Buyrun, ben

Buyrun, ben
bebeklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebeklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2012

Bakış açısı öğrenilebilir bir şey mi?

Dün akşam, Damla hanımın okul kütüphanesinden getirdiği kitabı okurken, aklıma dünyanın en iyi fikri geldi. Bakış açısı öğrenilebilir bir şeydi ve mutluluk bir seçim'di, biz istersek mutluluğu istersek mutsuzluğu seçerdik. Bunu da bakış açımızı değiştirerek yapabilirdik. Bana bunu hep kardeşim öğretir, Damla hanım ve minik arkadaşlarına ise bu kitap öğretiyordu: Şanslıyım.. Şanssızım.. adlı bir kitaptı. Aynı olaylar, bir tarafında şanslı olduğunu hisseden bir bakış açısıyla, diğer tarafında ise şanssız olduğunu düşünen bir bakış açısıyla anlatılıyor...
 
 
Bu kitap, tam da istediğim bir fırsatı ayağıma getirdi.. Damla hanıma bir oyun oynamak istediğimi, hadi şanslı şanssız yapalım'ı anlattım...
Hemen kavradı. Ben de özellikle onu mutsuz ettiğini, üzdüğünü düşündüğüm söylemlere ağırlık verdim....
Konuşmamız / oyunumuz şu çerçevede devam etti:
Ben: "-Çok şanssızız çünkü kış geldi, dışarısı çok soğuk.."
Damla: "- Çok şanslıyız çünkü evimiz kaloriferli, sıcacık"
Ben: "- Çok şanssızız çünkü babamız hala Antep'te"

Damla: "-Çok şanslıyız çünkü annemiz yanımızda.. Babamız da hayatta"
Ben: "-Çok şanssızız çünkü teyzelerimiz uzakta"
Damla: "-Çok şanslıyız çünkü anneannemiz bizimle kalıyor"
Ben: "-Çok şanssızız çünkü annemiz yemek yapamıyor"
Damla: "-Çok şanslıyız çünkü anneannemiz çok güzel yemek yapıyor"
...
Tam da onlara vermek istediğim hayat dersi işte bu.
Bakış açını değiştir, hayatın değişsin. Sen değiş, dünyan değişsin.


5 Mart 2012

Çocukların çerçeveleri

Blogcu Anne Elif'in bu yazısını okurken, bunu ne zamandır yazmak istediğimi farkettim.
Çocuklar kendi sınırlarını çizemediklerinden, ama daima sınırlara ihtiyaç duyduklarından, onlar için en doğru çerçeveleri anne babaları çizmeli ve hazırlamalıdır.
Bunu hep sağımdaki solumdakilere anlatıyorum - da anlıyorlar mı, ayrı. Herkes istediği kadarını anlıyor, istemediğini es geçiyor. Sonrası malum.

Aslında Elif gayet bilimsel ve doyurucu açıklamış. Mesela Dr Ferber'in kitabı benim yıllarca başucu kitabım olmuştur, o vakitler Türkiye'de yoktu, taa Amerika'dan getirmiştim.

Demem o ki, çocuklar kendi çerçevelerini çizecek olgunlukta olmadıklarından - ve daima çerçeveler içinde daha rahat, mutlu ve huzurlu olduklarından, onlar için doğru çerçeveleri hazırlamak gerek.. Dünya onların minicik bedenlerine çook büyük; eğer sınırları olmazsa, kendi sınırlarını yaratmayı bilemeyeceklerinden şaşırıp kalıyorlar. Bununla sadece fiziksel sınırları kastetmiyorum... Davranış, düşünüş ne bileyim her anlamda çerçevelere ihtiyaç duyuyorlar.
İki çocuğumda da deneyimlediğim herşey de bunu doğrular.
Basit örnekler:
Televizyonu sadece iki çizgi filmle sınırlamazsanız sonsuza dek izlemek için ağlarlar, inanın bana hep onlar kazanır ve o TV hiç kapanmaz. Sonunda, ne kadar çok izlerlerse o kadar hırçın, o kadar huysuz ve kavgacı olurlar ve o gün aldıkları zararlı ışınların fazlalığı da cabası (benim kızım fazla TV izleyince yüzü kıpkırmızı oluyor ve daha huzursuz oluyor, uyuyamıyor, sürekli ağlıyor o gün.)
Örneğin yatma saati için bir çerçeve çizmezseniz, her gece kendi istediği saatte yatmak için diretir, ne kadar geç yatarsa o kadar aksi ve yorgun kalkar, ertesi gün daha huysuz olur. Çocuk uykunun ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bilemez, ona rehberlik etmeli ve önemli belli başlı doğruları biz öğretmeliyiz.
Benim çocuklarım mükemmel demiyorum. Ama onlarla tek ilgilenen ben olabildiğim sürece (bu iş yoğunluğunda çok sık olamasa da), uykuları yemekleri TV saatleri nispeten düzenli, daha az huysuzluk yapıyorlar ve sıklıkla benimle işbirliği içinde oluyorlar. En azından, sınırlamadığım konularda takıldıklarında, kafamı duvarlara vurmuyorum, onlara hak veriyorum. Bilemezler ki, öğrenme aşamasındalar diyorum.
Aslında bu konuda söyleyeceklerim bitmedi.

10 Mayıs 2011

Benim güzel oğlum

Büyüyorsun .
Sen büyüdükçe ben unutuyorum minicik olduğun günleri. Sanki hep böyleydin gibime geliyor.
Her bir dişin için uykusuz bir gece geçirdiğimizi, anne dediğin için sevinçten zıpladığımı, minicik giysilerin sana bol geldiğini, bir numara bez kullandığımızı, meme emdiğin günleri, bunları artık flu birer anı gibi hatırlıyorum.
Unutmak istemiyorum. Eski fotoğraflar bir tuhaf geliyor, sanki hep şu anki halinle vardın gibi sanıyorum.
Bebeğim, büyüyorsun.
Hergün biraz daha "adam" oluyorsun.
Büyüyorsun. Büyüdükçe tatlanıyorsun.
Tadına doyamıyorum, seninle geçirdiğim saatlerin tadı damağımdan gitmiyor.
Hele ablan var ya, ablanın günden güne bir genç kıza dönüşmesini hayranlıkla, heyecanla, mutlulukla izliyorum.
Sen büyüdükçe serseri bir şekerpare oluyorsun ya o ayrı.
Bu yazıyı, ilk uzun cümleni kurduğun için yazıyorum.
Ablan ilk "ördek kaka yapmış" demişti, biraz da taklitle ve plansız, istemeden. Sense gayet de bilinçli şekilde, "ben su döktüm" dedin.
Dün beni karşılarken "annem geldi" dediğinde nasıl heyecanlandım biliyor musun? Aslında Damla konuşup, hatta şiir okuyup şarkı söyleyince, o ablaydı ya hani, şaşırmıyorduk sanki. Sense minik bebeğimizsin ya bizim, her yeniliğin heyecanlandırıyor bizi.
Senin de büyümen için minik bir kardeş mi gerek yoksa bize???

24 Nisan 2011

Böyle iyiyim çocuk istemiyorum

Evet haklısınız, çocuğu kim ne yapsın? Çocuk insana yük. Ayağına bağ. Bak mutfak masasına aldığım yeni örtü yeşil boya olmuş, oyun hamuru mu parmak boyası mı ne?
Bu güzel haftasonunda da, çocuklar üşümesin diye eve hapsolduk. Oysa sevgilimle çıksak gezsek, alışveriş yapsak, sinemaya falan gitsek ne iyi olmaz mıydı hakkaten?
Kızımı buz patenine götürmek için o kalabalığın içine gireceğime alışveriş merkezine, çıkıp alışveriş yapardım. Onu eğlendireceğime kendim eğlenirdim.
Değil mi?
Yemek yapmayı sevmediğim halde yorgun argın yemek yapmakla uğraşacağıma bi pizza söylerdik, ooh, televizyonun karşısında keyfimize bakardık, değil mi? Çocuk kanallarını izleyeceğimize romantik bi film açar karşısında gerine gerine izlerdik..

Haklısın dün bana ben çocuk istemiyorum böyle iyiyim diyen arkadaş.
Pes etmekte de haklısın. Çocuk da neymiş ki? Üstelik olmuyor diye uğraş dur.. Biz hiç uğraşmadık, seviştik oldu.
Yaa..
Pes etmek kolay di mi? Ne çok neden var çocuk yapmamak için hem de bak. Düzenini boz, yaşamını altüst et, bisürü de masraf ne gerek var?
İki kere tüp bebek yaptırdın tutmadı diye pes et.

Biz hiç uğraşmadık ne de olsa.

Ama şunu da unutma:
O minik, minicik bebeğin büyüyüp de ayağa kalkıp da,
annesini ne kadar seviyor diye sorduğunda
kollarını kocaman iki yana uzatıp sonra da koşup koşup kucağına atlayınca

Sonra dört yaşındaki minik kalbin
bigün sana bakıp
durduk yerde, öylesine
"iyi ki varsın annecim, iyi ki benim annemsin" deyince,
biliyor musun arkadaşım, zaman durur. Herşey geçer. Uykusuz geceler de, kulağından gitmeyen ağlama sesleri de, masraflar da, yaşadığın zorluklar da,
hepsi geçer unutulur.
O minicik eller sana sarılınca
Sadece aşk kalır biliyor musun, hem de gerçek, saf, berrak aşk. Ömrü üç yıl değil, bir ömür süren aşk.
Bunu da başka biryerden bulamazsın, bilesin.

18 Nisan 2011

Evimde sabah kahvesi

Ohh nefis.
Kendi evimde kendi fincanımla kendi istediğim saatte.
Evimde.

İnsana neresi ev, neresi yuva? Ben anladım, çocuklarının yanı yuva.
Dün yaşadığım güzel haftasonu endorfin depolarımı doldurdu. Sabah bebeklerimle uzuun kahvaltı, öğlene kadar evde tembellik, ohh miss gibi banyo, temiz bebekler, öğlen Damla hanımla buzpateni, ardından termosta harika çayla çocuk parkında mola. Kumlarda yuvarlana yuvarlana oyun. Sohbet.

Akşam yemeği evde, nefis. Bebeklerim uyuduktan sonra gelen dostlarla gece yarısına kadar kahve çay kahkaha sohbet nefis.

Sevgilim sen eksiktin ama aslında içimizdeydin, çabuk dön, çok özledik. Her anlamda çok özledik. Hem yanımızda olmanı hem evimizde olmanı hem burada olmanı.

Bi de bişey var ki..
Olursa nefis olur (tereddütlerimi atana kadar yazmayacağım da, acabalarım geçince - iyi mi ettim kötü mü, az mı çok mu'larım geçince -)
nefis olucak, nefis...
Oh oh miss. Maşallah. Aa, şimdi farkettim, Damla dün hiç ağlama krizi geçirmedi. Aaa, ne iyi. Ona da maşallah.

13 Ocak 2011

Çocukları anlamak

Ben anne oldum olalı, anlayamadım desem yeridir.
Küçük kütüphanemde en önemli grubu bebek bakım - artık çocuk eğitim kitapları oluşturuyor. Ama okuduklarımdan öğrendiğim birşey varsa, o da çocukları anlamak zor.
Aslında, Tracy'nin, Ferber'in, Karp'ın bana öğrettiklerini hayata geçirebilmemi kim öğretecek onu bilmiyorum işte.
Bir de ben sabırlı mıyım onu bilmiyorum..
Bazen, evet ben olmuşum, Hz Eyyub'un suyundan içtiğim belli oluyor diyorum.. Bazense, yok yok yooook, benden anne manne olmaz diyorum...
Ama ne zaman okuduğum birşeyi uygulayabilsem, oldu bu iş diyorum.

Bir örnekle bağlayayım:
Damla hanım gece yatarken, birkaç zamandır üstünü örtmek konusunda sorun çıkarıyordu. Yorganını tamamen yere atana kadar uyumuyor, hatta bağıra bağıra ağlıyordu. Artık ben de, gene mi aynı terane diye sinirleniyordum ve bu böyle sürüp gidiyordu.
En son dün, aklıma geldi, onu anladığımı anlasın tırınınısı yapayım dedim.
Gene yorganı tekmeleyip ağlamaya başlayınca,
"Hımmm.. yorganını hiç sevmiyorsun" dedim.
Ağlaya zırlaya "evet" dedi.
dedim ki, "Ama ben onu senin için almıştım. Hani üzerinde minik minik bisürü kalp olan, hem de rengarenk olan, senin için özel olarak aldığım yorganını sevmiyor musun yani, neden acaba çok merak ettim" dedim.
Kitaplarda örnek vaka olarak verdikleri hikayeler genelde bu noktada çözülür.. Ben pek umutlu değildim ama Damla burnunu çeke çeke şöyle dedi:
"Çünkü ben kalp çizmeyi bilmiyorum ühüüüü ühüüüü"
"Aaaa" dedim. "Ondan kolay ne var" Hemen kalktık, ışığı açtık, odasındaki kara tahtanın önüne geçtik, ona kalp çizmeyi öğrettim. Öğrendi mi, iyi kötü öğrendi valla.
Sonra sevine sevine yatağına girdi, üzerini örttü ve uyudu.
Sabah uyandığında koşarak tahtasına gitti ve kalpler çizdi.
Bugün yatağa girince hemen yorganını istedi.
Dedim ki, ah kuzum bu muymuş.. Çektiğim onca eziyet bundan mıymış?

Bu yazının özeti: Bunlar içerden çıkarken yanında kulanma kılavuzu da gelse mesela, biz onları anlasak hemen, bu b..ktan şeylerden ağlamasalar.. Biz de üzülmesek..
Eh peki bu olmayacağına göre, biz (ya da genellemeyeyeim ben diyeyim) daha sabırlı olsam da çocuklarımı anlamak için daha çok çaba gösterebilsem. Ne iyi olmaz mıydı?

2 Ocak 2011

2 Ocak 2011

2 Ocak 2011
Kızımın artık MAMİ demediği gün
MAVİ dediği gün.
Benim buna üzüldüğümü farkettiğim gün.
Hiçbir zaman düzeltmedim mami deyişini. Hep sevdim.
Artık kendi kendine düzeltmiş :(
Adını yazmayı da kendi kendine öğrenmiş, benden değil, belki okuldan...
Hayatı öğreniyor. Büyüyor.
Mamiye artık mavi diyor.

29 Aralık 2010

Tuna'nın kelimeleri

Ayda (ayça)
Baba
Mama
Dede
Ferah
Kırt kırt
Vuuuuv (elde uçak hareketi)
Aydede
Hey
Bay
Arada ağlarken de inneeee diyor, bu da anne oluyor işte.

Son bombası: Tuna herşeye “aaaa… aaaa” diyerek konuşur. Başka da bişey demez. Gene birgün babasının kucağında aaaa… aaa… larken, babası bakar ve “oğlum sen de anca a diyorsun artık bee’ye geçsen” der.
Tuna herkese şöyle bir bakış atar ve konuşur:
“beeee”
:)

Bu arada, Damla doğrudan konuşmaya, alenen kelimleri söylemeye ve cümle kurmaya başlamıştı, hem de bunu ilk doğumgünü civarında yapmıştı. Alışık değilim böyle aaa lara beee lere… Şimdi bay ya da hey deyince sevinir olduk yahu..
İki kardeş olmanın yararı da şuymuş, Tuna herşeyde olduğu gibi konuşmada da ablasının izinde, onu taklit etmeye çalışıyor, onun çıkardığı kelimeleri, sesleri taklit ediyor. Mesela Damla hadi baybaaay deyince arkasından babaaaay diyor. Böyle böyle konuşacak sanırım :)

2 Aralık 2010

İdeal bakıcı nasıl olmalı?

Okuyucuya not:
Bencilce bir yazı okumak istemeyen varsa lütfen bu yazıyı okumasın.


Bebeklerim benim değerlerim, kıymetlerim. Varlığımın anlamları. Onları emanet ettiğim kişiyle ilgili beklentilerim, taleplerim olması – bazen aşırı bencilce olsa da- bana normal geliyor. Ha, bahsettiğim, birkaç ay önce Sn Sibel Arna’nın, okuyup benim de nefret ettiğim yazısındaki gibi insanlık dışı şeyler değil. Ayrıca bu sayacaklarıma göre bakıcı seçiyor, ya da buna uymayan bakıcıma ceza veriyor, işten çıkarıyor vs. de değilim. Yalnızca, böyle olmasını isterdim, diyorum o kadar. Keşke olabilseydi diyorum, bi de o kadar.
1. Mesela, çocuğumu sevsin. Çok bencilce değil mi? Bir başkası benim çocuğumu neden sevsin? Eh, okuyucu, sen işini ne kadar seviyorsun? Sn Sabiha Pektuna da ne diyor, keşke akrabadan biri baksa çocuğunuza, çünkü el kadını neden sevsin yabancı bir çocuğu diyor, öyle değil mi? İşte, ben gene de sevsin istiyorum bebeğimi, ona bakan kişi. Öpüp koklasın, bağrına bassın. Tamam bu esnada benim gibi duygudan gözleri dolmayabilir, ama parlayabilir en azından.
2. Çocuğuma birşeyler verebilsin, öğretebilsin. Mesela, okuma yazma bilsin mümkünse!!! (Şimdiki bilmiyor diye başımı taşlara vurmuyorum ama ne yapalım). Onunla kitap okusun, şarkı söylesin, oyunlar oynasın. Eğlensin birlikte.
3. Düzgün Türkçe konuşabilsin. (Mesela benim tastamam 18 aylık oğlum konuşmayı şöyle öğrenecek: Hadi kak gedek de kıçını temizleyek.) Olsun. Kötü şeyler söylemeyi öğreneceğine, güzel konuşmayı geç öğrensin.
4. Bize de biraz bakabilsin, yemeğimizi, ütümüzü yapsın. Ayrıca temizlikçi tuttuk da, yemekçi tutamayız değil mi? İşten gelip yemek yapanlara diyorum ki, sırlarını versinler bana, ben kahve bile yapamıyorum kendime yorgunluktan!
5. Çocuğun ilaçlarını verebilsin, hastalıklarını yönetebilsin, doktora götürebilsin, gerektiğinde – hastalık durumu vs, okula gidemeyen kızıma da aynı anda bakabilsin, ben evde kalamadığımdan.
6. Ufak tefek alışverişi yapsın, çocuğun meyvesi yoğurdu bittiğinde bitmişti veremedim demesin, gitsin alsın.
7. Ah bi de misafirim gelecek dediğimde iki çeşit pasta yapsın. Ben hamur işlerinden hiç anlamam demesin.
8. Kendi çocukları sorunları işsiz kocası olmasın. Bence tek insanlık dışı isteğim bu ama, onun mekanik olmadığını, çocuğunun evde hasta yattığını ve bakacak kimsesi olmadığını düşününce sinir oluyorum, benim çocuğuma konsantre olması gerekirken kendi çocuğunu düşünüyor çünkü robot değil, keşke çocukları büyük birini bulsaydım, izin veriyorum sonra evine erken gitsin diye ve kendi hasta çocuğumla başbaşa kalıyorum. Ayrıca da, neden ben kocası çalışan bi bakıcı görmedim? Çünkü erkekler, sağolsunlar, karılarına çalışma evde otur demeyi bilirler de, kendileri iş arayacaklarına karısının kazandığını yemeyi ve bu esnada kahvede okeyin kitabını yazmayı daha iyi bilirler.

Şimdi şöyle bi okuyunca anladım ki, ben annemi istiyorum. Annemi. Kendimi de değil, bunların hepsini aynı anda yapamam ben. Ama annem yapar.
Ben iki çocuğuma aynı anda bakamazken, onları idare edemezken, annem üçümüzü etmiş.

Neyse, sonuç olarak bu bakıcı sendromunu çözmeye çalışacağıma, mevcut bakıcıya alışmaya çalışmaya karar verdim. Neden mi, güveniyorum da ondan. Parayla satın alınamaz bir his bu. Çocuğuma zarar vermeyeceğini hissediyorum.
Gerisi eyvallah.
Resim: Tuna ve ilk bakıcısı, ilk başlarda bıdı bıdı ettiğim ama zamanla beni utandıran, hepimize bakan ve İstanbul’a geldiğimizde bize gelen ve oğlumu özlediğinden sarılıp koyun koyuna uyuyan bakıcısı.
Hey gidi hey. Gelsene sen Antep’e Fatrma abla.

25 Temmuz 2010

Şu sıra elimde neler var?

Elimdeki bütün kartları açıyorum. Buyrun:
Bir adet sokak çocuğu,


Bir adet genç kız namzeti,


..ve iki kardeş :)

9 Temmuz 2010

Damla hanımla pazarlık


Resim: AYÇAADA

Alışveriş merkezine gitmeden önce:
- Annecim bak, orda oyuncak istiyorum diye ağlamak var mı?
- Yok
- Şunu bunu istiyorum diye tutturmak var mı?
- Yok
- Ben seni sihirli eller'e bırakıp işimi halledeceğim hızlıca, anlaştık mı?
- Anlaştıııık..
Zaten tek amacı sihirli eller'de oyun oynamak... İlk saat doluyor almaya gidiyorum, gelmiyor, benim de işim bitmediği için tamam diyorum. Neyse sonra aldığımda başta birşey istemiyor, yürüdükçe sağda solda oyuncak - sakız - top makinelerini görünce yavaş yavaş başlıyor mızıldanmaya. Zaten o makineleri oralara o kadar sık koyanı bulsam!!! Çocukları tahrik edip ağlatmak amaçlanmış belli!! Acaba çok mu kazanıyorlar da heryere pıtırcık gibi koymuşlar!!
Bizde diyalog aynen şöyle:
- Anne bak top makinesi
- Evet kızım
- Çok güzel değil mi anne
- Evet kızım güzel ama ihtiyacımız yok, almayacağız
- Anne sakız da var
- Sakız evde var kızım
- Anne toplar ne güzel değil mi
- Evet annecim ama evde bisürü topun var, ihtiyacın yok
- Anne o zaman dondurma al
- Yemek saati annecim, yemekten sonra alırım
(Baktı ki herşeye itirazım var, itiraz etmeyeceğimi bildiği son kozunu oynuyor nihayet)
- Annee o zaman kitap al bana
- Hık.
Nasıl tanımış eşşek sıpası annesini.
El cevap:
- Tamam alalım bebeğim.

6 Temmuz 2010

Biz o gün çocuklar gibi şendik

Biz o gün çocuklar gibi şendik...
Oynadık, eğlendik...
Tolga abiyle yarıştık, tabii ki biz kazandık :)
Önceden hazırlanan sürprizlerimizle oynadık, köpük balonu yaptık, pinyatamızı patlatıp içinden dökülen jelibonlarımızı yedik,


Yüzümüzü boyadık, heykel olduk sonra zıpladık


Şekilli balondan kanatlarımızı taktık, kılıçlarımızı salladık..
Çocuklarım söz konusu olunca, onlar eğlensinler oynasınlar, tuhaf bir enerji gelir bana...
Perşembe nöbetinden çıkıp alışverişe gittim, cuma nöbetinden çıkıp pasta yaptım (eh, yüzde beşini ben yaptım diyelim :))))
Çevremdeki heeerkese bir deli enerjisi geldi, kimi uğurböceği kostümleri dikti, pastaların çoğunu yaptı, kimi uğurböcekli pasta ve biiisürü kurabiye pişirdi, kimi taaa Yeşilköy'den, Kozyatağı'ndan, Kozyatağı'ndan, Cadde'den, Beylikdüzü'nden, Maltepe'den, Kartal'dan, Libadiye'den, Bebek'ten, Ataşehir'den, daha biiisürü yerden kalktı geldi... Bizi yalnız bırakmadı, çok sevindirdi...
Kimi börek sardı, kimi dolma pişirdi..

Hepimiz, uğurböceklerimin hatırına toplandık, pastamızın çevresinde sıralandık, Tolga abi söyledi biz alkışladık, minik uğurböceğim üfledi (aslında rüzgardan söndü mum), biz alkışladık..
Biz o gün çocuklar gibi şendik.
Çok eğlendik.
Herkese nasıl, nasıl çok teşekkür ederim, geldikleri için, bize katıldıkları için.


22 Nisan 2010

Somun

Ben diyorum, aç bu çocuk aç....


Minik kulaklarda kırmızı küpeler







24 Ocak 2010

Bizim evde yaşayan minik ayaklar

Buyrun.
Burdan yeyin.

20 Aralık 2009

Tuna beyin minik inci tanesi.

Minik inci tanesi.. dün geldi.. hoşgeldi..
Dünyanın en kıymetli iki istiridyesinden birinin içinde....
Aha da buraya da yazıyorum, (inşallah da diyorum), Tuna da ablası gibi çıkaracak dişlerini, sessiz sakin derinden.

Bu postla ipilgisiz not:
Oyuncak kiralayan bir servis, web sitesi vs olan ve varsa haberi olan var mı? Tuna için şöyle büyük, basmalı, müzikli, sesli, yürüyen, konuşan, top üfleyen şarkı söyleyen, ayakta duran-durduran oyuncak kiralamak istiyorum. Ev oyuncakçı dükkanına döndüğünden artık hiçbişey satın almak istemiyorum. Yığılıyor üstüste herşey ve yıkılıyor. Ama oyuncak da gerek. Ama oynayacağı bir iki ay. Sonra yığıl üste sen de. En iyisi ben kiralasam sonra da geri versem?
Var mı bilen?

20 Kasım 2009

İki miniği aynı anda sessizce oturtmak

Olsa olsa mama sandalyesi ile olur.
Biliyorum biraz non-Montessorici (saçma bir ifade oldu aslında) ama, başka bildiği olan varsa buyursun söylesin :)

12 Kasım 2009

Bıdıklar

İki bebeğim vardı: Ayşe ve Tuna...


Yetmedi bi tane daha doğurdum: Mete...

Hehehe :))


20 Ekim 2009

Evde bi de bu var...


Her eve lazım bence :)

15 Eylül 2009

Süpermen

Süperim ama yine de ağlarım.