterem kadından öğrendiğim en önemli şeyler, rutinin önemi, tek ihtiyacı dünyayı algılamaya ve tanımaya çalışan miniğin ve aynı zamanda onu tanımaya çalışan sizin ihtiyacını gideren yapılandırılmış bir programın önemi ve ritüellerin önemi… Kısacası, sırada ne olduğunu bilebilmenin yolunu öğrendim.
Sonuç olarak ben bu yazıyı neden yazdım: Nur içinde yat Tracy demek ve rahmet okumak için…
Bu posttan eve götürülecek dersler (Bu lafı da çok seviyorum belli olmuştur, take home hehe:) ) – Tracy’den mutlak işime yarayan çok iyi fikirler (Sadece isimlerini yazıyorum, anlatmak istesem kitabı buraya yazmam gerek)
1. Bebelerinizi kundaklayın
2. Emzik emdirin – bunun için ne gerekiyorsa yapın, 3-4 aylıkken de bıraktırın
3. EASY yani eat – activity – sleep – you time döngüsü hayırlı bir döngü, buna uyun
4. Bebenizin ağlamasının ne anlama geldiğini anlayabilirsiniz, onu çook iyi dinleyin ve çook iyi gözlemleyin
5. (Bu 2 yaş için) Krizler ortaya çıkmadan önce hissedin –ki bu da bebenizi tanımak ve dinlemekle ilgili- ve önleyin.
26 Ağustos 2009
Oyun grubu - ve bize kattıkları
Ama bakın onlar yazdı benden önce:


25 Ağustos 2009
Ruhum gezgin bedenim miskin
Bilgisayarımda bile gezemiyorum.
Kısıtlı dakikalarımda bilgisayarımda yazıyorum anca.
Azar azar.
Kaçak güreşiyorum.
Bebelerimden kaçıp
ne ders çalışabiliyorum ne makalelerimle ilgilenebiliyorum ne tezimi yazabiliyorum ne gezginlerin peşine takılabiliyorum.
Nereden besleniyorum?
Buzdolabı dışında hiçbiryerden :(
23 Ağustos 2009
Benim başıma gelmez demeyin - Part II
Sonra, grip olduğu için kullandığımız güncel ilaçları bir kutuda toplayıp büfenin üzerine yerleştirdim.
Yalnız biraz salak olduğumdan, büfenin Damla hanımın kapsama alanına -ARTIK- girdiğinin yani boyunun ne kadar uzadığının farkına varmadım.
Sonra..
Bir an için...
Hatta andan da kısa bir an için onu yalnız bıraktığımızda..
Hiçbir fırsatı kaçırmayan kızım...
Bulabildiği bütün şurupları alıp...
Ben bulduğumda kanepede şişeleri koynuna almış, Atarax ve Ventolin'i açmaya çalışıyordu. Hah, dedim, neyse ki açamamış. Açsa da bunlardan bişey olmazdı..
Derken..
Babası bunlardan hangisi pembe dedi. Dudağında pembe iz vardı zira.
Hiçbirisi dedim.
Hani gerçeklerin kafanıza DAAANNNNNN diye çarptığı anlar vardır ya... Büfeye koştum, PEMBE ve KAPAĞI AÇIK duran ve yarıdan fazlası boş olan, evde bir bebeğin kafaya dikmesi için en tehlikeli ilaç olan ve malesef tadı da güzel olan Sudafed'i buldum.
Psödoefedrin.
Merak edenler internetten baksın, şu kadarını söyliyeyim, minik bir kalp için oldukça tehlikeli.
Gerisi, bu hafta ikinci geceyarısı-hastanedeyiz-maceramız...
Minik kalbimin minik midesinin yıkanması, minik eline kocaman bir serum takılması, minik göğsüne kocaman EKG problarının yapıştırılması. Saatlerce müşahade.
Minik kalbimin kocaman annesinden daha cesur olması.
(Zehir danışma denen salak kuruma tam yarım saat ulaşamadılar, bu da benim notum olsun.)
Bu yazıdan eve götürülecek dersler:
1. Salak olmayın. Herkesin basbas bağırdığı, ilaçları çocukların ulaşabileceği yerlere koymayın uyarısına kulak asın. Vallahi cin gibiler bunlar herşeyi heryerden buluyorlar.
2. Çocuk milleti kolay kolay kusmuyor. Uğraşıp çocuğu yormadan doğru hastaneye koşun
3. Çamaşır suyu tuz ruhu gibi yakıcı madde içerlerse sakın ha kusturmayın
4. Bu maddeleri de uzak tutun onlardan buldukları herşeyi içerler zira.
Bu yazıyı şöyle bitirmek isterim:
Kanlım olsun kardeşim olsun. İnsanın zor anlarında yanında kardeşleri olmasa kim olur. Çocuklarınıza da kardeş yapın. İleride şu yalan dünyada birbaşlarına kalmasınlar.
20 Ağustos 2009
Hayatın bana vaadettiklerinden korkuyor muyum
Kızımı uyutmak için yanına uzandığımda, uykuyla uyanıklık arasında, çocukluğumun geçtiği sokaklarda dolaştım şöyle bir... 20 yıl önce, 20 yıl sonra çocuklarımla geri gelip tekrar yürümeyi hayal ettiğim sokaklara, (sadece hayalimde) gittim. 20 yıl ne çabuk geçmiş.. Ne çabuk büyüyüp adam olmuşuz (olabilmiş miyiz)..
Hayat bana neler vaadediyorsun? 20 yıl önce olmak istediğim yer midir burası? Seneye bu günlerde tam da bu aylarda nerede olacağımı bilememeyi mi yoksa sonra neler yapacağımı hayal edememeyi mi sunuyorsun bana...
Hey gidi koskoca 33 yılım, neler verdiniz bana, nerelere getirdiniz beni?
Hocam hep söyler -neden, beni üzmek için mi?- ben 34 yaşındayken doçenttim diye.. (onun çocuklarını karısı doğurmuş ama bu da benim tesellim- Bugün, yeni basılmış bir ders kitabını incelerken, yazarların biyografilerini okudum. Üniversiteyi bilmemnerde okumuş, ihtisası bilmemnerde, 24 yaşında bilmemhangi ülkede bilmemne eğitimi almışlar... Ben üniversite eğitimi için bile aileşehrimden ayrılamayacağımı bildiğimden mi nedir, hayalini bile kurmadım (sanıyordum) bu büyüüük büyüüük eğitimlerin, büyüük kariyerlerin.. Ne yaptımsa hep kendi çabalarımla oturduğum yerlerden yaptım.
Sandım ki, bu benim tercihim, ailemin yanında okumak, sandım ki hep oralarda kalırım, büyüyemem de açılamam da..
Bugün ne acı farkediyorum ki, içime gömdüğüm hayallerim ihtiraslarım hırslarım birer birer - acıtarak dışarı çıkmaya çalışıyorlar. 34 yaşımın bitmesine çok az kala, sancı vere vere üze üze farkettiriyorlar kendilerini. Gelebileceğim ama bu konuda çaba bile sarfetmediğim yerleri düşündükçe içime dönüyorum, neden diye sorarak.
Bugüne kadar hep kolayına kaçtım ya, devlet memurluğu en basiti mesela, nereye gönderirlerse git çalış, ne verirlerse al yaşa, ne derlerse yap ama karşılığında.
Çok az hayal kurdum kendime (ve yapmak istediklerime) dair, ne tuhaftır hepsi de destek buldu sevgilimden. Ama nedendir bilmem, hep en önce kendim köstekledim kendimi. Cesur olmamak mı işlendi benim kanıma?
Almak istediğim bir eğitim var, işime yarayacak mı, kariyer yapmayı düşünmediğim -hatta küçük bir yerde yaşamayı istediğim için belki yaramayacak... Sevgilim yanımda ve arkamda, bana parasını biriktirip çocuklarımı da alıp (şartları yaratmama da yardım edecek) 6 ay yurtdışına gitmek kalıyor (Hocam: Ah canım, bunun için yurtdışına gitmene ne gerek var, Türkiye'de de var. Hatta bu eğitime ne gerek var, ne yapacaksın hoca mı olacaksın? Önce bir iş bulmaya bak sen, iki çocuklu kadınsın)
Öğrenmek istediğim bir yabancı dil var, kaç defa başladığım ama yarım bıraktığım (Herkes: Ne yapacaksın dil öğrenip, İngilizce yetmiyor mu, nasıl olsa kullanmadığın için unutursun)
Yerleşmek istediğim bir şehir var (... Teyze: Ah canım orası artık İstanbul'dan da pahalı, hem iş bulamazsın, bulsan da kışın kimse kalmıyor para kazanamazsın.. Başka bir yere gidin siz)
Yapmak istediğim işler var (Hep birilerinin desteği, hocaların yardımı, girmem gereken -ama çoktan geç kaldığım çevrelerin varlığı gerekli ve bende hiçbiri yok)..
Çok mu geç kaldım? Hayat, bana neler vaadediyorsun bu yaştan sonra?
Yapmam gereken şeylerin ağırlığı altında ezilirken nasıl hayal kurabilirim ki? Sorumluluklarımdan nefret etmesem de, varlıklarından nasıl kaçabilirim?
Vazgeçmeyeceğim.. İhtiraslarım, çıkın ortaya.. Planlarım-hayallerim, yaptırın bana kendinizi.. Vazgeçmeyeceğim hiçbirinizden. Ne 35 yaşında öleceğimi biliyorum ne de 70 yaşında hala ölmeyeceğimi... Geç diye birşey yok bu yüzden.
Geri gel yaşama sevincim, kimsenin seni öldürmesine izin verme.
Haklısın Dilara, her yerin güzelliği ne yapmak istediğimizle ilgili aslında, beklentilerimizle. Paraysa para, bunu da nasıl harcamak istediğimiz önemli gerçekten.
Bence de güzel olacak... Vazgeçmeyeceğim.. Herkes bana gülse de, zor da olsa, sarı yaz günlerinde, çok değil birkaç yıl sonra (Allah izin verirse) Damla Tuna Can Defne... ve adını bilmediğimiz başka minikler beraber elele gidecekler okula.. Biz de almak istediklerimizi alacağız hayattan, çocuklarımız da.....
19 Ağustos 2009
Süperanneanne sen hasta olma
18 Ağustos 2009
İyi ki

15 Ağustos 2009
Hoşçakalın gece uykularım
biri de gece uyumamaya başladı..
Elveda gece uykularım....
Not: Nazar mı? Alttaki posttaki Dubrovnik paramparça oldu...
dubrovnik'e gideceklere duyurulur :)
13 Ağustos 2009
Yok ağlamıyorum..

12 Ağustos 2009
Buzdolabımın kapağı
11 Ağustos 2009
Böyle güne böyle final
Buyrun bakın:
"Şaka mı bu"
"Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır"
"Her şerde bir hayır vardır"
"Beş dakkada değişir bütün işler"
Başlıklar çeşitlendirilebilir...
Ben şöyle bir bugünü özetleyeyim ve uykuya gideyim..
Sabah bir iş için güle oynaya hastaneye gidiyorum (kendi çalıştığım). Hani doğum iznindeyim ya, stres yok, hastaneyi görünce sinirlerim oynamıyor, herşey şahane.. Ayrıca öğlen saatine denk getirdim ki, özlediğim ve sevdiğim birkaç arkadaşımla yemek falan yiyeceğiz...
Bir şey sormak için birini arıyor ve İHTİSAS BİTİRME TEZİM İÇİN YAKLAŞIK BİR YILDA TOPLADIĞIM VE BU HAFTA ANALİZİNİ YAPTIRMAYI PLANLADIĞIM 80 KADAR HASTANIN KANLARININ YANLIŞLIKLA ÇÖPE ATILDIĞINI ve atan kişinin bile bunun farkında olmadığını öğreniyorum (Büyük harfle yazdım ki bakalım hissettiğim hissiyatı verebilecek mi diye ama vermedi). Önce uzun süre inanmıyorum, bunun şaka olduğunu sanıyorum. Ne zaman gerçek olduğu dank ediyor, şokun ardından ağlıyor ağlıyorum.... Ağlamanın giden kanları geri getirmeyeceğini farkettiğimde susuyor ve üstüne bir bardak soğuk su içiyorum (hakkaten içtim).
Bu ne demek: Artık bir bitirme tezim yok... Doğum izni bitince kalan 2 aylık süremde yeniden yapma şansım da yok - yetişmez - 2 ayım kaldı çünkü. Benim ve büyük bir ekibin gerçekten çok çok emeği boşa gitti -en üzücüsü emeklerin çöpe gitmesi-- Hocam yetiştiremezsin asistanlığını uzatalım dedi -onun için hava hoş nasılsa elemana ihtiyaçları var -
Ben de kendime acıyıp durdum bütün gün. 2 çocukla tez mi yazacağım işe gittiğim dönemde sınava mı hazırlanacağım çocuklarımla mı ilgileneceğim.
Burada bir oooof çekiyorum karşıki dağlar duydunuz mu?
Of çekmenin de işe yaramadığını anlayıp susuyorum. Önümüze bakalım. Bütün koskoca çalışmayı baştan yapacağız. Bu noktada beni ancak klinik araştırma şeklinde bir tez yazanlar anlar diyor ve konuyu değiştiriyorum.
Bu güzel gün, Damla hanımın uyku saatinde zıvanadan çıkıp, yanıma yat anne diye ağlamaya başlaması, yaklaşık bir saat sebepsiz -koluna yatıcam anne ühüüü ühüüü gibi- bağırması, benim yorgunluktan onun yanında uyuyakalmam ve onu çişe götürememem, böylece altına kaçırması ve benim de gece 12de çiş gölü içinde kızımın yatağında uyanmamla sona eriyor.
Buyrun burdan yakın.
7 Ağustos 2009
YORUM
Alıyorum: Kilo
Kaçıyorum: Aynalardan
Korkuyorum: Sütümü kaybetmekten
İçiyorum: Günde en az 6 litre sıvı, su-hoşaf - vita malt- still tee - rezene+ıhlamur çayı - süt ve daha sıvı ne bulursam
Okuyorum: Habire çocuk bakımı kitapları bir de Lance Armstrong'un kitabı
Yazıyorum: Aklıma esen herşeyi bloğuma
Kıskanıyorum: Seyahat edebilenleri
Özlüyorum: Görmediğim her an bebeklerimi
Seviyorum: Onları sanırım kendimden daha çok
İstiyorum: Bir an evvel kendi evimi
Bekliyorum: Bodruma taşınacağımız günü
Üzülüyorum: Hiç bir hobim olmadığı için
Planlıyorum: Vitray yapmayı
Bilmiyorum: Malzemeleri nerden alacağımı
Hayal ediyorum: İstediğimiz gibi bir ev yapabilecek ve seyahat edebilecek kadar para kazanmayı
Bitiriyorum: YORUMlarımı yazmayı zira bunun sonu yok :)
5 Ağustos 2009
Bernoşum
Aylar sonra, iki yabancı gibi değil, dün ayrılmış gibi günlük konulardan, zaten bildiğiniz hayatlarından, onun bildiğini bildiğin kendi hayatından bahsedebilmendir.
Seni ilk kez buluşumun üzerinden 12 yıl mı geçti ne (hatırlatmak istemem aslında o günü hiç), ne kadar da çok zaman olmuş. En çok da Fatoş'un evindeki kudurukluklarımızı hatırlayıp gülümsüyorum seni düşününce. Bir de, göl kıyısında, Fatoş'un arabasında, senin bir konserinden çıkışta, ellerimizde sıcak çukulatalarla senin o büyülü sesinden (şimdi adını hatırlayamadığım ama dinlemeyi çok sevdiğim) o şahane şarkıyı dinleyip ağladığımız, senin kostümüne kakao döktüğümüz, sonra da dakikalarca güldüğümüz o geceyi hatırlıyor musun?
Sesini duyunca dün, öyle benden bir sesti ki, sanki hergün telefonumda, her saat yanımda. 1000 kilometre uzağımda değil de, aynı şehirde iş güç kaygısından görüşemiyoruz gibi...
Benzer hayatlar değil mi zaten bizimkisi, benimki Aksaray seninki Elazığ'da saçma başlayan ama güzel devam eden hikayeler, benzer kaygılar sonrası evlilik, benzer sahip oluşlar, kucaklayışlar minik kalplerimizi...
Sen evet "bir arkadaşım"sın Bernoşum, ama biliyor musun, artık başka arkadaşlar edinmeye çekinir korkar oldum ben, benim buralarda en büyük derdim de, uzakta olmak arkadaşlarıma, yıllar içinde süzgeçten geçerek elenen, güçlükle biriktirdiğim... Geçmişteki kadar güven taşımadığımdan mı içimde yeni insanlara karşı, yoksa onlar bana güvenmediğinden mi? Kimseye anlatamam sanki artık sana anlattıklarımı, kimseden dinleyemem senden dinlediklerimi. Artık kimseyle biriktiremem 12 yılı, istesem de onlar benimle biriktirir mi bunca yaştan sonra, ya da zaman yeter mi?
Ah Bernoşum, ben seni bu ay buraya beklerken, İstanbul'a, meğer bloğumda bulacakmışım.
Meğer bunları yazarken geçmişe flashback'lerle gidip farkedecekmişim de, ah be Bernoşum ne kadar özlemişim seni.. dostluğunu... Güzel sesini dinlemeyi.. güzel güzel gülmeni..
Ben de duygusalım bu aralar.. Düşündüm de, özlemişim.
Kızıma mektup
Nasıl da büyüdün.. Abla oldun, kocaman bir birey oldun.. Daha dün "anne" dedin diye sevinmiyor muydum ben, bugün bak beni telefonla arayıp konuşuyorsun.. Ne zaman bir iki gün ayrı kalsak daha bir büyümüş geliyorsun bana. Sanki daha düzgün cümleler kurup, daha anlaşılır konuşuyorsun. Her yeni kelimeni, cümleni kaydedeyim, kasete kameraya alayım diyorum, ihmal ediyorum.. İleride bebek kelimelerini bebek cümlelerini hatırlamak istediğimde ne yapacağım?
Ah güzel kızım, beni arayıp, "anneciğim çok özledim ben sizi", "ben bugün otobüsle eve geliyorum" diyorsun ya, beni ağlatıyorsun annecim. Biz de seni çok özledik, çok çok, bak burnumun direği sızlıyor, gözlerim doluyor seni düşündükçe.
Şu an yoldasın, ilk uzun otobüs yolculuğunu yapıyorsun anneannenle. İnşallah uyuyorsundur. Anneannen aradığında "kulaklıkla müzik dinliyordun".. Nasıl da büyüyorsun benim minicik kalbim...
Neden bu kadar çok özledim seni? Gerçekten bilmiyorum. Bugün bir arkadaşım aradı, googledan tesadüf benim bloğumu bulmuş ve eski sayfaları okumuş, okudukça ağlamış.. Ben de şöyle bir göz gezdirdim de, senin haberini ilk aldığımız günü hatırladım. Önce boş gebelik demişlerdi, ertesi günkü kontrol usg.de minik kalbinin pıt pıt pıt attığını duyunca nasıl da hıçkıra hıçkıra ağlamıştım sevinçten.. İnsan hüzünlenince nedense, eski hüzünlerini sevinçlerini hatırlayıp tekrar yaşamak istiyor galiba.
Miniğim benim, şimdi büyüdün de abla mı oldun sen?
Bugün telefonda konuşurken, eniştem seni kızdırmak için "gitme sen bizle kal, biz seni çok özleriz sonra" dediğinde, ona "ama dedee Tuna beni çok özlemiş, eve gitmem lazım" deyişin yok muydu, sanki koccamaan bir kız gibiydi. Oysa sen kendin iki buçuk olmadın daha. Sen daha benim minik bebeğim minik kalbimsin.
Şu anda yoldasınız, sağlıcakla gelin emi benim canlarım, bak her gece 10 olmadan uyuyan beni uyku tutmadı heyecandan, yarın oldu ben hala bekliyorum. Galiba sabaha kadar uyuyamayacağım. Allah'ım nasıl bir duygu bu, boğazım yanıyor özlemden. Şunun şurasında 10 gün oldu görüşmeyeli.
Çok mu abartıyorum acaba? Acaba bu yüzden mi sütüm azaldı? Bilmiyorum.....
Allah'ım sağ salim kavuştur bizi.
4 Ağustos 2009
2 Ağustos 2009
Tatilde kolik ağlamaları ile nasıl başetmeli?
Bizim gibi gazlı ve kolikli bebeği olan birçok arkadaşımın aylarca evinden dışarı çıkmadığını biliyorum. Ama ben buna da karşıyım.. Çünkü koliği var diye evde yaşamaya alıştırılan bir bebeği büyüdükçe yaşama adapte etmek, dışarı çıkmaya alıştırmak, restorana, alışveriş merkezine götürmek daha da zorlaşıyor. Böylece siz de otomatik olarak hayatın kıyısında kalıyorsunuz.
Biz tatilde kolik için, evde ne yapıyorsak onu yapıyoruz. Evdeki düzenimizi tatilde de kurmaya çalışıyorum… Fön sesimiz, pışş pışş cdmiz, kundaklarımız, emziklerimiz yanımızda olacak. Bunlar işe yaramazsa, Tuna’yı slinge koyup, ağzına da emziği verip yürüyüşe çıkıyorum. Slingde anne sıcaklığı, benim kalp seslerim, yürüyüş ritmi, emzik – emme refleksi, formülünün işe yaramadığı olmadı… Tek endişem buna alışması çünkü sırt ağrılarım uzun süre Tuna’yı taşımama izin vermiyor. Kolik dönemi geçinceye kadar idare edeceğiz artık.
Bu arada gaz sancısı için bitkisel şurupları ya da damlaları içirmeye devam ediyorum. Şimdiye kadar kullandıklarım: Nurse Harvey's, Babuline, Neo Baby, Zinco damla.. Şu an Nurse ile Zincoyu aynı anda veriyorum. İşe yarıyor mu: Bilmem ama denemekten vazgeçemeyeceğim. Bunların tümü bitki şurubu, tarım bakanlığı ruhsatlı. Bir de Şebnem'in gönderdiği, sütü sindirmeye yarayan enzim olan laktaz içeren damlamız var. Bu sanırım Türkiye'de yok.. bitince bir şekilde İngiltere'den getirteceğim sanırım, çünkü en çok işe yaradığını hissettiğim bu oldu. Gerekirse atlar giderim Londra'ya alıp gelirim, yeter ki bebeğim sancı çekmesin. :)
31 Temmuz 2009
Ah be kızım
Ah be kızım..
Bende bütün hatlar karıştı şimdi. Şöyle bir iki saatlik yerde değilsin ki uçup gelip alayım seni..
Sen iki yaşında değil misin annecim, farketmezdin hani anneannenin yanında bizim yokluğumuzu?
Ah be kızım.. Dağıttın beni akşam akşam. Ne yapacağım ben şimdi?
Allah cezanı versin- her kimsen
30 Temmuz 2009
Çalışan makine tamir edilir mi
Bkz. Daha önce yaptın uyanacağını biliyorsun, aynı boku neden tekrar yiyorsun
Bkz. Sinir krizi geçiren bebek
Bkz. Tracy der ki "Nazlı bebekler uykuya çok hassastır kolayca meltdown yaşarlar"
Sonuç: Özür dilerim oğlum eşeklik ettim şimdi de seni sakinleştiremiyorum ağlıycam yahu
29 Temmuz 2009
2 bebekle tatil günlüğü Bölüm 2: Bebekle tatil için ipuçları
1. Nereye gitmeli: Tatil köyü otel motel pansiyon 40 günlük bebek için zor. En iyisi varsa kendinizin ya da anne – teyze – halanızın yazlığına gitmek. Nedeni, evinizin sağladığı güven ortamını bebeklere sunabilmek. Çevrenizde size destek olacak büyüklerinizin olması, istediğiniz yemekleri pişirebilmeniz ve ihtiyaç malzemelerini temin edebilmeniz önemli.
2. Neler götürmeli: Her iki bebeğin yaşına göre değişir. Benimkilerin ikisi de üç yaşın alında olduğundan ilaçlar, havlu, termometre, şampuan sabun gibi bebek malzemeleri ortaktı. Ateş düşürücü, burun damlası ve Tuna’nın halen kullandığımız ilaçları dışında ilaç almadım, burada Damla’nın geçen yıldan kalan alerji ilaçları var ve yakında şehir merkezi ve birçok eczane de var. Bebek telsizimi aldım ve oldukça da sık kullandım. Biz terasta otururken bebeği içeride uyutunca mesela… Kıyafet konusunda abartmamakta yarar var, ne de olsa mecburen sıkça çamaşır yıkanıyor (bu sefer yıkamayayım diyordum ama battaniye, kundak bezi gibi hayati şeyler kirlenince mecbur yıkanıyor.. bu da evi otele tercih etmemizde etken). Mama sandalyemizden asla ayrılamazdık…Bu sefer her iki bebeğe de yatak götürmedim, Damla hanım artık park yatak yerine normal yatakta yatabiliyor, Tuna’yı da bebek arabasının yatak şekline dönüşebilen üst kısmında uyuttum. Damla hanıma bol bol mayo ve sudan çıkınca giymesi için plaj bornozu aldım. Ayakkabı götürmedim, kendime terlik, Damla’ya da Crocs ve suda giymesi için aldığım çakma crocsları getirdim. Sinek ilacı, güneş kremi, diş fırçası vs kişisel ihtiyaç listesini herkes kendilerine göre hazırlayabilir.
3. Ne kadar süreyle: Bunu ben de bilmeyerek gittik. Damla hanımın ihtiyacına ve benim dayanma kapasiteme göre bir ya da iki hafta olarak değişecekti… Sonuç: Biz bir hafta dayanabildik, Damla hanım hala orda.
4. Yöre olarak nereye: Akdeniz bu mevsimde bebekler için oldukça sıcak. Kumsalı olan, denizi temiz olan ve Türkiye’nin en temiz havasına sahip olan Altınoluk Edremit Ayvalık tarafları bence çok uygun.
5. Bebekle tatilden ne beklemeliyiz: Bence – ki oldukça cesur bir anneyimdir ve bebeklerimi heryere götürme, çocuğum var diye hayattan geri kalmama taraftarıyımdır- bebekle tatilden çok şey beklememek gerek. Önce beklentimizi netleştirelim: Bol güneş, deniz, sınırsızca yüzme, geceleri disko bar arayan biriyseniz başka zamana bırakın derim. Açıkçası benim beklentim kızımın deniz ve kumdan maksimum faydalanması, benimse temiz hava ve bahçeli bir evde İstanbul’un stresinden uzaklaşıp kafa dinlememdi. Bu anlamda gayet iyi gitti diyebilirim. Hatta fırsat buldukça, bebeği uyutup evdekilere emanet ederek bir iki kez denize bile gidebildim. Ama henüz kırk günlük bir bebekle tüm günü plajda güneşin altında geçirmek ya da gece geç saatlere kadar keyif yapmak hayalcilik olurdu. Hele de bir melek bebek ya da kitap bebek yerine Tuna gibi nazlı bebeğiniz varsa (bkz Tracy Hogg). Bu nedenle annem ve teyzem Damla ile plaja giderken ben de evde, sessiz ve huzurlu bir ortamda bebeğimin keyfini çıkardım. Onun keyfi yerindeyse arabasına koyup plaja ya da yürüyüşe gittim. Uyurken oturup sessiz terasta kitap okudum. Tatilin her anını yaşadım ve dinlendim kısacası … Akşam da bebekler uyuyunca ben de yattım.. Yeni günün neler getireceği belli olmaz ne de olsa :)
Taa ki Tuna’nın koliği abartıp beni de çileden çıkartıncaya kadar.. Bu da 7. günümüze denk geldi. İki gün boyunca onu sakinleştiremeyince, evdekileri daha fazla rahatsız etmemek ve kocacığımın desteğini alabilmek adına Tuna ile birlikte döndük.
Devamı: Tatilde kolik ağlamaları ile nasıl başetmeli? (Gerçi çok da fazla başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim ya)
28 Temmuz 2009
Uyumayı unutan bebek

A) Kaynar kazana atılır, altına da odun atılır
B) Kapıcıya verilir o da kapıcı pazarında satar
C) Altınoluk’ta nasıl olup da gece emmek için bile uyanmadığına şaşılıp kalınır
D) 6’da güç bela uyuyakalınca o kadar masum görünür ki, koklayıp öperken geri uyandırılır
E) Hepsi.
Doğru cevap: E
27 Temmuz 2009
2 bebekle tatil günlüğü, Bölüm 1: Hazırlık
Tatil benim için dinlenmek, huzur, sessizlik ve güzel bir deniz demek. Tatil köyünün amaçsız kalabalığı ya da gürültüsü, gece hayatı, havuz ve havuz başının çılgın (!) eğlencelerinden nefret edişim bundan.. Bu nedenle teyzemlerin Altınoluk’taki yazlığı benim için biçilmiş kaftan.
Türkiye’nin en güzel denizlerinden biri, sessiz sahil, uzun yürüyüşler, ev rahatı, bebeklerim için sığınmaya hazır ev huzuru, tatil planımın ihtiyaç listesini oluşturan bir adet anne ve teyze de eklenince, bu benim tek şansım galiba bu yıl tatil için. Eşim izin kullanamayacak zira…
Altınoluk'ta deniz bu renk, su şeffaf, dibi bu kadar net görünüyor...
Teyzeme defalarca soruyorum, bebek ağlamasına tolerans sınırınız ne, emin misiniz diye… Bize yıllardır kapılarını nasıl açtılarsa, bebeklerimize de sımsıcak açıyorlar, Damla hanım 4 aylıkken nasıl içten buyur ettilerse yine ediyorlar… (Bence onlar da emin değiller neler yaşayabileceğimizden, birlikte göreceğiz)..
Hazırlık aşaması zor ve uzun sürüyor.. Tek bebekle tatile giderken arabanın üzerine bagaj takmıştık, iki bebekle bize bir konteyner gerek… Ama ben daha deneyimliyim, pratik de bir insanım, hallederim. Nitekim, arabaya sığıyoruz.. (Kendim için sık sık Tefal gibi kadınım diyorum, ben her şeyi düşünürüm :) )… Hem evde kullandığımız her şeyden bir miktar alacağız, konforumuz eksilmeyecek, böylece üç valiz giysi – bebek bezi – malzemesi, hem iki bebek arabası, mama sandalyesi, kendimizinkiler ve teyzemlere aldığımız 4 plaj sandalyesi ve şemsiye, Damla hanımın scooter’ı (bisikletini alacaktım sığmadı), plaj oyuncaklarının durduğu çanta, kaç gün kalacağımızı bilemediğimden 10 şişe Vita Malt’ı koyduğum çanta, iki bebek araba koltuğu, iki bebek sırt çantası (klasik bebek çantalarını sevmediğimden sırt çantası kullanıyorum), bebek bezi paketleri, Damla hanımın kitapları, kendime bir iki kitap, bir de Tuna Bey’e pışş pışş ve fön cd’lerimizi dinletmek için portable cd çalarımız olmadığından cd-man ve iki kocaman hoparlörden oluşan sistemi koyduğumuz koca torbayı ekleyince, eeee… İnanılmaz ama arabaya sığdık! İki kadın bir adam iki bebek ve tüm bu eşyalar… Ha bir de market alışverişi yaptık, aldıklarımızı koyduğumuz koca koli vardı….. Bu bağlamda kızımın bisikleti sığmadı diye sızlanamadım bile, ama buraya varınca scooter’ı görünce nasıl sevindim, zira bir oyuncak bebek bile alacak yer kalmayan bagajda kocam beni sevindirmek için koca scooter’ı sığdırmış :)
Yola çıkmadan bir önceki gün, iki bebeğimi uyuttuktan sonra çantaları hazırlamak ve hiçbirşey unutmamak için gece bire kadar uğraştım, ikide de uyanıp yola çıktık. Bebekler yolda uyusun ve rahat edelim’di düşüncemiz.. Ama sabah altıda ikisi de dikildi ve yolun bir kısmı zor geçti… Ama yine de umduğumdan kolaydı diyebilirim… Yolda iki saatten fazla uyuyamadığımdan buraya vardığımızda epey yorgundum… Buna nazlı bir bebek (bkz: Tracy) olan oğlumun gün boyunca ağlaması tuz biber ekti.. Neyse ki ilk gün kocam yanımdaydı ve bu ağlamaların dindirilmesinde büyük rol oynadı. Gece Tuna’nın koliği tuttu, oldukça geç bir saate kadar uyuyamadı ve ağlamasını sakinleştiremedik bir türlü. Sanırım yol yorgunluğu ve ortam değişikliğinden nazlı bir bebek olarak oldukça fazla etkilenmişti.
Resimde: Ağlayan Tuna.... buna çıldırmış ve ağlamaktan kendini kaybetmiş Tuna da diyebiliriz (Kolikli bebeği olanların yabancı olmadığı bir resim)
Damla hanım anneannesiyle oldukça iyi idare etti, hiç sorun çıkarmadı. Ben, akşam, bu kadar çok ağlayan bir Tuna ile tek başıma babası olmadan başedemeyeceğime karar verdim ve ertesi gün kocamla eve dönmeye, annemi kızımla burada bırakmaya karar vererek yattık….
Bu arada merak eden olursa, biz de 1 hafta kaldık, ertesi gün dönmedik... Devamını da anlatacağım...
Hatta oldukça da iyi vakit geçirdik... Uzun güzel sabah yürüyüşleri ile
Kızımla bol bol okuduğumuz kitaplarla...
Yarın: İlk günden eve götürülecek önemli notlar ve iki bebekle tatile gitmek için işinize yarayabilecek bilgiler
Aha da bu evi de satın almak istiyorum sponsor arıyorum:
(Ama henüz satılık değil)
17 Temmuz 2009
Oğluma ilk mektup
16 Temmuz 2009
12 Temmuz 2009
10 Temmuz 2009
Meme başı çatlağını önlemenin yolları
Ne yaparsanız yapın iyileşmez. Sürekli aynı travmaya maruz kalan bir yara nasıl iyileşsin.. Sizi temin ederim ki, piyasada bulunan, bizim hastalara reçete ettiğimiz hiçbir ilaç bu yaraları iyileştiremiyor ve en az 2-3 ay sürüyor bu işkence.
Çektiğim acılara birebir tanıklık eden sevgilim bile, geçen Tuna Bey kendi kolunu cop diye kapıp emip morarttiğinda, "şimdi anca anlıyorum seni, bir kez emince bu kadar morardı, her an emse kimbilir nasıl olurdu" dedi..
İşte ben burada insanlık namına, bu yaraların oluşmasını önlemek için neler yapılabileceğini yazacağım. :))
Herşeyden önce, ben tüm hamileliğim boyunca Lanolinli krem kullandım (piyasa isimlerinden de bildiklerimi yazayım: Lansinoh, Lanoise (bende bu ikincisi vardı onu kullandım).
Bunun amacı meme başını sertleştirmek ve travmaya hazırlamak. Bunun yerine E vitamini kapsülünü de açıp günde 1 kez meme başına uygulayabilirsiniz, yalnız en az doğumdan 3 ay önce başlamak gerek...
Doğum günü ilk emzirmenin doğru pozisyonda olması çok önemli. Pozisyonu vs anlatmayacağım ama doğru tutuş sağlamada bebek hemşireleri yardım ediyor. Buradan sonra kritik olan meme başının kuru tutulması. Göğüs pedlerini kullanmak için bu aşama erken. İlk birkaç gün meme kalkanı denen, oldukça komik görünen, emzirme sütyeninin içinde füzeye benzeyen şeyler var, %100 kuru tutuyor (Avent ve Chicco'da var bildiğim). Daha da güzeli, meme başını açıkta bırakıp havayla kurutmak (bunun için, hastanede pek mümkün değil ya, amazon gibi gezmek gerek, bir tülbent göğüslerin üstüne örtülebilir)..
Benim hastanedeki hemşireler önermediler ama benim ilk seferinde hayatımı kurtaran bu sefer de bence yara olmasını önleyen, herkese mutlaka önerdiğim, karbonatlı su ile temizlemek. Ben ilkinde çok çektiğim ve karbonatla yaşama geri döndüğüm için bu sefer yara olmasın diye çook uğraştım. Her emzirmeden önce ve sonra ılık karbonatlı su ile silip biraz anne sütü ile ıslatıp füze kalkanları (!) taktım. Mümkün olduğu seferlerde açık kurumaya bıraktım. Dediğim gibi ilk birkaç gün çok önemli, yara hemen oluyor çünkü.
Yara olmasa bile acıma hissi çooook belirgin ve bir süre (en az 2 hafta) devam ediyor.. Korkmayın, geçecek, karbonatla silmeye devam. Bu aşamada her emzirmeden sonra lanolinli krem ya da alternetif olarak Du'it, Mustela, Mothercare nipple cream gibi piyasada bulunan meme başı kremlerini sürebilirsiniz rahatlatsın diye (ben hepsini denedim, hiçbiri işe yaramadı. Ama bünyeden bünyeye farkedebilir)..
Bu sefer kazasız atlattım çok şükür.
Sizde hiç yara olmamış olabilir, şanslısınız..
Ya da "bana olmaz" dediniz ve yukarıdaki önlemleri almadınız, yara oldu.
Ben geçen sefer üç ay acı çektikten sonra şöyle iyileştirebilmiştim yaralarımı: Önce yoğun bir karbonatlı su kürü (başta çok yakıyor, pişiriyor çünkü), her seferinde epitelizan skatrizan bir krem sürülüp kurutulmalı (Bepanthene plus, Garmastan ve benzerleri var.. Ama bende işe yaramadılar. Almanya'dan bitkisel bir krem gönderdi arkadaşım, güllü, Rosatum Heilsalbe, ancak bununla iyileşti).. Yara olmadan da acıdığı dönemde bepanten vs. yumuşatıp acısını azaltabilir. Unutmayın bu son gruptakileri emzirmeden önce iyice temizlemek gerek..
Umarım deneyimlerim birilerinin işine yarar :)
bir de unutmayın: %100 anne sütü :))
EDIT: Tuna Bey'den tam üç gün büyük olan Mete Beyi'in annesi olan halamızdan meme başı çatlağı ilacı için mucize formül (biz ayva bulamadığımızdan yapamadık ama bu formül bana mantıklı geldi, benim Wala Rosatum kremimde de gül var): ayva çekirdeğini gül suyunda üç gün beklet, jel haline geliyormuş, meme başına sür.
3 Temmuz 2009
5 Sevgi Dili - ALINTI
"Aşık olma deneyimini olduğu gibi, yani geçici bir duygusal yükselme olarak kabul edebilir ve artık eşimizle birlikte gerçek sevgiyi kovalayabiliriz. Bu tür sevgi, doğası itibarıyla duygusaldır fakat tutkulu değildir. Aklı ve duyguyu birleştiren bir sevgidir. İradeye bağlı bir eylemdir ve disiplin gerektirir. Kişisel gelişim ihtiyacını kabul eder. En temel duygusal gereksinmemiz aşık olmak değil, birbirimiz tarafından gerçekten sevilmek; sevginin içgüdüyle değil, akıl ve seçimle büyüdüğünü bilmektir." "Benim, beni sevmeyi seçen, bende sevilmeye değer birşey gören biri tarafından sevilmeye ihtiyacım var."
"Bu tür sevgi çaba ve disiplin ister. Bu, enerjinizi çaba göstererek ve karşınızdaki kişinin de yararlanacağı şekilde sarf etme seçimidir. Sizin çabanız sayesinde karşınızdaki kişinin yaşamının zenginleştiğini bilmek, sizde de bir tatmin duygusu oluşturacaktır. Bu, aşık olma deneyiminin sevinçten uçma duygusunu gerektirmez. Gerçekte, aşık olma deneyimi vadesini tamamlamadan gerçek sevgi başlayamaz."
"Akılcı ve iradeli sevgi... Bilgelerin bizi hep davet ettiği sevgidir."
Gary Chapman, 5 Sevgi Dili
1. Onay sözleri
2. Nitelikli beraberlik
3. Armağan alma
4. Hizmet davranışları
5. Fiziksel temas
Benden not: Bu kitabı 2. kez okuyorum; üzerinde çalışacağım..
