Buyrun, ben

Buyrun, ben
kafam karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kafam karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2010

Sudafedden çektiklerim ve bilgisayar kurası

Kafası karışık olunca insan, büyük resmi göremiyor bir türlü.. Ormana bakmaktan sürekli, tek tek ağaçları farkedemiyor ve bu çoook kötü.
Tuna bey günlerdir keyifsiz, kucak istiyor, benim sırtım çook ağrıyor, Tuna geceleri ağlıyor ve biz çaresiziz... Susturamıyorum oğluşumu, ne yaptıysak olmuyor, benim keyifli, güleç oğlum gece 2-4 arası durmaksızın ağlıyor. Kalan saatlerde de uyuyamıyor. Hepimiz mahvolmuş durumdayız, sinirlerimiz yıpranmış, bir derdi var ama ne, Allah'ım çıldırıcam, bütün olasılıkları eliyorum ama birşey bulamıyorum. Doktora taşıyoruz çocuğu nesi var, kulağında duruyoruz en son, biraz sıvı birikimi var basınç hissi huzursuzluk yapabilir, onun da gitmesi için ilaçlarını veriyoruz. Ama KBB'cimiz ısrarla çook az sıvı var ve hissetmez bile diyor. E ne o zaman.. Hiç kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim, anne ve dr olarak. BU ÇOCUK NEDEN AĞLIYOR hem gündüz hem de gece!
SUDAFEDDEN Mİ!! Tabii ya.. nasıl aklıma gelmedi. Psödoefedrin. Huzursuzluk çarpıntı uykusuzluk yapar. Tabii ya.. Damla'da bişey yapmaması Tuna'da da yapmayacağını göstermez ki!! Hay KBB'ci sen çok yaşa. Nasıl düşünemedim ben bunu.
Kes sudafedi.. Anasını satayım bir haftadır gecelerimizi dar eden Tuna nasıl da mışıl mışıl uyuyor.. Maşallah kuzuma.

Bir de şu bilgisayar kurası var.. Mecburi hizmet kadroları açıklanınca içim içimi yedi, Beytüşşebap da neresi diye diye dilime doladım bizim Gülden'in tayini çıkmasın mı Beytüşşebap'a... Ama bilgisayar kurası diye kendimi teselli etmeye çalışırken! Neyse ki torpil olmuyor bunda, şansın neyse osun, herkesin eşit şansı var Beytüşşebap'a ve Yüksekova'ya derken.. Dün, Zonguldak'a tayin olan bir tanıdığın aslında şanslı falan değil sadece torpilli olduğunu öğrendim. Nasıl ya! Noter huzurunda çekilen bilgisayar kurasında mı torpil? Sistem şöyle aslında, açıklanan kadroları tercih ediyorsunuz, aynı yeri tercih eden kişiler arasında kura çekiliyor önce, tercih edilen yerlere birer kişi yerleştikten sonra, kalan kişilerle boş kalan yerler genel kurada eşleşiyor. Bu genel kura havuzuna tabii kimsenin tercih etmediği Beytüşşebap gibi yerler kalıyor.
Ve torpil de şöyle işliyormuş: Yeterince torpilliysen, tercih ettiğin yere bir gün önceden sisteme adın giriliyormuş, kura esnasında ekranda isimler dönerken zıtt senin isminde duruyormuş ve sen kazanıyormuşsun orayı. Nasıl süper di mi?
Peki ama neden şaşırmadım ben buna?
Allah'ım sen bize acı, şansımızı yaver tut, hayırlısıyla güzel bir yerde yaşamak nasip et.
Hadi biz büyüğüz, alışırız, eve de yere de insanlara da... Bu bebekler için ne kadar zor olacak.. Mesela biz doğduklarından beri:
ikizlerle bizimkiler
büyüsünler,
arkadaş olsunlar, birlikte oynasınlar diye beklemedik mi?



Şimdi gitmek zorundayız ama ne kötü değil mi! Görüşemeden nasıl arkadaş olacaklar :(

19 Kasım 2009

Kafam karışık gene

Geçen gün yazdım, anca yayınlayabiliyorum.. Karışık işleri sevenler, buyrun:

Kafam karışık gene… her zamanki gibi..
İşe başlamak üzereyim ve bu bir seyahatten döndüğümüz gün olacak. Altı aydan uzun süredir evde olmanın verdiği rehavet aniden ve acılı bir şekilde son bulacak..
Bu sefer, ilk doğumumdan sonraki gibi heyecanla, hevesle falan beklemiyorum işe dönmeyi.. bunda temel etken, “yarım kalmışlık” duygusu. Bir oğlak burcu insanı olup, oyum da her zaman “tam” ve “mükemmel”den yana olduğundan, planladığım – istediğim – tasarladığım birçok şeyin tamamlanmamış olması, üstüne geri dönüp çalışacağım ortamın kokuşmuş ve kendine ait pisliklerle dolu olması da ayaklarımı evime doğru geri geri getiriyor.
Stresliyim. Evet. Bunda itiraf etmeyecek bir şey yok. Bu sefer adam akıllı stresliyim.
Yarımlar tamlar alınacaklar verilecekler kafamda dans ediyor.
Her zaman söylediğim gibi, “kafamda kırk tilki dönüyor, kırkının da kuyruğu birbirine dolanmıyor”. Ama ben dolanıyorum.
Neler yarım kaldı,
1. İşe başlamadan önce şu kadın doğum derslerini bitirmeyi hedeflemiştim. Okuyacağım altı üstü beş altı kitaptı. Bitmedi. Biri bile bitmedi. Daha jinekolojiyi okuyorum, obstetriğe başlayamadım bile.
2. Elimde bekleyen makaleler, yarım yazılar, düzeltilmesi gerekenler… Hiç olmazsa bir ikisini bitirseydim iyi olacaktı. Bekliyorlar.
3. Tezimi işe başlamadan bitiririm diyordum. Şimdi sevgiyle andığım, eskisinden daha çok kanı büyük bir titizlikle toplayacağını söyleyen arkadaşımın SALAKLIĞI yüzünden, teze dair sadece hazır kitler ve üç beş kan var elimde. O da bekliyor.
4. Bebeğimin gece uykularını düzene sokacaktım. İlk uyuması çok şükür tamam, kendi kendine ya da biraz yardımla zorlanmadan uyuyor ama sabaha kadar uyumayı henüz başaramadı.
5. Kilo vermeye başlamam lazımdı. Kendimi eve ve eşofmanlara hapsettiğim aylar kuş gibi uçtu geçti. Artık insan içine çıkacağım.. Kilolarımla barışıktım evet, süt veriyorum nihayetinde.. Ama sabrım taştı, artık sıkıldım.. Hamlıktan ve hareketsizlikten her yanım ağrıyor, bu fazla kiloları taşıyamıyorum. Vücudum sinyal veriyor. Ben daha kilo vermeye başlayamadım.

Başka başka.. kafamda..
Amerika seyahatinden vazgeçtik sanırım. Çok zamansız çok masraf olacaktı. Nisanda, ben sınava girmeden hemen önce 20 günlük bir seyahat planlamıştık(m). Ama hem sınavımın olacağı dönemde kardeşimin evlenecek olması, hem maddi endişeler, hem de ders çalışmak + tez yazmak gibi ihtisas sonu dönemin kendine ait stresli işleri, bu planı yoksaymaya neden oldu.
Başka…
Bayramda memlekete yolculuk, dönüşte apar topar hastane.. Ne önceden gidip çalışma yeri / nöbetle ilgili görüşme imkanım olacak, ne de istediğim ayarlamaları yapma imkanım. Ani başlangıç. Eh hadi hayırlısı olsun.
Su akar yolunu bulur.
Her şey olacağına varır.
Zaman uçar gider, bunlar olur biter, başka tilkiler başka sorunlar döner durur.
Hadi hayırlısı.

4 Mart 2009

Şık şıkı şık şııık şıkı şık Aklım çok karışıııııkkkkk

Bu postu ancak bu başlık anlatabilirdi sanırım...
Ben oğlak burcuyum ve akıl karışıklığı da dahil hiçbir tür karışıklığı sevmem (ve fakat çoğunlukla da düzeltemem); mesela şu anda arabam, küçük tuvalet, küçük balkon, ön bahçe, kızımın odası ve küçük çalışma odası - müstakbel bebek odası- ileri derece dağınık, ama ben anca düşünüyor ve hiçbirşey üretemiyorum!!
Örneğin kızımın odasındaki eşyaların bazılarını yok edip orayı genişletme fikrim var dört aydır ama ilerleme yok. Bütün gün düşünüp duruyorum ne yapsam diye ama faaliyet yok.
Dün kitaplığı çıkarttık oradan, ama B planı tutmadı, daha fazla dağıldı içerisi.
Bir de bebişin odası var.. Yahu birileri bana hatırlatsın, bebek odası, hastane valizi falan kaç haftada hazırlanıyodu, biz daha en az 1,5 - 2 ay rahatız di mi, hastaneye bile karar vermedik, ay aman 3 ay kaldı hayırlısıyla, yoksa geç mi kalıyoruz, hastanemize bi gidip görüşsek mi ki, bak kafam gene karıştı.. Bebişe yatak bile almadım daha..
Aslında bu da ayrı bir konu... Daha alıp almayacağıma karar vermemişken, geçen hafta Ikea'da karşılaştığım sevgili arkadaşım Elif sayesinde almamaya, odasına park yatak koyup ilk 6 ay onda yatırmaya karar verdim. En azından bir tane bile olsa verilmiş bir kararım var hehe. Şimdi hangi park yatağı nerden alıcağıma karar vermeliyim. Geçen sefer halamız sponsordu ama şimdi o hamile ve bebek arabası, park yatak, araba koltuğu gibi temel ihtiyaçları en baştan almak durumunda kalıcaz. Bu da beni korkutuyor ne yalan söyliyim (minimum masraf maksimum mutluluk- önümüzde daha 6 ay doğum izni ve müstakbel ekonomik sıkıntılar var malum!!).
Yani kısacası kafamın karışıklığı geçici mi kalıcı mı bilmiyorum.....
Galiba geçmez geçmez.
Evet eminim benim burcum değişmedikçe geçmiycek.
Sonuç: Kızımın odasında şu an bir kaos hakim. Bu haftasonu da evde olmayacağımız için kaos durumu en az iki hafta devam edecek.
İki hafta bana kimse yaklaşmasın.
Sonra bir çözüm bulucam inşallah.

1 Aralık 2008

Kafam karışık

Bu yorgunluk beni mahveden. Ben mi böyleyim, ben mi bezgin, yorgun, mutsuzum hep?
Çalışma arkadaşlarım arasında hiç mutlu kimse yok.. Hiç, eve gidiyorum, hayatın tadını çıkarıyorum, televizyon izliyorum, eğleniyorum, sinemaya gidiyorum diyen yok. Bugün bir arkadaşımın annesi, Esra çok çabuk yoruluyor, bir sorun var bu işte dedi. Biz dördümüz bir ağızdan, biz deee demişiz.
Burda bir sorun var.
Hayattan beklentisi olmayan insanlarla, hayattan beklentim olmadan yaşayıp gidiyorum. Günler bana birşey getirmiyor. Günler beni alıp götürüyor, hızlıca, yorgunca, çabucak. Günler geçiyor. Bebeğim büyüyor. Ben farkedemiyorum. Çünkü karamsarlık gözlerimin önünde gri bir perde yaptı, aralayamıyorum.
Arada sırada güç bela edindiğim yaşam enerjimi idame ettiremiyorum. Yorgunum, bitkinim, mutsuzum diye söylenip durduğum kötü şeyler evrende asılı kalıyor, dönüp dolaşıp bana geri geliyor, evrenden yüzüme çarpıp beni sendeletiyor. Sürekli sendeleye sendeleye gezmekten yoruldum, belim ağrıdı.

Uykularımdan oldum, gece boyunca defalarca uyanıyorum. Sağdan sola dönüp geri uyuyorum. Bazen uyuyamıyorum. Geri sağa geri sola geri sağa geri sola dönüyorum. Sabah oluyor.

Aşırı yiyorum kilo alıyorum ama çare olmuyor.

Minör depresyon tanısı koyabilirim kendime biraz zorlarsam.

Bundan on altı yıl önce birisi bana sende negatif bir enerji var demişti. Bu on altı yıl boyunca bundan kurtulmaya çalıştım başaramadım. Ama geçen hafta nedenini buldum bu negatif enerjinin. Ben çünkü içimi dışıma döküyorum. Bazen az mutlu bazen sakin bazen enerjisi az olsam da bunu hemen dışarı kusup yansıtıyorum. Böylece içimdeki dalgalanmalardan dışım da dalgalanıyor.

Bundan tam on dört yıl önce hala çok sevdiğim bir arkadaşım ruhum fırtınaya yakalandı çalkalanıyor demişti. Ne zaman durulacak demiştim. Bilmemişti. Benim de çalkalanıyor. Ne zaman durulacak diye, bundan tam dokuz yıl önce, gerçekten depresyondayken çare mi ki diye gittiğim bir psikiyatriste sormuştum. O da 35 yaşında durulursun demişti. Niye demiştim. Oğlak burçları 35 yaşına kadar çalkalanırmış. Psikiyatrist de oğlak burcuymuş. Ben seni hasta olarak kabul edemem çünkü eğer bir doktorun olursa kendini hasta sanırsın iyileşemezsin demişti.
Ben de kendimi iyileştirecek enerjinin içimde saklı olduğunu biliyordum aslında. Nasıl açığa çıkaracağımı bilmiyordum sadece. Bu yüzden meditasyon yapmaya başlamıştım.
ÇOK İŞE YARAMIŞTI. Hayatımda attığım en önemli adımdı. (Şimdi yapamıyorum neden?) Geçmişti. Yine ben olmuştum. Pozitif olmuştum. Güçlü olmuştum. Güzelleşmiştim. Kendime güvenim geri gelmişti.
Şimdi yapamıyorum. O zaman 24 yaşındaydım. Şimdi yaşlandım mı?

Ben haksızlıklardan korkarım çok. Babam hasta olunca çok büyük bir haksızlığa uğradığımı düşündüm (hayat neden adil olsun ki?). Asıl haksızlığı ben yapıyordum aslında çünkü gerçekte haksızlığa uğrayan babamın ta kendisiydi. Hastalığını bile söylemedik ona. Peki asıl o hasta olup asıl o gencecik yaşta öldüyse, ben neden hala haksızlığa uğradığımı ve babamın niye erkenden öldüğünü anlamadığımı sorup duruyorum kendi kendime? Babam öldüğünden beri düzelemedim ben. Kötü şeyler benim başıma gelmemişti o güne kadar. Galata köprüsünden son geçişinde, hani yine bayramdı ya baba, bir daha buraları görebilecek miyim diye sorduğunda, tabii ki, buraya gelip balık tutacağız iyileşince demiştik ya, asıl sana yaptığımız haksızlıktı işte, biz biliyorduk senin muhtemelen bir daha hiç balık tutamayacağını. İki yıl mı oldu baba, ne çabuk geçti di mi, bak Damla içimdeydi, şimdi kocaman oldu, yakında abla olacak, oradan bizi görüyor musun baba?

Hayat neden bence haksızlıklarla dolu? (Kimse, herşeyin var, nankörlük etme demesin, evet ÇOK ŞÜKÜR herşeyim var, sağlığım, ailem, güzel bir işim, maaşım... Evet var çok şükür. Ne yapayım, hormonlarım izin vermiyor belki de içimdeki negatif enerji izin vermiyor, ah ne hoş laylay lom evim işim ailem ne mutluyum diyemiyorum). Kimse sinirlenmesin lütfen artık.. Hep başkaları sinirli. Hep başkaları kızıyor bana, yaptıklarıma ya da yapamadıklarıma. Annem, kocam, arkadaşlarım. Herkes kızıyor.

Hiç tam sevdiğim insan yok arkadaşlarım dediklerim arasında.. Bu da mı benden? Bakıyorum da, tam birini tam seviyorken, bir bakıyorum, o beni tam sevmiyor! Oysa benim de ihtiyacım var, ben seni ne yaparsan yap seviyorum, enerjini de boşver, kabullenme böyle birşey işte diyen yok. Gel boşver asma suratını hepsi geçer diyen. Herkes, suratını asman bitince gel bana, mutlu gel, böyle üzgün gelme diyor. Bir Gamze bir de Taschi bana katlanırdı her halimle sanırım, biri bin biri üçbin kilometre uzakta. Benim bana her halimle katlanabilecek dostlara ihtiyacım var, yoksa hallerimi üzerimden atıp geri gelemiyorum. Ben artık mutlu olamıyorum. Haftanın beş günü enerjim dipte, iki günü bile güler yüzlü olamıyorum. Güler yüz. Gülümseyemiyorum. Hiç kimseye. Hiç birine. Aynaya da. Makyaj yapamıyorum. Üstümü doğru dürüst giyemiyorum. Fatoş, nerdesin, bu Amerika ne kadar uzak, gel bana gülümsemeyi hatırlat. Senin de baban hastaydı, ama sen benim mutsuz görünmeye hakkım yok, benim kendi sorunum bu deyip yine gülümserdin bize. Fatoş ben babam öldüğünden beri hiç gülümsemedim biliyor musun? Ama ağlıyorum hemen hemen her gün. Fatoş beni duyabilsen keşke.

Ben gülümsemeyi unuttum.

20 Kasım 2008

Rutubet ve benim delirmem

arasında çok sıkı bir ilişki var..
Hani oynatmaya az kaldı durumu!!!
Evimizi rutubet bastı.. Bu kadar ani nasıl oldu anlamadım. Hani zemin kat, biraz olur rutubet, kapris yapmayayım, sus be kadın durumu değil.. Bir anda, yere temas eden eşyalar küflenmeye başladı (yatak altı saklama kutusu gibi mesela) hatta gardrobun üzerine koyuverdiğim yastık, yatağın arkasına düşmüş oyuncak gibi... Çıldırmamak elde değil. Küf diyorum ayol bildiğin küf.. Kızımın odasına girilmiyor rutubetten...
Taşınmaya karar verdik bir anda, üst katta dört aydır boş olan daire iki gün önce tutulmuş. Şansa bak!! Uzağa gidemem, ev arayamam, uf masraf vs... Ev sahibini aradım imdaaaat diye, apartmanın alttan giden borularında kırık vardır dedi zira rutubet belli bir hat üzerinde ve bazı duvarlarda, dış cephede değil. Yöneticiyle konuşun baktırsın dedi.. Yöneticiye gittim kadın demesin mi bugün yönetimi devrediyorum!! Şansa bak, yeni yönetici kimdir, ilgilenir mi.. Bakalım dürtecez hergün boruları kontrol ettirsinler diye..
İşte böyle.
Rutubet = allerjik solunum yolu hastalıkları, astım (Allah korusun). Bil de çıldırma yahu.

16 Kasım 2008

Buralarda yokken...

1. Grip nasıl canavarlaşıp başka birşeye dönebilir, kendinden geçip, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonluğundan başka şeylere döner bunu öğrendim..
2. Allah dermansız dert vermesin kimseye, bu doktorlar muhterem insanlarmış bence, doğru ilaçlarla nalet bir öksürüğün şıppadanak nasıl kesilebileceğini öğrendim.
3. Mucizelerin var olduğunu öğrendim
4. Arayanlarım soranlarım hastalandığımdan dolayı merak edenlerim olduğunu öğrendim, sevindim.
5. Music Together deneme dersine gittik kızımla, eğlendik..
6. Yapıncak'ı iyi gördüm sevindim..
7. Pınar'la tanıştım, kısa sürede, çok sevdim..
8. Nalet asık suratlı bir anne olarak oyun grubuna gittim Ayça'yla Şebnem'i kızdırdım, ama söz verdim geçicek.
9. Saçlarım ne çok beyazlamış, gidip boyatamadım.
10. Sevgilim müdürlük sınavında şu an, geçen günlerde boool stresli dersli, çalışmalı acılı :) anlar yaşadık, inşallah iyi bir şekilde sonuçlanacak
11. Minik kalbimin dili iyice çözüldü, annesi gibi geveze oldu, bazen öyle şeyler söylüyor ki, oha falan oluyorum. Sabah sarılmış sırtını tıpışlarken biraz fazla mıncırdım herhalde, "tıpış istemiyooom" dedi mesela :)
12. Gerçekten Tracy doğru söylüyormuş, bu veletler aslında küçük birer insan, meleğim konuşmaya başladıkça anlıyorum ki, aslında HERŞEYİ anlıyor, HERŞEYİ düşünüyor ve HERŞEYİ hissediyorlar....
13. Ona göre yani, bu bebişlere bebiş gibi değil birey gibi davranmak konusunda çok iyi birşey yapmışız sanırım.

27 Eylül 2008

Klank çağrışım

Hava karanlık, hep karanlık, yağmuru seviyorum ama aydınlık olursa hava.
Melanin mi melatonin mi yoksa serotonin mi neyse, unuttum şimdi, o hormonumuz azalıyormuş karanlıkta, o da mutluluk verirmiş. Belki bundandır.
Bir de tam tersi, melanin mi melatonin mi neyse, bu da karanlıkta salgılanırmış, bu nedenle aydınlıkta uyumamak gerekirmiş, gece çalışıp gündüz uyuyanların bu hormonun hapını içmesi gerekirmiş, hosteslerde falan meme kanseri daha sıkmış çünkü bu hormon kanserden de korurmuş bizi. Ben de gece çalışıyorum ama gündüz de çalışıyorum neyse ki. Uyumuyorum nöbetten eve gelip de ışıkta. Hatta ertesi gece olana kadar da uyuyamıyorum. Bu da züğürt tesellisi işte.
Bu hormonlar ne tuhaf. Hem mutluluk verir, biri de kanserden korur, hem de hapı var. Doktor olmasam ne kadar şaşkınlıkla karşılardım bu tuhaf dengeleri.
Gerçi on yıldır artık insan vücuduna şaşırmamayı öğrendim.
Beyinden çıkan her sinir için kafatasında bir delik var mesela. Ne tuhaf kimse kimsenin deliğinden çıkmıyor. Bunu ilk öğrendiğimde mucize bu işte demiştim. Evet bence ta kendisi. En büyük delikten de omurilik çıkıyor, foramen magnumdu galiba, bunu da sınavda sormuşlardı da bilmiştim. Herkes bunu bilir de, marifet o küçük küçük bir sürü deliğin ismini bilmek. Ama olsun ismini bilmesek de varlar ve (bence hala da) mucizeler.
Bu yaptığıma klank çağrışım deniyor tıpta, alakasız şeyleri hatırlamak yani. Bir tür akıl hastalığında (delilik yani) oluyor. Ne tuhaf şeyler hatırlıyorum akşam akşam.
Ben varım huhu, anne ve eş dışında bir de ben varım bu bedende, kişi, doktor ama aslında bir kadın, düngittimsaçlarımıkırmızıyaboyattım, hedef kitle beğendi, hem de birkaç kere dedi. Bir de (aslında yazmak istemiyordum ama yazıcam, takdire ihtiyacım var) ben nerdeyse iki aydır yüzmeye gidiyorum. Galatasaray'ın havuzuna. Düzenli. Kendim için bişiy yapıyorum aloo.
Klank. İyi geceler.