Buyrun, ben

Buyrun, ben
bebekle tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebekle tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2012

Jurassic Land, Forum İstanbul

Her ailenin biz dinozor dönemi oluyor sanırım, erkek çocuğu olan arkadaşlarımda bu gözlemi hep yapmışımdır. Ama nedense :) benim oğlumun ne işi olur canım dinozorlarla demişimdir kendi kendime...
Ama öyle değilmiş. Erkeklerin genlerinde yazıyormuş dinozorlar :) Bir süredir bunu deneyimlemiş bulunuyorduk.
Hatta Damla hanım da Tuna'nın ilgisine bakıp dinozorcu olup çıkmıştı (mesela bugün markete giderken arabada dinozor timi kurdular)
TV'de İstanbul'daki dinozor parkını görünce söz vermiştim onları götüreceğime dair.
İyi ki de gitmişiz... Hem çok eğlendik, hem de değişik şeyler öğrendik. Dinozor parkı, farklı bölümlerden oluşan bir eğlence alanı. İlk girişte müzeyle karşılaşıyorsunuz. Dinozor kemikleri (hepsi çakma ama orijinal gibiler), yumurtaları, ayak izleri, resimler.. bir müze kıvamında sunuluyor. Rehberler eşliğinde geziliyor, bol bol bilgi de veriyorlar. Sonra dinozor laboratuvarında güya dinozor üretimini, yumurtadan çıkışlarını, kuluçka makineleri, yaşasaydı veterinerde nasıl tedavi edilirlerdi vs, canlandırmalarını geziyorsunuz. Herşey güzel düşünülmüş, gerçek gibi. Sadece etçil dinozorlar bölümünde rehber "sessiz olun, bunlar çok tehlikeli, insan yiyebilirler, ürkütmeyin, çok hareket etmeyin" deyip karanlık salonda el feneriyle hareket edip ses çıkaran dev dinozorları gösterince biraz korktuk... Üç yaşında bir çocuk için, hatta beş yaşındaki kızım için bile fazla gerçekçi ve korkutucuydu.... Ama güzeldi.
Bir de dört boyutlu sinema var, beş dakikalık bir film izliyorsunuz. Dinozor saldırısına uğruyorsunuz ve salyalarının yüzünüze sıçramasından tutun arabanızın devrilmesine kadar son derece gerçekçi olduğundan bizim için çok korkutucuydu.
En son bölümde dinozorlarla hatıra fotoğrafı çektirebilir ve hediyelik eşya alabilirsiniz. Biz bir yumurta aldık, suya koyduk. İki gün sonra içinden dev bir dinozor çıktı. Her gün kabuğunun bir parçası kırılıyordu, tamamının yumurtadan çıkmasını bekleyemedik, dinozorumuzu İstanbul'da bırakıp dönmek zorunda kaldık..
Uzun lafın kısası, Dinozor parkı görülmeye değerdi. Giriş için iki çocuk ve benim için 65 TL istediler, ancak sonra Tuna beyi iki yaş altı kontenjanından aldılar ve 45 lira tuttu biletlerimiz.
Dinozor meraklısı küçük bey ve hanımlara gidip bi gezmelerini öneririz biz.

İstanbul'da kaç gün yeter?

Bir hafta yetmedi, orası kesin... Anneme mi doyayım, bahçede güneşli bahar günlerinin tadını mı çıkarayım, kardeşlerimle vakit mi geçireyim, arkadaşlarımı mı göreyim, İstanbul'u mu, özlediğim yerlere mi gideyim, şaşırdım kaldım. Maymun iştahlı bir çocuk gibi oradan oraya savruldum. İstanbul kazan ben kepçe dolandım durdum, ne doydum ne de bişey anladım. Kısacık geçti bir hafta..
Kapalıçarşı'ya, Eminönü'ne gidemedim mesela.. Beşiktaş sokaklarında, Bebek'te deniz kıyısında yürüyemedim. Üsküdar'dan motorla Beşiktaş'a geçemedim. Kızımı Deniz Anaokulu'na götüremedim, köşelerde saklanmış dükkanlarımdan, Ali'den Suat'tan alışverişe gidemedim. Emirgan'da kahvaltı edemedim. İstiklal'e çıkamadım.
Yahu ne yaptım ben o zaman? Haftalar öncesinden söz verdiğim gibi bebeklerimi Dinozor Parkı'na götürdüm (ne cesaret, arabasız iki bebek dört büyükle Koşuyolu'ndan Bayrampaşa'ya gitmek)... Sonra Forum'a gitmişken İkea & HM klasiği. Ertesi günüm de küçük gelen kıyafetleri değiştirmek için aynı yolu tepmekle geçti.. Bu kez taksiye binmedim ama, güya toplu taşımayı kullandım, topa dizecektim az daha. Aynı hattaki metro - tramvay - metrobüsü kullanmak için 5 aktarma yapıp beş kez bilet atıp rezil oldum kısacası..
İstanbul'dan soğumadım ama trafiğine epeyce iyi söylendim.
Arkadaşlarımı görmeye çalıştım elimden geldiğince, kısa kısa da olsa... Söylene söylene onları arkamda bırakıp İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldığım için.
Sonra prensesimin beş yaş doğumgünü partisini yaptık, güzel bir partiydi, şahane geçti. Güneş de bizimleydi annemlerin nefis bahçesinde, sevdiklerimiz de...
Ne ara büyüdüğünü anlayamadığımız miniklerimiz.... Siz ne ara doğdunuz da ne ara bu kadar oldunuz?
Canım arkadaşlarım ne iyi ettiniz de geldiniz, nasıl özlemişim tek tek hepinizi..
Canım annem, gene neler döktürdün, yedirdin içirdin bizi... Nefis bir partiydi, sayende.
Nasıl da mutluyum, yüzümden belli değil mi? Çok şükür, bu güzelliklere, bebeklere, bu aileye arkadaşlara sahip olduğum için.

25 Temmuz 2010

Şu sıra elimde neler var?

Elimdeki bütün kartları açıyorum. Buyrun:
Bir adet sokak çocuğu,


Bir adet genç kız namzeti,


..ve iki kardeş :)

11 Mayıs 2010

Ben çoktan o suyun içindeyim

Yıllar önce bir TV dizisi vardı. Hatırlayan olacaktır mutlaka, orda bir Dr Zeynep vardı, Necla Nazır. Bir zıpır sevgilisi (nişanlısı) olan idealist bir dr. Bunlar İstanbul sosyetesinden oldukça da zengin arkadaşlardı. Tayini Yanıkhan diye, Türk bayrağının dalgalandığı, ama epeyce uzak bir yere çıkınca, nişanlısı ne işin var Yanıkhan’da, bu sosyetik hayatı bırakıp nasıl gideceksin tarzında bir konuşma yapınca, dr Zeynep demişti ki, ki yıllardır aklımdan çıkmaz,
“Ben çoktan Yanıkhan’dayım..”
Nişanlıyı ve İstanbul’u bırakıp gitmişti.
Gerisi çook da mühim değil. Ben de Dr Zeynep olduğum yıllar, henüz idealist, henüz taze ve henüz bıkmamış iken, çektim gittim Anadolu’ya, daha önceden haritada yerini bile bilmediğim bir köye. Gittim de ne oldu, ne o köylüler kurtuldu ne ben. Çünkü beni hiç o köye vermediler ki.. Direk olarak zaten başka dr.ların zaten olduğu ilçe merkezinde başladım göreve.
Kaymakamın çooook büyük devlet adamı olduğu, savcının çooook büyük savcı olduğu, savcının karısı eski adliye katibinin çoook büyük savcının karısı hanım olduğu, benden başka herkesin çooook büyük bişeyler olduğu, benimse hiçbişey, küçük bir pratisyen dr olduğum ilçeye.
(Kaçışım muhteşem oldu sonra ordan. Kocaaaa kaymakam (e orda devlet o) kendi nişanıma gitmeme izin vermeyince kaçarak, sonra tayin yaptırıp il merkezine geçerek… O da arkamdan hırsını alamayıp izinsiz il dışına çıktığım için arkamdan kınama cezası gönderdi de, zaten kocaaaa kaymakamdı, belki biraz daha nereleri büyüdü çok merak ederim yıllardır….)
Bana şimdi akşam akşam bunları yazdıran ne bilmem. Aklıma şu resme bakarken geldi bütün bunlar…
Ben çoktan Yanıkhan’dayım lafından..
Bu resme bakalıberi ben çoktan o suyun içindeyim de…


Resim Ebru’nun Facebook sayfasından (ç)alıntıdır, sevgilerimle öperim kendisini ve bir daha da Çeşme ve Antalya resimleri koymaktan menederim :)

2 Ağustos 2009

Tatilde kolik ağlamaları ile nasıl başetmeli?

Bizim gibi gazlı ve kolikli bebeği olan birçok arkadaşımın aylarca evinden dışarı çıkmadığını biliyorum. Ama ben buna da karşıyım.. Çünkü koliği var diye evde yaşamaya alıştırılan bir bebeği büyüdükçe yaşama adapte etmek, dışarı çıkmaya alıştırmak, restorana, alışveriş merkezine götürmek daha da zorlaşıyor. Böylece siz de otomatik olarak hayatın kıyısında kalıyorsunuz.
Biz tatilde kolik için, evde ne yapıyorsak onu yapıyoruz. Evdeki düzenimizi tatilde de kurmaya çalışıyorum… Fön sesimiz, pışş pışş cdmiz, kundaklarımız, emziklerimiz yanımızda olacak. Bunlar işe yaramazsa, Tuna’yı slinge koyup, ağzına da emziği verip yürüyüşe çıkıyorum. Slingde anne sıcaklığı, benim kalp seslerim, yürüyüş ritmi, emzik – emme refleksi, formülünün işe yaramadığı olmadı… Tek endişem buna alışması çünkü sırt ağrılarım uzun süre Tuna’yı taşımama izin vermiyor. Kolik dönemi geçinceye kadar idare edeceğiz artık.

Bu arada gaz sancısı için bitkisel şurupları ya da damlaları içirmeye devam ediyorum. Şimdiye kadar kullandıklarım: Nurse Harvey's, Babuline, Neo Baby, Zinco damla.. Şu an Nurse ile Zincoyu aynı anda veriyorum. İşe yarıyor mu: Bilmem ama denemekten vazgeçemeyeceğim. Bunların tümü bitki şurubu, tarım bakanlığı ruhsatlı. Bir de Şebnem'in gönderdiği, sütü sindirmeye yarayan enzim olan laktaz içeren damlamız var. Bu sanırım Türkiye'de yok.. bitince bir şekilde İngiltere'den getirteceğim sanırım, çünkü en çok işe yaradığını hissettiğim bu oldu. Gerekirse atlar giderim Londra'ya alıp gelirim, yeter ki bebeğim sancı çekmesin. :)

29 Temmuz 2009

2 bebekle tatil günlüğü Bölüm 2: Bebekle tatil için ipuçları

İki bebekle tatile gitmek için işinize yarayabilecek bilgiler:
1. Nereye gitmeli: Tatil köyü otel motel pansiyon 40 günlük bebek için zor. En iyisi varsa kendinizin ya da anne – teyze – halanızın yazlığına gitmek. Nedeni, evinizin sağladığı güven ortamını bebeklere sunabilmek. Çevrenizde size destek olacak büyüklerinizin olması, istediğiniz yemekleri pişirebilmeniz ve ihtiyaç malzemelerini temin edebilmeniz önemli.

2. Neler götürmeli: Her iki bebeğin yaşına göre değişir. Benimkilerin ikisi de üç yaşın alında olduğundan ilaçlar, havlu, termometre, şampuan sabun gibi bebek malzemeleri ortaktı. Ateş düşürücü, burun damlası ve Tuna’nın halen kullandığımız ilaçları dışında ilaç almadım, burada Damla’nın geçen yıldan kalan alerji ilaçları var ve yakında şehir merkezi ve birçok eczane de var. Bebek telsizimi aldım ve oldukça da sık kullandım. Biz terasta otururken bebeği içeride uyutunca mesela… Kıyafet konusunda abartmamakta yarar var, ne de olsa mecburen sıkça çamaşır yıkanıyor (bu sefer yıkamayayım diyordum ama battaniye, kundak bezi gibi hayati şeyler kirlenince mecbur yıkanıyor.. bu da evi otele tercih etmemizde etken). Mama sandalyemizden asla ayrılamazdık…Bu sefer her iki bebeğe de yatak götürmedim, Damla hanım artık park yatak yerine normal yatakta yatabiliyor, Tuna’yı da bebek arabasının yatak şekline dönüşebilen üst kısmında uyuttum. Damla hanıma bol bol mayo ve sudan çıkınca giymesi için plaj bornozu aldım. Ayakkabı götürmedim, kendime terlik, Damla’ya da Crocs ve suda giymesi için aldığım çakma crocsları getirdim. Sinek ilacı, güneş kremi, diş fırçası vs kişisel ihtiyaç listesini herkes kendilerine göre hazırlayabilir.

3. Ne kadar süreyle: Bunu ben de bilmeyerek gittik. Damla hanımın ihtiyacına ve benim dayanma kapasiteme göre bir ya da iki hafta olarak değişecekti… Sonuç: Biz bir hafta dayanabildik, Damla hanım hala orda.

4. Yöre olarak nereye: Akdeniz bu mevsimde bebekler için oldukça sıcak. Kumsalı olan, denizi temiz olan ve Türkiye’nin en temiz havasına sahip olan Altınoluk Edremit Ayvalık tarafları bence çok uygun.

5. Bebekle tatilden ne beklemeliyiz: Bence – ki oldukça cesur bir anneyimdir ve bebeklerimi heryere götürme, çocuğum var diye hayattan geri kalmama taraftarıyımdır- bebekle tatilden çok şey beklememek gerek. Önce beklentimizi netleştirelim: Bol güneş, deniz, sınırsızca yüzme, geceleri disko bar arayan biriyseniz başka zamana bırakın derim. Açıkçası benim beklentim kızımın deniz ve kumdan maksimum faydalanması, benimse temiz hava ve bahçeli bir evde İstanbul’un stresinden uzaklaşıp kafa dinlememdi. Bu anlamda gayet iyi gitti diyebilirim. Hatta fırsat buldukça, bebeği uyutup evdekilere emanet ederek bir iki kez denize bile gidebildim. Ama henüz kırk günlük bir bebekle tüm günü plajda güneşin altında geçirmek ya da gece geç saatlere kadar keyif yapmak hayalcilik olurdu. Hele de bir melek bebek ya da kitap bebek yerine Tuna gibi nazlı bebeğiniz varsa (bkz Tracy Hogg). Bu nedenle annem ve teyzem Damla ile plaja giderken ben de evde, sessiz ve huzurlu bir ortamda bebeğimin keyfini çıkardım. Onun keyfi yerindeyse arabasına koyup plaja ya da yürüyüşe gittim. Uyurken oturup sessiz terasta kitap okudum. Tatilin her anını yaşadım ve dinlendim kısacası … Akşam da bebekler uyuyunca ben de yattım.. Yeni günün neler getireceği belli olmaz ne de olsa :)
Taa ki Tuna’nın koliği abartıp beni de çileden çıkartıncaya kadar.. Bu da 7. günümüze denk geldi. İki gün boyunca onu sakinleştiremeyince, evdekileri daha fazla rahatsız etmemek ve kocacığımın desteğini alabilmek adına Tuna ile birlikte döndük.

Devamı: Tatilde kolik ağlamaları ile nasıl başetmeli? (Gerçi çok da fazla başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim ya)

27 Temmuz 2009

2 bebekle tatil günlüğü, Bölüm 1: Hazırlık

Tatil için yola çıktığımız günün sabahında dahi emin olmayarak gitmeye, ağırdan alarak yapıyorum hazırlıklarımı. 2 bebekle, tatile? Nasıl olacak, kocamsız, henüz 40 günlük olmuş ve henüz hiçbir düzeni olmayan oğlum ve 2 buçuk yaşına gelmemiş kızımla.. Annem de olmasa hiç cesaret edemem ve kızım denizi kumu çok sevmese… Ondan ayrılmayı göze alsam annemle ikisi gidecek ama evde oturduğum günlerde ona o kadar bağlandım ki iki günlük ayrılığı bile göze alamıyorum… Gidelim de hele bir, ilk gece denedik baktık olmuyor, ertesi gün babamızla döneriz biz de diyorum. Kısacası, giderken bile bilmiyorum kalıp kalmayacağımı.


Tatil benim için dinlenmek, huzur, sessizlik ve güzel bir deniz demek. Tatil köyünün amaçsız kalabalığı ya da gürültüsü, gece hayatı, havuz ve havuz başının çılgın (!) eğlencelerinden nefret edişim bundan.. Bu nedenle teyzemlerin Altınoluk’taki yazlığı benim için biçilmiş kaftan.
Türkiye’nin en güzel denizlerinden biri, sessiz sahil, uzun yürüyüşler, ev rahatı, bebeklerim için sığınmaya hazır ev huzuru, tatil planımın ihtiyaç listesini oluşturan bir adet anne ve teyze de eklenince, bu benim tek şansım galiba bu yıl tatil için. Eşim izin kullanamayacak zira…

Altınoluk'ta deniz bu renk, su şeffaf, dibi bu kadar net görünüyor...


Teyzeme defalarca soruyorum, bebek ağlamasına tolerans sınırınız ne, emin misiniz diye… Bize yıllardır kapılarını nasıl açtılarsa, bebeklerimize de sımsıcak açıyorlar, Damla hanım 4 aylıkken nasıl içten buyur ettilerse yine ediyorlar… (Bence onlar da emin değiller neler yaşayabileceğimizden, birlikte göreceğiz)..

Hazırlık aşaması zor ve uzun sürüyor.. Tek bebekle tatile giderken arabanın üzerine bagaj takmıştık, iki bebekle bize bir konteyner gerek… Ama ben daha deneyimliyim, pratik de bir insanım, hallederim. Nitekim, arabaya sığıyoruz.. (Kendim için sık sık Tefal gibi kadınım diyorum, ben her şeyi düşünürüm :) )… Hem evde kullandığımız her şeyden bir miktar alacağız, konforumuz eksilmeyecek, böylece üç valiz giysi – bebek bezi – malzemesi, hem iki bebek arabası, mama sandalyesi, kendimizinkiler ve teyzemlere aldığımız 4 plaj sandalyesi ve şemsiye, Damla hanımın scooter’ı (bisikletini alacaktım sığmadı), plaj oyuncaklarının durduğu çanta, kaç gün kalacağımızı bilemediğimden 10 şişe Vita Malt’ı koyduğum çanta, iki bebek araba koltuğu, iki bebek sırt çantası (klasik bebek çantalarını sevmediğimden sırt çantası kullanıyorum), bebek bezi paketleri, Damla hanımın kitapları, kendime bir iki kitap, bir de Tuna Bey’e pışş pışş ve fön cd’lerimizi dinletmek için portable cd çalarımız olmadığından cd-man ve iki kocaman hoparlörden oluşan sistemi koyduğumuz koca torbayı ekleyince, eeee… İnanılmaz ama arabaya sığdık! İki kadın bir adam iki bebek ve tüm bu eşyalar… Ha bir de market alışverişi yaptık, aldıklarımızı koyduğumuz koca koli vardı….. Bu bağlamda kızımın bisikleti sığmadı diye sızlanamadım bile, ama buraya varınca scooter’ı görünce nasıl sevindim, zira bir oyuncak bebek bile alacak yer kalmayan bagajda kocam beni sevindirmek için koca scooter’ı sığdırmış :)

Yola çıkmadan bir önceki gün, iki bebeğimi uyuttuktan sonra çantaları hazırlamak ve hiçbirşey unutmamak için gece bire kadar uğraştım, ikide de uyanıp yola çıktık. Bebekler yolda uyusun ve rahat edelim’di düşüncemiz.. Ama sabah altıda ikisi de dikildi ve yolun bir kısmı zor geçti… Ama yine de umduğumdan kolaydı diyebilirim… Yolda iki saatten fazla uyuyamadığımdan buraya vardığımızda epey yorgundum… Buna nazlı bir bebek (bkz: Tracy) olan oğlumun gün boyunca ağlaması tuz biber ekti.. Neyse ki ilk gün kocam yanımdaydı ve bu ağlamaların dindirilmesinde büyük rol oynadı. Gece Tuna’nın koliği tuttu, oldukça geç bir saate kadar uyuyamadı ve ağlamasını sakinleştiremedik bir türlü. Sanırım yol yorgunluğu ve ortam değişikliğinden nazlı bir bebek olarak oldukça fazla etkilenmişti.
Resimde: Ağlayan Tuna.... buna çıldırmış ve ağlamaktan kendini kaybetmiş Tuna da diyebiliriz (Kolikli bebeği olanların yabancı olmadığı bir resim)

Damla hanım anneannesiyle oldukça iyi idare etti, hiç sorun çıkarmadı. Ben, akşam, bu kadar çok ağlayan bir Tuna ile tek başıma babası olmadan başedemeyeceğime karar verdim ve ertesi gün kocamla eve dönmeye, annemi kızımla burada bırakmaya karar vererek yattık….


Bu arada merak eden olursa, biz de 1 hafta kaldık, ertesi gün dönmedik... Devamını da anlatacağım...
Hatta oldukça da iyi vakit geçirdik... Uzun güzel sabah yürüyüşleri ile

Kızımla bol bol okuduğumuz kitaplarla...


Yarın: İlk günden eve götürülecek önemli notlar ve iki bebekle tatile gitmek için işinize yarayabilecek bilgiler
Aha da bu evi de satın almak istiyorum sponsor arıyorum:


(Ama henüz satılık değil)

9 Mart 2009

Benden selam olsun Bolu Beyi'ne...





Damla hanım çoook eğlendi (gerçi kardan adam yapmak nasip olmadı ama.. O kadar da şarkısını öğrenmiştik :))



Bizim gözümüzden Damla hanım..

Damla hanımın gözünden annesi...
..ve babası....
Aycuş, fotoğrafçılıkta sana rakip geliyor.. Artık yeğen-teyze takılırsınız hehe

Üç küçük cüce, Yedi Cüceler gelmiş mi evdeler mi diye bakıyorlar :)
Valhasıl kelam, biz karı çoook sevdik.. Ama kesmedi.. Haftaya Kartepe?