Buyrun, ben

Buyrun, ben

26 Haziran 2009

Yavru aslanlar


Vatandaş aslan görsün hehe :)

20 Haziran 2009

İyi fikirler

Bloğuma yazmak istediğim konu başlıkları, tek başına bir post konusu olacak kadar çok... Bunların da başında "İki çocuklu bir anne olmak" geliyor..

Ama bugün ziyaretimize gelen sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken (yine herzamanki gibi kendimi bebek ve çocuk bakmakla ilgli ahkam keserken buldum ve) dedim ki, ben aslında pratik bir insanım.. Bi sürü iyi fikrim var, ayrıca bebeğimi büyütürken doğru yaptığımı düşündüğüm bisürü şey de var, çocuk yaptım da hayattan kaybolmadım, ikinciyi de yaptım, sanki daha çok hayatın içine girdim. Ben en iyisi bunları bi yazayım dedim...

Kendi iyi fikirlerim de ayrı bir yazı konusu da, şimdi en iyisi kullandığım ve önerdiğim, tüm zamanlarda en beğendiğim, verdiğim paraya değen, Damla hanımı büyüten ve Tuna beyi de büyütmesini planladığım bazı şeyleri burada sizlerin de beğenisine sunayım....
Bu arada en önce hayatım boyunca sahip olduğum en iyi iki fikri burada yazıyorum:
1. Çocuk yapma fikri (iki kez hem de)
2. Annemin karşı apartmanına taşınma fikri :))
Bunlar da en iyi ürün fikirleri:
1. İkea mama sandalyesi: Bizimle beraber defalarca Türkiye turu yaptı... Hafif, ucuz, pratik, taşınması kolay, ayakları çıkıp her yere sığıyor (bagaja da), temizlenmesi kolay.

2. mothercare seyahat lazımlığı
Arabayla gidilen uzun bir yol boyunca iğrenç pis benzinci tuvaletlerini ve bagajda taşıdığımız kocaman lazımlığı kullanmak zorunda kaldıktan sonra, katlandığında sırt çantasına dahi sığan, çişin poşette birikip çöpe atılabildiği bu seyahat oturağını keşfettik. Kendi yedek poşetleri olduğu gibi (tanesi 1 ytl geliyor) her bir çiş için 1 ytl fazla derseniz normal poşetle de kullanılabiliyor açıkçası.
3. İkili klozet kapağı

Biz mothercareden aldık ama malesef artık getirmiyorlarmış. Bu resmi internetten buldum (bebeshop.com.tr).. Çok pratik çünkü hem biz hem de bebek kullanabiliyor, adaptör takıp çıkarme derdi yok, kapak kapatıldığında normal bir klozet kapağı gibi görünüyor. Oldukça da şık.

4. Chicco Caddy baston puset
http://www.e-bebek.com/Chicco-CT-0.6-Puset-ProdID73363.html#Tab


Son derece hafif, çanta gibi her yere taşıdım, içinde bebek varken tek başıma merdivenlerden indirip çıkarabiliyorum, tam yatmıyor ama Damla 6 aylıktan beri kullanıyoruz ve içinde o günden beri (hala) rahatça uyuyabiliyor.. Tarihi mekanlardan pazarlara çarşılara kadar heryerde her deliğe rahatça girdi bizimle. Tepelere tırmandı yokuşlardan çıktı.... Deniz kenarına da gitti, Dolmabahçe sarayına da... Kapalıçarşı'ya da, Almanya'ya da... Katlanınca da gerçekten sırt çantasına konup taşınabiliyor (kendi çantası var). Hem de piyasadaki en ucuz bebek arabası :)
5. Crocs ayakkabı (ya da terlik, neyse işte)



Boyner'den aldık. Bu sene yine aldık. Derede tepede denizde kırda kumda her yerde giydi. Makinede yıkanabiliyor. Antibakteriyelmiş ayrıca da.
6. Mikrodalga sterilizatör
http://www.e-bebek.com/P.Avent-Ekspres-Mikrodalga-Sterilizator-ProdID751.html#Tab



Sekiz dakikada steril ediyor. Herşey de sığıyor içine. İleri derecede pratik.
7. Bebek telsizi: Bizim telsizimiz Kraft'ın en primitif modeli idi. Buna rağmen iki yıl boyunca kullanılmadığı gün olmadı diyebilirim.. Halen kullandığımız için bebişe bir başka almak zorunda kaldık. Tatilde de dahil olmak üzere her yere bizimle geldi, bizi hiç yarı yolda bırakmadı.
8. Beaba Babycook mama makinesi


Ben Beaba marka aldım ama şimdi Arçelik Beko Arzum gibi markalar da birebir aynı ürünü üretmiş, eminim aynı işi görüyordur.
Tatilde otelde bile kullandık.. Buharda sebze pişirip rondoluyor, çok pratik. Ek gıdalar boyunca 6 aydan daha uzun süre boyunca hergün kullandık..

9. Kaydırak



http://www.e-bebek.com/SOK-FIYAT-Dalgali-Kaydirak-Basket-ProdID5707.html
Başta saçma bir fikir gibi görünebilir ama bizim salonda HALA bir kaydırak var ve hiç pişman değilim :) Özellikle enerjimizin fazla geldiği ve uyumadan önce yorulmamız gereken uzuuun kış günlerinde çok işimize yaradı ve çok eğlendiğimizi de itiraf etmeliyim.
10. Park yatak

http://www.e-bebek.com/Kraft-Oyuncakli-3-Katli-Park-Yatak-ProdID18552.html
Bizimki Kraft 2 katlı bir modeldi, özellikle seyahatlerde çok işimize yaradı. Annemlerde kalırken de kullandık..
Şu anda aklıma gelen, toparlayabildiğim bunlar. Bunların tümünü tepe tepe kullandık, bebeği olan herkese gözü kapalı almasını öneririm.
Bu uzuuuun postu da buraya kadar kimse okumamıştır bence, ben niye yazdım o zaman :;))

14 Haziran 2009

Mutluluğun resmi

Bir post yazmıştım bir kaç yıl önce, "sen mutluluğun resmini yapabilir misin?" diye soran...
O zaman yapabildim sanmıştım. Mutluluğun resmi o sanmıştım.

Ama buymuş...

5 Haziran 2009

9 Haziran Saat 12.00

9 Haziran Saat 12.00 (hayatımda en önemli 2. randevum :) ) Gerçi Şebnem'den öğrendiğim çok önemli bişey var: "Beş dakkada değişir bütün işler"
Biz yine de bekleyelim randevumuzu di mi oğlum?

4 Haziran 2009

Gebelik ve idrar yolu enfeksiyonu

Sancı yapar. Doğumu başlatır.
Çok şiddetli enfeksiyon bulantı kusma yapar (normal doğum sürecine bağlı açılmanın bulantısı ile karışabilir).
Tüm bunlar vaktinden önce doğum gerçekleştirebilir.
İşte ben bundan oldum.
Çok şükür (şimdilik?) durdu.
Bir hafta daha beklese kendi yararına :)

Not: Ama ben secret yaparken yanlış yaptım (eksik niyaz da denebilir).. Hastane çantasının fermuarını çekince evelki gün "tamam artık hazırım doğurabilirim" diye düşünmüştüm....

3 Haziran 2009

Durun ben bi doğurup geliyim

Evet evet iyi fikir...
En iyisi ben bi doğurup geliyim

31 Mayıs 2009

Bu yazının başlığını değiştirdim çünkü spam saldırılarına maruz kalıyordu

Hayatımın formatı değişmiş bunu farkettim... Ben pozitif düşünür hayaller kurardım.. Dahası, kurduğum hayallerin gerçek olacağını bilirdim bir gün..
Mesela, birgün, Yalova'da şu resmi çekmiştim:

Bir an için gördüğüm bu evin aynısının, bir gün bizim de olacağını bilerek.. Aynı güneşli bahçe, aynı çiçekli balkon, aynı çatı-arası-hobi-odası....
Arka bahçede ağaç ev...
Odalar bembeyaz.. herşey bembeyaz... Evde çocuklarım.. Sevgilim... Sevdiklerim...

Hayal kuramıyor muyum artık? Birçok insanın benzerini (daha fazlasını) yaşadığı iki üç acı mı beni yordu yıldırdı?
Güneşi alıp yüzüme süremeyişim neden.. Şu güzel ışıklı şehire yerleşip orada yaşamak isteğim nerde?

Ben, nerdesin? Geri gel.. Al hayallerini de gel.. Al gülümsemeni de gel. Mutluluk yetmiyor (şükretmeye devam et gene de hergün) ama gül, gül biraz, hayal kur,
ben, geri gel bana.
Güneşini, ışığını, mutunu, herşeyini al da gel.
Hem de bugün akşam olmadan gel.
Yarın ben olarak uyan.
Sen bile şaşır eskiye nasıl bir günde dönebildiğine.
Enerjine, sabrına, mantığına tekrar kavuş.
Ben, geri gel.
Hadi.

21 Mayıs 2009

İkinci bebeğini bekleyen bir anne neler yapar - neler yapamaz?

Daha önce yazmıştım, bu ilkinden çok farklı diye.. İlkinde tamamen hayata ara verip doğum hazırlıkları ve "bebek için şeyler"le uğraşıyordum. Bu kez, zaten hayatımın tüm alanlarını dolduran bir güzellik var ve bir yandan da işime, hayatıma çok da ara vermeme, "pause'a basmama" isteği hakim bende. Yani süper anne olma isteği!
Bu nedenle, çok da birşey yapamıyorum bebişle ilgili.. Evde olmamın kızımla beraber vakit geçirebilmem için bana verilmiş bir armağan olduğunu düşünüyorum (onun dört aylık olmasından bir yana çalıştığım düşünülürse..) ve vücudum izin verdiği ölçüde onunla vakit geçirmeye çalışıyorum.. Gerçi hala anneannesini annesi, beni de de ablası - teyzesi falan sanıyor ama olsun :)) Onun uyuduğu ya da okulda olduğu saatlerde ise, dinlenmek yerine evle ilgili yapmam gereken işleri, düzenlemeleri, alışveriş gibi şeyleri halletmeye çalışıyorum.

Bu arada yapmak için çok büyük istek duyduğum (!) ama hiç vakit ayıramadığım, fakat elbet yapacağıma dair şeyler de var:
1. İhtisas bitirme tezimi yazmaya başlamak..
2. Elimde üç tane kitap var (üçü de Tracy!! :))) Doğumdan önce onları okumalıyım ikinci kez. Unutmuşum zira..
3. İşimle ilgili yazmam/düzenlemem gereken makaleler var, bu benim için en önemli kalem olmasına rağmen, en son sırada ve en uzak ihtimalle yapacağım şeyler. Sanırım hiç sıra gelmeyecek bunlara :( Ne de olsa şu anda aklım daha ziyade bebek odasının perdesinin asılıp çekmecelerin artık düzenlenmesinde... (Bu arada onu da yapamıyorum ya neyse!!)

Sonuçla;
Bebek beklemek süper.. İkincisini beklemek de çok güzel.. Ama hayata bu kadar çabuk bu kadar uzun bir mola daha verme fikri biraz zorluyor beni.

12 Mayıs 2009

11 Mayıs 2009

Anneler günü


Bir türlü yazamadığım bir post...

Defalarca oturum açıp kapattım..

Düşündüm düşündüm her seferinde vazgeçtim...

Çünkü ne anneme ne hissettiğimi anlatabileceğimden, ne de anne olduğum için neler hissettiğimi anlatabileceğimden emin olabildim.

Kızımın bana hazırladığı hediyenin resmini koyacaktım

Anneme o olmasaydı ne ben olabileceğimi ne de anne olabileceğimi anlatacaktım

Kızıma sahip olduğum için sahip olduğum tüm diğer değerlerin değerini yitirdiğini anlatacaktım

ama bunları yeterince iyi ifade edebilecek kadar iyi bir Türkçe'ye sahip olmadığımı farkettim.

Şöyle özetlemeye karar verdim:
Ana gibi yar olmaz.

6 Mayıs 2009

Hastane çantası listesi

Henüz bende bir faaliyet yok ama bari bir liste yapayım.. Önce elimde mevcut listeyi yazayım sonra da yorumlarımı dedim.. En azından bir yerden başlamış olayım :)
Not: Tamamen doğumun yapılacağı hastaneye göre modifiye edilmeli bu liste. Çünkü biz koca bir valiz götürüp hemen hemen açmadan geri getirmiştik!
1. 2-3 takım önden düğmmeli gecelik: Bu kez sadece pijama götürmeyi düşünüyorum. Gecelik giymedim zira.
2. Sabahlık, çorap, terlik, bol miktarda iç çamaşırı: Sabahlık çok gerekli, ameliyat sonrası yürüyüşler için, çorap çamaşır ok, terlik: benim götürdüğüm terliğim ayağıma olmadı (ayaklar şişti) hastaneden verdiler. Belkli bu kez hiç taşımam yanımda.
3. Diş fırçası, macunu, sabun, havlu, kolonya: Sabun hastanede oluyor, 1 rulo kağıt havlu yeter de artar bile.
4. Peçete, kağıt havlu: Ben de onu diyordum işte. Sadece kağıt havlu yeter. Hadi 2 rulo olsun.
5. Tarak, deodorant, makyaj malzemeleri, el aynası: Kaç aydır makjay yapmıyorum acaba, sanırım hastanede de yapmam, belki fotoğraf için bir pudra - allık olabilir.
6. Birkaç paket hijyenik ped: Hastaneden veriyorlardı galiba, bir paket götürmek yeter.
7. İki üç adet emzirme sütyeni: Bir adet yeter.
8. Meme ucu pedi, meme başı kremi, temizleme mendili, meme kalkanı, süt pompası: İşte benim için en önemli madde, hatta sırf bunlar için bir valiz yapabilirim!! Allah'ım neydi o meme başı yaraları!! Bir de bu maddelere karbonat, temizleme için ılık su için mini termos - mini kağıt bardak, pamuk eklemeli.
9. Kirli çamaşır torbası: Poşet yani.
10. Video kamera ve fotoğraf makinesi: Kamerayı şarj et, makinenin yedek pillerini al..
11. Ziyaretçi defteri: Böyle birşey yapmamıştım, yine yapmayı düşünmüyorum.
12. Hastaneden çıkarken giyeceğiniz giysiniz: Giderken giydiklerimin içne anca sığmıştım, bu nedenle ek bir giysi götürmeyi düşünmüyorum.

Bebiş için:
13. En küçük boy bebek bezi paketi: Hastanede gerekmedi, çıkarken gerekti, bir paket değil de bir - iki tane yetiyor bu yüzden
14. Islak mendil: Hastanede zaten altını onlar değiştiriyor, bunu yük etmeye gerek yok
15. Bol miktarda body, tulum, pijama: Hastanede kendileri giydiriyor, bir tek eve çıkarken bizim götürdüğümüz giysileri istemişlerdi. Bu nedenle bir body bir tulum yeter, bir de şapka eldiven
16. Üçer adet başlık eldiven pijama: Dediğim gibi birer tane götürecem, eve giderken giymesi için. Onu da daha satın almadım. Belki de yeni almam (hastane çıkış seti diye bir saçmalık var, bilenler bilmeyenlere anlatsın, ben para tuzağı olduğunu düşünüyorum!)
17. İki tane yelek ya da hırka: Haziran'da?
18. Bebek battaniyesi: İnce bir pike almak gerek, çıkışta rüzgar olursa üşüyebilir (ne de olsa 37 dereceden geliyor bebiş)
19. Bebek havlusu: Gerek yok
20. Bebek mendili: Ağız bezi yani, bir iki tane gerekli
21. Kirli çamaşır torbası: gerek yok
22. Bebek şampuanı: Gerek yok, hastanede var
23. Emzik: Kesin kararlıydım doğar doğmaz deniycem diye ama artık emin değilim. Tracy ve emziğin görünüşüne olan gıcığım beni vazgeçirdi.
24. Biberon: Umarım gerekmez, götürmeyi düşünmüyorum
25. Pişik kremi: Hastanede var
26. Ana kucağı ya da portbebe: Gerekli
Benden ek: 2 şişe Vita Malt: Olmazsa olmaz....

Oh be rahatladım... En azından artık listem var :)))
Acaba eksik kaldı mı?

5 Mayıs 2009

Anaokulunun getirdikleri - götürdükleri / larenjit


Götürdükleri çok az olduğu için ondan başlayayım...

Damla'nın sağlığı minik (çok şükür) sarsılmalarla biraz etkilendi bu okul macerasından. İki yıl hastalık ve ateş yüzü görmeyen yavrum, okula başladığından beri en fazla iki hafta arayla ateşlenip, farenjit, larenjit, ne bileyim üst solunum yolu enfeksiyonu gibi tuhaf hastalıklara yakalanmaya başladı. Çok şükür çok zor atlatmıyor ama, olan bizim uykulara oluyor (kendi uykusuna da tabii ki). Bunu bekliyorduk, enfeksiyonlar olur ama ilkbahar, daha az olur diyorduk, doğrusu ya bu kadar sık beklemiyordum ben bile.
Getirdiklerine gelince...
Benim hamileliğim, baharın bir türlü gelememesi ve bence en önemli neden, herkesin bebişlerin de büyümesi nedeniyle daha bir kendi işlerine döndüğü bu dönemde ciddi ciddi aksattığımız oyun grubu buluşmalarının yerine haftada üç gün düzenli olarak arkadaşları ile birlikte oluyor. Oyunlar oynuyor şarkılar söylüyorlar.
Artık evde yaptıramadığımız (çoğunlukla inatlaşıp, yokyokyokyoook diye reddettiğinden) birçok aktiviteyi artık okulda yapıyor: Hamur ya da resim gibi.
Bir dolu yeni şarkı öğreniyor, bazıları İngilizce :) Hatta İngilizce ona kadar saymayı bile öğrendi cadı hehehe
Müsamerede rol vermişler (Bakalım göreceğiz neler yapacaklar..), bu benim için çok heyecanlı bir deneyim.
Kendine ait bir çevresi var artık; arkadaşları ve öğretmenleri ile servise binip tiyatroya gitti mesela, gerçi inanılmaz merak ediyorum, bizsiz ne yapıyor diye ama öğretmenleri gayet iyi üstesinden geldiğini söylüyorlar.
Artık haftada üç gün kahvaltı ve öğle yemeklerini okulda yiyor (bulgur pilavı mesela, evde olsa yemezdi hehehe) Kendi başına yiyor, bunun yararlarını evde de görüyoruz.
Bence okul oldukça yararlı.... Hastalıklar hariç ama onun da yazın azalacağını umuyorum. Yeter ki bir an evvel toparlanıp kendine gelsin yavrum.

3 Mayıs 2009

Şükür kavuşturana

Allah kimseyi evlat hasretiyle terbiye etmesin

27 Nisan 2009

Uzuun uzun birşeyler söyleyesim var ama


ne kime anlatacağımı biliyorum, ne de neler anlatacağımı...
Hamileliğin verdiği kafar karışıklığı, duygu çorbası, hep anlaşılamadığını düşünmesi, insanın bedeninin kontrolünden çıkması.... Nefes almak istediğinde alamaması, yemek istediğinde yiyememesi.
Minicik zorlukların üstesinden gelememesi ve bunu farketmesi. Normal zamanda olsa başedebilirdim, biliyorum, nasıl yapacağımı da biliyorum ama gücüm yok demesi ve yine kimsenin anlamadığını düşünmesi. İçimde biri var ve artık dışımı da yönetiyor.
Belirsizlikleri sevmeyen benim hayatımı belirsizliklerle doldurdu, şaşkınlık içindeyim, kendimi soktuğum bu hale.. Şimdi ihtisası bitirmek üzere, bambaşka bir yolda yürüyor olacaktım. Artık iki bebekle herşey imkansız gibi geliyor. Hem de herşey. Hayal bile kuramıyorum, kendimi kızgın güneşin altında serin suların kıyısında hayal edemiyorum mesela.
Ama şu yukarıdaki resme bakınca (ya da resimdeki meleğin kendisine) hepsi geçiyor.
Not: Kocam çok güzel resim çekiyor bunu da farkettim ayrıca.

26 Nisan 2009

Herkesten herşeyi bekle kimseden hiçbirşey bekleme

Kafama taktığım birşey var. İki gecedir rüyamda çözmeye çalışıyorum. Birebir rüyamda görüyor ama yine çözemiyorum.
Hayırdır inşallah.
Gerçekte de çözemedim hala.
Böyle şeyleri hiç sevmem.
Bir özelliğim nedir diye sorsalar, belirsizlikleri sevmem derim. Bunu da sevmedim. Er geç yarın çözülecek inşallah (olumlu ya da olumsuz) her iki türde de bana çok zararı olmayacak ama nedense çok taktım kafama galiba.
Rüyamda görmemden belli.

20 Nisan 2009

18 Nisan 2009

Minik kalbim büyüyor galiba....

İlk İngilizce şarkısını öğrenip baştan sona söyledi... (Are you sleeping?)
İlkkez sevdiği bir ünlünün posterini kendi minik elleriyle odasının duvarına yapıştırdı (Bkz: Çilek Kız)
Okul müsameresine seçildi... (Ben bir şarkı öğrendi söyledi diye ağladım heyecandan, müsamereye gitmeden önce diazem içicem galiba)
İlk kez gece yatağından pıt pıt inip annesiyle babasının yatağına geldi, aramıza girip uyudu.. (Bkz dün gece)
İlk kez kendi zevkine ve isteklerine göre bir pasta seçerek sipariş verdi (Bkz: Pamuk Prenses'li doğumgünü pastası)
İlk kez rüyasını anlattı (Begüş düşmüş...)

15 Nisan 2009

Herkes tercihleriyle yaşar..

Bu da benim çok sık tekrarladığım ve inandığım birşeydir.
İnsanların tercih ettikleri ve değiştirme şansları olan şeylerden şikayet etmelerini doğru bulmam. Bebeğim daha ufacıkken ikinciyi yapmak bizim kararımızdı, başedebileceğimize inanmasak yapmazdık sanırım.
Bugün, terrible two'm ile ve kocaman 30 haftalık göbişimle (ve içindekiyle) tek başımıza oyun grubu buluşması için Altunizade'den Feriköy'e gitmek, hem de trafiğin yoğun olduğu saatlerde, benim tercihimdi.
Şikayetçi değilim.
Neyse ki kızım beni hiç üzmedi, özellikle yolda giderken uyuyarak (trafik korkunçtu) gelirken de uyuklayarak yolun farkına bile varmadı, şükür.
Orda da arkadaşlarım sağolsunlar beni fazla yormadan hem Damloşun peşinde de koşarak, hem de bizi besleyerek :) kararımdan pişman olmamamı sağladılar.
Zor bir gündü. Evet.
Bunu tekrar yapar mıyım? Yapmam diyemiyorum. Şartlara bağlı.

10 Nisan 2009

Terrible two ve Arap...

Kızım tavuk suyuna çorbayı elleriyle yemek (içmek) isteyip de bunun için ısrar edince, baktım ki imkansızlığını anlatmam mümkün olmayacak, dedim ki,
"Kızım bir tek Araplar yemeği elleriyle yer.. biz çatal kaşıkla yeriz"
O da dedi ki (ama ağlayarak)
"Ama ben Arapıııııımmmmmmm".

Terrible two maceralarını ve çözüm önerilerini de birgün post olarak yazmayı düşünüyorum.
Aslında sığmaz blogger'a, en iyisi kitap yazayım :))))

9 Nisan 2009

Neymiş: Boş kibrit kutusundan oyuncak olmazmış

Dev bir kibrit kutusu. Bir markanın promosyonu olarak verilmiş ve bizim evin tek kibrit - çakmak benzeri aracı idi kendisi. Damla hanımın da bilgisi dahilinde mumları vs yakmak için kullanılırdı uzuuun süredir.
Kutu kocaman bir üçgen prizma şeklinde ve renkli (resmini koyacaktım ama üşeniyorum) yani oldukça ilgi çekici. Kibritleri de ince uzun, yeşil uçlu ve gayet oyuncak gibiydi. Damla da çok severdi kendisini. Ben ona gerçi uzun uzun çocukların kibritle oynamasının sakıncalarını anlatmıştım, olası sonuçlarından bahsetmiştim. Çok sevdiği mum üflemece oyunu için bu kibrit kutusunu alıp getirir ve bana yak üfliycem şeklinde uzatırdı.
Bir gün bu kibritler bitti. Ben de boş kutuyu atmadım, bir aktivitede kullanırız, çekmecesini takıp çıkarır oynar falan diye sakladım. İçindeki çeri çöpü döküp tabii ki.
Bugün yine boş kutuyla oynuyordu salonun ortasında yere oturmuş. Biz de annemle sohbet ediyorduk. İçeride de hasta olan babası yatıyordu.
Hanım içeri gitti bir an, sesi de kesildi, ben de babasının yanına gitti diye düşündüm (nedense!! basiretim bağlandı herhalde)..... Sonra aklım başıma geldi, ama geçen süre 40 saniye değildir. Yarım dakika falandır. Anne bunun sesi çıkmıyor babayı uyandırıyor herhalde diye fırladım.
Damla hanım odasında idi.
Yerde oturmuş, kapıya arkasını dönmüştü.
Boş kibrit kutusu ile oynuyordu.
Ama kutu boş değilmişti. Çekmecesinin kıvrımlarının arasına bir tane YANMAMIŞ kibrit saklanmıştı.
Damla hanım bu kibriti YAKMAYA ÇALIŞIYORDU.
Bunun yasak olduğunu biliyordu, bu kadarına aklı ermişti, yanmamış kibriti bulunca odasına gidip gizli gizli yakmaya uğraşacak kadar akıllıydı.
Ama daha çocuk hatta bebekti.
Kendisinin ve herşeyin yanması için (Allah korusun) 30 saniyenin uzun bir süre bile olacağını bilmiyordu.
Bunu galiba ben de bilmiyordum, otuz saniyenin bir çocuğun gözetim dışı kalması için çok uzun bir süre olduğu bir tokat gibi yüzüme çarpıldı.
Gerçi insan oğlu biraz salak galiba, bu olaydan az önce de babasının ateşini ölçtüğüm cıvalı ateşölçer ile oynamak istediğinde, onun içinde cıva olduğunu, kırılmasının çok tehlikeli olacağını söylememe rağmen, üzerinde durduğu örtüyü hızla çekip, termometreyi yere düşürüp kırdı. (Ben de yarım akıllı, kırıldı mı ki diye kutusunu bir açtım, cıvalar yerlere saçıldı. Bir gebe için en tehlikeli şeylerden biri, bir ağır metal olan cıva olduğunu bilerek)....
Demek ki neymiş, söylemek yetmez, ademin eli işte gerek.
Demek ki neymiş, çocuğun eli kolu heryere uzanır.
Demek ki neymiş, boş da olsa kibrit kutusundan oyuncak olmaz. Çocuğu da yalnız bırakmaya gelmez.
Demek ki neymiş, Allah korusun tabii de, önce tedbir, sonra tevekkül.
Ayrıca neden anlamıyorum acaba, bu ev kazalarının geliyorum dediğini!!!

7 Nisan 2009

At binmek ile ilgili yazı


Kızımın arkadaşlarıyla at bindiğini, bunun onu ne kadar mutlu ettiğini, neden daha önce bunu yapmadığımızı bilmediğimi...
anlatacaktım ki...
ateşlendi kuzum.
Hastalığa daldım ben de, hayatı unuttum. İşi gücü unuttum. Bilgisayarımı bile unuttum.
Tek aklımdaki, minik kuzum. Bir de onun gece üçte uyanıp, "ben hasta oldum, doktora gitmek istiyorum" deyişi. Gerçekten. Dedi bunu.
Sabaha hemen randevu aldık.
Gittik. Muayene olurken baktım biraz sıcak geldi. 38.4.
Kızım, yavrum, inşallah bir an evvel iyileş de, neşene geri dön.

Minik eller çiçek ekerken...

Minik eller saksılara toprak doldurup çiçek ekerken...


Minik eller yorgunluk meyve sularını (!) içip keklerini yerken...

Babişler güneşte minik elleri seyrederken...

Minik ellerin diktiği minik çiçekler güneşte yorgunluk atarken...

3 Nisan 2009

Daha dün biz oyun arkadaşıydık, şimdi onlar oldu sanki..


Büyüyorlar.. Şişede durdukları gibi durmuyorlar...
Benim sıpayla bu ikiz sıpaları nerdeyse arkadaş olucaklar yakında. Damla hanım onlara şarkı söylüyor, öpüyor, hatta üç adım birden atlayıp banyo yaptırıyor :) Haahhhaaaah.... Görülmesi gerekli bir manzara çok komikler çünkü üçü..
Hepsi bir yana da, ben bu iki tane olmaları meselesine hala daha alışamadım yahu.
Bir de dip not: Bu bebek kişilerine nasıl mama yediriliyordu? Kaşığı görünce üç metreden bağırarak kaçıyo bunlar yahu!! Unutmuşum ben imdaatt... Bu koy önüne yesin dönemi ne zaman başlamıştı, yerlerden bezelye yerine muhallebi temizlemek daha zormuş, unutuluyormuş. İnsanoğlu nankörmüş, sanki benim kızım iki yaşında doğmuşmuş... Napıcam ben ya :))
Bak oğlum, hele bir doğ da hayırlısıyla, beni şu yukarıdaki resimde Doğa Hanım'ın (yoksa Irmak mıydı?) yaptığı gibi maymun edersen karışmam.. Veririm ablanın eline kaşığı ne kadar yedirirse sana artık....

31 Mart 2009

Dört kadın

Biri şahane fotoğraf çeker... Şahane blog yazar, çok okunur. Şahane ekmek yaparmış ama biz yiyemedik henüz...
Biri şahane bina yapar, şahane toparlar.. Kendisi farkında olmayabilir ama kısa ve öz konuşmalarıyla beni de toplarlar.
Biri şahane yazar(dı), neden yazmayı bıraktığını kendi bile bilmez. Şahane güler, şahane güzeldir ama sanki farkında değilmiş gibidir.
Biri durmadan çocuk yapar. Boş vakit buldukça ameliyat yapar.
Ortak noktaları var mı bebeklerinden başka? Bunu zaman daha iyi gösterecek.
Ama bence bu dört kadının birleşiminden şahane bir akşam yemeği partisi çıktı.. Bana daha iyi gelen acaba yemek miydi, gece ve Taksim miydi, Tünel miydi, İstiklal'de yıllar sonra gece yürüyüş müydü, önyargısız ve çıkarsız arkadaşlar mıydı, çözemiyorum.
Bildiğim, bunun tekrarını istediğim.
Teşekkür ederim arkadaşlar.

26 Mart 2009

Minik kalbim


Sensiz hayatımız eksik değildi belki ama seninle kesinlikle daha fazla....
Seni o kadar çok seviyoruz ki, anlatamıyorum...
İyi ki doğdun bebeğim, iyi ki varsın...

23 Mart 2009

Her yeni gün yeni bir umut…


Günaydın güneş.. Günaydın yeni gün..
Hadi kızım sen de uyan, işe gitmeden bir koklayayım uyku kokan saçlarını, bebek kokan boynunu, su kokan tenini..
Günaydın kızımın kedileri, günaydın kızımın çimenleri,
günaydın yeni gün…
Mut, sen de buralardasın duyuyorum, sabah sabah gözümü dolduruyorsun..
Yeni gün, iyi geldin bana..
Sevgilim, sen de…
Bebeğim, kızım, yavrum, sen de…
Çiçeklerim, siz de...

21 Mart 2009

Bir önceki postla ilgili düzeltme

Yanlış anlaşılmış.
Ben mutsuzum demedim.
Elimdekilerden şikayetçiyim de demedim.
Hayatımla ilgili sorunlarım var da demedim.
Ailemden işimden şikayetçiyim de demedim.

Sadece olumlu düşünme yeteneğimi kaybettim dedim.
Hani herşeye iyi yanından bakma, olumlu yanlarını görme, zorlukların üstesinden kolayca gelebileceğime inanma yeteneğimi.
Gülümseyebilme yeteneğimi kaybettim.

Mutsuz değilim.
Çok şükür.
Herşeyin en iyisine sahibim çok şükür ve herşeyim de var.
Sadece artık gülümseyemiyorum.
Neşeli neşeli cıvıldayamıyorum.
Bardağın dolu tarafını göremiyorum.

Bunun için taktiklerim vardı benim. Yıllarca iyi idare etmiştim.
Nereye gittiler bunu merak ediyorum.

19 Mart 2009

OLUMLU DÜŞÜNME YETENEĞİ

Mİ KAYBETTİM.
GÖRENLERİN DUYANLARIN BANA MAİL ATMASINI
NASIL GERİ EDİNEBİLECEĞİM HAKKINDA FİKRİ OLANLARIN
BURAYA.. HAYAL ALANIMA..
YORUM BIRAKMASINI (Kİ BAŞKALARI DA FAYDALANSIN)
RİCA EDERİM.
BUNU DA ÖZELLİKLE ARKADAŞLARIMDAN EDERİM.
YOKSA BOĞULUCAM.

15 Mart 2009

14 Mart Tıp Bayramı

Bugün bir gazetedeki bir ilaç firmasının reklamı bana şunları düşündürdü:
Gerçekten de ne hayallerim vardı bu mesleği seçerken... İlk defa "doktor olucam ben" diyeli tam 29 yıl omuş.... Şaka gibi.....
29 yıl önce şu günkü şu anki şartları bilseydim iki kere de değil belki 10 kere düşünürdüm...
Labil bir ortamda, belirsiz kararlarla, gelecek kaygısı altında nefes alamayarak kime nasıl faydalı olacağım ben?
Dört yıl sanarak başladığım ihtisas beş yıl oldu, ben beş yılımı doldurduktan sonra, şaka gibi ama - tekrar 4 yıla indi.... Avrupa Birliği uyum yasaları gereği 5 yıl oldu, doğuya daha çok ve çabuk doktor gönderebilmek için tekrar 4 yıl.
Mecburi hizmet mantığına -baştan beri var olması şartıyla- saygı duyabilirim, ama bir sınava girip, yıllarca ders çalışıp kazandıktan ve belirli olduğunu sandığın bir gelecek planı çizdikten sonra, koca koca insanlara "hadi ben mecburi hizmet yasası çıkardım, benim seçtiğim bir yere gidip benim belirlediğim bir süre gideceksiniz, hem de eşinizi göndermeyeceğim, sizi de onun yanında bırakmayacağım, ayrılın ayrı ayrı yerlerde en az bir buçuk yıl yaşayın, sonra da yıllarca emek verdiğiniz devlet görevinden istifa edin, ya da kurulu düzeninizi gidip doğuda kurun kardeşim" derseniz buna saygı duyamam..... Başlarken bundan haberi olsaydı bunu seçmeyecek olan bisürü insan tanıyorum (mesela ben)... ya da hazırlıklı olarak başlardı insanlar... falan falan...
Bakın son örneğim Ebru'ya... Minik kelebeği ile Uşak'ta eşinin ihtisası bitirip yanlarına gelmesini beklerken eşinin Adıyaman'a gideceğini öğrenince, en az bir yıl ayrı kalmaları gerekeceğini duyunca neler hissetti acaba?
Evrim, bebeği ile Şırnak'a gidecek, eşi gidemiyor (kolay mı herkesin işini günücü bırakıp yeni düzen kurması, başka bir memlekette?) neler yapacak tek başına Şırnak'ta?

Neyse, benim çok çenem açılır bu konu açılınca... Ben haksızlıklara tahammül edemeyen bir oğlak burcu bireyiyim. İstemezdim ama öyleyim... Sakince karşılayabilmek isterdim. Yapamıyorum. Üzülüyorum.. Rüyalarımda, kurada nereyi çekeceğimi görüyorum (Not: Dün gece Kırşehir'i çektiğimi gördüm).
Tekrar söylüyorum: 29 yıl önce şu günkü şu anki şartları bilseydim iki kere de değil belki 10 kere düşünürdüm...
Sonuç: Yine de doktor olurdum. Acil bir ameliyata girip bir anneyi ve bir bebeği hayata döndürünceki hislerimi anlatamayacağım için şu anda, bunun da nedenini yeterince anlatamayabilirim.
Evet ben yine de doktor olurdum.
Seviyorum ben mesleğimi.
Olsun.
Tıbbiyeliler bayramım kutlu olsun.

EDIT:
Kendi aranızdaki tartışmalarla, tuhaf yorumlarınızla, hakkınız olmadan bu alanı işgal ederek kafamı karıştırmayın. Beni okuyanların kafasını da... İçimi dökmek için, bazen de konuşma, anlatma güdümü tatmin etmek için yazdıklarımı başka başka yerlere çekmeyin. Beni blog yazmaktan soğutmayın. Yoruma kapalı, hatta şifreli alanlarda, hissettiklerimi sadece sınırlı - güvenilir- kişilerle paylaşmak zorunda bırakmayın.
Burası benim hayal alanım. Yazdıklarıma karışmayın. Zaten şu boktan dünyada yaşamak için savaşıp duruyoruz, bir de size derdimi anlatmak için ayrıca çaba harcamak zorunda bırakıp beni sinirlendirmeyin.

12 Mart 2009

Şimdi okullu olduk.....

İnsanın bebeğinin okula başlaması ne enteresan birşeymiş.. Ne heyecan verici.. Onun bir toplumda, yanında biz olmadan bir birey olarak kendini ifade etmesi, edebilmesi... Başka birilerine tuvaletini söylemesi, başka birilerinin yardımıyla yemeğini yemesi.. Sevdiği oyunları başkalarıyla oynaması..
Ve yanında olamamak, bu anları görememek, yaşayamamak. Sadece saate bakarak, şimdi ordadır, şimdi oynuyordur, meyvesini yiyordur, çok uykusu gelmiştir, şimdi eve gidiyordur diye hayal kurmak.
Bu arada o "terrible 2" ben ise "terrible 34" olduğumuz için sonrasında bu konuda tek kelime konuşamamak...
Ama anladım ki insan bebeğininin her anında yanında olmak, her anını bilmek, görmek istiyormuş.. Merak ediyormuş.
Annelik ne tuhaf birşeymiş. İşten eve gelince kızım benimle ilgilienmeyip televizyon seyretmek isteyince ya da anneanne diye ağlayınca içimin nasıl parçalandğını, nasıl hissettiğimi bilebilse keşke....
Neyse.. Anaokulu maceramız böylece başladı işte; ben yokken :( Kademeli olarak artarak tam gün ve tam haftaya dönüşmesini planlıyoruz, hayırlısı bakalım.
Sonuç olarak, tam fikrim yok malesef ama (öğretmeniyle henüz konuşamadım), iyi oynamış, ağlamamış, bizi istememiş, yemeğini (ara öğününü) güzel yemiş, çişini söylemiş hatta altını da açmışlar -biz bağlamıştık ne olur ne olmaz diye- hiçbir sorun yaratmamış.. Öğlen olunca zaten uykusu geldiğinden ayrılırken de ağlamamış. İyi gitmiş kısacası.
Not: Resim temsili, Damla hanımın dün çekilen resmi olmadığı için bunu koydum...

9 Mart 2009

Benden selam olsun Bolu Beyi'ne...





Damla hanım çoook eğlendi (gerçi kardan adam yapmak nasip olmadı ama.. O kadar da şarkısını öğrenmiştik :))



Bizim gözümüzden Damla hanım..

Damla hanımın gözünden annesi...
..ve babası....
Aycuş, fotoğrafçılıkta sana rakip geliyor.. Artık yeğen-teyze takılırsınız hehe

Üç küçük cüce, Yedi Cüceler gelmiş mi evdeler mi diye bakıyorlar :)
Valhasıl kelam, biz karı çoook sevdik.. Ama kesmedi.. Haftaya Kartepe?

4 Mart 2009

Şık şıkı şık şııık şıkı şık Aklım çok karışıııııkkkkk

Bu postu ancak bu başlık anlatabilirdi sanırım...
Ben oğlak burcuyum ve akıl karışıklığı da dahil hiçbir tür karışıklığı sevmem (ve fakat çoğunlukla da düzeltemem); mesela şu anda arabam, küçük tuvalet, küçük balkon, ön bahçe, kızımın odası ve küçük çalışma odası - müstakbel bebek odası- ileri derece dağınık, ama ben anca düşünüyor ve hiçbirşey üretemiyorum!!
Örneğin kızımın odasındaki eşyaların bazılarını yok edip orayı genişletme fikrim var dört aydır ama ilerleme yok. Bütün gün düşünüp duruyorum ne yapsam diye ama faaliyet yok.
Dün kitaplığı çıkarttık oradan, ama B planı tutmadı, daha fazla dağıldı içerisi.
Bir de bebişin odası var.. Yahu birileri bana hatırlatsın, bebek odası, hastane valizi falan kaç haftada hazırlanıyodu, biz daha en az 1,5 - 2 ay rahatız di mi, hastaneye bile karar vermedik, ay aman 3 ay kaldı hayırlısıyla, yoksa geç mi kalıyoruz, hastanemize bi gidip görüşsek mi ki, bak kafam gene karıştı.. Bebişe yatak bile almadım daha..
Aslında bu da ayrı bir konu... Daha alıp almayacağıma karar vermemişken, geçen hafta Ikea'da karşılaştığım sevgili arkadaşım Elif sayesinde almamaya, odasına park yatak koyup ilk 6 ay onda yatırmaya karar verdim. En azından bir tane bile olsa verilmiş bir kararım var hehe. Şimdi hangi park yatağı nerden alıcağıma karar vermeliyim. Geçen sefer halamız sponsordu ama şimdi o hamile ve bebek arabası, park yatak, araba koltuğu gibi temel ihtiyaçları en baştan almak durumunda kalıcaz. Bu da beni korkutuyor ne yalan söyliyim (minimum masraf maksimum mutluluk- önümüzde daha 6 ay doğum izni ve müstakbel ekonomik sıkıntılar var malum!!).
Yani kısacası kafamın karışıklığı geçici mi kalıcı mı bilmiyorum.....
Galiba geçmez geçmez.
Evet eminim benim burcum değişmedikçe geçmiycek.
Sonuç: Kızımın odasında şu an bir kaos hakim. Bu haftasonu da evde olmayacağımız için kaos durumu en az iki hafta devam edecek.
İki hafta bana kimse yaklaşmasın.
Sonra bir çözüm bulucam inşallah.

3 Mart 2009

Anaokulu seçimi

Damla hanımı haftada iki ya da üç gün anaokuluna vermeye karar verdik (çocuk yuvanın önünden geçerken bile "çocuklarla oynamak istiyorum" diyor da...)
Ama asıl zor olan hangisine vereceğimize karar vermekmiş meğer... Eğitim tekniğini vs tartışmıyorum çünkü benimki oyun grubu arayışı. Bebeğim için içgüdülerimle en uygununu seçmeye çalışacağım. Çok para veremem ve özel bir Montessori okuluna vermeyi çok istesem de malesef :( evimizin yakınlarında yok, hem de bize göre biraz pahalı..
Eve yakın olan hemen hemen tüm yuvaları ana kraliçe ile birlikte gezdikten sonra karar verdik gibi.... Bakın bu süreçte neler olmuş:
Yuva no 1: ... Abla: Gerçekten abla'nın yeri gibiydi... Ev ortamı, sıcak, tertemiz.. Sahibi çocuk gelişimci. Konuşmaları anlatmaları gerçekse gayet uygun (reklam kokan konuşmalar da olabilir?).. Eve yürüme mesafesi.. bir on dakika uzaklıkta (çok soğuk havalarda zorlayabilir). Tek sorun tüm yaş gruplarının karışık oynaması.. Doktorumuz hiçbir sakıncası yok dedi ama emin değilim. Fiyatı: 3 gün 300. Mutfağı da tertemiz. .. abla her zaman orada, evi üst kattaymış. Tuvaleti görmedim. Burayo beğendim, olabilir. Annemin oyu burası.
No 2: Onun yanındaki yuva. Üç kere aramama rağmen yetkiliye ulaşamadım (çıktı, daha gelmedi, çocuğu hasta gelemiycek, ben yetkili değilim, şu an yetkili kimse yok). Baştan kaybetti..
No 3: Bir dolmuş + ablanın yeri kadar yürüme mesafesi. Yazın gittiğimiz parkın yanında. Tertemiz, sıcak. Daha profesyonel. Kocaman bir artı: Sahibinin kendi çocuğu da 21 aylık ve öğrenciler arasında. Sahibi sürekli orada (yoksa bile eski yuvacı olan anne ve babası oluyormuş). Mutfağı da tertemiz. Eşyalar ve oyuncakların çoğu Ikea'dan, gözümüze aşina geldi.. sevdik.. Drama öğretmeni varmış, tiyatro vs. yapıyorlarmış. Artı. İstersek kahvaltı ya da yemeğe bırakabiliyoruz. Artı. Sadece kendi yaş grubu ile oynayacak, başlarında öğretmenleri ile. Artı. Tuvaletler temiz. artı. Sahibi güleryüzlü, canayakın, internet sitesi fena değil. Çocuğu olunca yuvayı açmış (bende bu ayrı bir sempati nedenidir). Fiyatı 3 gün 350. ama indirim yapacaklar.
Oyum şu an için en büyük oranda buna.
No 4: Eve makul mesafede, kapıdan kapıya dolmuş var. Eski ve bildik bir kurum, en yeni en güzel oyuncaklar var. Ama yetkili ya da sahibi yok. Öğretmenlerden biri müdürlük de yaptığını söyledi. Başıboşluk kendini belli ediyor. Her yer çok pis, tuvalet de dahil! Öğretmenle sohbet ederken çocuğunun sabah çok erken kaltığını gece de çok geç yattığını söyledi (sabah uyandırmaya kıyamadığından, akşam da uyutmaya kıyamadığından). Benim gibi biz gestapo disiplinli için eksi puan, kendi çocuğunu eğitemeyen biri benimkini nasıl eğitecek? Fiyatı 3 gün 250. Ama temizlikten kaybetti.
No 5.... Çocuk Merkezi: No 4'ten çıkıp Yapa'ya kitap almaya giderken önünden geçiyorduk, uğradık... Randevusuz gittiğimiz için biraz beklememizi istediler, bu sırada Damla hanımı sınıfa götürdüler. Öğretmenler çok cana yakın ve ilgiliydi, kızımı tuvalete götüren küçük hanımın onun öğretmeni olabilmesini çok isterdim. Temizlik orta, tuvalet 1 tane ve onun da temizliği orta. Mutfakte bekledik (eksi puan), çok pis değilse de dağınıktı, kurum değil de ev mutfağı gibiydi, lavaboda bulaşıklar vardı, eksi. Damla hanım ne yapıyor diye bir sınıfa bakmaya gittim, tüm çocukların ağzında topitop vardı. Annemin yanına döndüm, topitoptan bahsettim (ağzında bununla oyun oynuyorlardı) beklemeye vaktimiz olmadığını söyleyip çıktık.
No 6.... Bizim ordaki MESA sitesinin arkasında, eve yürüme mesafesi, oldukça lüks bir kurum, öyle olduğunu biliyordum ama yine de görmek istedik. Kale kapısı gibi korunaklı, müdire hn sanırım psikologdu, çok şık bir yer ve çalışanlar da öyle. Amerikan hastanesi gibi (ama ben daha ufak ve butik bir yer olan, az yataklı, az çalışanlı, ama benzer imkanlara sahip olan İst. Cerrahi Hastanesinde doğum yaptım. Tatilde de Tatil Köyü ödemesini yaptığımız halde vazgeçip bir butik otelde kaldık...) Anlatabildim mi bilmiyorum ama, çok büyük kurumlar çok resmiyet çok şıklık.. beni biraz bozuyor.
Beklerken Damlaya kitap verdiler, biraz inceledim kitaplığı hemen hemen benimki ile aynıydı :) Damlanın kitaplarının aynıları (Yapa'dan Ertan Bey'in önerileri :) çok yerinde anlaşılan) ve özellikle bendeki Montessori kitaplarını orada görmek güzeldi.... son derece temiz, bahçesi çok büyük (1600 m2), sınıfları, mutfağı ve tuvaletleri görmedim ama gerek de yoktu, belliydi zaten. Cezbedici yönleri vardı, bahçedeki hayvanlar, eğitim sistemi, temizliği vs. Ama çok büyük kurumlar beni çekmez pek. Bir de fiyatı (çok da verilmeyecek gibi değildi ama belki ileride tam gün vereceğimde burası olabilir).. 3 gün 400.

Damla hanım no 1'e dün deneme dersi için gidecekti ama hasta oldu. Haftaya deneyeceğiz inşallah. 1 ve 3 arasında kalsak da, benim nihai kararım sanırım no 3 olacak (Deniz hanım, kartaneme iyi bakacağınıza eminim :))
Şimdiden minik bebeğimi okula vermenin gerekliliği nedir, bunu da vaktim olunca ayrı bir postta tartışırım..
EDIT: Dikkatiniz için teşekkür ederim, 3 diyecektim... Hamilelik beni biraz aptallaştırdı :)

1 Mart 2009

Allah kimseyi hastalıkla terbiye etmesin...

Atopik dermatit.
Allerjik bünyelerde olur(muş). Aile hikayesi olur(muş). Korkacak bişey yok(muş).
Ben doktor(muş)um. Anneyim ben aloo. Doktorluk sökmez. Evladının hastalığında anne de hasta olur. Nokta.
Kızımın bacağındaki kırmızı noktaların ne olduğunu biliyordum evet. Nemlendirici sürmeye de başlamıştım. Ne zaman ki sıcak banyo suyunda uzun oturunca kırmızı noktaları kıpkırmızı kocaman lekelere dönüştü, bende bir panik... Koşa koşa soluğu cildiyecide aldık.
Evet. Kuruluktan. Atopik dermatit.
Panik olma annecik.
Al şu pahalı nemlendiricileri sür geçer.
Ben kendime 20 milyona bir kalıp sabun almadım yahu bugüne kadar!

Sonra nezle. ya da grip. Tüm kötü yönlerini almış anasının. En ufak enfeksiyonda geniz akıntısı, öksürük. Geceler uykusuz bebeğime.
Sabah oyun grubu buluşması vardı, ne zamandır görüşemiyorduk, bir heyecanlı heyecanlı eve gelecekken nöbetten, babası arayıp da "kız hasta oldu" deyince, bir baktım araba hastaneden fırlamış kendi kendine 120'yle eve gidiyor. İçinde de ben.
Yahu dur. Panik olma. Çocuktur hasta da olur iyileşir de.
Bunu içimdeki ben içimdeki anneye bir ara anlatsa ya.
Oysa yarın da yuvaya başlayacaktı kızım deneme gününe. Ben de uzuuuun uzuuuun dolaştığım yuvaları, kriterlerimizi falan anlatacaktım. Karar verdim gibi diycektim. Şu hastalığı atlatalım inşallah onu da anlatırım bari.

22 Şubat 2009

Hayatının en mutlu günü

Minik kalbim,
İleride bir gün "hayatının en mutlu günü hangisiydi anne" diye sorarsan...
Unuturum diye not düşüyorum.
En mutlu günlerinden biri kesinlikle bugün.
21 Şubat 2009.
Oyun oynarken bana sarılıp "anne seni çok seviyorum" dediğin gün.

21 Şubat 2009

Yaratıcılık genlerden geliyorsa madem bana niye hiç gelmedi anne, söylesene...


Mesela, ben yeni aldığım makas seti ile kızımla anca düz ve eğri kesme çalışmaları yaparken sen renkli kağıtları kesip balık yapmayı ve hatta üstüne minik kağıtlardan pullar yapıştırmayı öğretiyorsan,
hatta yetinmeyip yünleri kesip ağaç yapıp, makarnalardan dallar yapıp (abartmıyorum) sanat eseri
ortaya çıkarıyorsan bastıbacak dana böceği ile, bende neden yeteneğin y'si yok? Sorarım anne..
Tüm yetenek genlerini aycuşa geçirmek zorunda mıydın?

17 Şubat 2009

Korkularımızla yüzleşmek sandığımız kadar kolay mı?

Önceden bisürü şey vardı. Yalnız kalmaktan en çok korkardım mesela. Hem o anda, hem her zaman (bilseydim bir saatlik yalnızlığı satın almaya bile hazır olacağım bazı günler olacağını :) )
Şİmdi hastalıktan korkuyorum.
Yaşam bize neler getiriyor bilemiyoruz ki önceden.
Hastalık?
Semih Durmuşcan 1998'de bileklerim ağrıyor deyip de kan kanseri çıktığında 2 yaşında çocuk bunu nasıl söyleyebildi diye şaşırmıştım en çok.
Geçen yıllarda ne adı, ne yüzü gözümün önünden hiç gitmedi. Gül gibi çocuk gözümün önünde sararıp soldu, kemoterapiler, ilaçlar... Okul yıllığında bile resmi var Semihciğin, kimbilir ne yapıyordur, kocaman abi olmuştur belki, belki de olamamıştır :(

İşte bu yüzden minik kalbim birkaç kere, ısrarla, bileklerini gösterip "acıyor" deyince aklım çıktı.
Yüzleşmek sandığımdan da zor oldu. Doktora götürebilme cesaretini toplamam birkaç gün sürdü.
Çok şükür. Çok şükür. Çok şükür.
Birşey çıkmadı ama ben çıktım sonuçları beklerken.

Ey ahali. Ben artık kanserden çok korkuyorum. Anlayan var mı?

14 Şubat 2009

Sizi çooook seviyorum yahu




Lahmacun da yerim ayran da içerim

Benim annem çok kötü anne hehehe
Bazen "Goya" da içerim (bkz kola)



Ben uykuyu çooook severim..


Uyuyanlardan ötürü :)

Önemli Not: E be kızım bari uyuyuşun anana çekseydi :)))

Komşu komşu hu huuu

Küçük hanımefendiler....
Onlar bizden daha gerçek belki de....







12 Şubat 2009

Ferber yönteminin bize kazandırdıkları

Epeyce eski postlarımdan birine gelen bir yorum üzerinde böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Herşeyden önce google’a Ferber Yöntemi yazınca çıkan forumlardaki tartışmaları çok anlamsız ve saçma buluyorum. Ferber denen adam, dünyanın en önemli uyku kliniklerinden birinin şefi ve sürüyle bilimsel araştırması ve yayını olan bir doktor. Bu “ağlatarak uyutma” diye yanlış şekilde basite indirgenen yöntemi eleştirenlerin çok azının Dr Ferber’in kitabını okuduğunu düşünüyorum. Herşeyden evveli kitap ağlat ve uyut değil, uyku sistemini ve uyku bozukluklarını ayrıntılarıyla ele alan oldukça uzun ve kapsamlı bir kitap.
Bana soran arkadaşlara, kısaca bu yöntemi özetlemeyi uygun bulmuyorum. Bu sistemi uygulamak için kitabı okumayı MUTLAKA öneriyorum. Çocukta uyku bozukluğu var mı, uyuyamama yanlış ilişkiler ve alışkanlıklardan mı (emzik, biberon, ayakta sallama vs) yoksa uyku terörü ya da kabuslar gibi tedavi gerektiren sorunlardan mı kaynaklanıyor bunu anlamak gerek. Kısacacı yatır yatağa git içeri ağlar ağlar uyur değil.. Ben de uzman değilim bu konuda.. bu yüzden uzmanının yazdıklarını okuyarak başlamak önemli. Bizim için bu yönteme başlarken hedef, ayakta sallama ile uyku arasındaki çok güçlü ilişkinin kırılması idi. Damla hanım hem ayakta sallanmadan uyuyamıyor, kendi kendine uykuya dalmayı bilmiyor, hem de ayakta sallamamıza da izin vermiyor, tekmeliyor, ağlıyor hatta kaçıyordu. Ben kitabı Amazon’dan aldım, bir ay gelmesi, bir ay da benim okumam sürdü. Kızımın kendi uyumayı öğrenmesi ise sadece dört gün.. Şu anda olsa yine yapardım.

Ama bu yöntem 6 aydan önce önerilmiyor. Bizim junior için ise, doğduğundan itibaren Baby Whisperer’ın öğütlerini uygulamayı planlıyorum kısmetse. Ben Tracy Hogg’un kitaplarını da Amazon’dan aldım ama yakın zamanda sevgili Yapıncak çok güzel bir dil ve anlatımla bunlardan birini Türkçe’ye kazandırdı. Hatta çevremdeki herkese de aldırdım. Nesli’nin ikizleri bugün mışıl uyuyorsa bunu Yapıncak ve Tracy’ye borçludur diyebilirim :) Bu sistemi de yakında yazarım diye düşünüyorum.

8 Şubat 2009

Minik kalbim benim

Damla hanım
Annesinin kuzusu
Prenses
Güzel kuşum
Damla danası
Dana böcegi
Bitanem
Cadı böceği
BöcekKuşum

4 Şubat 2009

Neden antibiyotikler öcü?

Sonuç cevabı (dilim döndüğünce tıbbi açıklama): Enfeksiyonlara yol açan iki canlı türü vardır: Virüsler ve bakteriler. Bakterilerin çoğuna antibiyotikler etkili. Ama virüslerin birçoğunun ilacı yok ve bunları vücut direncimizle belli bir sürede yeniyoruz (örnek: grip 7 günde gibi). Çocuklarda ve büyüklerde karşılaştığımız enfeksiyonların aslında çoğuna, örneğin üst solunum yolu enf. gibi, virüsler yol açıyor. Bu nedenle bunlarda ANTİBİYOTİK KULLANIMI GEREKSİZ. Hatta, vücuttaki bazı yararlı bakterileri öldürüp vajinit gibi başka sorunlara yol açtıkları için zararlı. Vücut direncini düşürmeleri de cabası. Antibiyotikler sık kullanıldıkça, bakteriler de direnç geliştiriyor ve bir sonraki sefer etki edemiyorlar.

Bir enfeksiyonun bakteriyel mi viral mi olduğu net olarak ayırt edilebilir mi? Her zaman değil. Ama genelde, klinik tablo, fizik muayene ve bazı laboratuvar verileri ile anlaşılabilir (ayrıntılarına girmeyeceğim). Viral bir tablo, vücut direnci ile yenilemez ve uzun sürerse, üzerine bakteriyel bir enfeksiyon ilave olabilir. Bu durumda mutlaka antibiyotik gerekir, evet. Ama enfeksiyonların bir çoğuna virüslerin yol açtığını hatırda tutmak ve ilk etapta semptomatik tedavi ile gitmek ÖNEMLİdir.

Peki ben bunları biliyorum da neden köyde çalışırken solunum yolu enfeksiyonu ile her gelen çocuğa ya da büyüğe antibiyotik veriyordum? Çünkü orada, çocuk ateşlendiği ya da öksürmeye başladığı gün değil, epeyce sonra doktora getirirler. Mesela, iki aydır öksürüyordur. Ya da sekiz gündür ateşi ara ara çıkıyordur, aldıkları ateş düşürücü ile düşüyordur. Yani bu çocukların kliniğine mutlaka bakteriyel süperenfeksiyonlar eklenmiştir. Zaten antibiyotik reçete etmezsen bile ya başka doktora gidip yazdırır ya da eczaneden kendileri alıp içirirler.

Çenem açıldı ama söylemeden geçemeyeceğim.. Başlayınca, tüm doz bitene kadar tedaviye devam etmek gerek. Var olan bakteriler, bir ya da iki gün (ateş düşene, belirtiler geçene kadar) kullanılan antibiyotikle zayıflar, ama bırakınca daha güçlü ve dirençli olarak tekrar ortaya çıkarlar. Bu da geçmek bilmeyen, uzayıp giden enfeksiyonların en önemli nedeni!

Yani uzun lafın kısası: Çocuğumun ateşi 39 derece doktor bir antibiyotik vermedi diye doktoru değiştirmemeli… Ateşi takip etmeli… Unutmamalı ki virüsler daha yüksek ateş yapar. Kan tahlili ya da kültür yapmadan antibiyotik başlamıyorsa doktor, güvenmeli. Ama başlıyorsa da güvenmeli, antibiyotikten kaçmamalı ve ilacın tümünü hastalık geçse de tamamlamalı. İlla da vericem diye de, vermiycem diye de ayak dirememeli.

3 Şubat 2009

Antibiyotikler olmasaydı da olmazdı ama bazen olmayınca daha iyi oluyor

Bu benim geçmeeek bilmeyen gribim ilerleyip durdukça, antibiyotik kullanmam konusunda mahalle baskısı artıyor (Güncelleme: Çok daha iyiyim şükür, öksürüğüm bile azaldı :))
Oysa onlar bilmiyorlar: 2000 yılında, yaşadığım kardan yolları kapanan köyde sobalı evimde aylarca hemen her türlü yol enfeksiyonunu geçirip (üst solunum yolu, alt solunum yolu, idrar yolu gibi) sürekli hemen her türlü antibiyotiği de kullanıp bir türlü iyileşemediğim dönemde, kulakları çınlasın, her türlü güzellikler gidip neredeyse onu bulsun, Doktor Ali Bey demişti ki, “sen kendine kötülük ediyorsun, bu antibiyotikler seni asıl mahveden.. Şu andan itibaren tümünü kes, her türlü vitamini al, günde bir kilo portakal ye, vücudunun kendini toplamasına izin ver, ona şans tanı” demişti. Ali Bey, sağlık memuru olarak acilde çalışırken kendi olanakları ile tıp okumuş, hem alaylı hem okullu, benden en çok bir iki yaş büyük ama görmüş geçirmiş, tıp bilgisi bu güne kadar gördüğüm herkesten daha iyi olan, o köyde kendine bir yaşam kurmuş, ailesiyle mutlu yaşayan çok muhterem bir pratisyen hekimdi.. Bense, uçarı, kaçarı, aklı uzmanlıkta, gözü bir an evvel o köyden kurtulmakta olan küçücük bir pratisyen hekimdim.. ve hayatımda aldığım en önemli dersi ondan almıştım.
Ali Bey beni görse de, duysa da hatırlamaz. Ama ben onu ve o güven veren gülüşünü hiç unutamam. Ali Bey, eminim, o günden bu yana geçen yıllarda taş çatlasa dört ya da beş kere antibiyotik kullandığımı (ÇOK ŞÜKÜR) duysa da inanmaz…. Kızım doğduğundan beri de (ÇOK ŞÜKÜR) aynı şekilde..Sonuç: Neden antibiyotikler öcü? Cevabı yarına…