Buyrun, ben

Buyrun, ben

29 Aralık 2008

İçimdeki sıpa

Şu sıralar hayal alanıma gelip çok da fazla hayal kuramıyorsam
Nedeni
Hayallerimin bitmiş olması değil
Tersine bitmediler.
İçimdeki sıpanın bilgisayarla midem arasında bir bağlantı kurup hemen midemi bulandırmasıdır.
Bilgisayarımı kıskanıyor musun evladım
Ablan böyle değildi
Ne güzel fotolar koyasım var aslında hayal alanıma
neler anlatasım var
Yeniden kırmızı olan beyaz saçlarım
Minik kalbim number two'nun pipisinin fotosu (eğer o gördüklerini iddia ettikleri minik şey pipi ise cidden hahahaha)
Bu sefer ikili testimin normal çıkmasına şaşırışım
Gebeliğin bu kadar basit oluşuna her an şaşırışım (Clexane, Aspirin, Progestan olmadan)
Gazme halaların ziyareti, Damla'nın Ceren ablasıyla yeni bir dünyanın kapılarını aralayıp ilk kez abla kavramını, aileden evden bir başka çocukla tanışması
Minik kalbimin, Damla kuzumun yeni fotoları...
Ay başlıkları bile sayfa doldurdu
Ne ara yazıcam bunları ben

21 Aralık 2008

Tuvalet eğitimi döneminde ev dışında ne yapmalı

Tuvalet eğitimi konusunda herkesin fikri, okudukları bildikleri şeyler vardı da, bu dönemde dışarı çıkarken ne yapacağımı bir türlü bilemiyodum. Evde altını aç, dışarıda bağla, çocuğun da benim de kafam karışıyordu açıkçası. Ama bebeğimi de alışveriş merkezi tuvaletlerine nasıl oturtabilirdim? Saatlerce nasıl tutardı çişini?

Aslında çooook da uzun uzun üstünde düşünmesem de, bu konu kafamı karıştırıyordu. Henüz çok erken biz çünkü sıklıkla bağlıyoruz zaten Damla hanımın altını da, düşünmeden edemiyordum. Tuvalete nasıl yetişicez, bulsak da nasıl oturucaz...

Bu konuda eğer var ise Amsterdam Büyükşehir Belediyesi'nin bana verdiği fikir için kime teşekkür etmeliyim? E ben de pratik kadınmışım canım hehehee :)

Geçen sene ilaç firmasının numune olarak dağıttığı, fısfıslı bir deodorant şişesi büyüklüğündeki sterilizasyon solüsyonunu bir yıldır atsam mı atmasam mı diye düşünüp dururken.... Amsterdam'da umumi tuvaletlerde gördüğüm, oturacak yeri silip oturduğun solüsyonun nihayetinde bununla aynı şey olduğunu farkettim. Steril tuvalet oturağı. (İçi? Ne yapalım tüm mikropları yok edemeyiz). Bebeği peçete serip oturtmak ya da ayakta işetmek mümkün olmayacağına göre, bundan iyisi Şam'da kayısı!

Sonuç 1. Bugün 5 saatten fazla geçirdiğimiz Ikea'da kuzum sadece 1 kez bezine 2 kez de tuvalete çiş yaptı (maşşallah)
Sonuç 2. Bu solüsyon nerde satılır bilmem. Herhalde medikallerde bulunur. Bitince ben de araştırıcam, merak edenlere bildiririm. Yıllarca işime yarayacağını düşünüyorum bu yöntemin.
Sonuç 3. Bu nasıl aklıma gelmedi benim daha önce. Hay Allah.
Sonuç 4. Ben buldum siz de kullanın derim.

19 Aralık 2008

Mucizeler gerçek...

Pıt pıt pıt..
Bir kere daha..
Kendiliğinden.

İçimde biri.
Bir minik kalp daha.
12 haftalık oldu.
Nasıl da büyüyor.
Kendiliğinden.

Mucizeler var..

Çok çok şükür Allah'ım.
Çok teşekkür ederim.

Büyüyorsun..






Bebeğim..
Bunları not düşmek için yazıyorum.
Yakında 21 ayın bitecek.
Maşallah sana kızım.
İleride bilesin diye söylüyorum..
Çok sevecen, çok akıllı, çok kavrayışlı bir bebeksin.
Altına çiş kaçırınca "annecim kızma" diyorsun
Sabahları ben ayakkabımı giyerken "annecim gidiyor musun" diyorsun
Uyanınca rüyanda beni gördüğünü söylüyorsun
Boynuma sarılıp sırtımı tıpışlıyorsun
Ne yaparsam aynını istiyorsun.
Makyaj yaparken görürsen "makyaj istiyom" diyorsun, fırçayı alıp tüm yüzünü fırçalıyorsun
Biri hapşırınca "çokyaşa" diyorsun
Biri birşey verince "teşekküy" ediyorsun
Tüm isteklerini kendin belirliyorsun
Herşeyi biliyor, anlıyor, istiyor ya da istemiyorsun
Son günlerde mızıldanma ağlanma huysuzlanmalarını da yeni çıkacak dişlere bağlıyorum.
Kitap okumayı, televizyon izlemeyi seviyorsun
Ayçoşla Bedümü çok seviyorsun
Halana Gazme diyorsun
Anneannenin uydurma masallarına bayılıyorsun (bu gece seni uyutmaya çalışırken isteğin üzerine "Claya masalı" uydurmak zorunda kaldım, bari Heidi'yi okuyayım bir ara)
Babandan bişey isteyeceğin zaman mutlaka babacıııım diye gidiyorsun yanına
Oturağının adı Büdü. Ayçoşla koydunuz bu ismi. Her sabah ona da günaydın diyorsun. İşine geldi mi Büdü'ye gelmedi mi yere çiş yapıyorsun
Telefonla konuşmayı çok seviyorsun.
Büyüyorsun bebeğim, bizi de büyütüyorsun.
Seni çok seviyoruz.

13 Aralık 2008

Güneş


Benim güneşli ve sıcak ülkem..
Hoşbulduk.

5 Aralık 2008

Tatil?

Tatil...
Nasıl birşeydi unuttum... Şööööyle "malak" gibi yatmak, güneşlenmek, hiçbişiy yapmamak ve aaaa akşam oldu diye şaşırmak, denize girip ayyy soğukmuş diye bağırmak, saçım daha yeni kurudu giremem diye kapris yapmak, aslında şöyle sakin bir plajda tüm gün yiyip içip yatmak yatmak geliyor benim aklıma tatil diyince.
Bu dediklerimi sanırım birkaaaaçççç yıl daha yapamıycam.
Şimdilik, kızımsız (altını çiziyorum) beş gün, ondan çook uzaklarda, özleyerek, buzz gibi havada, sevgilimle başbaşa Amsterdam sokaklarında yürümek, arada Damlaa diye sayıklayıp telefonda konuşmak, romantik son tatilimizi yapıcaz diye işte böyle bindik bir alamete şeklinde kocişle başbaşa gitmek de olabilir. Napalım, idare edicez.

E o zaman biz bayramda yokuz cicim.

4 Aralık 2008

Hollanda konso.losluğundaki kadın

Bazı insanlar vardır ya kraldan çok kralcı... Bu kadın işte o kadındı.
Paramı ödemişim, elimde devlet memuru olduğumu gösteren belgelerim, kimliğim, imzalı taahhüdüm, tur şirketinden aldığım kapı gibi rezervasyon bilgilerim.
Konsolosl.uktaki kadın, bu belgeyi kabul etmiyorum dedi.
Biraz salak buldum kendisini.
Zira, internetten yaptığım (ve sonra iptal edeceğim) rezervasyonlarla gitsem kabul edecek ama benim bizzat parasını bile ödediğimi gösteren belgeleri kabul etmiyor.
Tur şirketindeki ayrıca salak adam kabul ederler diyor.
Konsol.osluktaki kadın etmiyor.
Kardeşim hala ederler diyorsun ama kadın bizim vize başvurusunu reddetti sen hala kabul ederler bu belgeleri diyorsun.
Bize sinir harbi yaşatıyorsun.
Bak dört gün kaldı gitmeye benim bavul hazırlamama bile yetmez hala belli değil vize işi.

Seyahat öncesi heyecanlanıp plan yapacak vaktim bile kalmadı.
Ulan sanki matah bir yer gidip de satın mı alıcam. Gül gibi ülkemi, bebeğimi ailemi burda bırakıp oraya mı yerleşicem.
Benden iyi enayi mi bulucaksınız vize vericek.

Seneye var ya seneye, bir alayım yeşil pasaportumu (inşallah)
O Holla.nda konso.losluğuna vize başvurusu için randevu alıp, sıram gelince de pasaportu gidip o kadının gözüne sokmazsam. Hani fakir ama gururlu bir genç kadın vardı reddettiğin, işte artık vizesiz giriyorum senin ülkene demezsem.
Az kaldı. Bir yıl.

Hele şu vizeyi de bir alalım da inşallah. Bak bugün son gün artık ya çıkmıştır ya çıkmamıştır. Bu ne gergin bir bekleyiş Allah'ım.

Şu vize işi bir belli olsun. Sonra çok iyi haberlerim var zira.
EDIT: Vizemizi aldık ama yine de bana hayal kurucak plan yapıcak ve valiz yapıcak zaman kalmadı.

1 Aralık 2008

Kafam karışık

Bu yorgunluk beni mahveden. Ben mi böyleyim, ben mi bezgin, yorgun, mutsuzum hep?
Çalışma arkadaşlarım arasında hiç mutlu kimse yok.. Hiç, eve gidiyorum, hayatın tadını çıkarıyorum, televizyon izliyorum, eğleniyorum, sinemaya gidiyorum diyen yok. Bugün bir arkadaşımın annesi, Esra çok çabuk yoruluyor, bir sorun var bu işte dedi. Biz dördümüz bir ağızdan, biz deee demişiz.
Burda bir sorun var.
Hayattan beklentisi olmayan insanlarla, hayattan beklentim olmadan yaşayıp gidiyorum. Günler bana birşey getirmiyor. Günler beni alıp götürüyor, hızlıca, yorgunca, çabucak. Günler geçiyor. Bebeğim büyüyor. Ben farkedemiyorum. Çünkü karamsarlık gözlerimin önünde gri bir perde yaptı, aralayamıyorum.
Arada sırada güç bela edindiğim yaşam enerjimi idame ettiremiyorum. Yorgunum, bitkinim, mutsuzum diye söylenip durduğum kötü şeyler evrende asılı kalıyor, dönüp dolaşıp bana geri geliyor, evrenden yüzüme çarpıp beni sendeletiyor. Sürekli sendeleye sendeleye gezmekten yoruldum, belim ağrıdı.

Uykularımdan oldum, gece boyunca defalarca uyanıyorum. Sağdan sola dönüp geri uyuyorum. Bazen uyuyamıyorum. Geri sağa geri sola geri sağa geri sola dönüyorum. Sabah oluyor.

Aşırı yiyorum kilo alıyorum ama çare olmuyor.

Minör depresyon tanısı koyabilirim kendime biraz zorlarsam.

Bundan on altı yıl önce birisi bana sende negatif bir enerji var demişti. Bu on altı yıl boyunca bundan kurtulmaya çalıştım başaramadım. Ama geçen hafta nedenini buldum bu negatif enerjinin. Ben çünkü içimi dışıma döküyorum. Bazen az mutlu bazen sakin bazen enerjisi az olsam da bunu hemen dışarı kusup yansıtıyorum. Böylece içimdeki dalgalanmalardan dışım da dalgalanıyor.

Bundan tam on dört yıl önce hala çok sevdiğim bir arkadaşım ruhum fırtınaya yakalandı çalkalanıyor demişti. Ne zaman durulacak demiştim. Bilmemişti. Benim de çalkalanıyor. Ne zaman durulacak diye, bundan tam dokuz yıl önce, gerçekten depresyondayken çare mi ki diye gittiğim bir psikiyatriste sormuştum. O da 35 yaşında durulursun demişti. Niye demiştim. Oğlak burçları 35 yaşına kadar çalkalanırmış. Psikiyatrist de oğlak burcuymuş. Ben seni hasta olarak kabul edemem çünkü eğer bir doktorun olursa kendini hasta sanırsın iyileşemezsin demişti.
Ben de kendimi iyileştirecek enerjinin içimde saklı olduğunu biliyordum aslında. Nasıl açığa çıkaracağımı bilmiyordum sadece. Bu yüzden meditasyon yapmaya başlamıştım.
ÇOK İŞE YARAMIŞTI. Hayatımda attığım en önemli adımdı. (Şimdi yapamıyorum neden?) Geçmişti. Yine ben olmuştum. Pozitif olmuştum. Güçlü olmuştum. Güzelleşmiştim. Kendime güvenim geri gelmişti.
Şimdi yapamıyorum. O zaman 24 yaşındaydım. Şimdi yaşlandım mı?

Ben haksızlıklardan korkarım çok. Babam hasta olunca çok büyük bir haksızlığa uğradığımı düşündüm (hayat neden adil olsun ki?). Asıl haksızlığı ben yapıyordum aslında çünkü gerçekte haksızlığa uğrayan babamın ta kendisiydi. Hastalığını bile söylemedik ona. Peki asıl o hasta olup asıl o gencecik yaşta öldüyse, ben neden hala haksızlığa uğradığımı ve babamın niye erkenden öldüğünü anlamadığımı sorup duruyorum kendi kendime? Babam öldüğünden beri düzelemedim ben. Kötü şeyler benim başıma gelmemişti o güne kadar. Galata köprüsünden son geçişinde, hani yine bayramdı ya baba, bir daha buraları görebilecek miyim diye sorduğunda, tabii ki, buraya gelip balık tutacağız iyileşince demiştik ya, asıl sana yaptığımız haksızlıktı işte, biz biliyorduk senin muhtemelen bir daha hiç balık tutamayacağını. İki yıl mı oldu baba, ne çabuk geçti di mi, bak Damla içimdeydi, şimdi kocaman oldu, yakında abla olacak, oradan bizi görüyor musun baba?

Hayat neden bence haksızlıklarla dolu? (Kimse, herşeyin var, nankörlük etme demesin, evet ÇOK ŞÜKÜR herşeyim var, sağlığım, ailem, güzel bir işim, maaşım... Evet var çok şükür. Ne yapayım, hormonlarım izin vermiyor belki de içimdeki negatif enerji izin vermiyor, ah ne hoş laylay lom evim işim ailem ne mutluyum diyemiyorum). Kimse sinirlenmesin lütfen artık.. Hep başkaları sinirli. Hep başkaları kızıyor bana, yaptıklarıma ya da yapamadıklarıma. Annem, kocam, arkadaşlarım. Herkes kızıyor.

Hiç tam sevdiğim insan yok arkadaşlarım dediklerim arasında.. Bu da mı benden? Bakıyorum da, tam birini tam seviyorken, bir bakıyorum, o beni tam sevmiyor! Oysa benim de ihtiyacım var, ben seni ne yaparsan yap seviyorum, enerjini de boşver, kabullenme böyle birşey işte diyen yok. Gel boşver asma suratını hepsi geçer diyen. Herkes, suratını asman bitince gel bana, mutlu gel, böyle üzgün gelme diyor. Bir Gamze bir de Taschi bana katlanırdı her halimle sanırım, biri bin biri üçbin kilometre uzakta. Benim bana her halimle katlanabilecek dostlara ihtiyacım var, yoksa hallerimi üzerimden atıp geri gelemiyorum. Ben artık mutlu olamıyorum. Haftanın beş günü enerjim dipte, iki günü bile güler yüzlü olamıyorum. Güler yüz. Gülümseyemiyorum. Hiç kimseye. Hiç birine. Aynaya da. Makyaj yapamıyorum. Üstümü doğru dürüst giyemiyorum. Fatoş, nerdesin, bu Amerika ne kadar uzak, gel bana gülümsemeyi hatırlat. Senin de baban hastaydı, ama sen benim mutsuz görünmeye hakkım yok, benim kendi sorunum bu deyip yine gülümserdin bize. Fatoş ben babam öldüğünden beri hiç gülümsemedim biliyor musun? Ama ağlıyorum hemen hemen her gün. Fatoş beni duyabilsen keşke.

Ben gülümsemeyi unuttum.

Bakıcılarla ilgili açıklama

Benim daha önce hiç bakıcı deneyimim olmadı (şükür)
Hastaneden uzmanlarım Yasemin abla ve Esra abla'nın ve çalışma arkadaşım Fatma'nın bakıcılarıyla olan deneyimlerini dinlemiş ve anlatmıştım.

25 Kasım 2008

Kendiliğinden geçen rutubet sorunu, bakıcımız Fatma hanım, önyargılar - yargılar ve ıspanaklı pide


Bakınız: Kızım pamuk helvam ipek kokulum.

Bizim rutubet sorunu ve küf kokusu, beni inim inim inlettikten ve bir hafta kadar ağlattıktan sonra (ki birdenbire ortaya çımıştı), Damla'nın yatağını çalışma odasına taşıdıktan, odasındaki herşeyi yıkayıp elden geçirdikten ve bol bol havalandırdıktan sonra..
birdenbire...
kaloriferlerin geçen seneki gibi harıl ve harıl yanmasıyla..
bir günde
geldiği gibi gitti.
Beni şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleyerek.
Hatta o kadar geçti ki rutubet kokusu haftasonuna kadar geri gelmezse kızımın odasını tekrar eski haline taşımayı düşünüyorum. Hadi bakalım.
Sonra... artık bir bakıcımız var. Herkesten, heryerden dinlediğim korkunç bakıcı hikayelerinden ödüm kopa kopa, yavaştan yavaştan arayışlarımız sürerken.. Annem gerçekten çok yoruldu, fiziksel yorgunluğu bir yana, sürekli bize, Damla'ya ve bizim eve bağımlı yaşamaktan artık dengelerini bozmaya başladı diye bir çözüm ararken... Eve ve bize bakacak bir yardımcı için üç beş hanım denemiş ve yanılmışken... Damla hanımı yuvaya mı versek diye düşünürken..
Allah bize Fatma hanımı yolladı. Sanırım Allah yolladı.
Önyargılarım (bakınız bakıcı anıları, Yasemin abla, eve erkek alan, Esra abla, bir gün önce gelip başka iş buldum yarın yokum diyen, Fatma, her ay daha yüksek maaşa iş buldum diyerek maaşını bir buçuk milyara kadar artıran, vs, vs.....) ve yargılarım (Fatma hanımın önceki çalıştığı arkadaşımın anlattıkları) arasında kıvranırken, ay ne uzun cümle oldu, iki gün önce işe başladı.
Son yargılarım:
1. Ispanaklı börek istedi canım, pide yapmış, bildiğin hazır pide, hazır aldı sandım, nefis olmuş,
2. Güler yüzlü,
3. İki hafta sonra buraya olumsuz ve ağlak bir yazı yazmaktan çok korkarak bunları yazıyorum,
4. Herşeyin hayırlısı, belki de gerçekten onu Allah göndermiştir ve herşey hakkaten çok güzel olacaktır,
5. Damla hanımla çok çabuk kaynaştı ve iyi anlaşıyor görünüyor,
6. Öyle olmasa annem resim kursuna dönmekten bahsetmezdi çünkü torununu kimseye emanet edemez o kolay kolay.

20 Kasım 2008

Rutubet ve benim delirmem

arasında çok sıkı bir ilişki var..
Hani oynatmaya az kaldı durumu!!!
Evimizi rutubet bastı.. Bu kadar ani nasıl oldu anlamadım. Hani zemin kat, biraz olur rutubet, kapris yapmayayım, sus be kadın durumu değil.. Bir anda, yere temas eden eşyalar küflenmeye başladı (yatak altı saklama kutusu gibi mesela) hatta gardrobun üzerine koyuverdiğim yastık, yatağın arkasına düşmüş oyuncak gibi... Çıldırmamak elde değil. Küf diyorum ayol bildiğin küf.. Kızımın odasına girilmiyor rutubetten...
Taşınmaya karar verdik bir anda, üst katta dört aydır boş olan daire iki gün önce tutulmuş. Şansa bak!! Uzağa gidemem, ev arayamam, uf masraf vs... Ev sahibini aradım imdaaaat diye, apartmanın alttan giden borularında kırık vardır dedi zira rutubet belli bir hat üzerinde ve bazı duvarlarda, dış cephede değil. Yöneticiyle konuşun baktırsın dedi.. Yöneticiye gittim kadın demesin mi bugün yönetimi devrediyorum!! Şansa bak, yeni yönetici kimdir, ilgilenir mi.. Bakalım dürtecez hergün boruları kontrol ettirsinler diye..
İşte böyle.
Rutubet = allerjik solunum yolu hastalıkları, astım (Allah korusun). Bil de çıldırma yahu.

16 Kasım 2008

Buralarda yokken...

1. Grip nasıl canavarlaşıp başka birşeye dönebilir, kendinden geçip, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonluğundan başka şeylere döner bunu öğrendim..
2. Allah dermansız dert vermesin kimseye, bu doktorlar muhterem insanlarmış bence, doğru ilaçlarla nalet bir öksürüğün şıppadanak nasıl kesilebileceğini öğrendim.
3. Mucizelerin var olduğunu öğrendim
4. Arayanlarım soranlarım hastalandığımdan dolayı merak edenlerim olduğunu öğrendim, sevindim.
5. Music Together deneme dersine gittik kızımla, eğlendik..
6. Yapıncak'ı iyi gördüm sevindim..
7. Pınar'la tanıştım, kısa sürede, çok sevdim..
8. Nalet asık suratlı bir anne olarak oyun grubuna gittim Ayça'yla Şebnem'i kızdırdım, ama söz verdim geçicek.
9. Saçlarım ne çok beyazlamış, gidip boyatamadım.
10. Sevgilim müdürlük sınavında şu an, geçen günlerde boool stresli dersli, çalışmalı acılı :) anlar yaşadık, inşallah iyi bir şekilde sonuçlanacak
11. Minik kalbimin dili iyice çözüldü, annesi gibi geveze oldu, bazen öyle şeyler söylüyor ki, oha falan oluyorum. Sabah sarılmış sırtını tıpışlarken biraz fazla mıncırdım herhalde, "tıpış istemiyooom" dedi mesela :)
12. Gerçekten Tracy doğru söylüyormuş, bu veletler aslında küçük birer insan, meleğim konuşmaya başladıkça anlıyorum ki, aslında HERŞEYİ anlıyor, HERŞEYİ düşünüyor ve HERŞEYİ hissediyorlar....
13. Ona göre yani, bu bebişlere bebiş gibi değil birey gibi davranmak konusunda çok iyi birşey yapmışız sanırım.

9 Kasım 2008

Güncelleme

Hala iyileşmedim. Beter oldum beter!!
Üst solunum yollarım kendini iyice bıraktı enfeksiyon aşağıya doğru ilerliyor

Öksürük balgam en yakın arkadaşım

Acıyın bana acıyın!!

Şimdi de nöbete gidicem ühü ühüüü

6 Kasım 2008

Rapor

Hastalık nedeniyle kapalıyız.
Bkz: Kendime internete girmeme raporu verdim hahaha

2 Kasım 2008

Annem

olmasa ben ne yapardım?
İyi ki var.
İyi ki doğmuş.
İyi ki varsın annemmmm

Korkularımızla yüzleşmek

Benim en temel korkum şu an sanırım başaramama korkusu.
Beni esir alabiliyor zaman zaman.
Sevgilim "ne var bunda başaramayacak" deyince geçiyor.

Ben hep başaracağıma inandım genelde de istediğim şeyleri başardım.
Ama artık yaşlandığımı, geç kaldığımı, hayatın kontrolünü elimden kaçırdığımı düşünüyorum içten içe galiba.

Bilinçaltım da mı yaşlandı?

29 Ekim 2008

Hayatta mucizeler var.....


Hayatta mucizeler var...

Mucize bebekler... gerçek.. Benim minik kalbim gibi.. Elle tutulur.. Gözle görülürler. Gerçekler.
Bizim Hedike'nin ikizleri de gerçek...
Göbek kordonlarını kestim.. Kucağımda tuttum. Öptüm kokladım.
Evet varlar.
Hayatta mucizeler var.

Erkek edilgen toplum..

Not: Bu postu bloglar kapatılmadan önce, o gün yaşadığım bir olay üzerine yazmıştım...
Konuya ilgim biraz dağıldı ama buraya not düşmek için yayınlıyorum.


Hayatta büyük konuşmamak lazımmış..
Duyduğumuz ya da okuduğumuz bazı şeyler, bir kulağımızdan girip diğerinden çıkar.. Taa ki başımıza gelene kadar.. Geçen günkü ev kazaları postumda da bahsetmiştim.. Bizim başımıza geleceğine pek ihtimal vermeyiz bir çok şeyin..

Mesela, iş hayatında erkek olmanın önemi.. Gerek ve yeterliliği..
Hep düşünmüşümdür ki (ki feminist falan değilim –sadece öyle yetiştirilmediğim için bu ayrım bana saçma gelmiştir hep)… biz de erkeklerle aynı okullarda okuyoruz, aynı sınavları kazanıp aynı badirelerden geçiyoruz… Hepimiz aynı ülke vatandaşı bireyleriz.. Neden erkek kadın ayrımı olsun ki!

Erkek kardeşim de yoktu benim ve babam hepimizi de, siz kızsınız bir adım geri durun demeksizin, siz başarabilirsiniz, kendi ayaklarınızın üzerinde durabilirsiniz, yapabilirsiniz diye yetiştirdiğinden belki de, ben hiçbir zaman erkek olmadığım için eksilmedim, yüksünmedim.
Kadın olduğum için kendimi ikinci sınıf hissetmedim..

Oysa şimdi, iş hayatına girince.. Aslında herşeyin o kadar da masum olmadığını görüyorum. Erkeklerin birbirini ne kadar kayırdığını ve bunun masum nedenlerle olmadığını da..

Bizim işimizde bir miktar da kadınların seçilmesinin, aranmasının, iş ilanlarında kadın kadın doğumculara rağbet olmasının, erkeklerin piyasada sayıca da az olmasının yarattığı bir şey olabilir.

Onu bunu bilmem de, ihtisas yaparken bazı şeylerin bize değil de erkeklere özellikle öğretilmeye çalışıldığı, bazı vakalarda onların özellikle tercih edildiği, özeldeki ameliyatlara asistansa erkek asistanların götürüldüğü, kaynakların onlara getirildiği, kongrelere onların seçilerek götürüldüğü, yayın yaparken onlarla birlikte çalışılarak tercih edildiği vs.. vs.. gerçek.

Oysa ki, mademki erkekler daha güçlü, daha üstün, daha iyi, daha bişiy bişiy, neden sadece çalışıp eve para getirmekle yükümlüler de… biz madem “eksik etek”leriz, neden hem çocuk doğurmak gibi zopzor bir işi yapıp, hem eve bakmak yemek temizlik ütü yapmak hem de çalışıp para kazanmak zorundayız? Hangi erkek hem kariyer yapıp hem de birikmiş çamaşırlardan ya da yıkanmamış bulaşıklardan mutsuz oluyor ya da ütü yapamadım karımın gömlekleri buruşuk diye uykusuz kalıyor?

Peki o zaman neden sanki korunması kayırılması gereken erkeklermiş gibi, iş hayatında erkeklere öncelik tanınıyor?

23 Ekim 2008

Yeni babalara öğütler!!!

Önce taze baba fotoları....
Hayatımda tanıdığım en şefkatli taze baba..

Hayatımda tanıdığım en şirin taze baba..

Hayatımda tanıdığım en heyecanlı taze baba..

Hayatımda tanıdığım en yakışıklı taze baba..
Şimdi gelelim konuya:
Epeydir Tracy’nin kitaplarına gömülmüş durumdayım ve oku oku oku bitiremiyorum. Birçok bölümü Türkçeleştirmek ve blogda ya da oyun grubu web sitesinde paylaşmak istiyor, ancak bunun için kitapların üçünü de bitirip işaretlediğim bölümlere tekrar dönmek istiyordum. Ancak bu aşağıdakileri görünce bekleyemedim, hemen yazmak istedim.. Belki de bunları buradan hiçbir baba okumayacak ama burada duracaklar ve ben kısmetse jr’ı doğurabilirsem sevgilime okuyacağım hahaha

Doğum yapmamış ve tüm gününü yeni doğan bir bebekle geçirmeyen babalara öğütler*
(*Tracy Hogg – Secrets of The Baby Whisperer’dan kısaltılmıştır)

Sayın taze babalar
Bunları Yapın:

İşten bir hafta ya da daha fazla izin alın; eğer alamıyorsanız ve durumunuz uygunsa ev işlerini yapması için birini tutun
Çözüm önermeden dinleyin
Sevgiyle ve yorum yapmadan destek sunun
Yardımınızı istemediğini söylerse, hayır’ı cevap olarak kabul edin
İstemesine gerek bırakmadan, alışveriş, temizlik, süpürge yapın
“Kendim gibi hissetmiyorum” dediği zaman iyi bir sebebi olduğunu bilin

Bunları Yapmayın:
Duygusal ya da fiziksel problemlerini “düzeltmeye” çalışmayın
Onu yönetmeyin ya da aşağılamayın – bir ev köpeği gibi sırtını tıpışlayarak “Aferin” demeyin
Kendi evinizin mutfağına girip yüksek sesle birşeylerin nerde durduğunu sormayın
Karşısına geçip onu eleştirmeyin
Marketten arayıp, istediği herhangi birşeyin kalmadığını söyleyip onun yerine ne alacağınızı sormayın, kendiniz karar verin…………

22 Ekim 2008

Doktor olmak için 10 neden


Foto postla ilgili değil... Yaşama sevinci ile ilgili.

Bu postu yazmak ne zamandır aklımda vardı; neden yaptım ben bunu kendime, neden dr oldum diye sorup dururken bir bakayım nedenmiş demiştim....
(Bunlar bir cerrahi bölüm asistanı olarak benim deneyimlediğim ve yaşadığım şeyler, kendi uydurmalarım yani hehehe)

1. Kendine iyi bir yatak almana gerek yok, çünkü gecelerinin yarısında uyumak için bu yatağı değil hastanedeki bulduğun herhangi bir yeri – çekyat, hasta yatağı, sedye… kullanacağın için yatağa verdiğin para boşa gider.
2. Kuaför masrafı yok, saçını kırmızıya boyatmak istesen de boyatamazsın çünkü ameliyathane bonesinin altında saçın görünmez..
3. Makyaj yapmana da gerek yok.. Maske onu da saklar. Makyaj malzemesi masrafı da yok yani..
4. Yeni kıyafetler almana gerek yok. Sabah üstüne ne giyersen giy önlüğün altında görünmeyeceğinden bir süre sonra kot tişört çemberine girer ve çıkamazsın.
5. Çocuk yapmasan iyi olur (e bu da bişiy, böylece otomatikmen birçok dertten kurtuluyorsun). Mesela, çalışan bir annenin sabah işe gidip akşam gelmemesi açıklanabilir bebeğe ama haftada en az iki kez sabah gidip iki gün gelmemesi, gece evde olmaması çok zor açıklanabilir (sen git doğurttuğun bebeklerin annesi ol bizzat duyulmuş bir laftır)
6. Ev almana gerek kalmıyor çünkü pek gidemiyorsun.. Ama komşu alsan fena olmaz, çocuğuna bakar arada yemek falan yapar..
7. Haftasonları, bayramlarda, yılbaşında nöbetlerin olduğundan öyle seyahat, tatil, yok vizeydi, pasaporttu, tur ayarla, bilet bul gibi sorunların olmaz.
8. Kurban bayramında kurban masrafın yok çünkü nöbette olduğundan kurban kesemezsin.. Bir gün nöbet bir gün evde uyku, bir gün nöbet birgün uyku.. Bayram bitti zaten!
9. Büyük ekran televizyon, DVD player, müzik seti gibi masraflara girmezsin, evdeysen de dinlenme modunda olduğundan seyredip dinleyemeyeceksin zaten.
10. Telefon faturası az gelir, ya ameliyatta ya da uyuyor olursun zira, telefonla konuşmaya da vaktin olmaz.

Not 1: Berna, ÖDÜL için teşekkürler... Ben de blogumu okuyan herkese (kim olduklarını çoğunlukla hiiiiç bilmesem de) devrediyorum bu ödülü...

Not 2: Bugün bir hayat kurtardım. Tek başıma değil, iyi, işini seven, insanları seven, bir hayat için saniyelerin önemini bilen, kendi ve bebeğinin hayatı tehlikede bir anneyi titiz bir aceleyle 10 dakika içinde ameliyata hazır eden bir ekiple.. Bize çok geç ve nedensiz sevkedilmesi nedeniyle bebeği kurtaramadık. Yüksek dikkatle erken tanı ve yeterli acil müdahale ile anneyi kurtardık..
Farkında mısınız, bir hayat kurtardık, bizim işimiz ne güzel dedim...

Cevap: Hastanın kocası acilde hastayı muayene eden ve ameliyathaneye kadar eşlik eden, endişe eden, acele eden, strese giren, daha çabuk üst kata çıksın diye sedyeyi iten ellere yardım eden, cep telefonuyla ekibi arayarak daha çabuk alertness oluşturan doktoru dövdü.

Cevabın sorusu: Neden?