Buyrun, ben

Buyrun, ben
Gaziantep görülecek yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gaziantep görülecek yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2012

Antep'te tembel bir haftasonu...

Antep güzel şehir.... İnsanı oyalamak için numaraları saymakla bitmiyor. Haftasonu mesela, Antep'teyseniz, evde pineklemek için hakkaten tembel olmalısınız. Mesela, daha iyi bir fikir, sonsuz sayıdaki parklardan birinde pineklemek olabilirdi.
Öğlen sıcağında bile ağaçların serin gölgesinde, çekirdek çitleyebilir, bisiklete binebilir, çimenlerde yayılabilir, tembellik edebilirsiniz. Bunu yapan yalnız siz olmadığınız için kimse size tuhaf gözlerle bakmaz. Açılır kapanır sandalyelerinizi yanınında götürür, olmazsa olmaz termosunuzdan sıcacık çayınızı içebilirsiniz.
Bahçe sulama hortumundaki suyla oynayabilir, ıslanabilir, çamur olabilir, sınırsız kudurabilirsiniz.. Biz dün böyle yaptık.
Sonra akşam, sevgiliyle, Fatih Ürek'in sahne alacağı bir düğüne gitmek için giyindik, kuşandık. Süslendik.

Düğüne gittik gitmesine de, düğünün ve dahi gelinin ruhuna pek gıcık olduk. Gelin hanımı daha fazla görmek istemedik, Fatih bey sahne almadan önce o pek lüks pek şık pek pahalı otelden kaçtık, dostlarla Bayazhan'a aktık. Keşke fotoğrafı olsaydı da koysaydım, Antep'in gülü, gözümüzün nuru, gece gidilecek en şık ve tek mekanı.
Hakkaten eğlendik, epeyi iyi vakit geçirdik.


Sabah oldu, eski adıyla Veliç Kır Evleri'ne, yeni adıyla Uğurlu Kaplıcaları'na kahvaltıya gittik. Buranın hikayesi ilginç.. Biraz Antebin dışına doğru, pek şeker bir yer. Eskiden buraya Antebin kalantorları sevgilileriyle giderlermiş, otel motel ve dahi restoranlar içeren şık bir tesismiş. Zamanla adı çıkmış, aileler gitmemeye başlamış. Bunun üzerine imaj yenileyelim, eski aile mekanı havamıza tekrar kavuşalım diye yenileme çalışmaları yaparken, kaplıca suyu bulmuşlar. Bu sefer tesisi biraz abartmış, büyüüük otel, büyüüük kaplıca havuzları, at binme alanları, vs.... kurmuşlar. Adı da olmuş sana Uğurlu Kaplıcaları. Antep'te hala Veliç diye biliniyor..

Ben pek beklediğimi bulamadım, kendimi kıra bahçeye ota böceğe hazırlamışken (adı kır evleri ya) her tarafı taş beton olan kocaman bir tesisle karşılaştığımdan olsa gerek. Ata binerlerken çok sıcaktı bayıldık, tek iyi yanı kahvaltısının gerçekten çok iyi olmasıydı ve kocaman bir çocuk parkı vardı, benim kumgüzelleri saatlerce kumda oynadılar sıkılmadılar.

Kahvaltımız bitince Eski Çarşı'da aldık soluğu. Antebe geldik geleli daha iki kere gitmişliğim vardı, bakır fincan alasım vardı, yürüdük gittik. Sonra sıcaktan o kadar bunaldık ki, patron homurdanmaya başladı. Dedim ki, hadi size bir Türk kahvesi ısmarlayayım.
Bildiğimden değil, bir hanın içine sürükledim çektim ekibi. Bir de ne görelim, (bence meleklerimiz açtılar yolu, çünkü kelalaka bir şekilde) kendimizi bir mağaranın içinde buluverdik. Ama nasıl serin, buz gibi. Nasıl güzel bir Türk kahvesi, son aylarda içtiğimin en iyisi. Kömürde, dumanı burnunda. Kahvenin tadına varırken, alttaki fotoğrafta pek net görülmemiş ama, iki genç çocuk gelip kanın ve udla bir fasıla başlamasınlar mı...
Allah'ım dedim, piyango çekilişi vardı da haberimiz olmadan biz de katıldık ve kazandık mı nedir...

Kahve içtik, çay içtik, serinledik, şükrettik bu vahayı bulduk diye, şarkı söyledik, eşlik ettik küçük müzisyenlerimize.. Herkesin keyfi yerine geldi.



Günün komik olayını yazmadan bitirmeyeyim. Antep'tir, yeridir. Çocuklar acıktık deyince, tost söyledik. Biliyorum Antep'te tost deyince sucuk salam ne bulurlarsa koyacaklar, peynirli dedim. Sadece peynirli olsun, çocuklar yiyecek.
Tost acıydı.
Peynirli tost. Acı. Nasıl yani dedim ilk an, ama sonra sustum. Antep'tir, yeridir. Kaşarın üzerine pul biber dökmüşlerdi tostun içine. Harbi acıydı. Ama olsundu, o yerin dibindeki mağaranın içinde bir taze sıkılmış portakal suyu, bir yeni demlenmiş kaçak çay içtik ki, canıma değdi. Vallahi değdi.

6 Mayıs 2012

İki yağmur arası güneşli bir kaçamak: Halfeti


Yağmurlu demişti hava durumu, ama bir damla güneş ışığı görünce, dayanamadık, yola çıktık... İyi ki çıkmışız.. Güzel, sıcak, güneşliydi Urfa - Halfeti. Hatta şapka alıp, uzun kolluları çıkartıp, falan bayağı bir yaz günü yaşadık.
Antep'ten yaklaşık 100 km, 1 saatte gittik. Yollar fena değildi. Ne var Halfeti'de, aslında ben çooook etkilenmedim diyebilirim.
Buradakilere ilginç gelmesi doğal, su kıyısı. Tekne gezintisi (boğaz turlarının yanında sönük tabii ama güzeldi gene de.. Kanyon'da dolanıyor dönüyor tekne).


Belki de nöbetten çıkıp gittiğim içindir heyecanlanmamam, ama şimdi düşündüm de, güzeldi evet.
Tekneye binip ıssız kıyılara gidip balık yiyebiliyorsun, ya da kebap, klasik. Biz (bizim için artık klasik olan) termosta çayımızı götürmüştük yanımızda, kıyıda bir süre de piknik yaptık.

Uçurtma uçurduk. Kumda oynadık. Çay içip çekirdek yedik. Sonra gök gürlemeye başlayınca dönüş yoluna çıktık, yağmur altında evimize geldik.
Güzeldi evet.

2 Mayıs 2012

Erikçe, Türkiye'nin en güzel çocuk bahçesi? Neden olmasın?

Antep her haftasonu beni şaşırtmaya devam ediyor, iki sene olacak neredeyse, hala her köşesinden bir sürpriz çıkıyor, bir park, bir bahçe, bir eğlence:)
Bu haftasonu Erikçe'ye, anlatılanlara göre Türkiye'nin en güzel çocuk parkının olduğu piknik yerini görmeye ve eğlenmeye gittik. Antep'te bir çok piknik yeri, kebap alanı, dinlence parkı var. Bu gittiğimiz yerde Erikçe orman içi mesire yeri mi halk ormanı mı öyle bir adı vardı. Girdik, gene kebap alanları, barbeküler içeren onlarca kameriye. Bir iki de ufak çocuk parkı ünitesi.


Dedim ki patrona, burası olamaz, daha değişik, güzel bir şey olmalı. Vaadedilen bu sıradan çocuk parkı değildi. Biraz tırmanalım.
Başladık tepeye tırmanmaya. Ama Antep'in genelinde olduğu gibi, ormanın içine ağaçlara dost olarak yapılmış parke taşı güzel bakımlı yollardan tırmanmaya.. Çıktık.. Çıktık...
Ve sonunda vardık. İşte şu resimlerdeki yere:
Kocamaaaan hayvanlar.. ejderhalar... canavarlar. dinozorlar... gölet....
Ve ağaçlar, orman, herkese yetecek kadar masa, gölgelik alan.

Çocuklar bayıldılar. Nereye koşacaklarını şaşırdılar. Nerede eğleneceklerini bilemediler. Aslında biz de...
Çok güzeldi.
Manzarası da öyleydi aslında... Bakmaya doyamadık. (Tabii Dilara, Bodrum plajında kitap okumak gibi olamaz, telefonda da dedim gene diyorum :)))
Nuni'nin pisliğine de buyrun, ne kadar eğlendiğimizi görün :)))









İşte. Gaziantep'te güzel şeyler. Güzellikler.

10 Nisan 2012

Gaziantep Botanik Bahçesi

Son günlerde kafam oldukça karışık. İş yoğunluğu oldukça arttı, hastanede kafalar karışık, geçici görev, kadrolar, idareciler habire değişiyor, yeni yasa, sağlıkta dönüşüm projesi.. Ne olacağımız belli değil. Ne yapacağımız da.. Benim mecburi hizmetim bitti, nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyorum. Özel bir hastaneye geçip biraz daha para mı kazanmalıyım artık, çok yoğun çalışmaktan mı korkuyorum (e zaten yoğun çalışıyorum), korkuyorum galiba, evet tam tanımı bu. Taviz vermek zorunda olmaktan, istediklerimi tam anlamıyla yapamamaktan, başıma birşey gelmesinden, yoğunluktan sıkılmaktan, bunalmaktan ve daha ötede gidecek bir yer bulamamaktan. Daha içimde net olmayan şeyler var. Bi süre daha böyle devam etmek istediğim net ama, sağa sola savrulmadan. Bİr süre daha hastanemde kalmak istiyorum.
Sonra da evet iyi para kazanmak istiyorum.
Bu arada hayat bize ne tuhaf sürprizler hazırlıyor. Tesadüfler var mı? Dün gece 21.50 gibi abidik bir saatte tuhaf bir Türk filmi için sinemaya gidip, yaklaşık bir yıldır benimle konuşmamayı seçen, ama konuşmama nedenini bir türlü içime sindiremediğim -bir ara çok yakın görüştüğüm - bir arkadaşımla kocasının yan koltuğundaki bileti satın almamız (hatta bizden başka kimse yoktu tüm salonda diyebilirim), sonra bir saat kadar aynı masada oturup dondurma yeyip eski günlerden konuşmamız, sonra yanyana parkettiğimiz (kocaa AVM otoparkında!!) arabalarımıza binip evlerimize dağılmamız hayatın bana mı ona mı sürpriziydi? Tesadüfler var mı? Yoksa küçük şeylere büyük anlamlar yüklememeli mi?
Bu da kafa karışıklığıma ek oldu, onun özel hastanede çalışmakla ilgili anlattıkları.

Neyse, eninde sonunda bizim için de en iyisi olacak biliyorum. Su akacak yolunu bulacak. Hayırlısıyla, en iyisi.

Şimdi bu karışıklıktan uzağa götürüyorum sizi: Gaziantep Botanik Bahçesi. Buyrun.
















26 Aralık 2011

Güzel bir haftasonu

Çok uzak olmasa da güzel bir otelde, tüm dertlerden uzak, güzel bir haftasonuydu. Nuni'nin bronşitini bile götürmemiştik yanımızda. (Gerçi nebül makinesini götürdük ama kutusundan çıkartmadık).. Bebeklerimizle başbaşa, uzun süredir yapmadığımız birşey yaptık... Güzeldi, tadı damağımda kaldı.
Sevgili arkadaşlarla olunca daha da güzel mi ne? Çocuğu olmadığı halde benim çocuklarımı sevdiğini hissettiğim çok arkadaşım olmamıştı da şimdiye dek :) Öpüp sevilme manyağı oldu bebeklerim..
Hiç fotoğraf çekmediğimiz için otelin web sayfasından çaldığım resimleri koyuyorum (gerçi yanılmayın, kapatmışlar resim çekerken, termal havuz hiç bu kadar boş olmuyordu)..
Fotoğraf makinesini arabadan almaya üşendiğimiz için cep telefonu ile çektiğimiz kötü resimler de burda:Güzel yanları da vardı, sıkıntılı yanları da.. Yağmuru seyrederek sıcak suya girmek nefisti.. Çay saatinde restorandaki çocuk oyun alanı o kadar iyiydi ki, tüm haftasonunu orada geçirebilirdim. Yemekler ve tatlılar şahaneydi (ki artık otellerin ihtişamından ve mutfağından etkilenmiyorum, hatta sıkılıyorum, ama Antakya yöresine ait yemek ve tatlılar hakkaten güzeldi). Yedim ben de. Hatta yıllardır o kadar yemiyordum diyebilirim :) Yalnız çok kalabalıktı. En sevmediğim şeydir, mıç mıç bisürü insan. Demek ki salı ya da çarşamba gidilmeli, kimsecikler yokken tadını çıkarmalı.

Gidip görmek isteyenler için otel burada.
Hayatımda ilk defa bir otelin lobisinde evimde oturma odamda gibi oturup sohbet ettim. Nuniş ilk defa havuza (ya da hatta suya) girdi. Damla melek kendi kendine battı çıktı, yüzdü, eğlendi. Çocuklarımızla aile olduk, yedik, içtik.
Sonra Antakya'ya uğradık, eski yurduma. Eski mahallemden geçtik, uzun süredir hastanede yatan bir dostu ziyaret ettik (o da ayrı bir hikaye, Van deprem bölgesine gönüllü gidip trafik kazasında belini kıran bir doktor arkadaşım :( ). Sonra Anadolu restoranda şahaaane bir yemek yedik. Ne yalan söyliyeyim, Antakya, özlemişim yemeklerini.
Oh işte anlattım rahatladım. Hep başkalarının yediklerini okuyodum :)))

Neyse, bu da böyle bir yazı olsun.
Bu arada not: Pınar, arabamı sizin evin oraya koymuşum polis ceza yazmış rüyamda, Ertuğrul da bize kızıyodu, hayırdır inşallah...

8 Aralık 2010

Ruhumda Gaziantep

Aslında Antep'e alıştık, herşey yolunda şükür yazısı yazacaktım. Ama baktım kafamda şu cümle:

"Ruhumda Antep bizi sarmalıyor"


Üniversite ve ihtisas hayatım boyunca Antep'li iki arkadaşımın Antep Antep sayıklamalarını anlamaya çalıştım. Her fırsatta buraya dönmeye çalışır, mutlaka Antep'li biriyle evlenmek isterlerdi, en sonunda da buraya yerleşeceklerdi. Öyle de yaptılar.
Ben hiç anlayamadım, ne var kardeşim bu şehirde derdim.
Şimdi sanki anlamaya başladım. Ruhumu sarmaladı Antep, ne istersek vermeye hazır, eksiklerimizi gideriyor, hoşumuza gidecek hediyeler veriyor. Her köşesinden sürprizler çıkarıyor.
Ah o parkları yok mu!! Antep'in her tarafı park derlerdi, değilmiş. Büyük bir secret garden'ın içine kurmuşlar bu şehri.

Ana caddeden az içeri sapınca gidilen devasa parklar, botanik bahçeleri, çocuk parkı görünümünde aile parkları, ağaçların arasında çay bahçeleri - kafeler (ama ultra lüks ve ucuz :) ), eğlence parkları, lunaparklar, ne bileyim işte. Belediye'nin midir bu başarı bilmem.
Bu haftasonu kahvaltıya gittiğimiz "Kavaklık" denen, eskiden mezbebelik olan alanda yapılanlalrı görünce şaşırdım.

Bu resimdeki yer, Eskici adında bi kafe. Kahvaltıya gittik. Yanımızdakiler çalışma arkadaşım olan 2 hemşire ve aileleri.

Çok fazla resim çekmemişiz çevreyi gösteren ama, bir fikir verir belki şunlar:



Resimde: Damla ve Tuna işçilerle taş taşıdı (!), çakıl tepelerinde debelendi, kürekle el arabasına taş doldurdu, sonunda Damla yemeğini aldı gitti işçi abilerinin masasında yedi :))

Çocuklar saatlerce sıkılmadan oynadılar, biz yedik içtik sohbet ettik. Bitmedi, ayrılamadık, gerçek bir Antep'linin yaptığı gerçek bir kebabı afiyetle yedik. Üstüne de ateşte kadayıf (Erçelebi). Bakın beni tanıyan bilir, ben et severim. Arada eeeet diye sayıkladığım olur.

Burası orası işte. Öküz gibi ye. Balkonunda mangal yap. Olmadı parka git. Olmadı ormana git. Olmadı Fırat nehri kenarına git. Üşenirsen hazır yapılmışı var, daha güzel. Olmadı Mehmet'i ara alasını yapar.

Dikkat et, kontrollü abart, kilolara dikkat :)

Bu arada, kısa notlar, merak edenlere:

1. Kilo almadım, iki buçuk aydır burdayım, 1 kilo da verdim hatta hehe

2. Damla'yı burda bir hocaya daha götürdüm dün, ameliyat demedi, hatta ameliyat diyen tüm diğerlerinin tersine beni ikna etti, takibe alalım dedi. İşitme kaybı çok yok, bu nedenle beklenebilir dedi. Antibiyotik dekonjestanla takip.

3. Broncho Vaxom diye bişey içiricem çocuklarıma bilen var mı, işe yarar mı

4. Tuna'nın bronşiti daha geçmemiş, antibiyotik başlandı gene.

5. İşimden memnunum, yoğun ama sıkılmadım (henüz :))

6. Yogaya başladım, dört kere gittim şimdilik, sonunda gevşeyeceğim umarım, kaslarım sinyal veriyor artık çünkü

7. Antep'in en kötü yanı: Uluslararası uçuşlar İstanbul'dan!!! Buradan tek Frankfurt bi de Almanya'nın bi yerine daha uçuş var.

8. Dünkü prof Damla'yı mümkünse okuldan alın mayısa kadar dedi. Mümkün değil dedim. Tamam dedi.

7 Aralık 2010

Urfa'nın renkleri


Ne şahane renkler.. Gerçek renkler, kimsenin giymekten, üzerine, giysilerine, yüzüne sürmekten korkmadığı.


Renkleri giyinen şehir.
Urfa..

Balıklı göl.. İnanışa göre, Hz İbrahim'i yakmak için devasa bir ateş yakılır. Mancınıklarla İbrahim ateşe atılınca, ateş göle, odunlar da balığa dönüşür. Bu göl işte o göl, bu balıklar ise gerçekten çok tuhaf. Bir de yem manyağı olmuşlar, herkes mütemadiyen yem atıyor, turistik bir aktivite sonuçta, balıklar da yemleri kapışmak için birbirini tepeliyor

Bence herkesin görmesi gerek en az bir kere ..
Mancınıklar..
Ayn Zeliha (Zeliha'nın gözyaşları)
Sabır makamı, Hz Eyyub'un yedi sene kalarak sabrettiği, sonra da şifalı suyla iyileştiği, Kuran-ı Kerim'de de bahsedilen mağara..

Urfa'da kafamda türkülerle gezdim.. Antep'e iki saat. Gidilmeli, görülmeli idi. Gittik gördük. Sırada Mardin var.

26 Ekim 2010

Gaziantep Hayvanat Bahçesi

Büyük. Temiz. Doğal ortam başarılı.

Ama beni etkileyen çam ağaçları oldu. Babam ormancı olduğundan çam ağaçlarının içinde büyüdüm denebilir, hatta çam ormanındaki yayla evimizi de aileden tek ben seviyordum da denebilir.

Bu nedenle, çoook büyük bir çam ormanının içine kurulmuş bu yeri sevdim. Bakınız, tropikal ormanda kurulmuş, safari yapabilirsiniz :))))


Hayvanları buyrun:



Gerçekten anlatıldığı kadar varmış.. Gerçekten Darıca'dakinden güzel, daha büyük, daha temiz, bakımlı. Ağaçların araları yemyeşil çimen. Akvaryumlar barınaklar temiz.

Neticede hayvanat bahçesi, bir yere kadar olabilir, ama nispeten doğal yaşam alanları yaratmak konusunda da başarılı. Yani gezerken içim çok sızlamadı, zavallı hayvanlar deyip durmadım.

Birçok hayvana ayrılan yer o kadar genişti ki, uzaktan göremiyorsunuz hatta. Mesela geyiklere koca bir tepe vermişler, koşup oynuyorlar, dürbünle gelelim dedim bir dahakine hatta :)





Çocuklarla vakit geçirmek için çok güzel bir ortam. Pazar günü olmasına, hatta yazdan kalma 27 derecelik bir sonbahar günü olmasına ve ileri derecede kalabalık olmasına rağmen rahatsız olmadık, geniş alan kalabalığı hissettirmedi. Ailecek vakit geçirmek için çok uygundu, ara ara hayvanları unuttuk hatta, şişme parkta zıpladık, çocuk parkında kumda oynadık, at bindik, yemek yedik, çimenlere serilip oynadık. Çocuk Hayvanat Bahçesi diye bir bölümde minik bir çiftlik kurmuşlar, her türlü çiftlik hayvanı var, orada onları sevdik (gerçi benim babaannemin çiftliğinde hepsi vardı ama artık onları göremeden büyüdükleri için :(





Kısacası, Antep'e geldiğinde sevgili okuyucu, seni ve minik böcünü ilk götüreceğimiz yer burasıdır :)