Buyrun, ben

Buyrun, ben

26 Aralık 2023

Geçen yıl hazırladığım wishlist'im


Dünkü yazımdan sonra, geçen yılki wishlist'imi burada paylaşmaya ve teşekkürlerimi sunmaya yani bir kez de yazarak şükretmeye karar verdim.

Resimde gördüğünüz gibi bir şey hazırlıyorsunuz aslında lafın özeti. İçinde bolca hayalleriniz istekleriniz planlarınız var. Geçen seneki çok da spontane idi ama yılın sonunda geriye dönüp baktığımda hiç birşeyin aslında gerçekte spontane olmadığını, bizim için hazırlanmış planlar dahilinde gerçekleştiğini gçrmek de beni -bir kez daha- şaşırtmadı desem yalan olur.

En tepeden başlayalım: Müşteri yelpazesi derken ne kastetmiştim.. İşimle ilgili bir plan değişikliğine gitmek ve daha çok estetik ve kozmetik (jinekolojik anlamda tabii) konusuna eğilmek istemiştim. Bu bayağı hızla girdiğim bir alan oldu çok şükür. Varmak istediğim sonuca giden yolda yürümeye başladım desem doğru olur. Bu alana kusursuz bir başlangıç yaptım ve ilk vakam çok güzel oldu. Sonrakiler de -çok şükür- çok güzel oldular. Bu önemli çünkü yaptığım ve sattığım için güvenle arkasında durabilmemi sağlıyor.

İki farklı yerden "love my body" lafını kesmiş olmam nasıl bir tesadüftür demiş ve vardır bir hikmeti diyerek ikisini de yapıştırmıştım. Hikmetini senenin ilerleyen günlerinde görecektim (yine çok şükür). 47. yaşımı sürerken, hayatımda kendimi - vücudumu yüzümü en beğendiğim halimde buldum diyebilirim. Hatta kızımla şöyle bir anektod yaşadık. Lise fotoğraflarımı buldu ve "anne sen lisede de çirkin değilmişsin ki, hep öyle dersin ama güzel bir kızmışsın" dedi. Ona dedim ki, "kızım anladım ki güzellik insanın içinden geliyormuş, ben bu sene bunu farkettim. Nasıl gözlerle ve nasıl bir duyguyla bakarsan kendin, öyle görüyormuşsun meğer" ve ben kendimi -şükür ki- bu sene çok beğendim nihayet.

Dinginlik teması üzerinde dururken meditasyona başlar mıyım diye aklımdan geçmiş miydi hatırlamıyorum ama lise yıllarında eğitimini aldığım transandantal meditasyona sabah akşam 20 olmasa da 10 dakika vakit ayırmaya başladım. Yararları bambaşka bir yazı konusu.

El yapımı seramik resmini son anda yapıştırmıştım, hobime vakit ayırayım diye. Ve oldu tabii şaşırmadık. Şükür.

Hareket vakti ile bedensel hareketleri kastetmiştim. Pilatese hiç ara vermeden devam ettiğim tek yılım oldu :) Şükür. Yoga için almam gereken yol var daha. Yazın yaptım sabahları ama kışın kaldı öyle, uyanamıyorum karanlıkta malesef. Sağlıklı yaşam için attığım adımlardan biri de gluten ve şekeri hayatımdan -neredeyse- çıkarmak oldu. Çok canım isteyince engel olmuyorum kendime ama %95 azalttım diyebilirim.

Seyahat destinasyonlarını rasgele kesmiştim. Gerçekten bol seyahat edeyim diye. Ama dua ederken dikkatli olun kabul edilir derler ya.. Mısır'a gittik ve dalış yaptık :) Barselona'ya daha önce gitmiştim ama buraya kesip koymuşum ve bu sene çok sürpriz bir eğitim çıktı ve yine gittim. Miami'ye gitmedim ama vize randevusu aldım, o da birşey. Vize alamazsam da onların ayıbı :)

O tekne resmi bu sene de yerini aldı. Biz tekneyi değiştirmeye kalkmadık, eşim pek memnun. Ama ben eninde sonunda dürterim onu eminim :) Teknemizin varlığına şükür.

İşte böyle. Dua ederken dikkatli olun. Gerçekleşebilir. Ve dün de yazdığım gibi, bir yıl çok uzun bir süre. Tam olmadı işte dediğiniz bir şey yılın son ayı çat diye gerçekleşebilir. Şaşırmayın. İlahi güç o kadar büyük ki, her şeyi ayaklarımıza seriyor. Farketmek yeterli alıp kullanmak için.

Bu sene daha hazırlıklı girdim konuya. Sadece tesadüfi olarak karşıma çıkan dergilerdeki resim ve yazıları kesmedim, internetten de bulup bunları basıp yapıştırdıklarım oldu. Onu da paylaşıcam sırası gelince. Hadi toptan şükredelim sahip olduklarımıza ve olacaklarımıza.

25 Aralık 2023

Eski yılı kapatmak, yenisine niyet etmek

Bir yıl çok ama çok uzun bir süre. Olmaz diyeceğiniz şeylerin olabilmesine yetecek kadar zaman var bir yılda.

Böyle başlamak istedim anlatmaya. Bir kaç yıldır katıldığım, bu yıl da kendim arkadaşlarımı davet ederek organize ettiğim bir etkinlikten bahsetmek istedim size bugün: WISHLIST.

Son yıllarda çok fazla okuduğum, izlediğim, dinlediğim, adeta içine düştüğüm niyet etme - dileme - dua etme halinin fiziksel yansıması gibi bir şey bu wishlist yapma.. Bu etkinliğin içinde geçen yıl  yaptığım listedekilerden gerçekleşenler için teşekkür - şükür etme, yenilerine niyet etme, güzel bir kapanış ve güzel bir başlangıç yapma da var.

Arkadaşlarımdan izin almadığım için fotoğraf paylaşamadım ama gerçekten ambiyans, keyif, niyet olarak güzel bir akşamdı. Çeşitli dergilerden kestiğimiz resimlerle ve yazılarla oluşturduğumuz bir pano hazırladı herkes. Bir yandan da sıcak şarap içip atıştırmalıklar yedik. Hayal ve dileklerimize dair sohbet ettik. Mumlar yaktık, şarkılar dinledik. Biraz niyet etmenin bilimsel verilerinden bahsettik.. Biraz "secret" adı verilerek basitleştirilen niyet etmenin spiritüel gücünden konuştuk. 

Laf aramızda bu üçüncü idi benim için ve ilk iki "wishlist"imdeki maddelerin hemen hepsinin gerçekleşmiş olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Şaşırtıcı gelebilir ama öyle oldu. Bu niyet etme işi, olma halinde kendini hissedebilmekle çok alakalı. Niyetin gerçekleşmiş gibi hissetmeyi başarırsan oluyor. 

Dualarımızın gerçek olduğu bir yıl olsun. Amin.

19 Aralık 2023

Belli bir yaştan sonra yabancı dil öğrenmek mümkün mü?

Bilmem, belki mümkündür :)

Bendeniz, Alzheimer olmaktan korkan bir kişi olarak araştırmalar okumalar yaparken, beyinde yeni sinaptik bağlar kurmanın bunamama için en önemli şey olduğunu öğrendim. Yeni bağlar için de yeni bilgiler gerekiyormuş.

Yeni bilgi derken, yepyeni bilgileri kastediyor. Yani daha önce hiç yapmadığın, hiç bilmediğin, hiç fikrin olmayan konular öğrenmen gerekliymiş. En iyi örnek olarak da yeni bir yabancı dil öğrenmeyi söylüyor kaynaklar. Ama biraz bildiğin İngilizceyi geliştirmek gibi değil. Daha önce hiç duymadığın bir dil olmalıymış. 

Benim bebeler de tam o sırada İspanyolca öğrenmeye başlıyordu. Madem öyle, ben de Ya Allah deyip sıvadım kolları! Ve İspanyolca öğrenme maceram da yaklaşık 40 yaşımda başlamış oldu... 

Bir kere aşırı eğlendim öğrenirken. Ha söylemeyi unuttum, evet öğrendim! Hem de baya konuşacak, film izleyecek (tabii alt yazılı) kadar.... Özel derslerle ilerledim, ama çok da çalıştım. Netflix'te bol bol dizi var basit İspanyolca içeren. Onları izledim. Çocukların ödevlerine yardım ettim. Ama bir yerde tıkandım, pratik yapacak kimseyi bulamadım. İspanyolca konuşan kimse yoktu çevremde - bence en önemlisi de o!! Haftada bir saat hocayla konuşmakla olmuyor ve atalarımız bir kez daha doğruyu söylemiş: Dil dile değmeden dil öğrenilmiyor.

Çözüm üretici kişiliğim devreye girip ona da çözüm buldu: İnternetten Workaway.info sitesine kaydoldum. Benimle sürekli İspanyolca konuşması karşılığında gezginlere konaklama sağlayan bir teklif yaptım. İlk konuğum bir ay diye gelip pandemi nedeniyle Venezula kapısını kapayınca bizde 3 ay mahsur kalan güzel Stephania idi. Sonraki yaz ise, şiveyle değil gerçek saf İspanyolca konuşan ve işini de çok ciddiye alan İspanyol öğretmen Rebecca idi. Sabahın yedisinde uyanıyor, ben işe gitmeden yarım saat benimle sohbet ediyor, gün içinde bolca İspanyolca mesaj atıyor ve akşam da uzun sohbet ediyordu. Sanırım en çok bu pratiğin yararı oldu dilime.

Aslında, yeni bir dil öğrenirken, başta kağıt kalemle ders gibi çalışırken anlayamıyordum neyi ne derece bildiğimi. Ama kızlar geldiğinde, özellikle de Rebecca ile, epeyce örendiğimi anladım. İnsan ders çalıştıkça ne kadar az bildiğini farkeder ya, öyle oluyor. Ama iş ciddiye binip konuşmaya gelince "aaa biliyormuşum" diyorsunuz. Nitekim, bu yaz sonu İspanya'ya gittiğimde de farkettim ki, her ortamda herkesle anlaşabildim. Çünkü kitaplardaki gibi gerçek hayatta karmaşık cümlelerle değil, üç beş kelime ile anlaşıyorsunuz.

                                                  





Bu fotoğraflar bu sene Eylül başında kız kardeşimle yaptığım Barcelona seyahatinden.

Velhasıl kelam, ben öğrenmeyi seven biri olarak çok mutluyum bu İspanyolca hamlemden. Sırada bir dil daha var. Alzheimer olmamı engeller mi bilmem ama, keyif verdiği kesin.

Rusça mı Almanca mı? Karar verince söylerim.


18 Aralık 2023

Peki sizin çocuğunuz büyüyünce ne olmak istiyor?

Bu sabah yedide, Amerika'da okuyan yeğenimin mesajıyla uyandım. Okul ödevi için kendi işi olan biriyle bir röportaj yapması gerekiyormuş ve en başarılı tanıdığım sensin, senle yapabilir miyim diyordu mesajında. Sorulardan biri ne zaman bu işi seçmeye karar verdiğimdi. Beş yaşımdayken dedim, beş yaşımdan beri doktor olmak istediğimi ben de herkes de bilirdik. Dolayısıyla anne ve babamın hiç kaygısı olmadı benim ne olmak istediğimle ilgili. Hem doktor olacaktım, hem de tıp kazanabilmek için gereken miktarda çalışan ve akademik başarısı yüksek bir çocuktum. 

Şimdi kendi çocuğum olunca da, klasik her Türk annesi gibi (klasik dedim, dikkatinizi çekerim) başta onların da ben gibi, inek olmalarını, sürekli ders çalışmalarını ve ders dışında başka hiç bir şey düşünmemelerini, hobileri olmamasını, işleri güçleri üniversite sınavı olmasını istedim başta.

Sonraları, yavaş yavaş sorgulamaya başladım. Çünkü baktım ki benim yolum sadece benim yolum, çocuklarımın yolu ayrı. Her bireyin yolu ayrı. Herkes ayrı bir birey. (Hayatta kabullenmekte en zorlandığım şeydi bu: Çocuklarım benim parçam değildi, benden ayrı bireylerdi).

E peki bu böyleyse, onların da kendi hayatları, kendi hayat yolları, kendi amaçları olacaktı. Peki ben onların yollarını bulmalarını izleyebilecek kadar sabırlı mıydım? Bu arada bir de tabii başladım yine çocuklarım zemininde başarı nedir başarısızlık nedir onu sorgulamaya. Meslek seçiminde başarı akademik olarak yüksek bir dal seçip para kazanmak, başarılı diye anılmak gururlanılmak mıydı, yoksa net ve saf olarak mutlu olacağın bir yol seçip onda yürümek miydi?

Mesela çocuklarım ya seçtikleri ve onları mutlu edecek mesleği yaparken para kazanamazlarsa? Ya benim hayata başlarken yaşadığım zorlukları onlar da yaşarsa? Ya fakir olurlarsa? Aman Allah'ım ya aç kalırlarsa? Tabii sardıkça sarıyor anne kişisi, ne kadarı doğru? Ya da benim onları yönlendirdiğim işte para kazanır ama aşırı mutsuz olur her gün lanet ederek çalışırlarsa? 

E dengeyi nasıl ayarlayacağım ben? Eminim hepiniz aynı şeyleri düşündünüz. Haklısınız, çok zor. Hem sevdiği işi yapsınlar (ki bunu bulmak da kolay değil) hem para kazansın hem mutlu olsunlar. 

Biz biraz yol katettik bu konuda. Şimdilik benimkiler meslek seçimini yapmış görünüyor. Bunu da uzun uzun anlatmak istiyorum bu nedenle başka bir yazının konusu olsun.


15 Aralık 2023

Sürdürülebilir yaşam gerçek mi ve mümkün mü?

Sürdürülebilir bir yaşam ne demek? Önce ona bir bakmak lazım. Rutinlerinizin olduğu ve bunları devam ettirebildiğiniz (ki öyle olunca rutin oluyor adı zaten) bir yaşam tarzı sürdürülebilir bana göre.

Misal sabahları yürüyüşe çıkmak.. Her gün köpeğimi yürütmek. Misal blog yazmak. (bu vesileyle eğer varsa takipçilerimden özür diliyorum, günlerce fırsatım olmuyor yazmaya bazen). Her sabah uyanıp kahve içerek güne başlamak. Oldukça kolay görünen rutinler değil mi? Üstelik insan rutinlerini arar, özler. Beden ve beyin rutin içerisinde yaşamak ister. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.

Tabii rutinin kötü yanları da kanıtlanmış. Rutin beyni yaşlandırıyormuş. Hep aynı şeyleri yaptığında, aynı yollardan gittiğinde, yeni bilgiler öğrenip beyninde yeni sinaptik bağlantılar kurmadığında beyin hücreleri yaşlanıyor ve belli bir yaştan sonra bunama kolaylaşıyormuş. Bu da rutinin tehlikeli yanı.

Gelelim bana. Ben yükseleni başak olan –ki artık daha çok başağa dönüyorum- bir oğlak olarak rutinlerimi saplantılı derecede isteyen arayan birisiyim, ya da öyleydim. Kendimi eğitmeye çalışıyorum, en azından yapmam gereken –bakın yapmak istediğim değil yapmam gereken, sanırsın kural- şeyleri yapamayınca agresifleşiyorum.

Misal: sabah meditasyon yapmak isterken köpeğimi çişe çıkartmam gerek. Tam eve gelip kahvemi alıp ayaklarımı uzatacağım çocuklardan biri arayıp plan değişti beni okuldan alabilir misin dedi. Tam birşey yapacakken başka bişey çıktı. İşte bu hiç bana göre değil. Plan değişiklikleri beni (neden!) sinirlendiriyor..

Yavaştan alışmaya çalışıyorum, mesela bu hafta bir sabah belki 20 yıldır ilk kez kahve içmeden evden çıktım. Sabah altı uçağına bile elimde kahveyle giden ben, kahve içmeden güne başladım. Ve bilin bakalım ne olmadı: Ölmedim.

Aslında biliyorum bir yandan da beni rutinlerimden koparan şey ve sorumluluklarım. Dahası sorumluluklarımı da seviyorum ben! İşte çözemediğim bu yaman çelişki bana fibromiyalji atakları ve sırt ağrısı krizleri olarak geliyor. Bir yandan hayatımın benim olduğu günleri özlüyorum; diğer yandan bir kaç saat görmeyince çocuklarımı ve evcillerimi de özlüyorum. Bir süre işe gitmediysem işi özlüyorum. Evde yapmam gerekenleri özlüyorum. Seneye çocuklar gidince (nasipse biri üniversiteye biri öğrenci değişimle yurt dışına) evde kukumav kuşu gibi ne yapacağımı düşünüyorum.

 


Lafın özeti: Sürdürülebilir bir yaşam iki çocukla mümkün değil. Ama iki çocukluı olmak aşırı iyi bişiy. Alın bu bilgiyle ne yaparsanız yapın J