Buyrun, ben

Buyrun, ben
iki çocukla neler yapılır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iki çocukla neler yapılır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2013

Aile toplantısı


 Bloğumu çok ihmal ettiğimin farkındayım ama işler güçler :) Kişisel web sayfam www.aybalaakil.com ve kişisel bebeklerim Damla.com ve Tuna.com pek fazla vaktimi alıyor :)
Gene de, hem tarihe not düşmesi adına, hem de ileride hatırlamak adına bazen önemli şeyleri yazayım istiyorum.
Örneğin aile toplantısı...
 
Emin olmamakla birlikte sanırım E.A.E. kitabında* okumuştum, çocuklara söz hakkı vermenin önemiyle ilgili birşeyler. Bu toplantı fikrini öneriyordu.
Ben de, çatışmalarımızın fazla olduğu bir dönemde, hadi bir aile toplantısı yapalım ve bunları toplantıda konuşalım dedim. Damla (6) fikri çok beğendi, Tuna (4) pek bişey anlamadı, babamızı (39) da biraz zorla masaya oturttuk.
Önce gündem maddelerini belirledik. Herkesin memnun olmadığı şeyleri yazdık. Örneğin, Damla: Ödev yaparken Tuna'nın onun dikkatini dağıtması, ben: Oyuncak yüzünden kavga etmeleri, vs... Sonra teker teker tüm maddeleri konuştuk. Sırayla herkes fikrini ve çözüm önerisini söyledi. En sonunda karara bağladık, her maddeyle ilgili yapacaklarımız tek tek yazdı yazmanımız Damla.
Karar kağıdını buzdolabına astık. Gerektikçe hatırlattık ve tekrar okuduk.
 
Hafta boyunca inanılmaz bir şekilde kararlara herkes uydu.
 
Hafta içinde yeni anlaşmazlıklar çıktığında, bunu yeni toplantıda konuşmak üzere bir kenara not aldık. Yeni toplantı için bizi masaya oturtan, sürekli hatırlatan Damla oldu. Babamız da bu sefer istekliydi ve kendi maddeleriyle geldi konuşulmak üzere. Tuna fikrini belirtmek istemediğini söyleyerek ağladı. Bir dahaki toplantıda en fazla dört madde konuşmaya (uzadıkça dikkatler dağılıyor çünkü) ve toplantıları haftada bir kez tekrarlamaya karar verdik.
Bu arada, ilk toplantıdan sonra pedagog kontrolümüz vardı. Damla hanım için gittiğimiz pedagoğumuz, bu toplantıda her ne yaptıysak çok işe yaradığını, Damla'ya çok hitab ettiğini ve her nasıl bir şeyse mutlaka ciddiye alıp devam etmemizi önerdi!!
 
*Çocuklara söz hakkı vermek ve onların da fikirlerinin dinlendiğini ve ciddiye alındığını hissetmeleri için neler yapılması ve bunun olumlu sonuçlarının neler olacağıyla ilgili detaylı bilgi için: Etkili Anne Baba Eğitimi (EAE) Thomas Gordon.
 

12 Aralık 2010

Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol...

Gel... gel... kim olursan ol gene gel.
Nasıl karlı bir havada geldik Konya'ya.. Bir önceki gece eve 1'de geldiğim halde.. valiz hazırlamaya vaktim olmadığı halde (valizsiz geldik cidden), Tuna gece 3'te ateşlenip sabaha kadar ağladığı halde çıktık yola ve vardık çok şükür sağ salim.. Yolda yağmaya başlayan kar bembeyaz boyadı heryeri gün içinde. Burda bizi soğuk kar ve sıcak bir yuva karşıladı :)


Antep'ten Konya'ya vardık ama burda evden Mevlana'ya gidemeyebilir miydik? Arabalar çıkmadı, taksiyle gittik. Çocukları bırakacağımız kişinin işi çıkınca Gamzem kendini feda etti, biz dört kişi kaldık (10 kişiyle başlamıştık)..

Sonunda vardık oraya...

İzlerken anladım ki... Sadece dönmek değilmiş. İbadet ederken kendinden geçenler.. Allah diye bağıranlar.. Sonra çok güzel birşey söyledi, aklımda kaldığı kadarıyla yazayım. Zaten benim de son zamanlarda inandığım kafama taktığım birşeydi bu: Allah'ın yarattığı, kendi yansıması olan mükemmek varlık Hazreti İnsan.. O kadar mükemmeldir ki, aslında kapasitesi kendi düşündüğünün çok üzerindedir çünkü o Allah'ın bir aynasıdır... Mevlana'yı anlamaya çalışmak için bilginizin yetmediğini düşünmeyin, dedi konuşan amca. Bilebildiğiniz kadarıyla anlamaya çalışmaya başlayın... gibi birşeyler. Çok etkileyici bir konuşmaydı, şöyle bitti:


Hazreti Mevlana'nın hatırına: Aşk olsun...

Bu sefer Konya da bir güzel geldi bana.. hem beyaz, hem de bir başka geldi. Her tarafa Mevlana haftası nedeniyle afişler bayraklar asıp süslemişler, şehre girer girmez Hz Mevlana karşılıyor sizi:

Sevgide güneş gibi ol..

Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol...

Tevazuda toprak gibi ol...

Öfkede ölü gibi ol....

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...

Ve her yerde aynı şey yazıyor: Aşk olsun...

Sonra da diyor ki: Gel, gel, ne olursan ol yine gel, ister kafiri, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir, yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...r

8 Aralık 2010

Ruhumda Gaziantep

Aslında Antep'e alıştık, herşey yolunda şükür yazısı yazacaktım. Ama baktım kafamda şu cümle:

"Ruhumda Antep bizi sarmalıyor"


Üniversite ve ihtisas hayatım boyunca Antep'li iki arkadaşımın Antep Antep sayıklamalarını anlamaya çalıştım. Her fırsatta buraya dönmeye çalışır, mutlaka Antep'li biriyle evlenmek isterlerdi, en sonunda da buraya yerleşeceklerdi. Öyle de yaptılar.
Ben hiç anlayamadım, ne var kardeşim bu şehirde derdim.
Şimdi sanki anlamaya başladım. Ruhumu sarmaladı Antep, ne istersek vermeye hazır, eksiklerimizi gideriyor, hoşumuza gidecek hediyeler veriyor. Her köşesinden sürprizler çıkarıyor.
Ah o parkları yok mu!! Antep'in her tarafı park derlerdi, değilmiş. Büyük bir secret garden'ın içine kurmuşlar bu şehri.

Ana caddeden az içeri sapınca gidilen devasa parklar, botanik bahçeleri, çocuk parkı görünümünde aile parkları, ağaçların arasında çay bahçeleri - kafeler (ama ultra lüks ve ucuz :) ), eğlence parkları, lunaparklar, ne bileyim işte. Belediye'nin midir bu başarı bilmem.
Bu haftasonu kahvaltıya gittiğimiz "Kavaklık" denen, eskiden mezbebelik olan alanda yapılanlalrı görünce şaşırdım.

Bu resimdeki yer, Eskici adında bi kafe. Kahvaltıya gittik. Yanımızdakiler çalışma arkadaşım olan 2 hemşire ve aileleri.

Çok fazla resim çekmemişiz çevreyi gösteren ama, bir fikir verir belki şunlar:



Resimde: Damla ve Tuna işçilerle taş taşıdı (!), çakıl tepelerinde debelendi, kürekle el arabasına taş doldurdu, sonunda Damla yemeğini aldı gitti işçi abilerinin masasında yedi :))

Çocuklar saatlerce sıkılmadan oynadılar, biz yedik içtik sohbet ettik. Bitmedi, ayrılamadık, gerçek bir Antep'linin yaptığı gerçek bir kebabı afiyetle yedik. Üstüne de ateşte kadayıf (Erçelebi). Bakın beni tanıyan bilir, ben et severim. Arada eeeet diye sayıkladığım olur.

Burası orası işte. Öküz gibi ye. Balkonunda mangal yap. Olmadı parka git. Olmadı ormana git. Olmadı Fırat nehri kenarına git. Üşenirsen hazır yapılmışı var, daha güzel. Olmadı Mehmet'i ara alasını yapar.

Dikkat et, kontrollü abart, kilolara dikkat :)

Bu arada, kısa notlar, merak edenlere:

1. Kilo almadım, iki buçuk aydır burdayım, 1 kilo da verdim hatta hehe

2. Damla'yı burda bir hocaya daha götürdüm dün, ameliyat demedi, hatta ameliyat diyen tüm diğerlerinin tersine beni ikna etti, takibe alalım dedi. İşitme kaybı çok yok, bu nedenle beklenebilir dedi. Antibiyotik dekonjestanla takip.

3. Broncho Vaxom diye bişey içiricem çocuklarıma bilen var mı, işe yarar mı

4. Tuna'nın bronşiti daha geçmemiş, antibiyotik başlandı gene.

5. İşimden memnunum, yoğun ama sıkılmadım (henüz :))

6. Yogaya başladım, dört kere gittim şimdilik, sonunda gevşeyeceğim umarım, kaslarım sinyal veriyor artık çünkü

7. Antep'in en kötü yanı: Uluslararası uçuşlar İstanbul'dan!!! Buradan tek Frankfurt bi de Almanya'nın bi yerine daha uçuş var.

8. Dünkü prof Damla'yı mümkünse okuldan alın mayısa kadar dedi. Mümkün değil dedim. Tamam dedi.

7 Aralık 2010

Urfa'nın renkleri


Ne şahane renkler.. Gerçek renkler, kimsenin giymekten, üzerine, giysilerine, yüzüne sürmekten korkmadığı.


Renkleri giyinen şehir.
Urfa..

Balıklı göl.. İnanışa göre, Hz İbrahim'i yakmak için devasa bir ateş yakılır. Mancınıklarla İbrahim ateşe atılınca, ateş göle, odunlar da balığa dönüşür. Bu göl işte o göl, bu balıklar ise gerçekten çok tuhaf. Bir de yem manyağı olmuşlar, herkes mütemadiyen yem atıyor, turistik bir aktivite sonuçta, balıklar da yemleri kapışmak için birbirini tepeliyor

Bence herkesin görmesi gerek en az bir kere ..
Mancınıklar..
Ayn Zeliha (Zeliha'nın gözyaşları)
Sabır makamı, Hz Eyyub'un yedi sene kalarak sabrettiği, sonra da şifalı suyla iyileştiği, Kuran-ı Kerim'de de bahsedilen mağara..

Urfa'da kafamda türkülerle gezdim.. Antep'e iki saat. Gidilmeli, görülmeli idi. Gittik gördük. Sırada Mardin var.

26 Ekim 2010

Gaziantep Hayvanat Bahçesi

Büyük. Temiz. Doğal ortam başarılı.

Ama beni etkileyen çam ağaçları oldu. Babam ormancı olduğundan çam ağaçlarının içinde büyüdüm denebilir, hatta çam ormanındaki yayla evimizi de aileden tek ben seviyordum da denebilir.

Bu nedenle, çoook büyük bir çam ormanının içine kurulmuş bu yeri sevdim. Bakınız, tropikal ormanda kurulmuş, safari yapabilirsiniz :))))


Hayvanları buyrun:



Gerçekten anlatıldığı kadar varmış.. Gerçekten Darıca'dakinden güzel, daha büyük, daha temiz, bakımlı. Ağaçların araları yemyeşil çimen. Akvaryumlar barınaklar temiz.

Neticede hayvanat bahçesi, bir yere kadar olabilir, ama nispeten doğal yaşam alanları yaratmak konusunda da başarılı. Yani gezerken içim çok sızlamadı, zavallı hayvanlar deyip durmadım.

Birçok hayvana ayrılan yer o kadar genişti ki, uzaktan göremiyorsunuz hatta. Mesela geyiklere koca bir tepe vermişler, koşup oynuyorlar, dürbünle gelelim dedim bir dahakine hatta :)





Çocuklarla vakit geçirmek için çok güzel bir ortam. Pazar günü olmasına, hatta yazdan kalma 27 derecelik bir sonbahar günü olmasına ve ileri derecede kalabalık olmasına rağmen rahatsız olmadık, geniş alan kalabalığı hissettirmedi. Ailecek vakit geçirmek için çok uygundu, ara ara hayvanları unuttuk hatta, şişme parkta zıpladık, çocuk parkında kumda oynadık, at bindik, yemek yedik, çimenlere serilip oynadık. Çocuk Hayvanat Bahçesi diye bir bölümde minik bir çiftlik kurmuşlar, her türlü çiftlik hayvanı var, orada onları sevdik (gerçi benim babaannemin çiftliğinde hepsi vardı ama artık onları göremeden büyüdükleri için :(





Kısacası, Antep'e geldiğinde sevgili okuyucu, seni ve minik böcünü ilk götüreceğimiz yer burasıdır :)

13 Mayıs 2010

Music together, bizi birleştiren, bizi büyüten

Fotoğraf: Ayça Oğuş (www.aycaogus.com)

Annemle kızım.. Yüz ifadelerinden anlaşılıyor aslında benim bütüün yazacaklarım..
Gene de bu fotoğraflara uzuuun uzun bakarken, yazayım dedim.
Müzik.. bizi birleştiren.. bizi büyüten.
Ezgiler, notalar... Sesler.. Hareketler.. Pek de nota bilmem, sesleri ayırtedemem, herşeye olduğu gibi müziğe de yeteneksizim biliyorum.
Ama kızım duyuyor notaları, anlıyorum. Bir tek ses duyuyor ve anlıyor başlayacak şarkının hangisi olduğunu. İngilizce bilmiyor ama şarkı sözlerini ezberleyebiliyor, beni de şaşırtıp, benim yanlış telafuzlarına aldırmadan, cd'nin orjinalindeki gibi telafuz ederek (demek ki ne kadar dikkatli dinliyor)
Oğlum da duyuyor notaları sesleri, henüz bebecik olmasına rağmen, MT cd.si başlayınca dans etmeye başlıyor, keyifsizse neşeleniyor, ağlıyorsa susuyor, bizimle birlikte dansediyor, şarkıya eşlik ediyor, çıkı çıkılarını sallıyor. Arabada ağlıyorsa susup dinlemeye başlıyor.

Evde arabada hep dinliyoruz, birlikte dinliyoruz, birlikte söylüyoruz, biz hep birlikte eğleniyoruz.
Bunca zamandır neden gitmedik, hep bahaneler, nöbetler, iş yoğunlukları (şu dönemkinden daha yoğun olmuş muydum hayatımda), iyi ki son fırsatımız gitmeden dedim de iyi ki sevgilim de haklısın dedi de iyi ki kayıt olduk da, biz iyi ki Music Together'a başladık..
Eh, Yapıncak, teşekkür ederiz.. :)

28 Nisan 2010

İki çocukla neler yapılır - 2

Alınır çocuklarla anneanne, valizler hazırlanır, atlanır arabaya, Batı Karadeniz turuna çıkılır.
Vallahi de çıkılır.

Süper keyif alınır, şahane yemekler keyiifle yenir, hava da bal gibidir tadından yenmez, gezilir, gezilir, gezilir.. Kilo da alınmadan geri dönülür hahahay

Ama Safranbolu'ya gittim de lokum da yemedim ya ne irade di mi :)

Bi de Amasra'da fırtına olmasaydı daha bi şahane olurdu ama neyse hadi :))) Buyrun, böyleydi seyahatimiz: