Buyrun, ben

Buyrun, ben
ev kazaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev kazaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2010

Yedekleyin

Siz siz olun yedekleyin. Benim başıma gelmez demeyin.
Ben yedeklemedim. İçimden gelen sesi dinlemedim, bir aydır tezimle ilgili yazdığım şeyleri kendime mail bile atmadım. Harici belleği almaya gitmeye üşendim.
Ama bu hep olur. Bu salak bilgisayarlar hep çöker. Kapanır bir daha da açılmazlar. (Bana tam üç kere oldu) Peki ben niye yedeklemedim TEZİMİ!
Çünkü insan doğası TEMBEL.
Bu postu da hiç iyi birşey yazmıyorsun diyen Şebnem'e ithaf ediyorum. Tezim kurtuldu (Efo şerefine içiyorum).
Ama kurtulamayabilirdi.
Di mi.
O zaman ben pişmiş tavuk. Ya da bu tez pişmiş tavuk.
Bu arada Gülfer rüyamda gördüm seni. Tez yazarken yardım ediyordun bana. Hayırdır inşallah.

26 Şubat 2010

Radius başı çıkığı ve intikam zamanı

Efendim, şimdi ben 6 yaşında kardeşim de 3 yaşındayken, bigün oyun oynuyoduk. Kollarındna tutup sallıyodum onu beşik gibi. Sonra o minicik kol çııt diyip yerinden çıkmıştı (Aslında bu kırılma efekti oldu ama Allah korusun) çııık diyip çıkmıştı. Sonra da yalama olup sürekli çıkardı.. Adana'da bir sınıkçı vardı, ona götürürlerdi, takardı.
Ben yıllarca bunu içimden atamaz ve vicdan azabı çekerken, ayrıca bu olay aile arasında Ablası çıkardı kolunu şeklinde klasikleşmiş hafif batı müziği parçası halinde sürekli söylenirken...
O ne yaptı: dırırınım. Açıklıyorum.. yıllarca içinde sakladığı intikam duygusuyla dün oynarken Damla'nın kolunu çıkardı!! heehehe.. bunu da böyle yazıcam demiştim yazdım işte :)))
Olay tabii ki öyle değil. Damla dün kuduruk vitese takmış ve koltukların tepesinde zıplarken (tepe derken, gerçekten tepe) düşecekken teyzesi kolundan yakalamış... Damla acıyor diye ağlayınca şüphelendim. Kolunu oynatmıyordu, baktım dururken acısı yok ama "hareket ettirince acıyor anne" dedi. Dokunuyorum acı yok, ama kolunu sabit tutuyor ve hiiiç kımıldatmıyor (En önemli kriter budur, oynatınca acıycak diye çocuklar kolunu kımıldatmadan tutmaya çalışır).
Hemen kapıp hastaneye götürdüm.. bu arada babası seminerdeydi, işte olmaz olmaz olacağı tutar.. Neyse, çok şükür ucuz atlattık, dr. yerine taktı.. Saniyeler içinde acısı geçti yüzü güldü ve elini oynatabilmeye başladı..
Radius başı çıkığında, bileğini içe dışa oynatabiliyor, gel gel hareketini yapıyor. Ama rotasyonlar ağrılı yani deli deli kulakları küpeli hareketini yapamıyor. Yanıltmasın sizi, işte oynatıyor bişey yok demeyin. Sonra şişerse daha acılı olur, beklemeden yerine takılması daha iyi olur.
Demek ki neymiş, beş dakkada değişirmiş bütün işler ve bana olmaz demeyinmiş.

23 Ağustos 2009

Benim başıma gelmez demeyin - Part II

Bölüm I'i yazdıktan sonra (http://hayalalani.blogspot.com/2008/10/ev-kazalar-hep-bakalarnn-bana-m-gelir.html) akıllandım değil mi? İlaçları yüksek bir yere yerleştirdim, Damla'nın ilaç içmeyi sevdiğini bildiğimden dikkat eder oldum.
Sonra, grip olduğu için kullandığımız güncel ilaçları bir kutuda toplayıp büfenin üzerine yerleştirdim.
Yalnız biraz salak olduğumdan, büfenin Damla hanımın kapsama alanına -ARTIK- girdiğinin yani boyunun ne kadar uzadığının farkına varmadım.
Sonra..
Bir an için...
Hatta andan da kısa bir an için onu yalnız bıraktığımızda..
Hiçbir fırsatı kaçırmayan kızım...
Bulabildiği bütün şurupları alıp...
Ben bulduğumda kanepede şişeleri koynuna almış, Atarax ve Ventolin'i açmaya çalışıyordu. Hah, dedim, neyse ki açamamış. Açsa da bunlardan bişey olmazdı..
Derken..
Babası bunlardan hangisi pembe dedi. Dudağında pembe iz vardı zira.
Hiçbirisi dedim.
Hani gerçeklerin kafanıza DAAANNNNNN diye çarptığı anlar vardır ya... Büfeye koştum, PEMBE ve KAPAĞI AÇIK duran ve yarıdan fazlası boş olan, evde bir bebeğin kafaya dikmesi için en tehlikeli ilaç olan ve malesef tadı da güzel olan Sudafed'i buldum.
Psödoefedrin.
Merak edenler internetten baksın, şu kadarını söyliyeyim, minik bir kalp için oldukça tehlikeli.
Gerisi, bu hafta ikinci geceyarısı-hastanedeyiz-maceramız...
Minik kalbimin minik midesinin yıkanması, minik eline kocaman bir serum takılması, minik göğsüne kocaman EKG problarının yapıştırılması. Saatlerce müşahade.
Minik kalbimin kocaman annesinden daha cesur olması.
(Zehir danışma denen salak kuruma tam yarım saat ulaşamadılar, bu da benim notum olsun.)
Bu yazıdan eve götürülecek dersler:
1. Salak olmayın. Herkesin basbas bağırdığı, ilaçları çocukların ulaşabileceği yerlere koymayın uyarısına kulak asın. Vallahi cin gibiler bunlar herşeyi heryerden buluyorlar.
2. Çocuk milleti kolay kolay kusmuyor. Uğraşıp çocuğu yormadan doğru hastaneye koşun
3. Çamaşır suyu tuz ruhu gibi yakıcı madde içerlerse sakın ha kusturmayın
4. Bu maddeleri de uzak tutun onlardan buldukları herşeyi içerler zira.
Bu yazıyı şöyle bitirmek isterim:
Kanlım olsun kardeşim olsun. İnsanın zor anlarında yanında kardeşleri olmasa kim olur. Çocuklarınıza da kardeş yapın. İleride şu yalan dünyada birbaşlarına kalmasınlar.

9 Nisan 2009

Neymiş: Boş kibrit kutusundan oyuncak olmazmış

Dev bir kibrit kutusu. Bir markanın promosyonu olarak verilmiş ve bizim evin tek kibrit - çakmak benzeri aracı idi kendisi. Damla hanımın da bilgisi dahilinde mumları vs yakmak için kullanılırdı uzuuun süredir.
Kutu kocaman bir üçgen prizma şeklinde ve renkli (resmini koyacaktım ama üşeniyorum) yani oldukça ilgi çekici. Kibritleri de ince uzun, yeşil uçlu ve gayet oyuncak gibiydi. Damla da çok severdi kendisini. Ben ona gerçi uzun uzun çocukların kibritle oynamasının sakıncalarını anlatmıştım, olası sonuçlarından bahsetmiştim. Çok sevdiği mum üflemece oyunu için bu kibrit kutusunu alıp getirir ve bana yak üfliycem şeklinde uzatırdı.
Bir gün bu kibritler bitti. Ben de boş kutuyu atmadım, bir aktivitede kullanırız, çekmecesini takıp çıkarır oynar falan diye sakladım. İçindeki çeri çöpü döküp tabii ki.
Bugün yine boş kutuyla oynuyordu salonun ortasında yere oturmuş. Biz de annemle sohbet ediyorduk. İçeride de hasta olan babası yatıyordu.
Hanım içeri gitti bir an, sesi de kesildi, ben de babasının yanına gitti diye düşündüm (nedense!! basiretim bağlandı herhalde)..... Sonra aklım başıma geldi, ama geçen süre 40 saniye değildir. Yarım dakika falandır. Anne bunun sesi çıkmıyor babayı uyandırıyor herhalde diye fırladım.
Damla hanım odasında idi.
Yerde oturmuş, kapıya arkasını dönmüştü.
Boş kibrit kutusu ile oynuyordu.
Ama kutu boş değilmişti. Çekmecesinin kıvrımlarının arasına bir tane YANMAMIŞ kibrit saklanmıştı.
Damla hanım bu kibriti YAKMAYA ÇALIŞIYORDU.
Bunun yasak olduğunu biliyordu, bu kadarına aklı ermişti, yanmamış kibriti bulunca odasına gidip gizli gizli yakmaya uğraşacak kadar akıllıydı.
Ama daha çocuk hatta bebekti.
Kendisinin ve herşeyin yanması için (Allah korusun) 30 saniyenin uzun bir süre bile olacağını bilmiyordu.
Bunu galiba ben de bilmiyordum, otuz saniyenin bir çocuğun gözetim dışı kalması için çok uzun bir süre olduğu bir tokat gibi yüzüme çarpıldı.
Gerçi insan oğlu biraz salak galiba, bu olaydan az önce de babasının ateşini ölçtüğüm cıvalı ateşölçer ile oynamak istediğinde, onun içinde cıva olduğunu, kırılmasının çok tehlikeli olacağını söylememe rağmen, üzerinde durduğu örtüyü hızla çekip, termometreyi yere düşürüp kırdı. (Ben de yarım akıllı, kırıldı mı ki diye kutusunu bir açtım, cıvalar yerlere saçıldı. Bir gebe için en tehlikeli şeylerden biri, bir ağır metal olan cıva olduğunu bilerek)....
Demek ki neymiş, söylemek yetmez, ademin eli işte gerek.
Demek ki neymiş, çocuğun eli kolu heryere uzanır.
Demek ki neymiş, boş da olsa kibrit kutusundan oyuncak olmaz. Çocuğu da yalnız bırakmaya gelmez.
Demek ki neymiş, Allah korusun tabii de, önce tedbir, sonra tevekkül.
Ayrıca neden anlamıyorum acaba, bu ev kazalarının geliyorum dediğini!!!

10 Ekim 2008

Ev kazaları hep başkalarının başına mı gelir?

İnsanın korktuğu başına gelince kendini iyice salak hissediyor!!
Canımdan canım gitti, aklıma gelen başıma geldi, ne diyeceğimi bilemedim!

Dünyadaki çocuk ölümlerinin birçoğu -yüzde bilmemkaçı- ev kazaları yüzünden olur diye okumuştum bir yerde.. Hiç üzerime alınmamıştım. Doğrusu ya, evde hiç önlem almadım kızım doğunca. Ona herşeyi, riskleri, tehlikeleri doğduğundan beri anlattım, hep yanında oldum, hiç bırakmadım onu tek başına. Ben yoksam da mutlaka birinin gözetimi altında bulundu.

Hatayı nerde yaptım? Ev kazaları hep çocuklar yalnızken olur sanmakla. Bize olmaz sanmakla. Bizim başımıza gelmez sanmakla. Korktuğum başıma gelmez sanmakla.

Saniyeler içinde olabileceğini düşünemedim hiçbirşeyin. Oda kapılarına takılı anahtarlar her baktığımda, birgün Damla kendini kilitler mi acaba diye düşündüm.. Begüm de kalmıştı, hep duyuyoruz, sakın Damla da yapmasın dedim.. Son günlerde topuz şeklindeki kapı kollarına takmıştı kafayı, kilitlere basıp duruyordu, sürekli oynuyordu ama bunun olacağı hiç aklıma gelmemişti. Neden acaba!

Koca bir salağım da ondan!

Ayrıca kocam apartman toplantısına giderken de, cep telefonunu al, birşey olursa nasıl haber verecem diye kötüyü de çağıran bendim.

Sonra, tam oyun oynarken, an içinde, Damla koridora geçip el salladı, Ayşee dedi (Ayşe ablasıyla gülüşüyorlardı) ve kapıyı küt diye kapattı. Işığın yanıp yanmadığını bile bilmediğim, camsız, arkası görünmeyen, altı tamamen kapalı ve tek taraflı açılabilen kapıyı KÜTTTT diye kapatıp topuzun düğmesine basarak kilitledi.
Bir saniye içinde.
Anında.

Sonra, önce oyuna devam ettiğini sandı. Ayşe Ayşe diye bağırmaya devam etti. Sonra kapı açılmayınca bağırmaya başladı. Benim de sesim titremeye..

Sonra, annemi aradım. Ayşe, babamızı çağırmaya koştu. Ben panikledim.
Osman gelir gelmez kapıyı kırmak için omuzlamaya başladı. Damla sese korkup ağlamaya. Ben de onun sesine ağlamaya.
Bebeğimi kucağıma aldığım an, kendi salaklığım nedeniyle sinir krizi geçirdim.
Önce beni, sonra kızımı sakinleştirdiler.

Bu olaydan alınacak dersler:
1. KORKTUĞUN HEP BAŞINA GELİR.
2. GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ.
3. SALAKLIK ETME. ÖNLEM AL.

Not: İleride bir gün minik kalbimin kurduğu ilk uzun cümle nedir diye hatırlamak istersek diye yazıyorum:
Anneanne biraz daha çorba istiyom.