Kendim dışında birileri için herhangi birşey yapmıyor olmak ara ara aklıma geliyordu. Tam bu aralardan birinde, arkadaşım Damla, AKUT eğitimine katıldı ve sosyal medyadan, hepimizin AKUT eğitimlerine katılmamız, en azından ilk yardımı öğrenmemiz hakkında mesaj bombardımanına tuttu bizi.
Ardından, Bodrum AKUT Başkanı ile bir vesileyle tanıştık. Sohbet ederken, dünya kurtarma ekipleri arasında en az sağlıkçı gönüllünün Türkiye AKUT'ta olduğunu, sağlıkçılar arasından daha fazla gönüllüye ihtiyaçları olduğunu, aralarında herkese göre yapılacak bazı işler olduğunu anlattı. En azından sunumlara, seminerlere gidip ders anlatacak, toplumu bilinçlendirmede görev alacak birilerine şiddetle ihtiyaç olduğunu anlattı.
İşaretleri takip etmenin gerekliliğini farketmiş bulunmaktayım.
Bunun bir işaret olduğunu düşündüm ve bugün AKUT tanışma toplantısına gidiyoruz eşimle. Bakalım neler olacak, gelişmeleri takip edelim beraber...
Burası benim hayal alanım. Adım Hayal. Kendi kendime gezintiye çıkmak istediğimde buraya uğrarım. Kimseleri almam yanıma. Gülersem de kendim gülerim, ağlarsam da kendi kendime burada ağlarım.
Buyrun, ben
Bodrum'da güzellikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bodrum'da güzellikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ekim 2013
30 Eylül 2013
Gündelik şeyler yazısı
Bodrum'da günler nasıl mı geçiyor?
Güzel geçiyor :) Keyifli gerçekten bizim için çünkü okul maceramız başladı malum ve tam hız devam ediyoruz..
Bir doğum günü çılgınlığı var mesela... Bizim de bir parçası olduğumuz... Hemen hemen her hafta sonu bir doğum günü partisine katılıyoruz. Sosyalleşmek için süper fırsatlar, çocuklarımızın sınıf arkadaşlarının velileri ile tanışıp kaynaşıyoruz. İlk kez geldiğimiz bir şehirde edindiğim arkadaşlarımın çoğunu böyle edindim mesela :)
Bu partilerin bir kısmı kostümlü oluyor. Aşağıdaki resimdeki İspanyola kostümünü teyzesi Aycuş İspanya'dan almıştı (lütfen bu İspanya seyahatinin hikayesini linkten okuyun).. Ben de seve seve giydiriyorum bu kostümleri, heveslerini alsınlar, çocukluklarını yaşasınlar diye.
Bu da Damla'nın kendi doğum günü partisinden bir kare:
Başka bir doğum günü partisinden bir kare:
Bir de spor / faaliyet çılgınlığı söz konusu. Geçen sene, bizi ve kızımızı çok yoran bazı denemelerimiz oldu. Piyano (ki birkaç yıldır devam ediyordu aslında), bale (okulda kulüpte), basketbol (okulda kulüpte), drama, halk oyunları (okulda)... Bunların hepsinde çok mutlu oldu, sahneye çıktı (ki tam bir sahne çocuğu aslında kendisi - inanılmaz mutlu), seviyor. Ama git geller esnasında yıprandık. Yol bitmedi, hazırlıklar bitmedi, gösteriler bitmedi.. Dört ayrı gösteriye çıktı sonunda.. Bu spor çalışmalarının da hepsi yarım kaldı en nihayetinde.
En sonunda biz babasıyla bir karar verdik, bir tek spor yapsın ama onu uzun yıllar yapsın. Bodrum'da olmamızın avantajını kullanalım diyerek, denesin bakalım deyip yelkene verdik bu yaz Damla'yı.
Gördüğümüz kadarıyla sevdi, sebat etti, devam etti. Söylenmeden gitti geldi. Böylelikle de kışın da tek faaliyet olarak yelkene devam etmesini düşündük. Bakalım böyle ne olacak.
Okuldaki kulüp çalışmaları ile ilgili de beklentimizi düşük tutmaya, ne istiyorsa onu seçmesine karar verdik. Kendisi ilgisini çeken iki tane kulüp seçti (yaratıcı eller gibi bir şeyler, Arka Bahçede Bilim'i çok sevdiği için galiba).
Böylelikle biz de aman basket oynasın tenise de gitsin piyano da çalsın çılgınlığından kurtulduk.
Aslında seçimi kendisine bırakınca rahat ettik. Doğruyu geç bulduk galiba :)
Fotoğrafta Yelken Kulübü'nün sertifika töreni görülüyor.. Bu arada sabır ve inatla kursa götürüp getiren Begüş teyzeye teşekkürü borç biliriz :)
Tuna Bey için henüz sosyal faaliyet arayışına girmedim. Damla'nın yelken saatleri belli olunca onu da yaratıcı dramaya vermeyi düşünüyorum. Zira, geçen sene 100 kişilik okulda sahneye çıkmayan bir Tuna vardı :) Biraz topluluk önünde kendini geliştirmesine yardımcı olabilir. Tabii ki bir şartla, zorlamamak ve istemediği bir şeyi yaptırmamak şartıyla :) Bu kez akıllandık yani..
Bir konu daha var aslında, o da çocuğumuzla oyun oynamak. Bunu aslında başka bir yazıda anlatayım, çok uzun çünkü.
Sevgiler, saygılar.
24 Eylül 2013
Ben eskiden, her gün
Ben eskiden her gün, bu kalbim kadar temiz sayfalara yazar da yazardım.. Diyeceklerimi derdim, bir solukta, bir çırpıda.. Kelimeler arasında boşluk bile bırakmadığım olurdu.
Bi sürü kişi okurdu, bana akıl verirdi, beni tanırlardı, ben de onları tanırdım zamanla.
Demez oldum, vaktim olmadı dedim, fırsatım yok dedim.
Ama gene geldiler kelimelerim, kafamın içinde konuşmaya başladığımdan anladım. bunu yazsam dediğim laflar çoğaldı sabahları arabada giderken. Böylece geri geldim, resimsiz, fotoğrafsız, şimdilik bol laflı olacak ama..
Kongreye gittim geçen gün, Filiz geldi, merhaba dedi, beni hatırladınız mı dedi, hatırlamadım, blogdan tanıyorum sizi dedi. Ayıp ettim, bloğumdan da dünyamdan da kopmuşum. Laflarımı facebookta durum güncellemesine sıkıştırmışım. Kendime de ayıp etmişim, geçmişime sırtımı dönmüşüm. Yoksa hayallerim mi bitti? Yok yok değil, hatta büyüttüm bazılarını, besledim, olgunlaştırdım, oluşturdum. Sırası geldikçe anlatırım.
E o zaman hoşgeldim gene hayal alanıma.
Biraz günlerden söz edeyim.
Bodrum'da günler su gibi akıp gidiyor. Başta biraz sallandıysak da alıştık. Bodrum aldı götürdü bizi. Yazı yedik bitirdik.. İş çıkışı (mecburen :) ) denize giderek, akşamları bahçede sohbet ederek, sabahları sahilde sabah yürüyüşüne giderek.
Keyifli de günler geçirdik, zor da, ama güzel bir yaz geçirdik. Kardeşlerimle arkadaş oldum yeniden, çocuklarıma anne oluyorum son günlerde, annemle de anne kız oluyorum hissediyorum... Sevgilim güzel güzel balıklar tuttu, vallahi nefis de pişiriyor, yazı balığa doyarak geçirdik.
Kızımı yelkene gönderdim, bakalım sevecek mi, kışın da gidecek, yelkenci olacak mı kendi bilecek ama.. Damla hanımı tanıyanlar, beni tanıyanlar bilirler, geçen seneyi bir hengameyle okullu olarak geçirdik, keşke uzun uzun yazsaydım yaşadıklarımızı, mini mini birlerin annelerine belki yol gösterirdi. Ama geçti bitti.. Kızım büyüdü. Bununla ilgili de söyleyecek çok ama çok lafım var, ayrıca yazayım bir gün.. Meğer herşeyin zamanı varmış. Boşuna (mı) ağlamışım bir yıl boyunca? Şimdi okullu olduk asıl, şimdi geldi zamanı farkettim. Bunu sonra anlatacağım daha uzun.
Oğlumu da büyüttük biraz ama hala bebek, hala şeker, hala sevimli. Hala çiş yapıyor gece altına, napalım o da biraz geç büyüsün tanıdığım diğer erkek bebeler gibi :)
Anne demek sıcak kek kokusu, taze ekmek kokusu mutfakta biraz sanki.. Ben de sağlıklı (ya da daha sağlıklı) beslenmeye taktım bu aralar. Madem Bodrum'a yani bir kasabaya taşındık, o zaman nispeten sağlıklı beslenelim dedim. Ne kadar dayanabileceğimi, ya da sebat edebileceğimi bilmiyorum ama şimdilik son birkaç haftadır, sütümü ineğin memesinden (dolayısıyla yoğurdumu annemden), yumurtamı tavuğun poposundan, tereyağımı sütçünün yayığından alıyorum. Yumurtalı patatesi fırında kavurup yapıyorum, yumurtalı ekmeği yağda değil de fırında pişiriyorum. Ekmeği kendim yapıyorum evde, sıcacık, yumuşacık... Evet ben de şaşırmış durumdayım ama yapıyorum hakkaten..
Meyve suyu, kola gibi şeyleri artık tamamen almaz olduk. Taze meyve suyumuzu kendimiz yapıyor ya da süt veya su içiyoruz. Bulguru pirince yeğlemeye çalışıyoruz. Haftada bir McDonald's günümüzü ayda bir gibi daha iyimser bir sayıya çekmeye çalışıyoruz.
Oluyor mu? Bence oluyor.. İstikrarlı da olursa tam süper olacak...
Şimdilik böyle ortaya karışık bir yazı olsun. Birikmiş diyeceklerim de bitene kadar biraz böyle olacak bence..
Şimdilik hoşçakalın, beni izlemeye devam edin anacımm
Bi sürü kişi okurdu, bana akıl verirdi, beni tanırlardı, ben de onları tanırdım zamanla.
Demez oldum, vaktim olmadı dedim, fırsatım yok dedim.
Ama gene geldiler kelimelerim, kafamın içinde konuşmaya başladığımdan anladım. bunu yazsam dediğim laflar çoğaldı sabahları arabada giderken. Böylece geri geldim, resimsiz, fotoğrafsız, şimdilik bol laflı olacak ama..
Kongreye gittim geçen gün, Filiz geldi, merhaba dedi, beni hatırladınız mı dedi, hatırlamadım, blogdan tanıyorum sizi dedi. Ayıp ettim, bloğumdan da dünyamdan da kopmuşum. Laflarımı facebookta durum güncellemesine sıkıştırmışım. Kendime de ayıp etmişim, geçmişime sırtımı dönmüşüm. Yoksa hayallerim mi bitti? Yok yok değil, hatta büyüttüm bazılarını, besledim, olgunlaştırdım, oluşturdum. Sırası geldikçe anlatırım.
E o zaman hoşgeldim gene hayal alanıma.
Biraz günlerden söz edeyim.
Bodrum'da günler su gibi akıp gidiyor. Başta biraz sallandıysak da alıştık. Bodrum aldı götürdü bizi. Yazı yedik bitirdik.. İş çıkışı (mecburen :) ) denize giderek, akşamları bahçede sohbet ederek, sabahları sahilde sabah yürüyüşüne giderek.
Keyifli de günler geçirdik, zor da, ama güzel bir yaz geçirdik. Kardeşlerimle arkadaş oldum yeniden, çocuklarıma anne oluyorum son günlerde, annemle de anne kız oluyorum hissediyorum... Sevgilim güzel güzel balıklar tuttu, vallahi nefis de pişiriyor, yazı balığa doyarak geçirdik.
Kızımı yelkene gönderdim, bakalım sevecek mi, kışın da gidecek, yelkenci olacak mı kendi bilecek ama.. Damla hanımı tanıyanlar, beni tanıyanlar bilirler, geçen seneyi bir hengameyle okullu olarak geçirdik, keşke uzun uzun yazsaydım yaşadıklarımızı, mini mini birlerin annelerine belki yol gösterirdi. Ama geçti bitti.. Kızım büyüdü. Bununla ilgili de söyleyecek çok ama çok lafım var, ayrıca yazayım bir gün.. Meğer herşeyin zamanı varmış. Boşuna (mı) ağlamışım bir yıl boyunca? Şimdi okullu olduk asıl, şimdi geldi zamanı farkettim. Bunu sonra anlatacağım daha uzun.
Oğlumu da büyüttük biraz ama hala bebek, hala şeker, hala sevimli. Hala çiş yapıyor gece altına, napalım o da biraz geç büyüsün tanıdığım diğer erkek bebeler gibi :)
Anne demek sıcak kek kokusu, taze ekmek kokusu mutfakta biraz sanki.. Ben de sağlıklı (ya da daha sağlıklı) beslenmeye taktım bu aralar. Madem Bodrum'a yani bir kasabaya taşındık, o zaman nispeten sağlıklı beslenelim dedim. Ne kadar dayanabileceğimi, ya da sebat edebileceğimi bilmiyorum ama şimdilik son birkaç haftadır, sütümü ineğin memesinden (dolayısıyla yoğurdumu annemden), yumurtamı tavuğun poposundan, tereyağımı sütçünün yayığından alıyorum. Yumurtalı patatesi fırında kavurup yapıyorum, yumurtalı ekmeği yağda değil de fırında pişiriyorum. Ekmeği kendim yapıyorum evde, sıcacık, yumuşacık... Evet ben de şaşırmış durumdayım ama yapıyorum hakkaten..
Meyve suyu, kola gibi şeyleri artık tamamen almaz olduk. Taze meyve suyumuzu kendimiz yapıyor ya da süt veya su içiyoruz. Bulguru pirince yeğlemeye çalışıyoruz. Haftada bir McDonald's günümüzü ayda bir gibi daha iyimser bir sayıya çekmeye çalışıyoruz.
Oluyor mu? Bence oluyor.. İstikrarlı da olursa tam süper olacak...
Şimdilik böyle ortaya karışık bir yazı olsun. Birikmiş diyeceklerim de bitene kadar biraz böyle olacak bence..
Şimdilik hoşçakalın, beni izlemeye devam edin anacımm
2 Mayıs 2013
Aile toplantısı
Bloğumu çok ihmal ettiğimin farkındayım ama işler güçler :) Kişisel web sayfam www.aybalaakil.com ve kişisel bebeklerim Damla.com ve Tuna.com pek fazla vaktimi alıyor :)
Gene de, hem tarihe not düşmesi adına, hem de ileride hatırlamak adına bazen önemli şeyleri yazayım istiyorum.
Örneğin aile toplantısı...
Emin olmamakla birlikte sanırım E.A.E. kitabında* okumuştum, çocuklara söz hakkı vermenin önemiyle ilgili birşeyler. Bu toplantı fikrini öneriyordu.
Ben de, çatışmalarımızın fazla olduğu bir dönemde, hadi bir aile toplantısı yapalım ve bunları toplantıda konuşalım dedim. Damla (6) fikri çok beğendi, Tuna (4) pek bişey anlamadı, babamızı (39) da biraz zorla masaya oturttuk.
Önce gündem maddelerini belirledik. Herkesin memnun olmadığı şeyleri yazdık. Örneğin, Damla: Ödev yaparken Tuna'nın onun dikkatini dağıtması, ben: Oyuncak yüzünden kavga etmeleri, vs... Sonra teker teker tüm maddeleri konuştuk. Sırayla herkes fikrini ve çözüm önerisini söyledi. En sonunda karara bağladık, her maddeyle ilgili yapacaklarımız tek tek yazdı yazmanımız Damla.
Karar kağıdını buzdolabına astık. Gerektikçe hatırlattık ve tekrar okuduk.
Hafta boyunca inanılmaz bir şekilde kararlara herkes uydu.
Hafta içinde yeni anlaşmazlıklar çıktığında, bunu yeni toplantıda konuşmak üzere bir kenara not aldık. Yeni toplantı için bizi masaya oturtan, sürekli hatırlatan Damla oldu. Babamız da bu sefer istekliydi ve kendi maddeleriyle geldi konuşulmak üzere. Tuna fikrini belirtmek istemediğini söyleyerek ağladı. Bir dahaki toplantıda en fazla dört madde konuşmaya (uzadıkça dikkatler dağılıyor çünkü) ve toplantıları haftada bir kez tekrarlamaya karar verdik.
Bu arada, ilk toplantıdan sonra pedagog kontrolümüz vardı. Damla hanım için gittiğimiz pedagoğumuz, bu toplantıda her ne yaptıysak çok işe yaradığını, Damla'ya çok hitab ettiğini ve her nasıl bir şeyse mutlaka ciddiye alıp devam etmemizi önerdi!!
*Çocuklara söz hakkı vermek ve onların da fikirlerinin dinlendiğini ve ciddiye alındığını hissetmeleri için neler yapılması ve bunun olumlu sonuçlarının neler olacağıyla ilgili detaylı bilgi için: Etkili Anne Baba Eğitimi (EAE) Thomas Gordon.
23 Mart 2013
Bodrum'dan havadisler
Bu aralar (gene) bloğumu pek ihmal etmişim... Aslında çok istiyorum eskisi gibi hergün yazayım.. Teşhirci bir yanım mı olduğundan, burada bulduklarımdan mı kopamadığımdan, yoksa bloğum sayesinde edindiğim arkadaşlarımı mı çok sevdiğimden, bloğumu da çok seviyorum.. Ama yazacak vaktim olmuyor, nasıl oluyorsa oluyor işte.. Aslında hiç boş vaktim yok ama pek de elle tutulur birşey yapmıyorum gibi geliyor. Aslında, pek çok şey yaptığıma eminim... Zira iki ay önce her gün üç bölüm izlediğim Dr House'un son ay bir tek bölümünü bile izlemeye vaktim olmayışı yoğun olduğumu düşündürüyor bana.
O zaman neler yaptığımı sıralayayım da ben de inanayım...
- Aslında, işler de yoğunlaştı bir yandan. Hastalarımız artıyor.. Bu da tabii bir vakit alıyor. İşimle ilgili işleri severek yapıyorum. Gebelik Okulu'muz başladı mesela.. Orada gebelerimizle sohbet ediyoruz, onlara bilmeleri gereken bissürü şey anlatıyoruz.
- Çocuklarımda daha çok ilgileniyorum. Okullarına gidiyorum, aktivitelerine katılıyorum (örneğin Damla hanımla okumayı kutlamak için kurabiye yaptık seslerden...
- Haftada iki gün yoga yapıyorum.... Minik kuzu Tuna'nın da okulda yoga yaptığını öğrenip şaşırıyorum, asanaları ve adlarını biliyor oluşuna :)
- Bahara hazırlanıyorum, annemin daha yoğun çabasıyla, sardunyalar, kasımpatları... Bahçe mevsimi geliyor, heyecanlanıyorum..
- Sevgilimle haftada en az bir gün başbaşa birşeyler yapmaya çalışıyoruz, bowling + sinema ile mesela dün gece pek eğlendik..
- Eğitim öğrenim faaliyetlerinden asla geri duymuyorum.. JED (Jinekolojik Endoskopi Derneği) çatısı altında oluşturulan GEP (Genç Endoskopistler Platformu) toplantısına katıldım ve bana verilen görevleri seve seve yerine getirdim mesela... Şu adresteki son bültenin hazırlanmasından biriydi mesela bu görevlerden biri... GEP ile birlikte 15 Haziran'da Bodrum Acıbadem'de bir toplantı ve workshop düzenliyoruz mesela...
- Bu arada yeni bir endoskopi kursuna katılmayı planlıyorum sonbahara..
- Tüp bebek öğreniyorum mesela.. Yıllardır itinayla kaçtığım Siperoff adlı kitabımla yüzleşiyorum, artık okumaya başladım. Tüp bebek eğitimi için Sağlık Bakanlığı'na başvuruda bulunmaya hazırlanıyorum...
- Ayrıca web sitemi güncel tutuyor, hemen hemen her hafta biri bilimsel biri güncel olmak üzere en az iki yazı ekliyorum, Ayça'nın ve Ayça'nın da desteğiyle gittikçe büyüyen bir bebeğimiz oluyor... En çok mesaimi açıkçası bu iş alıyor..
- Arada kitap okuyorum, henüz istediğim kitabı bitiremediysem de, Anne Karnındaki Bebeğin Gizli Dünyası pek acayip şeyler öğretiyor bana...
- Yayınlarımla da ilgilenmeye başlıyorum bu ara, motive olabilirsem en sevdiğim işlerden biri olan bilimsel yayın yazma işine geri dönücem..
- Misafir bekliyorum heyecanla, gece gündüz aklımdan çıkmıyor, Ayça, Şebnem, Kıvanç gelicekler diye gün sayıyorum.. Bir kez kasırgaya yenildik ama ezilmedik, haftaya tekrar biraradayız inşallah...
- Minik kalbim kınalı kuzum Damla kuşumun 6. doğumgünü yaklaşıyor, hazırlık yapıyorum, o da ayrı bir heyecan..
Söyle bir bakıldığında pek de boş durmamışım gibi? Eh hadi o zaman müsade. İşe gidicem ben.
O zaman neler yaptığımı sıralayayım da ben de inanayım...
- Aslında, işler de yoğunlaştı bir yandan. Hastalarımız artıyor.. Bu da tabii bir vakit alıyor. İşimle ilgili işleri severek yapıyorum. Gebelik Okulu'muz başladı mesela.. Orada gebelerimizle sohbet ediyoruz, onlara bilmeleri gereken bissürü şey anlatıyoruz.
- Çocuklarımda daha çok ilgileniyorum. Okullarına gidiyorum, aktivitelerine katılıyorum (örneğin Damla hanımla okumayı kutlamak için kurabiye yaptık seslerden...
- Haftada iki gün yoga yapıyorum.... Minik kuzu Tuna'nın da okulda yoga yaptığını öğrenip şaşırıyorum, asanaları ve adlarını biliyor oluşuna :)
- Bahara hazırlanıyorum, annemin daha yoğun çabasıyla, sardunyalar, kasımpatları... Bahçe mevsimi geliyor, heyecanlanıyorum..
- Sevgilimle haftada en az bir gün başbaşa birşeyler yapmaya çalışıyoruz, bowling + sinema ile mesela dün gece pek eğlendik..
- Eğitim öğrenim faaliyetlerinden asla geri duymuyorum.. JED (Jinekolojik Endoskopi Derneği) çatısı altında oluşturulan GEP (Genç Endoskopistler Platformu) toplantısına katıldım ve bana verilen görevleri seve seve yerine getirdim mesela... Şu adresteki son bültenin hazırlanmasından biriydi mesela bu görevlerden biri... GEP ile birlikte 15 Haziran'da Bodrum Acıbadem'de bir toplantı ve workshop düzenliyoruz mesela...
- Bu arada yeni bir endoskopi kursuna katılmayı planlıyorum sonbahara..
- Tüp bebek öğreniyorum mesela.. Yıllardır itinayla kaçtığım Siperoff adlı kitabımla yüzleşiyorum, artık okumaya başladım. Tüp bebek eğitimi için Sağlık Bakanlığı'na başvuruda bulunmaya hazırlanıyorum...
- Ayrıca web sitemi güncel tutuyor, hemen hemen her hafta biri bilimsel biri güncel olmak üzere en az iki yazı ekliyorum, Ayça'nın ve Ayça'nın da desteğiyle gittikçe büyüyen bir bebeğimiz oluyor... En çok mesaimi açıkçası bu iş alıyor..
- Arada kitap okuyorum, henüz istediğim kitabı bitiremediysem de, Anne Karnındaki Bebeğin Gizli Dünyası pek acayip şeyler öğretiyor bana...
- Yayınlarımla da ilgilenmeye başlıyorum bu ara, motive olabilirsem en sevdiğim işlerden biri olan bilimsel yayın yazma işine geri dönücem..
- Misafir bekliyorum heyecanla, gece gündüz aklımdan çıkmıyor, Ayça, Şebnem, Kıvanç gelicekler diye gün sayıyorum.. Bir kez kasırgaya yenildik ama ezilmedik, haftaya tekrar biraradayız inşallah...
- Minik kalbim kınalı kuzum Damla kuşumun 6. doğumgünü yaklaşıyor, hazırlık yapıyorum, o da ayrı bir heyecan..
Söyle bir bakıldığında pek de boş durmamışım gibi? Eh hadi o zaman müsade. İşe gidicem ben.
3 Ocak 2013
Basit bir yaşam
Dr House, MD, "everybody lies" der iki lafın başında. Ben de yıllardır "people don't change" derdim. Huylu huyundan vazgeçmez, başka bir deyişle..
Ama şimdi, 37 yaşımın bitmesine günler kala, bana birşeyler oldu. Daha az eşyayla daha çok mutlu olunabilme ihtimalinin yarattığı şaşkınlığı anlamaya çalışıyorum bu aralar. Nasıl oluyor da oluyor bu peki? Ben yıllar boyunca almaya eğitilmiş biri iken, şimdi vermeye, verdikçe de hafiflemeye şartlandım?
Tabii ki eşyayla acayip bir bağlantımız olduğundan, atsak atamayız, satsak da satamayız ya, kıyamayız da ya..
Canımın içi annem ev tutup eşyaya ihtiyacı olunca ilacımı buldum. Verdim.. verdikçe hafifledim.. hafifledikçe verdim. Tedarikli olup, yedekli olup, fazla eşyayla ağırlaşmaktan, ağır yaşamaktan vazgeçtim.. Sandıktaki yedek havlulardan, dolaptaki yedek tabaklardan... Yedek dolaplardan... Yedek terliklerden... Yedek tencerelerden... Yedek raflardan, çerçevelerden...
Misafir terliğiyle gelsin, havlu eskidikçe alırım, tabak yetmezse (olur da 20 kişi misafir gelirse - ki bu en fazla yılda birkaç kez oluyor) yan evdeki annemden ödünç alırım demeye geçtim..
Yılda birer kez giydiğim 20 parça giysiden, yılda yirmi kez giydiğim birer parçaya geçiş...
Eşyaları, giysileri, oyuncakları, tabak çanağı sıkıldığım için değil eskidiği için değiştirmeye geçtim...
Ben mi değiştim şimdi? Yaşlandım mı, büyüdüm mü?
Bodrum hakikaten hafif bir yaşama mı zorluyor insanları? Gereksizliğin farkına mı varıyoruz?
Doğa mı bunu bana yapan? Çimenlerin üzerinde eşyanın değil toprağın enerjisini mi alıyoruz, daha sağlıklı, daha keyifli olarak?
Daha sağlıklı, daha keyifli..
Daha yüksek enerjili..
Hoşgeldin 2013. Hoşgeldin yeni yaşım.
Ama şimdi, 37 yaşımın bitmesine günler kala, bana birşeyler oldu. Daha az eşyayla daha çok mutlu olunabilme ihtimalinin yarattığı şaşkınlığı anlamaya çalışıyorum bu aralar. Nasıl oluyor da oluyor bu peki? Ben yıllar boyunca almaya eğitilmiş biri iken, şimdi vermeye, verdikçe de hafiflemeye şartlandım?
Tabii ki eşyayla acayip bir bağlantımız olduğundan, atsak atamayız, satsak da satamayız ya, kıyamayız da ya..
Canımın içi annem ev tutup eşyaya ihtiyacı olunca ilacımı buldum. Verdim.. verdikçe hafifledim.. hafifledikçe verdim. Tedarikli olup, yedekli olup, fazla eşyayla ağırlaşmaktan, ağır yaşamaktan vazgeçtim.. Sandıktaki yedek havlulardan, dolaptaki yedek tabaklardan... Yedek dolaplardan... Yedek terliklerden... Yedek tencerelerden... Yedek raflardan, çerçevelerden...
Misafir terliğiyle gelsin, havlu eskidikçe alırım, tabak yetmezse (olur da 20 kişi misafir gelirse - ki bu en fazla yılda birkaç kez oluyor) yan evdeki annemden ödünç alırım demeye geçtim..
Yılda birer kez giydiğim 20 parça giysiden, yılda yirmi kez giydiğim birer parçaya geçiş...
Eşyaları, giysileri, oyuncakları, tabak çanağı sıkıldığım için değil eskidiği için değiştirmeye geçtim...
Ben mi değiştim şimdi? Yaşlandım mı, büyüdüm mü?
Bodrum hakikaten hafif bir yaşama mı zorluyor insanları? Gereksizliğin farkına mı varıyoruz?
Doğa mı bunu bana yapan? Çimenlerin üzerinde eşyanın değil toprağın enerjisini mi alıyoruz, daha sağlıklı, daha keyifli olarak?
Daha sağlıklı, daha keyifli..
Daha yüksek enerjili..
Hoşgeldin 2013. Hoşgeldin yeni yaşım.
28 Aralık 2012
Yeni yıl yazısı
Hiç yapmadım şimdiye kadar. Ama bu yıl, tam da bu gün (28 Aralık günü), bir yeni yıl yazısı yazmak istedim. Hani şu hayallerim, aşkım ve ben şeklinde olanlardan.. İstediklerimi, planladıklarımı yazayım dedim... Neler istiyorum hayatımda bir toparlayayım, böylelikle de ikibinonüçte ayağımı denk alayım diye...
Şunları buldum istediklerimden:
Bu ikisine sahip olmak isterdim (ki oldum)
Böyle bir yerde yaşayıp, bu tontik bacaklı bebiyle denizde cup cup eğlenmek isterdim (ki yaptım bunu bu yıl)
Şahane insanlarla birlikte çalışıp, onlarla yemeklere gidip, eğlenip, nefis müzikler dinleyip Ege yemeklerini tadayım, şahane akşamlar yaşayayım isterdim... (ki yaptım bunları bu yıl)
Teyzemler bile burda yaşasın, annemle falan haftasonları onun evine gideyim, tıpkı eskisi gibi kendimi teyzemlerin evinde de evimde hissedeyim falan isterdim. Yaşadığım şehirde tek başıma olmayıp, kendi evim gibi hissettiğim başka da evler olsun isterdim (ki burda hakkaten var teyzemler, kuzenim falan.. Annem de taşınıyor hatta.. Yaptım yani bunu bu yıl.)
Haftasonları benden hiçbir beklentisi olmayan ama beni kardeşleri olduğum için koşulsuz seven insanlarla şamata günler geçireyim, eğlenmek isterdim (ki yaptım bunu bu yıl)....
Harika kadınların harika bebeklerini doğurtayım, bisürü bisürü bebeğim olsun isterdim... (ki yaptım bunu bu yıl)
Şöyle kocaman bir bahçesi olan, ne yana dönsem yeşil olan bir evde yaşasam isterdim.. (ki taşındım böyle bir eve bu yıl)
Laparaskopi öğrensem, kurslara gitsem isterdim.... Bazı makaleler yazayım ve bunlar yayınlansın isterdim.... Bir kişisel web sitem olsun, hastalarıma vermek istediğim tıbbi bilgileri orada paylaşayım onlarla isterdim...
Kardeşlerimle her zamankinden çok daha yakın olayım, kardeşim olsunlar, içimden sevgi taşsın, gözlerim dolsun onları düşününce... özleyeyim görmeyince isterdim.
Çok sevdiğim birileri beni arayıp özledik seni desinler isterdim...
Kocam da taşınsın bu güzel yere isterdim..
Ki bütün bunlar oldu bu yıl.
O zaman ben bir isteklerim yazısı değil de
Şükürler olsun yazısı yazmaya karar verdim.
Allah'ım ne güzel bir yıldı bu yıl. Bir sonrakinin daha da güzel olacağını ne güzel işaret etti. Allah'ım çok teşekkür ederim bütün bunlar için. Bize verdiklerinin tümü için.
Vermediklerinden de birşeyler öğrenmemizi sağladığın için. Beş ay sevgilimden ayrı yaşayıp, bağımlı kişilik yapımı bir kenara bırakmamı, ayaklarımın üzerinde durabilmeyi öğrettiğin için, çocuklarımla tek başıma başedebilmeyi ve bundan keyif bile alabilmeyi öğrenmemi sağladığın için... Bütün bu süreçte annemi başımızdan eksik etmediğin için....
Tam, öğrenmem gerekenleri öğrendim bence, artık keşke sevgilim gelse demeye başladığımda onun tayinini yeni yıla yetiştirdiğin için....
Çok şükür.
Eh yeni yılda da bütün bu güzellikler olacağı için şimdiden ona da şükür.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)