Buyrun, ben

Buyrun, ben

25 Temmuz 2010

Şu sıra elimde neler var?

Elimdeki bütün kartları açıyorum. Buyrun:
Bir adet sokak çocuğu,


Bir adet genç kız namzeti,


..ve iki kardeş :)

Benim kocaman yürekli minik kızım

"Melike teyze sana kötü bir haberim var..
Biliyor musun, annemin babası ölmüş."

Kalbi kendinden daha büyük yavrum.. Sana henüz bu bilgi için hazır olmadığını düşündüğümden, laf arasında söylemiştim, babamın öldüğünü.
Birşeyden konuşuyorduk,
“Senin baban mı anne?”
“Yok annecim benim babam öldü.. Sen onu tanıyamadın malesef”
“Neden öldü anne”
“Hastaydı da ondan annecim”
..ve konuya devam ettik gitti.

Ben hala seni küçük sanırken, minik kalbim derken sana,
Meğer sen insanın babasının olmasının nasıl iyi güzel muhteşem bir şey olduğunu farketmişsin
Ölümün nasıl üzücü olduğunu anlamışsın
Benim babamın ölmüş olmasını düşünmüş, analiz etmişsin..
Eve döner dönmez de benim ağzımı açık bırakan şu cümleyi kurdun:

“Melike teyze sana kötü bir haberim var..
Biliyor musun, annemin babası ölmüş.”


Sonra güzel, uzun, çok renkli bir elbise giydiğimde de, bana uzun uzun bakıp,
“bu çok güzelmiş, nerden aldın bunu hanımcım?”
İnsana bakımlı olmayı istetiyorsun minik kalbim :)

Not: Bugün de teyzeni "büyükbaban" hakkında sorguya çekmiş, albümleri döktürmüş, ona uzuun uzun babamı anlattırmışsın.
Hep keşke babam seni (sizi) görebilseydi diye üzülürdüm. İlk defa başka birşey için üzüldüm, keşke siz de babamı tanıyabilseydiniz yavrum.

11 Temmuz 2010

İnsanın arkadaşları olmasa da öksüz olurdu değil mi

Ne demişler: Beş dakkada değişir bütün işler.

Tam nöbete gelmek üzere hazırlanırken, annemle Fatma teyzemize kuzularımızı emanet etmişken...

(Sevgilim kardeşinin mutlu gününde yanında olmaya memlekete gitmişti...)
Annem ilk uçakla nur yüzlü dedemi uğurlamaya gitti..
Kardeşlerimin biri Alanya'da biri Bodrum'da
Teyzelerimin ikisi de yazlıkta
Ben nöbette
Tuna bakıcısında
Damla benimle hastanede nöbette!!! ...ne yapar bütün gün ve gece, ne yer ne içer, ben ameliyata girince tek başına korkar mı ağlar mı, durur mu, uyur mu? Gece bir hastaya çağırdıklarına ya da ameliyata girersem odada nasıl bırakacağım onu?
Mikrop kapar mı, hasta olur mu?

Arkadaşımı arasam, birkaç saatliğine alsa, oynasalar onun çook sevdiği böcüsüyle, en azından iki üç saat değişiklik olurdu ona da...

Derken... Canım arkadaşım geldi, Damla Hanım'ı güle oynaya aldı böcüsüyle birlikte, götürdü.. Varınca da beni arayıp içimi rahatlattı keyfi yerinde diye.. (Damla'nın ilk kez yabancı bir yerde duruşu bu, annemsiz ve bizsiz)..

Günün ilerleyen saatleri neler gösterecek bilmiyorum.. Şunu biliyorum ama, canım Gülfer'cim, ismi gibi kalbi de güzel arkadaşım... Bu minnet duygusunu kelimelerle ifade edemeyeceğim ve gözyaşlarıyla ödeyemeyeceğim sanırım. Kulağa çok küçük birşey gibi gelebilir (bir gün bir çocuğa bakmak... ne var sanki diyenler olabilir), ama o çocuk benim kızım, en kıymetli hazinem.. Bugün bana yaptığın iyiliği ben ödeyemem arkadaşım. İyi ki varsın, iyi ki girmişsin hayatıma.

Teşekkür ederim.

Hey gidi koca çınar

Babamın emaneti, ailemin en büyüğü, güzel yüzlü, nur sakallı dedem benim..
Böyle yağmurlu bir günde (babam gibi) devrildin gittin..

Hey gidi nur yüzlü güzel dedem,
gelecektim, ben bakacaktım daha size, bahçenizde oynarken çocuklarım sohbet edecektik biz, babamı hatırlayıp gözyaşı dökecektik, sonra dua edecektik, sonra gülecektik çocuklara bakıp bakıp..
Nenem bana bakıp babamı hatırlayıp her seferinde ağladığında kızacaktın ona..
Kimselere öptürmediğin elini bana ve çocuklarıma öptürecektin..
Sarılacaktın bana.
Ah nur yüzlü güzel gözlü dedem..
Böyle biz uzaklardayken gittin.
Yetişemedik
Sana da, cenazene de..
Nöbette olmasam uçar gelirdim dedem. Ah dedem.
Nur içinde yat güzel dedem.
Ben gözyaşlarımı burdan yolluyorum sana, uzaktan ediyorum dualarımı, o da olur be dedem..
Allah rahmet eylesin, mezarın ışık dolsun dedem.
Hoşçakal beni babamın toprağına bağlayan dedem

9 Temmuz 2010

Yaparsın, sen başarırsın dedim



Not: Son bir saattir cep telf.la çektiğim fotoyu yüklemeye uğraştım, beceremedim sanırken iki kez yüklemişim, silmiycem o yüzden, siz de iki kez bakın :)))


Deli gibi bağırırken girdim içeriye. Kendini yerlere atma dedim. Beni dinle dedim.
Ekibin geri kalanını bezdirmişti (genelde öyle oluyor). Yoğunluktan ve yorgunluktan, kimsede mecal kalmıyor kendini yerden yere atan, doğumdan korkan, sancı gelince ne yapacağını şaşırıp kendini parçalayan, kendi henüz çocuk - annelere..
Yerlere atma kendini, yatağa geç de bebeğin kalp atımlarını dinleyelim dedim.
Geçti.
Bir süre sonra hadi dedim, masaya alalım. Nereye, doğuma mı dedi. Kim korkutuyor bilmiyorum bu şimdi gebe / çocuk - az sonra anne küçük kadınları doğurmaktan. (Ben 18 yaşında ders çalışıp sek sek oynuyordum tabii, bana göre çocuk ama aslında kocaman kadın değil mi:) )

Ekip de günaşırı nöbetlerden yorulmuş, bitkin, sabırsız, bir an önce doğursun da kurtulalım'cı.
Aslında ben de sabırsızım, zira sezaryene girmeliyim, hasta sedyede bekliyor, bu hasta doğursun da öyle girelim, dedim.
Masaya çıktı, düşecek, kendini atıyor sağa sola.
Herkes ümitsiz, doğumdan tek korkan gebe değil, ekip de korkuyor (eyvah işimiz var, uğraş dur şimdi, ıkınamayacak, doğuramayacak, başımızı ağrıtacak, vs).. Bu arada hastanın yüzüne tiksinerek bakan temizlik personelini odadan kovmamak için kendimi zor tuttum, diğer görevliyi çağırarak doğumdan tiksiniyorsa bir daha doğum salonuma girmesin, onu ve bu yüz ifadesini görmek istemiyorum dedim.
'Az sonra anne'nin yanına gittim, kulağına eğildim dedim ki, korkma doğurmaktan.. bu ağrılar geçecek, bunlar senin canını yakmak için değil, bebeğini doğurabilmen için. Sakin sakin öğrettiğim gibi ıkın, bebeğini it.. Biz seninle bir ekibiz, ne dersek yap ki güzel güzel al bebişini kucağına.
Tamam dedi.
İtti, itti. Çok uğraştı, çok itti. Ben az bastım o çok itti.
Efeler gibi, paşalar gibi doğurdu bebeğini.

Adı Talha, (benim koyduğum) göbek adı Barış bebek.
Hoşgeldin.
Doğarken elimize işedin ama olsun :) Aramıza hoşgeldin. Senin annen çook cesur bir küçük anne, biliyor musun?


Not: Hikayesini anlatmak için anneden izin alınmıştır

Damla hanımla pazarlık


Resim: AYÇAADA

Alışveriş merkezine gitmeden önce:
- Annecim bak, orda oyuncak istiyorum diye ağlamak var mı?
- Yok
- Şunu bunu istiyorum diye tutturmak var mı?
- Yok
- Ben seni sihirli eller'e bırakıp işimi halledeceğim hızlıca, anlaştık mı?
- Anlaştıııık..
Zaten tek amacı sihirli eller'de oyun oynamak... İlk saat doluyor almaya gidiyorum, gelmiyor, benim de işim bitmediği için tamam diyorum. Neyse sonra aldığımda başta birşey istemiyor, yürüdükçe sağda solda oyuncak - sakız - top makinelerini görünce yavaş yavaş başlıyor mızıldanmaya. Zaten o makineleri oralara o kadar sık koyanı bulsam!!! Çocukları tahrik edip ağlatmak amaçlanmış belli!! Acaba çok mu kazanıyorlar da heryere pıtırcık gibi koymuşlar!!
Bizde diyalog aynen şöyle:
- Anne bak top makinesi
- Evet kızım
- Çok güzel değil mi anne
- Evet kızım güzel ama ihtiyacımız yok, almayacağız
- Anne sakız da var
- Sakız evde var kızım
- Anne toplar ne güzel değil mi
- Evet annecim ama evde bisürü topun var, ihtiyacın yok
- Anne o zaman dondurma al
- Yemek saati annecim, yemekten sonra alırım
(Baktı ki herşeye itirazım var, itiraz etmeyeceğimi bildiği son kozunu oynuyor nihayet)
- Annee o zaman kitap al bana
- Hık.
Nasıl tanımış eşşek sıpası annesini.
El cevap:
- Tamam alalım bebeğim.

Günaydın sağlıklı insanlar

Sağlıklı olduğunuz için teşekkür ettiniz mi bu sabah?
Mesela, dün gece ameliyat ettiğim eklampsi geçiren genç anne, ya da onun (belki ameliyata alınabildiği için hayatı kurtulan) bebeği henüz farkında bile değiller yaşadıklarının, ölmediklerinin... Yoğun bakımdan çıkınca nasıl bir tehlike atlattıklarını farkedecekler mi acaba?
Belki kanama ile gelen, dekolman plasenta olan gencecik kadının 7buçuk aylık bebeği bizim kadar şanslı olmayacak... Ya da tersine, belki acilen ameliyata alınabileceği bir hastane bulduğu için kendine, hayatı kurtuldu aslında, direnecek ve hayatta kalacak, biz de bunun sevinci ile hayata tutunacağız..
Belki poposuyla doğmaya kalkan şaşkın bebek bize gelmek yerine diğer dört kardeşi gibi evde doğmaya karar verseydi bu kadar şanslı olmayacak ve onların ikisi gibi hayatını kaybedecekti...
Bunları bilmiyoruz tam.
Ama olabilme ihtimallerini biliyoruz. Bu annelerin (en azından ikisinin) hayatını kurtaran ekipte ben de vardım,
ne şanslıyım değil mi?
Hem sağlıklıyım hem de sağlığa katkım var.
Ne şanslıyım değil mi :)

6 Temmuz 2010

Biz o gün çocuklar gibi şendik

Biz o gün çocuklar gibi şendik...
Oynadık, eğlendik...
Tolga abiyle yarıştık, tabii ki biz kazandık :)
Önceden hazırlanan sürprizlerimizle oynadık, köpük balonu yaptık, pinyatamızı patlatıp içinden dökülen jelibonlarımızı yedik,


Yüzümüzü boyadık, heykel olduk sonra zıpladık


Şekilli balondan kanatlarımızı taktık, kılıçlarımızı salladık..
Çocuklarım söz konusu olunca, onlar eğlensinler oynasınlar, tuhaf bir enerji gelir bana...
Perşembe nöbetinden çıkıp alışverişe gittim, cuma nöbetinden çıkıp pasta yaptım (eh, yüzde beşini ben yaptım diyelim :))))
Çevremdeki heeerkese bir deli enerjisi geldi, kimi uğurböceği kostümleri dikti, pastaların çoğunu yaptı, kimi uğurböcekli pasta ve biiisürü kurabiye pişirdi, kimi taaa Yeşilköy'den, Kozyatağı'ndan, Kozyatağı'ndan, Cadde'den, Beylikdüzü'nden, Maltepe'den, Kartal'dan, Libadiye'den, Bebek'ten, Ataşehir'den, daha biiisürü yerden kalktı geldi... Bizi yalnız bırakmadı, çok sevindirdi...
Kimi börek sardı, kimi dolma pişirdi..

Hepimiz, uğurböceklerimin hatırına toplandık, pastamızın çevresinde sıralandık, Tolga abi söyledi biz alkışladık, minik uğurböceğim üfledi (aslında rüzgardan söndü mum), biz alkışladık..
Biz o gün çocuklar gibi şendik.
Çok eğlendik.
Herkese nasıl, nasıl çok teşekkür ederim, geldikleri için, bize katıldıkları için.


1 Temmuz 2010

Herşey için teşekkür ederim

Bir makale okuyordum, Yonca Tokbaş, yüksek sesle ağzına tuzlu sular dola dola herşey için teşekkür ettiğini yazmıştı, gözlerim doldu okurken...

Ben de teşekkür ederim herşey için, dedim kendi kendime...

Sabahları gözümü açtığımda içimde burukluk yerine sevinç olmasını sağlayan iki küçüğüm için.. minik kalplerim için.. beni koşulsuzca seven, öpüp koklamaktan bıkmadığım, avucumun içinde ellerini tutarken sevinçten ağladığım bebeklerim için... Yüzlerine bakarken kendimi gördüğüm, sarılınca mutluluktan uçtuğum yavrularım için..
Benimle bu güzel aileyi paylaşan, beni ben yapan, büyüten, okutan, seven, kaprislerimi - kıskançlıklarımı - öfkelerimi gören, sessizce izleyen, sakinlediğimde beni eskisi kadar sevmeye devam eden, benimle anne - babalığı paylaşan, hayatı paylaşan, ortağım kocam için...
Beş yaşında olmaya karar verdiğim mesleğime sahip olduğum için.. Sancı çeken güzel annelerin minik meleklerini kucaklarına almalarına yardım edebildiğim için, bebek kokusunu defalarca ve tekrarlarca içime çekebileceğim için... Yaşıtlarımın dörtte biri işsizken ortalamanın üzerinde bir maaşla çalışabildiğim bir işim olduğu için...
Bu yaşımda hala annemin kuzusu olduğum için, güzel annem yanımda olduğu, beni anladığı, beni tanıdığı, düşündüğüm şeyleri benden önce bildiği için..
Allah korusun bana bişey olsa güzel çocuklarıma sahip çıkacaklarını bildiğim, onları en az benim kadar seven anne yarısı teyzeleri olduğu için.. Kanlım olsun kardeşim olsun, başım sıkışırsa yanımda olacaklarını bildiğim kardeşlerim için.. teyzelerim kuzenlerim için...
Eşimin ailesi benim de ailem olduğu için.. İyi günümde kötü günümde, öz annem babam kardeşlerim oldukları için.. Bişeye ihtiyacım olduğunda, bişeye sevindiğimde, bişeye üzüldüğümde dünyanın taaa öte yanından yanımda olabilen üçüncü kızkardeşim için..
Evim için, yuvam için, param için, arabam için, gidebildiğim seyahatler için, sahip olmak isteyip de alabildiklerim için.. verebildiklerim için.. yardım etmek isteyip de edebildiklerim için.. yardıma ihtiyacım olduğunda yardım edenlerim olduğu için...
Varmak isteyip de gidebildiğim yerler için...
Olmak isteyip de olabildiğim şeyler için...
Hepsi için çok teşekkür ederim.

Tuna böcüsünün doğum günüsü

Davetiyemizi (biraz da alelecele) sınavdan önce koyuvermiştim buraya.
Şimdi soruyorum, varsa Tuna böcüsünün mumunu bizim parkta bizimle birlikte üflemek isteyen,
burdan bizi izleyen, seven, merak edenlerden,
bekleriz efendim... Bu cumartesi 16'da...
Bana bir mail atarsanız, size tarif ederim seve seve....

29 Haziran 2010

Ünvan lazım mıydı?


Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı.
Lazımsa buyrun alabilirsiniz.
Zira beni yıldırdılar bıktırdılar yordular, sınav bitti rahatlayamadım.
Habire sağlık müdürlüğünden telefon.
Alo, size bakanlığın atadığı sınav jürisinden biri emekli olmuş, şimdi bu bizim görevlendirme yazımızı alıp adamcağızın emekli olduğu yere (Bakırköy Doğumevi) gidin, sicilden emekli olduğunu ispatlayan bir yazı alın bize getirin sonra yedek jürinizin görevlendirme yazısını alın ona götürün imzalatın. Bakın yoksa sınavınız gecikir.
Aferin sınavı geçtiniz mi? Şimdi gidin vergi dairesine 363 lira harç yatırın.
Gidin hattata 20 liraya uzmanlık belgenizin üstüne adınızı soyadınızı falan güzelce yazdırın, sonra da belgenizi bize geri getirin el koyalım, mecburi hizmet bitmeden vermeyelim.
Alo, eksiklik olmuş sınav kazandı belgenizde bi yer eksik, ama kimin tamamlayacağını bilmiyoruz, siz şimdilik sınava girdiğiniz yere götürün, ama kendi klinik şefinizin de imzalaması gerekebilir (bunu henüz bilmiyoruz) ama iki ay sonraki kuraya katılabilmeniz için bu evrakların acilen Ankara'ya APS ile gönderilmesi gerek (Ama biz gönderemiyoruz, siz gelip sağlık müdürlüğünden alıp APS yapacaksınız), önce bu saydığımız yerleri takip edip öğrenin sonra eksiği tamamlatın, sonra da gelip bize getirip geri alıp APS yapın.
Alo, biz bu evrakları gizli belge oldukları için size veremiyormuşuz, biz şimdilik sınava girdiğiniz yerin siciline yolluyoruz ama biliyorsunuz devlet yazışmaları çook ağır ilerler, umarım yetişir, siz en iyisi bizzat takip edin, buraya hergün gelip sorun, hastanelerinizin siciline gidin, hızlandırın, yoksa yetişmez...

.......

Aslında şöyle çok hoş, moralli, müjdeli sevinçli bir iyi geçen sınav - uzmanlık - yupiiii - süpppeeeer yazısı tasarlamıştım kafamda.

Ama olmadı.

Siz bunları okurken yoruldunuz mu? Vallahi ben yaşarken çok yoruldum.

Bıktım.

Sıkıldım.


Bu nedenle, buyrun siz uzman olun. Ben asistan olarak devam edeceğim.

27 Haziran 2010

25 Haziran 2010

Hayattan çok şey


Durup durup düşünüyorum... Geldim 35 yaşına, hayattan çok şey mi istiyorum?

Bebeklerimle oturup evimin terasında, onlara sıktığım portakalın suyunu içirmek, bahçedeki şişme havuzda oynaşıp gülüşmelerini dinlemek, onlarla gülüşmek,

arada gazete okumak, müzik dinlemek..

Oysa bu aralar çocuklarımın gülüşlerini bile zamandan çalıyorum. İçeri gidip bi koşu onları öpüp geliyorum geri, yakında yapışacağım kitabımın başına (bu kitapla evlenseymişim bari, onu kocamdan çok görüyorum zira).

Ben de diğer insanlar gibi kızımın elinden tutup yaz yağmurunda koşuşmak istiyorum, ya da oğlumu alıp ısırmak sevmek koklamak.

Ben de kocamla sinemaya gitmek, yemeği birlikte yemek, annemi daha fazla görmek (oysa onunla anca çocukları birbirimize devrederken görüşüyoruz bu aralar.. hatta o içerde oluyor, çocuklar evde olduğumu anlamasınlar diye cepten konuşuyoruz)..

Ben de diğer insanlar gibi ev alma hayalleri kurmak, evime mobilya beğenmek isterdim, iki ay sonra hangi ilin hangi ilçesinde yaşayacağız acaba, orda bakıcı, market, yuva bulabilecek miyiz diye kara kara düşünmek değil...

Çok şey mi istiyorum senden, söyle bana hayat.. yordun beni daha yolun yarısında.. Eh biraz da dinlenmek istiyorum artık, çok mu...

24 Haziran 2010

Sınav

28 Haziran, Vakıf Gureba Hastanesi Konferans Salonu.

17 Haziran 2010

Uğur böceğimin doğum gününe davetlisiniz

Müsait olanlardan bi mail beklerim, olumlu anlamda :)



11 Haziran 2010

To do list

Parti niye yok çocuğa yazık değil mi diye soran 155 kişiye cevaben yazıyorum:)

1. Sınavın sonrası ilk cumartesi Tuna'ya kocamaaaaan bir yaşgünü partisi verilecek, ileride bana niye yapmadın 1 yaş partisi diye sorabilirmiş, ayıp olmasın :) Heeerkesler davet edilecek, garden parti için güzel güneşli bir gün dilenecek, pastası Rapunzel teyzeden, davet etmesi anneden, gelmesi tüüm sevenlerinden:)
2. Bu parti bir nevi İstanbul'a veda partisi de olacağından, tüm blog dostlarım (tanıdığım - henüz tanışmadığım) davet edilecek, bizi sevenler gelecek, sevinilecek, Hülya da İzmir'den gelir mi? :)))
3. Çocuğu olan çocuğunu, yeteneği olan pastasını böreğini kapıp gelsin denilecek...

4. Ayrıntılarla şimdilik zihin meşgul edilmeyecek, ders çalışılacak

5. Gene de temmuz başı İstanbul'da olan kaç kişi olur ki diye merak edilecek.

6. Olsun napalım ben meraklıyımdır, neyse bu da böyle işte.

10 Haziran 2010

Oğluma mektup


Oğluma dünden kalan mektup.


İçimde son kez seninle uyuduğum geceden bu yana tam bir yıl geçti. En az o günkü kadar heyecanlıyım bugün de; her sabah uyandığında seni kucağıma almak, koklamak öpmek, ilk doğduğun günkü kadar mutlu ediyor beni her seferinde.

Biliyor musun, böyle yağmurlu bir günde evlenmiştik babanla. O gün ne kadar ağlamıştım, yağmur yağıyor diye. “Yağmur berekettir” diyenlere kızmıştım, gelinliğim ıslanacak saçım bozulacak diye çok üzülmüştüm.

Sen de bir yaşını aynı öyle bir yağmurlu günde bitiriyorsun. Yaz yağmurundan çok daha fazla su var dışarıda, tıpkı bizim düğün günümüz gibi. Bereket, su, temizlik. Nedense şugün hiç üzülmüyorum yağmur yağıyor diye, sel olmuş sular kaplamış her yanı diye. Artık maddesel şeylere daha mı az üzülüyorum, senin yaşgünü partin ertelendiği için içim cız etmiyor mu, varlığından gelen sevincim örtüyor mu “bu üzülünecek şeyin” üzerini? Ben de seninle büyüyorum da ondan mı oğlum?

İyi ki geldin oğlum. İyi ki karar verdin ailemize katılmaya, bizi mutlandırmaya. Ne iyi ettin de bizi seçtin ailen olarak, ne iyi ettin de tam da zamanında doğdun. Üçtük, tam sanıyorduk kendimizi, ne iyi ettin de tamamladın ailemizi.
İyi ki doğdun oğlum.

3 Haziran 2010

Ferber yöntemi yeniden.. Uyku.. biraz uyku.. bütün isteğim buydu çünkü :)

Merhaba..
Bloğuma en çok yeni konuğumun Ferber yöntemi ile ilgili yazılarıma geldiğini farketimiştim ne zamandır.. Bu nedenle, hazır minik Tuna kuşuma da kendi kendine uyumayı öğretmeye karar verdiğim günlerde, Özlem’in sorusu üzerine ona yazdığım maili biraz değiştirerek yayınlamaya karar verdim. Zira birçok annenin istediği bir şey, bebeğinin kendikendine uyumasını sağlamak. Ferber yontemine karsi olanlar, bunu zalimce bulanlar, onaylamayanlar lutfen yaziyi okuyup da benimle polemiklere girmeyin. Bunlar benim dogrularim, tartismayacagim.
Ferber’i merak edip arastiranlar, bana mail atarak soru soranlar, uygulamak isteyip fikrimi arayanlar, buyrun okuyun. Sorulariniz varsa sorun, firsat buldukca yanitlarim.
Tekrar hatırlatmak isterim ki, öncelikle Dr Ferber’in uyku ile ilgili kitabını okumadan bu sistemi uygulamamanızı tavsiye ediyorum. Uyku birçok bileşeni olan bir bütün çünkü ve çocuğumuza doğru uyumayı öğretmeden önce bizim doğru uykunun ne olduğunu iyice öğrenmemiz gerek.
Bu konuda benim daha önce yazdığım şu yazıları ve sevgili Blogcu Anne Elif’in şu ve bu yazılarını okumakla başlayabilirsiniz…

(Yazıyı ilk önce mail olarak yazdığım için Türkçe karakterler kullanmadım ve noktalama işaretlerine çok dikkat edemedim, kusura bakmayın lütfen)
Bu arada derede oğluma Ferber yöntemi uygulamaya basladim uc gun once. kesinlikle sancisiz bir yol degil, evet ama mutlaka sonucu mukemmel bir hayat kalitesi veriyor.
Bunlar benim onerilerim, uyup uymamak size kalmis.
1. tekrar uygulayacagim icin dr ferberin kitabina tekrar soyle bir baktim da, istikrarin ne kadar onemli oldugunu hatirladim. ne olursa olsun istikrar.... eger bir an icin bile tereddut edersen, bebegin bunu farkedecektir: “Annem de ne yapmaya calistigindan emin degil galiba. Hem bana tek basina uyumayi ogretmeye calisiyor, hem de gelip kucagina neden aliyor?
53 dk bosuna mi agladim yani???”
2. Eğer ememeden uyuyamayan bir bebekse bence beslenme saatleri dışında memeyi temelli kesmeli. cunku ferber diyor ki, once uyku ile kurulmus baglantilari yok etmek zorundasiniz (bizimki damla hanımda ayakta sallama idi, sizde meme olur, emzik olabilir... tuna’da da kucakta sallama olmustu).. Cocuk kendi uyumuyor ve uyutuluyorsa, bu baglantinin alindigini - birakildigini farkettigi anda tekrar uyanir. - uykusunun dongu noktalarinda (bunlar kitapta uzun uzun anlatilmis, simdi deginemeyecegim) uykusu hafiflediginde donup sirtini uyumak yerine bir bakar ki - memem nerde- hani beni sallayan kisi - emzigim nereye dusmus--- hemen uyanip onu ister. sen de kucagina alarak bu istegi pekistirirsin.
3. tabii ki ilk birkac gece uyanacak, bu daha nasil uykuya donulecegini bilmeyen minik bir insan. ona ogretmelisin. yanina gidip, kucaga almadan, kucakta uyutmadan, ferber der ki, ayni yontemi gece her uyandiginda tekrarlamalisiniz. zaten bir sure sonra gunduz uykularinda kendi kendine uyuyacak, gecis kendiliginden oluyor, gece ise hic uyanmayacak.
4. aglamaya dayanamiyorsan –ki en fazla 4-5 gece - vazgec. cunku bu ilk once anne babanin hazir olmasi gereken bir sistem. inan bana sen istikrarli olursan cok uzun surmeyecek. sonrasi mutlak mutluluk. aci cektigi icin aglamiyor ki aliskanligi elinden alindigi icin agliyor. ferber der ki, bicakla oyun oynamak icin de aglasaydi, aglamasina dayanamayip eline verecek miydiniz bicagi, yoksa bicak tehlikeli oldugundan almamasi gerektigini ogrenecek miydi?
5. bunu bir psikolojik iskence olarak gorursen bu gemi yurumez. bunu bebeginin uyumayi ogrenmesi icin gerekli bir sistem olarak dusun. hangi egitim kolay ki? yurumeyi daha mi kolay ogrenecek? kaaac kere dusup kalkacak. uykuyu nasil kolay ogrensin? tum ogrenme surecleri sancilidir. ben 34 yasima geldim, uzman dr olabilmek icin gece gunduz ders calisiyorum. sancisiz egitim olur mu? :)
6. bence eger yakinlarinda varsa, ilk bir kac gun - bence 4 yeterli, uyuma saatinde akraba-anne-arkadaslarindan birini eve cagir, seni anlayan, yargilamayan bilincli biri olsun ve seni desteklemek icin geldiginin farkinda olsun. ben damla’da esimin tepkisiyle karsilasmistim ama onun almanya’da yasayan kuzeni bizdeydi ve o kadar buyuk destek olmustu ki! esime kizmisti hatta utanmiyor musunuz koca cocugu sallamaya diye.. bana “dayan ne var bunda, simdi gider alirsan bosuna aglatmis olacaksin” demisti (ferber de aynen boyle diyor).. almanya’da dogal akisinda ogreniyor bebekler kendi uyumayi, nerde memede ayakta uyutmak.. iki aylikken koyuyorlar yataga, er gec uyur diye. aynen gozumle gordum.
7. Tuna’da deneyimimiz soyle oldu: zaten dogdugundan beri gece uyanma sorunu var. bir baktim ki dondugum gece sabaha kadar 2 saatte bir uyandi tuna. karni tok alti kuru burnu tikali degil oksurmuyor. e o zaman bu cocuk niye uyaniyor? o zaman dusundum ve buldum ki sallanmaya alistigindan uyaniyor… dedim ki kos ferber, yetis. aslinda sinavdan sonra yapacaktim ama baktim olmuyor, hepimiz uykusuz, yasam kalitemiz bozuluyor.
aldim sazi elime. bu sefer isimiz daha zor cunku damla da beni annem uyutsun diye agliyor bir yandan... bu arada onu da disipline sokacagim bugunden itibaren, iyice yoldan cikmis cunku... bi baktim saat 10 damla daha uyanik.. neyse o ayri hikaye. ben tunayla ilgilenirken ve tuna aglarken surekli bagirdi annneeeee diye.
tunayi gun asiri yikiyorduk, uyku egitimi suresince banyoyu uykuya baglasin diye 3 gun ustuste yikadik. rutin ve rituel sart: banyo - biberon - ninni - yatak.
ferberin sureleri 3 - 5- 7 – 7 idi galiba. ilk gun toplam 54 dakika surdu uyumasi, aglamasi da eh 35 - 40 dk olmustur, bu sureye benim yanina gidip kucagima alip sakinlestirme cabalarim da dahil..
bu seferki modifiye ferber oldu biraz, artik iyice uykusu gelince yanina gidip eeee deyip poposunu tipisladim. işki dk icinde uyudu. aslinda bunu da yapmamak gerek. Hatta bu geceden itibaren yapmayim bari.
İlk gece iki kez uyandi, kucagima almadim zaten gozleri kapaliydi, pispisladim, vurdum sirtina geri uyudu.
ertesi gun 5-7-dk agladi sonunda yanina gittigimde baktim agliyor ama numaradan, gozleri kapali, soyle bir sirtina vurdum hemen uyudu. gece bir kez uyandi.
ucuncu gun 5 dk agladi aglamadi hemen gittim pit pit iki sefer vurdum, yani son noktayi benim koymami bekliyor. olsun o da olur :) gece bir kez uyandi.
dorduncu gun bes dk.da uyudu, gece hic uyanmadi.
boyle iste. simdi tek sorunumuz sabah 6da uykusu bitip uyanmasi :) gece uyanmayinca uykusunu alip erken kalkiyor ama olsun, erken kalkmaya benim itirazim yok zaten ben de kalkiyorum.
SONUC: Bu yontemi denemek isteyenler varsa istikrarli olun. ne yapmaya calistigini bebegin anlamasina izin verin. kararli olun.
cocuklar istikrar ister ve disiplinden hoslanir.
kolay gelsin
Resimde: Pijama üstü beyaz gömlek ve futbol topu birlikteliği ile yetiştirmek istediğim erkek profili :) Yaşasın kötülük :)

2 Haziran 2010

Büyük blogger'a destek çağrısı

Buyrun, bu da bizim Nurturia'daki fotoğraf yarışmasına yolladığım resim.
Tuna bey daha doğmadan, Sultanahmet'te çekmiştim.
Beğendiyseniz, oylayın buyrun :))))

http://www.nurturia.com.tr/competition/photo/aeb813a7-a79e-4893-b8c0-9d8901287633

Minik bloggera destek cagrisi :))

Buyrun bizim minik bloggerın sayfasına,
bir yorum mu bırakırsınız artık bilmem, okudukca motive olur, bizim de kulube yeni bir uye katilmis olur, fena mi olur?
:)
www.dinozordostlar.blogspot.com

24 Mayıs 2010

Granada

Granada yolcusu kalmasın buyrun

Özellikle bir iki ay sonra sınavı olanları bekleriz
O da olmazda evde iki tane bebeği olanları bekleriz
hatta büyük olan anne gitme beni bırakıp diye ağlayanları bekleriz..
O da olmazsa sırtı kopacakmış gibi ağrıdığından ne ayakta durabilenleri ne oturabilenleri bekleriz
O da olmazsa gripten burnu tıkalı olup başı dönenleri bekleriz.
Daha heyecanlı oluyor hehe :)

23 Mayıs 2010

Hayat ne zaman kolay oldu ki

Şunu farketmem nedense 34 yaşıma denk geldi.
Bir de sorup duruyordum kendime: Hayatımdan memnun muyum?
Düşündüm, taşındım, karar verdim:
Evet çok memnunum.
Ardından da eklerim:
Çok şükür.
Daha zor günlerim de oldu.
Grip grip ders daha önce de çalışmıştım. O zaman da başım uğuldamıştı, beynim kitabın içine şıp şıp damlayacak gibi olmuştu. O zaman da başımı kitabın üstüne koyup uyumamak için direnmiştim.
Daha kötüsü de olmuştu:
Daha ağır grip hallerinde ameliyata girmiştim.. Burnum tıkanmasın diye içtiğim grip ilaçlarından burnumun tıkanıklığı açılmıştı da, ameliyatta sümüğüm akmıştı da, ağzıma girmişti de, ben de bu yaşımda sümüğün tadına bakmıştım hahahaayt :)
(Bebekken baktıklarımı unutmuşum da :) )
Yaa.. demek ki neymiş, daha kötüleri de olabilirmiş, grip oldum diye ağlamamak gerekmiş :)
Bu arada, yazıya nasıl başladım nasıl devam ettim, kafamın karışıklığını anlayın derim.
Aslında şu iki şeyi söyleyecektim:
1. Şebnem, farkında mısın bilmiyorum, hayatımdan memnunum derken, biraz senden öğrendiğim şeylerle diyebiliyorum bunu bugün.
2. Ey grip salıya kadar git, giderken arkana bile bakma, Elhamra biletimi bile aldım bak ona göre.

21 Mayıs 2010

Bebeklerde inatçı öksürük

Bu yazıyı, sadece, aynı sorunu yaşayanlar varsa belki biraz fayda eder bizim yöntemler diye yazıyorum. Denediğim herşeyi, işe yarasın yaramasın sırayla yazacağım.
Ben bir doktor olmama rağmen bu kesinlikle bir tıbbi öneri yazısı değildir, çocuk dr.unuzun önerilerinin yerine geçmez. Sadece, bebeği haftalarca öksüren bir annenin başvurduğu yöntemlerle ilgili bir yazıdır.
Öksürük serüvenimiz, otitle ve eşlik eden bir üst solunum yolu enfeksiyonu ile başladı. Ben ve Damla hanımda da aynı tablo olduğundan, başlangıcı tanıdıktı aslında. Grip ya da nezle, ardından yatınca başlayan ve gece boyunca devam eden, balgamlı, mümkünse balgam çıkana kadar durmayan, balgam çıkmıyorsa hiç durmayan, gece uyutmayan, sabah uyanma faslını işkenceye çeviren, inatçı, nalet bir öksürük.
Sesinden tanırım ben bunu. Tunayla aynı anda bende de başladı zaten ve "hah" dedim. Her sene bir iki atak yaşadığımdan, bu öksürüğü pek sevinçle karşıladığımı söyleyemem. Bununla ilgili tek çözebildiğim, ki bende 10 yıldır var, Asist'le çözüldüğü ve İstanbul dışında kuru havası olan bir yere gidersem anında iyileştiği.
Kendime hemen asist aldım, günde 6 - 7 kere içmeye başladım. 1 haftada geçti.
Ama Tuna daha bebek ve balgamı çıkaramıyor :(
1. Önce çocuk dr.una götürdüm. Öksürüğün geniz akıntısından olduğunu söyledi, ilaçlar verdi. Akıntıyı azaltacak antihistaminik (Zyrtec), zaten bunu alerji profilaksisi için kullanıyorduk. Geçmedi.
2. Asist aldım ona da, daha da arttı öksürüğü. Balgamı çıkarıp atamadığından, asist daha sulandırdığından daha çok öksürdü.
Bu arada geceleri öksürmekten sabaha kadar uyuyamıyor ve biz birbirimizi yedik uykusuzluktan ve sinirden kocamla.
3. Başka bir çocuk dr. götürdüm. Muayeneler hep aynı sonuçlanıyor: Dinlemekle ciğerleri temiz, üst solunum yollarında hafif bir enfeksiyon var, buyrun bu antibiyotiğe devam edin, ama belirgin bir geniz akıntısı yok. Buyrun başka bir antihistaminik, Fenotral, bu biraz azaltır sekresyonları. E o zaman bu çocuk niye sabaha kadar öksürüyor? Deliricem. Aynı hikayeyi dinlemekten bıktım. Muayenesi temiz, bişeyi yok.
Yeteeeer uyumak istiyorum bebeğim de uyumak istiyor..
4. KBB uzmanına götürdük. Cevap tanıdık, muayenesi normal. Bi de bu grip ilacını deneyin (A-ferin şurup)
Hepsini iki gün deniyorum çözüm yok. Öksürük gitgide artıyor. Sabahlara kadar uykusuz ikinci haftamızı geçirdik. Gündüzse hiiiç bişey yok, bi tek öksürük yok. GÜndüz uykusunu iki ikibuçuk saat kesintisiz uyuyor.
Deliricem.
5. Kendi yöntemlerime sıra geldi. Kusura bakmayın dr.lar.
Aktara gidiyorum, zencefil istiyorum. Satmıyor bana zencefili (Aferim). Zencefil balla hazırlanıyor, bebeğim 11 aylık, bal veremezsiniz, satamam diyor. Oysa ben gözümü karartmıştım, beş aylık da olsa ballı zencefilli doğal ilaç yapacaktım ona çünkü üç haftadır öksürüyor!! Bana deniz kadayıfı veriyor aktar.
Ben de bunu nerden bulurum diyordum.
Tuhaf bir şey, yosun bildiğin. Kokusu da fena. Zaten ilk yaptığımda Tuna kusuyor.
İnternetten biraz daha araştırıp, farklı hazırlıyorum.
Bir bardağa yakın süt (aslında süt de daha yasak ama çarem yooook), içine akşamdan ıslattığım suyu ile birlikte bir tutam deniz kadayıfımı kaynatıp soğutuyorum. İki tatlı kaşığı süzüp, ilk başlarda içine biraz nesquick katıp (çaresiziiiim) veriyorum. Kusmuyor.
Giderek alışıyor, nesquicksiz, iki tatlı kaşığı kadar, günde dört kere veriyorum. Bunu kesmeden devam ediyorum.
6. Baktım olmadı, tekrar doktorumuzu arıyorum. Çünkü öksürük biçim değiştiriyor, gündüz de devam etmeye ve biraz daha kuru bir hal almaya başlıyor. Aynı solunum yolu daralması gibi. Aman Allah'ım yoksa gene mi bronşiyolit oldu!! Yoksa kadayıftan mı oldu? Doktorumuzu arıyorum kongrede bir hafta. Onun önerdiği başka bir çocuk dr.una götürüyorum.
7. Klasik sonuç: Muayene normal! Allerjik öksürük ve yeni başlayan bir grip diyor üstüne bir de bisürü kan testi yapıyor. Olan bebişime oluyor. Öksürüğü için de birşey vermeden olluyor eve. Deliricem. Bu arada kadayıfa devam.
Sonuç, sadece burun damlası yazıyor....
8. Madem alerjik öksürük (solunum yolları daralması) ben de kendi doktorumuzun klasik tedavisini ekliyorum. Aslında bu tedaviyi aynen birebir bir çocuk göğüs uzmanı hoca da vermişti ama prof alerjim yüzünden bir aydan fazla devam etmemiş bir daha da o dr.a götürmemiştim. Hemen kutuyu açıyor ve başlıyorum. Ventolin, Pulmicort inhaler, aerochamber ile. İlk dozları nebül olarak veriyorum çok daraldığı için. Sonra puff olarak devam.
9. Annemden ıhlamur alıp hazırlıyorum (bir bardak kaynar suyun içine bir tutam atıp sooğutuyorum, şekersiz içiriyorum). Tunanın bardağına su yerine ıhlamur koyup gün boyunca sürekli azar azar veriyorum.
10. Sinüs rinse ve okyanus suyu ile burnunu sürekli temiz ve açık tutmaya çalışıyorum.
Sonuç. Kadayıf ıhlamur nefes açıcı spray burun spreyi.
Bu yazıyı yazmak için erken mi bilmiyorum. Ama öksürüğümüz çoook azaldı. Maşallah.

19 Mayıs 2010

Tez bitti yapı paydos

Tez bitti sıra sınavda
Biz sınava kadar kapalıyız, Haziran sonuna yani. Arada yazarım siz uğramaya devam edin.
Tabii hep kapalı olmaz, arada bi Granada açılımı yapmayı planlıyorum inşallah Eyvah Yallah Yökül patlamazsa!!!!

13 Mayıs 2010

Music together, bizi birleştiren, bizi büyüten

Fotoğraf: Ayça Oğuş (www.aycaogus.com)

Annemle kızım.. Yüz ifadelerinden anlaşılıyor aslında benim bütüün yazacaklarım..
Gene de bu fotoğraflara uzuuun uzun bakarken, yazayım dedim.
Müzik.. bizi birleştiren.. bizi büyüten.
Ezgiler, notalar... Sesler.. Hareketler.. Pek de nota bilmem, sesleri ayırtedemem, herşeye olduğu gibi müziğe de yeteneksizim biliyorum.
Ama kızım duyuyor notaları, anlıyorum. Bir tek ses duyuyor ve anlıyor başlayacak şarkının hangisi olduğunu. İngilizce bilmiyor ama şarkı sözlerini ezberleyebiliyor, beni de şaşırtıp, benim yanlış telafuzlarına aldırmadan, cd'nin orjinalindeki gibi telafuz ederek (demek ki ne kadar dikkatli dinliyor)
Oğlum da duyuyor notaları sesleri, henüz bebecik olmasına rağmen, MT cd.si başlayınca dans etmeye başlıyor, keyifsizse neşeleniyor, ağlıyorsa susuyor, bizimle birlikte dansediyor, şarkıya eşlik ediyor, çıkı çıkılarını sallıyor. Arabada ağlıyorsa susup dinlemeye başlıyor.

Evde arabada hep dinliyoruz, birlikte dinliyoruz, birlikte söylüyoruz, biz hep birlikte eğleniyoruz.
Bunca zamandır neden gitmedik, hep bahaneler, nöbetler, iş yoğunlukları (şu dönemkinden daha yoğun olmuş muydum hayatımda), iyi ki son fırsatımız gitmeden dedim de iyi ki sevgilim de haklısın dedi de iyi ki kayıt olduk da, biz iyi ki Music Together'a başladık..
Eh, Yapıncak, teşekkür ederiz.. :)

11 Mayıs 2010

Ben çoktan o suyun içindeyim

Yıllar önce bir TV dizisi vardı. Hatırlayan olacaktır mutlaka, orda bir Dr Zeynep vardı, Necla Nazır. Bir zıpır sevgilisi (nişanlısı) olan idealist bir dr. Bunlar İstanbul sosyetesinden oldukça da zengin arkadaşlardı. Tayini Yanıkhan diye, Türk bayrağının dalgalandığı, ama epeyce uzak bir yere çıkınca, nişanlısı ne işin var Yanıkhan’da, bu sosyetik hayatı bırakıp nasıl gideceksin tarzında bir konuşma yapınca, dr Zeynep demişti ki, ki yıllardır aklımdan çıkmaz,
“Ben çoktan Yanıkhan’dayım..”
Nişanlıyı ve İstanbul’u bırakıp gitmişti.
Gerisi çook da mühim değil. Ben de Dr Zeynep olduğum yıllar, henüz idealist, henüz taze ve henüz bıkmamış iken, çektim gittim Anadolu’ya, daha önceden haritada yerini bile bilmediğim bir köye. Gittim de ne oldu, ne o köylüler kurtuldu ne ben. Çünkü beni hiç o köye vermediler ki.. Direk olarak zaten başka dr.ların zaten olduğu ilçe merkezinde başladım göreve.
Kaymakamın çooook büyük devlet adamı olduğu, savcının çooook büyük savcı olduğu, savcının karısı eski adliye katibinin çoook büyük savcının karısı hanım olduğu, benden başka herkesin çooook büyük bişeyler olduğu, benimse hiçbişey, küçük bir pratisyen dr olduğum ilçeye.
(Kaçışım muhteşem oldu sonra ordan. Kocaaaa kaymakam (e orda devlet o) kendi nişanıma gitmeme izin vermeyince kaçarak, sonra tayin yaptırıp il merkezine geçerek… O da arkamdan hırsını alamayıp izinsiz il dışına çıktığım için arkamdan kınama cezası gönderdi de, zaten kocaaaa kaymakamdı, belki biraz daha nereleri büyüdü çok merak ederim yıllardır….)
Bana şimdi akşam akşam bunları yazdıran ne bilmem. Aklıma şu resme bakarken geldi bütün bunlar…
Ben çoktan Yanıkhan’dayım lafından..
Bu resme bakalıberi ben çoktan o suyun içindeyim de…


Resim Ebru’nun Facebook sayfasından (ç)alıntıdır, sevgilerimle öperim kendisini ve bir daha da Çeşme ve Antalya resimleri koymaktan menederim :)

10 Mayıs 2010

Hey hey

Hey heylerim üstümde. Çok gerginim.
Başım ağrıyor. Ağrımı ne Apranaxlar ne neskafedeki kafeinler istiyor vermiyorum. Doktorlara mühendislere saklıyorum.
Organize olamamak bende baş ağrısı yapıyor. Olamıyorum. Sıkılıyorum.
Organize işler şarkısı dilimde.
İşler karışık. Az güne çok şey sığdırmalıyım.
Tezim bitmedi. Deadline'ı bitti ama.
Ne olacağını heyecanla izliyorum ve bekliyorum ben de dışarıdan :)
Ders çalışmayalı günler oluyor.
Kocam şu an nöbetçi eczane arıyor.
Hep böyle oluyor bu.
Bu karışıklığa ne gerek bilen var mı? Cevap veriyorum: Sünnet.
Sünnet gerek.

5 Mayıs 2010

Cesur prensesimin kulak ameliyatı

Benim cesur prensesim. Minik ama kocaman kızım.
Minik kalbim.Birtanem.

Ne tek bir damla gözyaşı, ne bir huysuzluk, ne aksilik. Hemşire ablalar kan alırken de (doktorun hayretler içindeki bakışları altında), ameliyathaneye giderken de güle oynaya... "Hadi şu kan almayı bitirin de kitabımızı okuyalım değil mi?"
Ama dedim ki, anestezi alana kadar çocuğumun yanında olmak istiyorum. Uyumadan önce ve uyandıktan sonra yanında olmalıyım. Beni görmek ister dedim. Dinletemedim. Hastane kurallarıymış. Pıh. Bebek dostu hastane anca ilk doğdukları gün onları annelerinin yanına atmakla mı olunuyor? Üç yaşındaki bebekleri preop ve postop odalarında tek başlarına yatırarak mı?
Hadi girerken sersem gibiydi ilaçtan, hatırlamayacaktı... Uyanınca ağlasın ağlasın en sonunda da hastane düşmanı mı olsun yavrum dedim... Gene dinlemediler. En son bir hemşire gelip, ameliyatı bitti, 30 - 45 dakika arası derlenme odasında dinlenecek deyince çıldırmış olmalıyım. Nasıl sert çıktıysam, (hangi postop bu kaç saat süren bir anesteziydi ki 45 dakikada uyanıyor, on dk.da kendine gelir beni ister çok korkar nasıl bişey bu... falan demiş olmalıyım) iki dakika sonra gelen süpervizer da sakinleştiremedi beni. Çok sinirlendim, kadının yüzüne bile bakmadan gazete okumaya devam ettim. Ne yapacağımı bilemedim, elim ayağıma dolaştı. Tek istediğim bebeğimin yanında olmaktı.
Ve nitekim yaklaşık 7 dakika sonra beklediğim şey oldu, Damla uyanmıştı, beni istiyordu (muhtemelen ağlıyordu) hemen aşağıya çağırdılar, gidip yavrumu aldım, kucağımda çıkarttım odaya gene de uzun sürede zor sakinleştirdim. Ben her aldığım anesteziden sonra hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyanırken, nerede olduğunun bile farkında olmayan kuzumdan ne bekliyorlardı ki?
Eh kocaaaa ACIBADEM HASTANESİ, sınıfta kaldın kusura bakma.
Zaten notun kırıktı gözümde, iyice düştün. Zar zor arayıp bulduğumuz çocuk KBB'cisi sende olmasaydı kapından girer miydim?
Yahu beş yıldızlı otelin geceliği daha ucuz zaten o ayrı konu da, odada sandalye bir tane, e bu çocuk annesi babası var, başka sandalye alabilir miyiz deyince aaa yok ki ama başka diyorlar. Eşim fazla kibar anlaşıldı, anladıkları dilden konuşmalı. Kardeşim burası madem pahalıca bir lüks otel (kıvamında!!), o zaman müşteri daima haklı değil mi? Sanki Kartal Devlet hast. mübarek. Hemen hastalarımızın bize karşı takındıkları moda geçiyorum: "Sandalye alabilir miyiz bir tane daha (var mı değil), koskoca Acıbadem'e geldik ayakta mı kalıcaz?" Hemen aranan sandalye bulunuyor. Odada şampuan & saç kremi, memnuniyet formu, çalışma masası, boy havlusu var (tıpkı otel gibi) ama EL HAVLUSU ya da en azından kağıt havlu yok. Neden, anlamadım aslında. Artık boy havlusuyla kuruladık elimizi ne yapalım.
Öğle yemeği seçiyoruz menüden (çok havalı bir görevli gelip, "ben otelinizin - pardon hastanenizin yiyecek içecek sorumlusuyum. Damla hanım öğlen yemeğinde ne arzu ederlerdi?" diye soruyor çünkü). Eh, yayla çorbası, tavuk bilmemne, havalı isimli bir yemek seçiyoruz.
Sonuç, saat iki buçuk, biz taburcu oluyoruz ama öğle yemeği ortada yok. Allah'tan kızıma dışarıdan aldığımız dondurmayı yedirmiştik, ardından da dr.unun vaad ettiği ve babişin de söz verdiği gibi McDonald's çocuk menüsü. Matah birşey değil sizin kadar ben de biliyorum ama onun bu yemeğin sağlıksız olduğunun ayırdına varması için yılları var daha ve bugün onun günü hem. Çocuk menümüzü paket ettirip eve yollanıyoruz.
Çıkış işlemlerini de inşallah bir iki saatte yapacaklar, bekle babam bekle, yok sizin bilmemne ilacınız paket dışında kalmış da, bizden kaynaklı birşey, aman efenim siz rahatınıza bakın, şu an faturanızı kesemiyoruz... Ertesi gün gelip işlemleri halletme vaadiyle atıyoruz kendimizi dışarı!
Ya da ben birtek gerginim bu kadar, annemle kociş gayet sakin (mi)... Ayrıca, damar yolu açmak ve kan almak için kızımın elini 4 kez delmişsiniz, farketmedim sanmayın.
Neyse bu kadar yakınmalarımı okuyanlara, bari işine yarayacak bilgiler de vereyim (inşallah kimseye gerekmez :) Dün akşam izlediğimiz, çocuğunuzu kulak ameliyatına nasıl hazırlamalısınız adlı videodan edindiğim bilgilerden ve kendi fikirlerimden derleme :
Çocuğa kısaca ve anlayacağı şekilde neler yapılacağını açıklayın. Korkmaması gerektiğini, çevresindeki herkesin onunla ilgilenmek için orada olduğunu anlatın. Hangi aşamalarda yanında olacağınızı, hangi aşamalarda yanında olamayacağınızı fakat sizin yerinize çevresinde kimlerin olacağını söyleyin. Ameliyathane ortamında siz olmayacağınız için ortamı tarif edin, korkmaması için nelerle karşılaşacağını iyice anlatın. Ben bir gece önce ona benim kendi ameliyathanemizde çekilmiş bir sürü resmimi gösterdim, kafasında iyice canlandırmasını sağlamaya çalıştım. Çevresinde formalı, maskeli ve boneli bir sürü yabancı görünce neler hissedebileceğini tahmin ediyorum (bir yetişkin için bile oldukça korkutucu ve şaşırtıcıdır bu).. Onun için biraz da olsa tanıdık bir görüntü olmasına yardım etmiştir umarım gösterdiğim resimler. Başına da kendi ameliyat bonemi taktım. Sakın ha çocuktur ne anlar demeyin. Herşeyi çook güzel anlıyorlar ve hatta idrak ediyorlar. Farkında olmaları için 3 yaşa da gerek yok, bence birkaç aylıktan başlıyorlar çevrelerinde olan biteni, özellikle de anne - babalarını anlamaya.
Ayrıca ben şöyle ifadeler kullandım:
"Annecim kan alırken biraz acıyabilir ama senin dayanamayacağın bir acı olmayacak bu, korkmana gerek yok.."
"Ameliyathanenin ortasında özel bir masaya yatıracaklar seni, başucunda bir abla sana balon şişirtecek" (anestezi dr.uyla da tanıştırdım odada)
"Doktor amca kulağını tamir edecek, bütün sesleri duyabileceksin ve artık kulağında hiç basınç olmayacak."
"Bak yatağına ne güzel inip kalkıyor baş tarafı, düğmelerle oynayabilirsin."
Yanınızda çok sevdiği, güvendiği bir oyuncağını götürün. Ben spiderman'ini ameliyathaneye giderken eline verdim, o da içeriyi merak ediyor seninle gelecekmiş dedim. Ayrıca Damla kitaplara çok düşkün olduğu için, ona sevdiği bir karakter olan Vini'nin yeni maceralarını aldı anneannesi, odada ameliyat anını beklerken çok iyi oldu bu. Çıktıktan sonra da, o sıkıntılı, ağrılı, ağlamalı, uykulu (ama inadından! hastanede bir dakika bile uyumadı, uykum yok diyor ama anestezinin de etkisinden oturduğu yerde gözleri kapanıyordu), zor saatleri yeni kitaplarımızı okuyarak geçirdik. Gerçekten çok işe yaradı bu.
Hastaneye giderken rahat, kolay giyilip çıkabilen giysiler götürün. Yedek almayı ihmal etmeyin. Nitekim Damloş kustuğu için iç çamaşırlarına kadar değiştirmemiz gerekti.
Takıları, tokaları, küpeleri vs. önceden çıkarıp emniyetli bir yere saklayın. Uyanınca yemesi için meyveli yoğurt ve puding götürdüm. Adenoidi de alındığı için ilk olarak dondurma yedirdik. Az sonra da hastaneden de getirdiler dondurma, onu da biz yedik :)
Uzuuuun lafın kısası, çok şükür, çok şükür sağ salim atlattık. Yaklaşık 40 dk sürdü ameliyatımız, herşey iyiydi, inşallah kızım bidaha otit olmayacak :)

4 Mayıs 2010

Kulağa tüp takılması

Yarın sabah 8'de. İnşallah başarılı geçecek ve kurtulacağız yakamıza yapışan otitten (üstünüze afiyet 7 kez geçirdik de).
Merak edenlere bilgiler aşağıda.

Kulağa tüp takılması (KBB Hastanesi web sitesi, Op Dr Nihat Çakır'dan alıntıdır)
Bu ameliyatta kulak zarına iki ucu açık, makara şeklinde bir tüp takılır. Bu tüpün bir tarafı dış kulağa, diğer tarafı orta kulağa açılır. Böylece kulak zarının iki tarafındaki basıncın eşitlenmesi amacı güdülür. Bu tüpün fonksiyonunu normalde östaki borusu üstlenir. Ancak östaki borusu işini yapamazsa ve bu durum ilaçlarla ve yardımcı manevralarla düzeltilemezse kulak zarına tüp takılması gerekebilir. Kulağa takılan tüpe basınç eşitleyici tüp veya ventilasyon tüpü adı verilir.

Tüp Hangi Durumlarda Takılır?: Tüp orta kulakta sıvı birikmesine ve kulak zarının çökmesine neden olan basınç problemlerinde uygulanır. Böyle bir durum genellikle geniz eti veya alerjik nedenlere bağlıdır. Ancak bakterilere bağlı orta kulak iltihabı nın sık tekrar etmesi, orta kulakta kanama olması ve başka nedenlere bağlı kulak zarı çökmelerinde de kullanılır. Genellikle çocuklarda gerekli olur ancak büyüklere tüp takılması da sık görülen bir durumdur.

Tüp Nasıl Takılır?: Tüp takmak için hem lokal anestezi hemde genel anestezi kullanılabilir. Ancak çocuklarda sıklıkla genel anestezi kullanılır. Mikroskop ile çalışarak dış kulak yolundan girilir ve kulak zarı çizilir. Bu işleme parasentez adı verilir. Kulak zarındaki çizilen yerden orta kulaktaki sıvı dışarı çekilir. Özel aletlerle tüp zardaki çizilen yere, bir ucu dış kulakta diğer ucu orta kulakta olacak şekilde yerleştirilir. Hastanın kulağında görülebilen herhangi bir değişiklik olmaz.

Tüp Sürekli mi Yerinde Kalır? : Hayır kulak zarı tüpü bir süre sonra dışarı atar. Bu süre 1 yıla kadar uzayabilir. Nadiren tüp dışarı atılamaz ve doktorun dışarı çekmesi gerekebilir. Takılan tüpün şekli de, tüpün zarda kalma süresini etkiler. T tüp adı verilen tüpler daha uzun süre yerinde kalırlar.

Tüp Takılması Kesin Çözüm müdür? : Tüp takılması genellikle orta kulaktaki problemi düzeltir ancak, tüp çıktıktan sonra orta kulakta basınç problemi yapan sebep devam ediyorsa aynı hastalık tekrar edebilir. Bu nedenle geniz eti, alerji veya diğer sebepler de uygun şekilde tedavi edilmelidir. Bazen bir kaç kez tüp takılması gereken ve buna rağmen kesin çözüm alınamayan hastalar bulunmaktadır.

Tüp Takılmasının Ne Gibi Sakıncaları Vardır? : Kulağa tüp takılması genellikle problemsiz bir ameliyattır. Ancak bazen bazı sorunlar yaşanabilir. Anestezi riskinin yanı sıra, ameliyat sırasında kulak zarının yırtılması, tüpün orta kulağa kaçması gibi komplikasyonlar olabilir. Ameliyattan sonra da kulak akıntısı, kulak zarında kireçlenme ve tüpün takıldığı yerde kalıcı bir delik oluşabilir. Kulak akıntısı iltihabın göstergesidir ve genellikle antibiyotiklerle kolayca iyileşir.

Ameliyattan Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?: Tüp takılması ameliyattan sonra hastayı sıkıntıya sokan bir ameliyat değildir. Hastanın dikkat edeceği en önemli konu kulağa su kaçmasının önlenmesidir. Bu durum iltihaplara yol açacağından zararlı olabilir. Bunun dışında hasta normal yaşamına devam edebilir. Kulağına tüp takılan hasta belli aralıklarla doktoruna muayeneye gitmelidir. Bunun için genellikle hasta ayda 1 kez görülür.
Kaynak: KBB Hastanesi Web sitesi, http://www.kbbhastanesi.com/ameliyatlar/tuptakilmasi.htm

2 Mayıs 2010

Evlilik

Bakınız bu Arda böcüsü büyüyünce Damla'yla evlenecekmiş :)
Yerim ben sizi

Sudafedden çektiklerim ve bilgisayar kurası

Kafası karışık olunca insan, büyük resmi göremiyor bir türlü.. Ormana bakmaktan sürekli, tek tek ağaçları farkedemiyor ve bu çoook kötü.
Tuna bey günlerdir keyifsiz, kucak istiyor, benim sırtım çook ağrıyor, Tuna geceleri ağlıyor ve biz çaresiziz... Susturamıyorum oğluşumu, ne yaptıysak olmuyor, benim keyifli, güleç oğlum gece 2-4 arası durmaksızın ağlıyor. Kalan saatlerde de uyuyamıyor. Hepimiz mahvolmuş durumdayız, sinirlerimiz yıpranmış, bir derdi var ama ne, Allah'ım çıldırıcam, bütün olasılıkları eliyorum ama birşey bulamıyorum. Doktora taşıyoruz çocuğu nesi var, kulağında duruyoruz en son, biraz sıvı birikimi var basınç hissi huzursuzluk yapabilir, onun da gitmesi için ilaçlarını veriyoruz. Ama KBB'cimiz ısrarla çook az sıvı var ve hissetmez bile diyor. E ne o zaman.. Hiç kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim, anne ve dr olarak. BU ÇOCUK NEDEN AĞLIYOR hem gündüz hem de gece!
SUDAFEDDEN Mİ!! Tabii ya.. nasıl aklıma gelmedi. Psödoefedrin. Huzursuzluk çarpıntı uykusuzluk yapar. Tabii ya.. Damla'da bişey yapmaması Tuna'da da yapmayacağını göstermez ki!! Hay KBB'ci sen çok yaşa. Nasıl düşünemedim ben bunu.
Kes sudafedi.. Anasını satayım bir haftadır gecelerimizi dar eden Tuna nasıl da mışıl mışıl uyuyor.. Maşallah kuzuma.

Bir de şu bilgisayar kurası var.. Mecburi hizmet kadroları açıklanınca içim içimi yedi, Beytüşşebap da neresi diye diye dilime doladım bizim Gülden'in tayini çıkmasın mı Beytüşşebap'a... Ama bilgisayar kurası diye kendimi teselli etmeye çalışırken! Neyse ki torpil olmuyor bunda, şansın neyse osun, herkesin eşit şansı var Beytüşşebap'a ve Yüksekova'ya derken.. Dün, Zonguldak'a tayin olan bir tanıdığın aslında şanslı falan değil sadece torpilli olduğunu öğrendim. Nasıl ya! Noter huzurunda çekilen bilgisayar kurasında mı torpil? Sistem şöyle aslında, açıklanan kadroları tercih ediyorsunuz, aynı yeri tercih eden kişiler arasında kura çekiliyor önce, tercih edilen yerlere birer kişi yerleştikten sonra, kalan kişilerle boş kalan yerler genel kurada eşleşiyor. Bu genel kura havuzuna tabii kimsenin tercih etmediği Beytüşşebap gibi yerler kalıyor.
Ve torpil de şöyle işliyormuş: Yeterince torpilliysen, tercih ettiğin yere bir gün önceden sisteme adın giriliyormuş, kura esnasında ekranda isimler dönerken zıtt senin isminde duruyormuş ve sen kazanıyormuşsun orayı. Nasıl süper di mi?
Peki ama neden şaşırmadım ben buna?
Allah'ım sen bize acı, şansımızı yaver tut, hayırlısıyla güzel bir yerde yaşamak nasip et.
Hadi biz büyüğüz, alışırız, eve de yere de insanlara da... Bu bebekler için ne kadar zor olacak.. Mesela biz doğduklarından beri:
ikizlerle bizimkiler
büyüsünler,
arkadaş olsunlar, birlikte oynasınlar diye beklemedik mi?



Şimdi gitmek zorundayız ama ne kötü değil mi! Görüşemeden nasıl arkadaş olacaklar :(

28 Nisan 2010

İki çocukla neler yapılır - 2

Alınır çocuklarla anneanne, valizler hazırlanır, atlanır arabaya, Batı Karadeniz turuna çıkılır.
Vallahi de çıkılır.

Süper keyif alınır, şahane yemekler keyiifle yenir, hava da bal gibidir tadından yenmez, gezilir, gezilir, gezilir.. Kilo da alınmadan geri dönülür hahahay

Ama Safranbolu'ya gittim de lokum da yemedim ya ne irade di mi :)

Bi de Amasra'da fırtına olmasaydı daha bi şahane olurdu ama neyse hadi :))) Buyrun, böyleydi seyahatimiz:

22 Nisan 2010

Yolcu

Safranbolu yolcusu kalmasın...

Somun

Ben diyorum, aç bu çocuk aç....


Minik kulaklarda kırmızı küpeler







Hala beni okuyanlar varsa

Gelemesem de göremesem de.. buralarda bir yerde bir ben olacaktı görürseniz haber verir misiniz :) Kıvamında yaşıyorum günlerdir.. Kütüphaneye tam mesai gidip, aralarda çocuklarımı sevip, kilo verip, ders çalışıp, hafta sonları music together, işte ortaya karışık birşeyler.

Sanırım da öyle devam eder gider sınava kadar.

Bir yazasım bir dertleşesim var da esasında, vaktim yok :( Hakkaten yok.. Sen benim hiç bunu söylediğimi duydun mu sevgili okuyucu :) Şu ara gerçekten yok..

Ama gene de bişeyler yazayım yoksa şişip şişip boooom diye patlıycam.

Bugün çook ama çok heyecanlı bi gündü, bütün günümü Çapa'da geçirdim.. Çok sevdiğim ablam, uzmanım, tez danışmanım, dert ortağım, yol gösterenim, bok çukuru hastaneme (kusura bakmayın ağzımdan kaçtı) tahammül etmeme yardım edenim, Damla olmadan önce 4 kez aşılamamı deneyenim ve tüm o süreçte destek olanım, Oğlak kardeşliği ortağım, Oluş Ablam doçent oldu.

Çok ama çok heyecanladım.

Bir başkasının sevinci ile / için sevinmek ne güzel duyguymuş sevgili okuyucu, sen hatırlıyor musun? Ben de senin gibi unutmuşum. Bir başkası sınavda ne yapıyordur acaba diye heyecanlanalı, stresleneli ne kadar oldu (kardeş / koca / çocuk demiyorum tabii ki)... Kapıda beklerken sigara yakasınız geleli... Sınavdan çıkıp emeklerinin karşılığını alınca gözleriniz dolalı..

Yaa.. çok olmuş di mi..

Yaşlandıkça kaybediyoruz di mi sevgili okur..


Ama var ya... ne güzeldi... doçent oldu yaa... yılların emeği (altı yılına şahitim en az).. Bütün makalelerimi birlikte yazdığım.. Bütün posterlerimi birlikte hazırladığım.. Bütün kongrelerime birlikte hazırlanıp gittiğim, sunumlarımı(zı) yaptığım ablam doçent oldu.

Vallahi de çok güzeldi billahi de çok güzeldi. İyi ki de gitmişim. Orda olmuşum o anda.

Ama var ya sevgili okuyucu.. (benden beklenen cümle geliyor, ki beni tanıyanlar zaten okumadan biliyor ne yazacağımı)... ben de galiba doçent olucam. Evet galiba. Ben bunun için yaratılmışım.. okumak için.. Bi tuhafım. Okumayı seviyorum. Kütüphanede endorfinim artıyor, mutlu oluyorum. Çalıştıkça tazeleniyorum. Geçen biri, daha ne kadar çalışacaksın artık iş hayatına atılsan :) dedi.. Dedim ki.. Benim en iyi bildiğim şey ders çalışmak. Başka bişey bilmem ki... En iyi bildiğim şeyi yapmaktan niye vazgeçeyim....

Geldim neyse bugün ordan, yolda da karar verdim, dedim ki sevgiliye.. Bak ben yıllardır kendimi kandırıyorum dedim. Çocukla kariyer olmaz, ben anneyim gider bi devlet hastanesinde devam ederin derken içim yalan söylüyomuş dedim. Ben makalem yayınlanınca heyecandan uyuyamıyorum, ben bir klinik çalışmayı tasarlarken kafamda yaşıyorum onu, bitince sevinçten gözlerim doluyor.. ben bunu seviyorum dedim. Sen "hiçbir yaptığın işten tatmin olmadın sen, on yıldır hep başka bişey aradın" derken, ben işte bunu arıyomuşum dedim. Ben anca bunu yaparken mutlu oluyorum dedim.

Bana destek olur musun dedim. Denememe izin verir misin dedim. Bakalım dedi. Hele bi mecburi hizmet bitsin dedi... Bakarız dedi.

Bu bile yetti sevgili okuyucu.
Yapabilirim biliyorum dedim ben de.

Bak hocam (gerçek hocama diyorum) bundan sonraki sözlerim sana. Okuyamayacak olsan da, bu sözlerim evrende asılı kalacak ve gelip seni bulacak birgün eminim. Bana ikide bir ben senin yaşındayken doçent olmuştum deme (bkz: 34).. Senin çocuklarını da karın doğurdu ama di mi.
Bak buraya yazıyorum. Beş sene. Allah ömür versin, beş sene sonra hadi altı sene sonra gelip doçentlik belgesini hediye edicem sana (fotokopisini de olabilir). Allah sağlık versin, önce Almanca öğrenicem, 6 ay Almanya'ya gidicem, eğitim alıcam, eğitim hastanesine geçicem, bisürü yayın yapıcam ders de çalışıcam, çocuklarıma da iyi anne olucam. Bu arada da bisürü para kazanıp bahçeli ev alıcam.
Secret'sa secret. Evrensel çekim yasasıysa yasası. Dua asıl.
Aha da yazdım buraya.

4 Nisan 2010

İki çocukla neler yapılır

Bundan sonra, bana ara ara soranlara, biraz örnek biraz yanıt olsun diye iki çocukla neler yapılabileceğini anlatacağım, şöyle kısa kısa, resimli resimli..


İşte bu minik yazılarımın ilki….


İki çocukla, şahane bir pazar sabahı, şahane günışığı ile beraber kalkılır ve ormanda yürüyüş yapılır……

İki prenses bir saraya yakışır.. ama elimizde kalmadı, parkla idare ediverin :)






Music Together…. Neşeli müzikler…. Işıklı günler….


Beni harekete geçirecek kadar ışıklı güzel bir bahar günüydü… Yapıncak’a da yakışan buydu hani :)
Çok eğleneceğimizi biliyordum. Güzel insanların içinde oldukları hiçbirşey beni yanıltmadı bu konuda bugüne dek. Ceylin hanımın da sınıfımızda olmasıyla bizimkinin eğlencesi iki katına çıktı. Hatta dersi bloke edecek (!) kadar eğlendiler ara ara… Bu nedenle bu çığlıklı neşeye haftaya bi son dememiz gerekecek Gülfercim yoksa Yapo bizi sınıftan atabilir :) Bir tek tahmin etmediğim, Damla’nın müzikleri - ezgileri bu kadar çabuk kapacağı idi.. Arabada cd çalarak giderken bi ara kapattım, bi baktım arka koltuktan şarkı devam ediyor :) Aynı şey evde de olunca anladım doğru yolda olduğumuzu. Doğru zamanda ve doğru yerde, her cumartesi Music Together’da… Bakınız bilgi için tık. Music Together İstanbul’un mimarı Yapıncak için tık.

Pamuk Prenses konsept doğumgünü partisi

Bu sene Damla’nın doğumgününde evde parti yapmamaya kesin kararlı idim. Geçen seneden dilim yanmıştı. Çook kalabalıktı ve çocuklar için çoook sıkıcı geçmişti (oyun oynayamamışlardı bile..) Ama Damla net bir şekilde isteyince, üç arkadaşını çağırıp onlarla atölye çalışması yapmaya kadar verdim.

Damla hanımın kostümü Pamuk Prenses olduğu için, tema olarak da bunu seçtim.. Günü planlamak için internetten uzuuun uzun araştırma yaptım. Tasarılarımın yarısının mimarı teyzemiz Ayçaada idi, belirtmeliyim.

Sonunda Ayça bize atölyesini açtı, ki ev yerine atölyede yapmak çook yerinde bir kararmış anladım. Çok dağıttık da laf aramızda ortalığı :)


Atölyeyi birgün önce okulda da kullandığımız süslerle süsledik, tehlikeli aletleri iğneleri vs ortadan kaldırdık. Çalışmalarımızı yapacağımız sehpanın üzerine büyüüüük bir örtü serdik. Minik masa ve sandalyelerimizi de getirdik.. Pastacı Rapunzel’den Pamuk Prenses pastamızı da aldık, herşey tamam..

Bu arada oyunumuzun bitişi tam yemek saatine geldiğinden, köfte ve makarna hazırladık onlara, anne ve babaları da gene yoğurtlu mantıyla kandırdım hehe :)

Vallahi bu butik parti ve oyun atölyesi beklediğimden daha iyi fikirmiş ve çook eğlenceliydi. Gelenlere gelemeyenlere, bize katılanlara katılamayıp üzüntüsünü bildirenlere teşekkür ederiz :)
Ben bu fikri kullanmak isteyenler olabilir diye düşünüp – ki şiddetle öneririm- ayrıntılardan bahsedeceğim..
Günün teması dediğim gibi Pamuk Prenses idi…
Aktivitelerimiz ise şunlardı:
1. Pamuk prensenses masalını canlandırma… Annem minik cüceler için külahlar yaptı, pamuk prenses pelerinimiz var zaten, avcının şapkası, pamuğu ormanda bulan tavşanın kulakları, kötü kalpli kraliçenin kocaman büyücü şapkası, bir sepet elma (!) (sepette sadece iki elma vardı hehe) derken, ayna rolüne de birini bulduk ve eğlence başladı. Çocuklar cast konusunda beklediğim heyecanı pek göstermediler (daha çok anneler oynadı) ama hepimiz çok eğlendik.. Hatta iki kez oynadık ve üçüncüden zor kurtulduk. 2. Kötü kalpli kraliçenin sihirli aynasını yapma
En fazla ilgi çeken aktivite kesinlikle buydu… Önce birkaç tane ayna aldık, şu pazarda satılanlardan… Atölyedeki kocamaaan sehpanın üzerine naylon bir örtü örttük, ortaya bolca incik boncuk kurdele tül, kısacası aynanın üzerine yapıştırılabilecek herşeyden bolca döktük… Birer uhu, birer cama yazar kalem… Sonra herkes kendine istediği materyallerden bir kötü kalpli kraliçe aynası tasarladı. Artık yapıştırma işini mi, uhuyu mu yoksa aynayı mı çok sevdiklerinden, en çok bunu yaparken eğlendiler.. Hatta dönüp dolaşıp masaya oturup bişeyler daha yapıştırdılar.. Herkes giderken hatıra olarak aynasını da götürdü..
Aslında bi de çerçeve süsletip o gün çektiğimiz birer resimlerini yazıcıda basıp hediye etme fikri vardı ama çerçeve almaya fırsatım olmadı.

3. Sihirli elma kimin elinde kalacak oyunu.. Halka olup müzik açıyoruz… Elmayı elden ele geçirip dansediyoruz.. Müzik durduğunda elma kimin elinde kalırsa o kazanıyor.. Ne mi, bolca alkış :)
Müzik olarak Mothercare’in İngilizce çocuk şarkıları cd.sini kullandım.
4. Sandalye kapmaca: Sırt sırta dizdiğimiz kişi sayısından bir eksik sandalyelerin çevresinde el çırparak dönüp dansediyoruz… Müzik bittiğinde herkes bir sandalye kapıp oturuyor.. Ayakta kalana bir ceza veriliyor.. Bunda da çok eğlendiler.. Gerçi nedense hep büyüklerden biri kaybetti ve hayvan sesleri çıkarma cezaları da bize kaldı ya neyse :) 5. Pipet ve iplerden prenses kolyesi yapma.. Pipetleri ince uzun boncuklar şeklinde kestik.. İplere dizip ucundan düğüm atarak boynumuza taktık.. Şahane! Hala takıyoruz :)

6. Müzik ve dans.. Diğer arkadaşlarımızı beklerken Damla ve Ceylin hanımlar bol bol müzik eşliğinde çığlık atıp dans ettiler… Balon şişirip düdük üflediler...
Darısı daha nicee eğlenceli neşeli sağlıklı doğumgünlerine…

Kızkulesi’ne gidemedik ama kıyısına gittik

Geçen cumartesi sabahı, babamızın işyerinden arkadaşı Kamber ile Kızkulesi’ne gittik. Aslında Kamber çooook güzel fotoğraflar çekiyor ve bu güzel güzel makineleri alması için de Osman’ın kanına giren o.. (Bu işi profesyonelliğe döküp para kazanması için ben de onun kanına girecem yakında :)) Damla’nın Pamuk Prenses olduğunu duyunca, o zaman bir prenses bir kuleye yakışır demiş.. Kızkulesi’ne gidelim, orda fotoğrafını çekelim… Hava da güzel olunca sabah kalktık gittik.. Tam bir görsel şölen şeklindeydi herşey.. Kocamın objektifinden bakın neler ortaya çıktı.. (Araya Kamber’den de sıkıştırayım onları da Osman çekmiş sanın hehe :)
Gerçi çok rüzgar vardı kuleye gidemedik, ama Damla hanıma söz verdim havalar biraz daha ısınınca götürücem onu. Bir de kızkulesinin kızına gitmeye çalışan prens boğuldu diye o kadaaaar üzüldü ki, hikayeyi değiştirip, akıntıya kapılıp başka iskeleye yüzmüş diye değiştirmek zorunda kaldım :)

3 Nisan 2010

Olmayacak duaya amin demek

Böyle de 1 Nisan şakası yapılır mı kardeşim
İnsanların hayatıyla oynanır mı

Hapisteki adama tahliye kararı çıkmış
Hastanedeki hastaya hadi iyileştin
Zavallı doktorlara mecburi hizmet kalkıyormuş
şakası yapılır mı!!!

Ne çok düşünenim varmış, teşekkür ederim...
..de...
Siz bence dua etmeyi bırakın da.. olmayacak duaya amin demeyin bari.
Eh, Allah iyiliğimizi versin diye dua etmek isteyene de mani olmam tabii :)

1 Nisan 2010

Toplu dua talebi

Bugüne kadar senden pek bişey istemedim sevgili okuyucu.
Ama şimdi sana ve dualarına ihtiyacım var..
Hele de hamileysen, hele bir de doğum yaparken beni aklına getirirsen....
Ya da değilsen de olur..
Birazcık seviyorsan bu satırları yazanı, iki satır duana ihtiyacım var..
Şu mecburi hizmet kaldırılıyor söylentileri gerçek olsun diye...
Bi de eş durumu tayini bize de geçerli olsun diye....
Ya da sen en iyisi haklarında hayırlısı olsun diye.
Allah bilir doğrusunu..

Belki birine çok sevindiği bi iyiliğim olmuştur aranızdan da şöyle içten bi dua eder de duası kabul edilir de..
Evimiz barkımız bilmediğimiz yollarda gitmediğimiz illerde görmediğimiz köylerde
yorulmaz..

Eh be sevgili okuyucu,
ben üşenmeyip sana yazıyorum bak her gün,
sen de üşenmeyip bi dua etsen ne çıkar,
bak şu aile şu kızkulesi şehrinden gitmeyiversin diye, ne var sanki...

Tuna beyin diş buğdayı

Diş buğdayı normalde bizim orda yapılan bir şey değilmiş. Ama ben çok seviyorum bu ritüeli. Damla hanımda interneten epey bi araştırıp, oldukça eğlendiğimiz bir gün organize etmiştim. Tuna beyde hazır bilgilerimizi kullandım..

Önce, buğdayı anlatayım. Ben bunu da tadı güzel, yenilebilir bir şey şeklinde yaptım. Buğdayı haşlayıp bir kaba koydum.. Yanına dört adet ayaklı dondurma kabında nar taneleri, pudra şekeri, parça çukulata ve ceviz içi hazırladım. Bu beşi bir araya gelince tadı şahane oluyor.

Minik minik lokumlar aldım konuklara ikram etmek için. Bunları minik tüllere sardım, mavi kurdeleyle bağladım, içlerine de birer minicik civciv koydum, açınca hoşluk olsun diye.. Anneme ve kardeşlerime teşekkür ederim, bu katlama bağlama işini onlar halletti. Ben neyi hallettim, lokumları gelenlere ikram etmeyi unuttum. Olsun artık ne yapalım. Ertesi gün biz yedik, Damla'nın arkadaşlarıyla :)

Ritüel dediğime gelince.. Çocuğu yere temiz bir örtünün üzerine oturtup, çevresine her mesleği temsil eden bir obje koyuyorsunuz. Ben, steteskop (dr), bıçak (aşçı), kredi kartı (bankacı, hehehe :) baba mesleği), makas (terzi), altın bilezik (zanaatkar), resim fırçası, fotoğraf makinesi.. koydum.. Aklıma ne gelirse işte.. Tuna’yı ortasına oturtur oturmaz elini steteskoba uzattı (kaderin bana bir oyunu mu).. Ama genelde, oradaki en büyük ve en cancanlı şey olduğundan mı nedir, ona uzanıyor çocuklar.. Annemin de şike yaptığını belirtmeliyim!! Al oğlum bak bu ne güzel şeklinde :)
Sonra, başından aşağı dualarla ve iyi dileklerle birkaç kaşık buğday döküyorsunuz… Bezin üzerine dökülenlerden 32 tanesini bir ipe dizip boynuna takıyorsunuz, 32 tane inci gibi dişi olsun diye.. Ben saklamak için dizdim…
Diş buğdayı da bu kadardı.. Misafirlerimizi geçirdikten sonra yattık.. Oldukça hızlı geçecek olan bir gün daha bizi bekliyordu.. Damla hanımın talep ettiği evdeki partisi… Bu da yarın artık :)

31 Mart 2010

Anaokulu partimiz

Okuldaki partimiz için Deniz öğretmenle birlikte ayrıntıları netleştirdik önce. İlk sorunumuz palyaço idi. İnternetten ve arkadaşlarımdan araştırdım ama çabalarım neticesiz kaldı. Sonunda, geçen sene okulun partisine gelen çocuk tiyatro oyuncusu ve animatörü Tolga abide karar kıldık.

Tek sorun, Damla’nın onu görür görmez, ama anne bu palyaçonun burnu kırmızı değil kiii….. demesi idi, hatırımız için burnunu da boyadı :)
Bir saatlik eğlence, çuval yarışı, ip çekmece, yüz boyama, şekilli balonlar… Bizimki araya pasta da girince 1,5 – 2 saati buldu. Ama şunu söyleyebilirim ki Damla (ve arkadaşları) çoook eğlendi…

Pastamız, herzamanki gibi Pastacı Rapuzel’dendi.. Üçüncü çocuğum Caillou ve tüm ailesinin yer aldığı kocaman bir pasta. Süperdi… Zaten haftasonu Rapu üç pasta yaparak Damla’ya çalıştı ve üçü de birbirinden güzel, tam istediğim gibiydiler.. Ellerine sağlık cicim :)
Taze sıkılmış meyve sularımızla Caillou’yu mideye indirirken bir anda, almak için taaa Eminönü’ye gittiğim parti malzemelerini çıkartmayı unuttuğumuzu farkettik.. Şapka maske düdük balon… Bir de onlarla ayrıca eğlendik.. Öttürülebilir şeylerin ondan fazla çocuğun eline aynı anda verilmemesi teorisini kendi içimde doğrulamış oldum..
Okuldaki eğlencemiz bittikten sonra, sıra evdeki aile yemeğindeydi. Gelenlerin tümü aileden olduğundan, herkese büyük bir beklenti içine girmemelerini söylemiştim. Planıma göre yoğurtlu mantı ve Musti’li pasta, yanına da bolca salata.. Ama annem gene kendini kaybettiğinden, krallara layık bir sofrada buluştuk tüm aile. Allah ağzımızın tadını bozmasın.. Çok güzel bir geceydi. Hemen herkes biraradaydı (halamız ve Ceren de olsa tam süper olucaktı ama… o ayrı bi yazı konusu)…..

Herkes biraraya gelmişken Tuna Bey’in diş buğdayı partisini de araya sıkıştırayım dedim… Zira dört dişi oldu oğluşumun ama annesinin vakti olmadığından kaynadı gitti… Diş buğdayı (diş hediği) ayrıntıları yarın :)

28 Mart 2010

İki gün iki gece eğlence :)

Bu sene, Damla hanımın doğum günü kutlamasını biraz abarttığımı kabul ediyorum. Aslında kendimi haklı gösterecek bir mazeretim var: Seneye doğum gününde (kısmetse) İstanbul’da olmayacağımızdan, okulunda son kutlaması olacaktı… Ayrıca 3 yaşında olduğundan farkında olarak, net bir şekilde kendisi belirledi nasıl bir kutlama istediğini: “Anneciğim doğumgünümde, palyaço, konuşan Ayşe bebek ve bisürü arkadaş istiyorum…”
Geçen yıldan, bu bisürü arkadaş kısmının evde olur bir şey olmadığını net olarak anlamıştım ve fakat çözüm bulamıyordum henüz. Zaten ayrı bir oturma odasının bile olmadığı evimizde, akraba – arkadaş – anne baba kalabalığından çocuklar oynayacak bir oda bile bulamamıştı, ben de onlar için hazırladığım aktivitelerin hiçbirini yapamamıştım.
Geçen yılki partimiz, akrabaların biraraya geldiği için oldukça mutlu olduğu, birbirini tanımayan büyükler ve arkadaş anne babalarının sohbet ortamı bulduğu ama benim gün sonunda ağlama hissiyle ne yaptım ben diye düşündüğüm bir gün olmuştu (ilk yaşgünü de böyleydi ama orda amaç zaten sadece biraraya gelmekti..)
Akrabalarımı ailemi biraraya toplamak en sevdiğim şey, kalabalık sofralara bayılırım (oğlak burcu!).. Kızım da arkadaşlarıyla eğlensin istiyorum.. Ben de arkadaşlarımı yanımda istiyorum.. Ama tümünün aynı anda olması korkunç oluyor…
Ayrıca bisürü çocukla palyaçoyu nereye sığdıracaktım?
Buldum, Deniz anaokuluna!!
Buradan hareketle, önce, Damla hanımın arkadaşlarıyla istediği gibi eğlenmesi için okuldaki partisini istediği gibi yapmaya karar verdim.. Palyaço ve bisürü arkadaş kısmı böylece hallolacaktı.
Devamı yarın….. :) Fotoğraflar da yarın :)

24 Mart 2010

Kriptik tonsillit antibiyotiksiz nasıl iyileştirilir?

Bir doktor olarak, özellikle erişkinlerde antibiyotik kullanmanın en gerçek endikasyonlarından birinin kriptik tonsillit olduğunu, en iyi tedavisinin de parenteral penisilin olduğunu alfabeyle beraber öğrendim okulda, herkes de öğrendi. Pratisyenlik yaptığım dönemde de test ettim. Çak pronapen 800'ü iyileştir..
Şimdi tercüme edeyim, arzu eden varsa.. Kriptik tonsillit boğazda beyaz, kript adı verilen, ÇOK AĞRILI membranlarla giden bademcik iltihabı. B grubu streptokokla olur. Boğazımıza dikkatli bakınca beyaz un bulaşmış gibi lekeler görülebilir. ÇOK AĞRIR. Penisilin tedavisi ile hızlıca geçer.
Bu klasik bilgiden sonra...
Gelelim benim eşşek kadar yaşımda ve oooonbir yıllık bir dr olarak yeni öğrendiğim iki şeye:
1. Kriptik tonsillite bize heeep öğretildiği gibi herzaman beta neden olmayabilir. Şöyle ki, viral üst solunum yolu enfeksiyonu yapan virüsler (ki üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu zaten viral, %90'ı belki) de bakterininki gibi beyaz eksuda yapabilir, yani kript gibi görüntü yapar. Kısaca her beyazı kript sanma her sakallıyı deden sanmadığın gibi. Bunu geçen sene Damla'nın dr.undan öğrenmiştim. Deneyimlerimle gördüm. Kızım kriptik oldu diye ağlarken aslında viral ÜSYE olduğunu ve destek tedaviyle iyileştiğini izledim şaşırarak. Oysa ne diyordu klasik bilgi: Kript gördün mü çak penisilini
2. Gelelim 2. konuya. %100 düşünce gücü kitabını okuyan var mı? Ben okumadım, ama sanırım şimdi anlatacağıma benzer şeyler içeriyordur. Yani ben de yazacaklarımın adını %100 düşünce gücü koydum.
Şimdi ben bi boğaz ağrısı yaşadım ki ani başlayan, ordan anlatayım, adeta boğaz kanseri oldum sandım. Zira yutkunurken ağrıyor dururken duruyor. Bende de kanser fobisi var ya ondan. Bi üç saat falan denedim, acaba yanlış mı anlıyorum yutkunurken mi ağrıyor gerçekten de diye... Yutkundum durdum. Sonra aklıma boğazıma bakmak geldi. Aynaya koştum. Bi de ne göriyim: Kript!! Eyvah oldu ilk tepkim, antibiyotik içmekten nefret ederim ya... Napıcam şimdi dedim. İlk gün bekle ve gör'e karar verdim.
Bekledim, sabah bi baktım azalmış gibi. Sonra arttı gitgide. Ağrı kesici içtim o kadar yani. Yemek yiyememeye ve birşey içememeye başlayacak kadar arttı ağrı. O gece de direndim, sabah baktım daha da arttı.
Sonra çok sinirlendim. Yahu bu gözle görülemeyecek kadar ufacık mikroplar beni alt mı edecekti yani!! Onlar tabi birlikten kuvvet doğar diyorlar milyonlarca çoğalıyorlar boğazımda. Ama ben de vücudumla birlikten kuvvet doğarım ne var yani dedim... ve... Gerçek şişman beyniniz kitabından öğrendiğimi yapmaya karar verdim. Adı NLP mi, %100 düşünce gücü mü, afirmasyon mu bilmiyorum hakkaten. Ama şöyle yaptım, vücuduma komut vermeye başladım. Aynen Cem Yılmaz'ın gaz verdiği gibi: Ben aslanım, ben yaparım, kesseler acımaz, yenerim ben bu mikropları falan.. Sonra kafamda mikropların tek tek sağ boğazımı terkettiklerini canlandırdım (sağ ağrıyordu).. Sabaha uyandığımda ağrının tamamen geçeceğini düşündüm, öyle ki buna kendimi inandırdım.
Sabah uyandığımda geçmişti. Sağ boğazımın ağrısı geçmişti (şaka gibi di mi).. Ama asıl şaka şimdi geliyor, ağrı sol boğazıma geçmişti. İki gün de onun için uğraştım. Canlandırdım. Nöronlarımı ateşledim (o kitaptaki tabir :) )... İki gün sonra iyileşmişti boğazım.
Eh, sonuç,
Vücudumuzu kontrol etmek sandığımız kadar zor değilmiş. Doğru komutu doğru şekilde vermek gerek.. Bana da tebrikler.
Bu yazıyı buraya kadar okuyanlara da tebrikler...

22 Mart 2010

Radius başı çıkığı

Doktorumuza gittik, muayenemizi olduk. Filmimizi çektirdik.
İşte sonuçlar ve yorumlar:
1. Damla'da ailesel eklem esnekliği sendromu var. (Nasıl süper di mi, halasından ve anasından miras atopi ve allerji yetmedi, büyük teyzesinden bu eklem zımbırtısını aldı :)) Bak kızım annanenden ve teyzenden el becerisi ve sanat yeteneğini de almadıysan külahları değişicez.. Teyzenden ve amcanda solaklığı da aldın gibi görünüyor... Bakalım..
2. Bu böyle sürüp gidecekmiş. Çıktıkça yerine taktırın hatta doktora gitmeyin kendiniz takın dedi. Oldu canım o öyle yırtınıp ağlarken gel de sen tak.
3. Büyüdükçe eklemleri daha da esnek hale gelecekmiş, çıktığında farketmeyebilir bile ileride, ya da kendi kendine takabilir dedi.
Şimdi aklıma bişey geldi. Şimdi ben meraklı turşucu olsam internette saatlerce bu sendrom bilmemnesini araştırmam, okumam kurcalamam gerek herşeyi öğrenmem gerek. Niye bakmıyorum acaba? Ya dr.a çok güvendiğim için verdiği bilgiyle yetiniyorum ya da zaten biliyorum araştırmaya gerek görmedim. Hımmm... ikisi de biraz sanırım.
Neyse devam edelim.
4. Bir özel hastaneye gittiğinizde, iki kat alta inip şu filmleri çektirip gelin dediklerinde, ok deyip gidip çektirip dönmeyin hemen. Gittiğiniz hastanenin kazıklık derecesine göre karar verin. Yahu iki film 260 lira tutar mı diye bi sorgulayın. Hastane binasından bi çıkın hava alın sağınıza solunuza bakın. Yan binadaki görüntüleme merkezine bi gidip sorun bu filmler kaça olur diye. 90 lira olduğunu duyup şaşırabilirsiniz. Makine aynı makine teknisyen aynı teknisyen değil mi. Arada tamamen duygusal bir fark var sadece.. ki bence gereksiz!
5. Kızımdan süper jimnastikçi olur, anadoluda umarım vardır jimnastik kulübü. Bu sendromu olanlar şu sirklerdeki kemiksiz tabir edilen jimnastikçiler var ya işte onlardan oluyorlar eğitimler. Normalde de esnek oldukları için normal birinin çok zorlanacağı artistik jimnastik hareketlerini kolayca yaparlar.

15 Mart 2010

Günaydın ışıklı güzel sabah

Işık nasıl bişeydir ki böyle, azıcık yüzünü gösterince içimi kabartır? Birazcık günışığı, azıcık kış güneşi, hemen herşeyi yapabileceğim duygusu uyandırabiliyor bende?
Güneş, gel hayatımıza hiç gitme.
Işığını ver aydınlat günümüzü de benim içimi de...

Günaydın ışıklı güzel sabah.
Günaydın yanımda oturan güneşim, ba ba ba diyen, burnu akan, alttan iki dişi olan, gıgı diyerek bana güldükçe içimi aydınlatan...
Günaydın içeride uyuyan güneşim, prensesim, minik kalbim.. hayatımın anlamı, koca kızım benim.. günaydın, "o dişini fırçalamayacak mı, onun da altta iki dişi var ama" diyerek gece gece beni güldürenim..
Günaydın, gece gece bebeklerin tüm uyanmalarında yüksünmeden kalkıp geri uyutan güneşim.. hayatımın yarısı..
Günaydın, iyi ki varsınız, bu ışıklar sizinle daha parlak.

Ayrıca, dün gelip de sıradan bir pazar öğleden sonrasını aydınlatan, isimleri gibi güzel hanımlar, ne iyi ettiniz de geldiniz... Neden daha sık gelmiyorsunuz ki sanki?