Buyrun, ben

Buyrun, ben

19 Ağustos 2009

Süperanneanne sen hasta olma


Sen hasta olursan biz ne yaparız?

Grip nezle bile olma.
Hele sakın mide kanaması geçireyim deme bir daha.
Bak Damla'ya söz verdim okuldan almaya gidicez senle.
Bi daha da sigara içme.

Bizi korkutma.
Sen hasta olursan biz ne yaparız?
Kırılırız dağılırız
Ağlarız, üzülürüz.
Süperanneanne
Sen süpersin
Süperkahramanlar hasta olur mu?

18 Ağustos 2009

İyi ki


Elimizdekilerin kıymetini hep kaybedince (mi) anlarız?

Ben de zaman zaman mutsuz oluyorum, zaman zaman yorgun, zaman zaman bezgin.. Zaman zaman küfrediyorum, hay Allah diyorum, ulan bu da olacak şey midir diyorum..

Kıymet verdiklerim tarafından kıymet verilmediğimi farkedip - öğrenip yıkılıyorum zaman zaman (neyse ki nadiren)...

Ama birşeyim var ki, kıymetini iyi biliyorum, 8 yıldır her an şükrediyorum var diye. O olmasaydı ben böyle olur muydum diye.

Bazen az mutlu, bazen çok mutlu ama var diye hep mutlu oluyorum. Hep maşallah diyorum.


Sekiz yıl dile kolay di mi?

Evet hem de çok kolay.

İki çocuk da dile çok kolay.

Bak aşkım, bu hayatta başıma gelenlere ya da bir türlü gelemeyenlere direniyorsam sayendedir. Biri son günlerde Chucky gibi dolaşan biri iki gündür kaka yapamayan şu an içeride ıkınmaktan uyuyamayan ama baktığımda dünyanın 8. ve 9. harikasını gördüğüm iki meleği yaptıysam sayende.

Ben bu yaşımda hala bu enerjide okuyorsam, büyüyorsam sayende.

Şu kooooskoca şehirde bu minicik hayatın içinde boğulmadan direniyorsam sayende.

Bak aşkım, seni bu kadar seviyorsam sayendedir.

İyi ki evlenmişiz, iyi ki varsın ve de iyi ki sensin. Bunu da herkes bilsin.

Ayrıca beni nasıl nasıl şaşırttın iki kere sevindim bunu da bilsin.

15 Ağustos 2009

Hoşçakalın gece uykularım

Biri tekrar gece altına yapmaya
biri de gece uyumamaya başladı..
Elveda gece uykularım....

Not: Nazar mı? Alttaki posttaki Dubrovnik paramparça oldu...
dubrovnik'e gideceklere duyurulur :)

13 Ağustos 2009

Yok ağlamıyorum..


Bugün ne doğum günün ne de ölüm yıldönümün...

Geçen gece rüyamda gördüm yine seni, aklımın kıyılarında geziniyorsun iki gündür. Bana bakan gözlerin aynen gözümün önünde ve yüzümde. Bu çatık kaşları senden almışım babam...
Fikrimde sürekli sen, erken giden bir sevgili gibi, bebeklerime her bakışımda sen.. İki bebeğim oldu, bir görseydin, birini bildin birini de oralarda haber aldın mı babam? Torunuyla parkta oynayan her dede gördüğümde bunu merak edip duruyorum - göremedi bari bilmiş midir torunları olduğunu?
Kardeşimin buzdolabında annemin salonunda seni her gördüğümde fena oluyorum babam, resmini hiçbiryere asmayışım bundan.. Hep aklımdasın ya, bir de gözümün önünde olunca o anlar o saatler o günler o hasta aylar, o hastaneye son gidişimiz, Begümün babam artık nefes almıyor deyişi, benim algılayamayışım, ne yani öldü mü diye soruşum, birbirini kovalıyor zihnimde, anlar uçuşuyor, her seferinde özenle katlayıp kenara koyduğum ve açıp açıp tekrar bakmaktan yorulduğum anılar kovalıyor birbirini... Bu yüzden bakamıyorum resimlerine... Bu yüzden koymadım bebeğime ismini...
Bak bu posta koymak için bir resim ararken Belgrad ormanında pikniğe gittiğimiz günün resimlerini buldum, saçların kaşların dökülmüş, onlardan birini koyamadım, yukarıdakini de o gün çekmişiz, yanlışlıkla muhtemelen, senin o hasta halinin resmindense benim kafamın karışıklığını gösteren bu resmi koydum...
Yok yok ağlamıyorum, ağlamıyorum, sadece seni düşündükçe kötü oluyorum..
Seni çok özledim be babam.

12 Ağustos 2009

Buzdolabımın kapağı


Bu sadece üst kapak... En kıymetli parçalarımın yer aldığı kısım. Seviyorum ne yapayım.. Oraya yeni bir magnet yapıştırdığımda, en az (abartmıyorum en az) bankadaki kasaya bir altın bilezik koymuş kadar ya da derin dondurucuya bir poşet daha anne sütü koyabilmiş kadar seviniyorum.
Sürekli buzdolabımın kapağını seyrediyorum.
Bu yerlerin çoğuna ben gitmedim, bizim ikizanası Neslihan gitti. O kendine değil bana alıyor gittiği yerlerden magnetleri (hatta bu yaz tatilinden getirdiklerini verirken -benim koleksiyonum sizin evde- dedi :))
Bu yerlerin tümüne gittiğimi hayal ediyorum.
Aklıma gelenlerin doğum yerlerini yazayım:
Amsterdam Berlin Stuttgart Paris Londra Güney Afrika Rodos Santorini Prag Danimarka Motreal Washington Tayland Mısır Roma Pisa Venedik Münih Hırvatistan Floransa Algarve Stockholm St Petersburg Moskova Safranbolu Giresun Bodrum Kapadokya Antalya Kdz Ereğli Alaçatı Alanya İstanbul Fethiye Şarköy Ölüdeniz Amasra Kümbet Altınoluk Akçay...
Aa... o kadar da çok değilmiş... :(
Yani kısacası beni mutlu etmek ve çıktığınız seyahate olan kıskançlığımı azaltmak çok basit: Alırsınız gittiğiniz yerden bir magnet, o kadar....

11 Ağustos 2009

Böyle güne böyle final

Bu yazıya birkaç başlık buldum hiçbirinde karar veremedim.
Buyrun bakın:
"Şaka mı bu"
"Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır"
"Her şerde bir hayır vardır"
"Beş dakkada değişir bütün işler"

Başlıklar çeşitlendirilebilir...

Ben şöyle bir bugünü özetleyeyim ve uykuya gideyim..
Sabah bir iş için güle oynaya hastaneye gidiyorum (kendi çalıştığım). Hani doğum iznindeyim ya, stres yok, hastaneyi görünce sinirlerim oynamıyor, herşey şahane.. Ayrıca öğlen saatine denk getirdim ki, özlediğim ve sevdiğim birkaç arkadaşımla yemek falan yiyeceğiz...

Bir şey sormak için birini arıyor ve İHTİSAS BİTİRME TEZİM İÇİN YAKLAŞIK BİR YILDA TOPLADIĞIM VE BU HAFTA ANALİZİNİ YAPTIRMAYI PLANLADIĞIM 80 KADAR HASTANIN KANLARININ YANLIŞLIKLA ÇÖPE ATILDIĞINI ve atan kişinin bile bunun farkında olmadığını öğreniyorum (Büyük harfle yazdım ki bakalım hissettiğim hissiyatı verebilecek mi diye ama vermedi). Önce uzun süre inanmıyorum, bunun şaka olduğunu sanıyorum. Ne zaman gerçek olduğu dank ediyor, şokun ardından ağlıyor ağlıyorum.... Ağlamanın giden kanları geri getirmeyeceğini farkettiğimde susuyor ve üstüne bir bardak soğuk su içiyorum (hakkaten içtim).

Bu ne demek: Artık bir bitirme tezim yok... Doğum izni bitince kalan 2 aylık süremde yeniden yapma şansım da yok - yetişmez - 2 ayım kaldı çünkü. Benim ve büyük bir ekibin gerçekten çok çok emeği boşa gitti -en üzücüsü emeklerin çöpe gitmesi-- Hocam yetiştiremezsin asistanlığını uzatalım dedi -onun için hava hoş nasılsa elemana ihtiyaçları var -

Ben de kendime acıyıp durdum bütün gün. 2 çocukla tez mi yazacağım işe gittiğim dönemde sınava mı hazırlanacağım çocuklarımla mı ilgileneceğim.
Burada bir oooof çekiyorum karşıki dağlar duydunuz mu?

Of çekmenin de işe yaramadığını anlayıp susuyorum. Önümüze bakalım. Bütün koskoca çalışmayı baştan yapacağız. Bu noktada beni ancak klinik araştırma şeklinde bir tez yazanlar anlar diyor ve konuyu değiştiriyorum.

Bu güzel gün, Damla hanımın uyku saatinde zıvanadan çıkıp, yanıma yat anne diye ağlamaya başlaması, yaklaşık bir saat sebepsiz -koluna yatıcam anne ühüüü ühüüü gibi- bağırması, benim yorgunluktan onun yanında uyuyakalmam ve onu çişe götürememem, böylece altına kaçırması ve benim de gece 12de çiş gölü içinde kızımın yatağında uyanmamla sona eriyor.

Buyrun burdan yakın.

7 Ağustos 2009

YORUM

Yiyorum: Ne bulursam
Alıyorum: Kilo
Kaçıyorum: Aynalardan
Korkuyorum: Sütümü kaybetmekten
İçiyorum: Günde en az 6 litre sıvı, su-hoşaf - vita malt- still tee - rezene+ıhlamur çayı - süt ve daha sıvı ne bulursam
Okuyorum: Habire çocuk bakımı kitapları bir de Lance Armstrong'un kitabı
Yazıyorum: Aklıma esen herşeyi bloğuma
Kıskanıyorum: Seyahat edebilenleri
Özlüyorum: Görmediğim her an bebeklerimi
Seviyorum: Onları sanırım kendimden daha çok
İstiyorum: Bir an evvel kendi evimi
Bekliyorum: Bodruma taşınacağımız günü
Üzülüyorum: Hiç bir hobim olmadığı için
Planlıyorum: Vitray yapmayı
Bilmiyorum: Malzemeleri nerden alacağımı
Hayal ediyorum: İstediğimiz gibi bir ev yapabilecek ve seyahat edebilecek kadar para kazanmayı
Bitiriyorum: YORUMlarımı yazmayı zira bunun sonu yok :)

5 Ağustos 2009

Bernoşum

Arkadaş, bence, aylarca -bazen yıllarca- konuşamasan da, sesini duyduğun an sanki dün konuşmuşsun gibi hissetmendir.
Aylar sonra, iki yabancı gibi değil, dün ayrılmış gibi günlük konulardan, zaten bildiğiniz hayatlarından, onun bildiğini bildiğin kendi hayatından bahsedebilmendir.
Seni ilk kez buluşumun üzerinden 12 yıl mı geçti ne (hatırlatmak istemem aslında o günü hiç), ne kadar da çok zaman olmuş. En çok da Fatoş'un evindeki kudurukluklarımızı hatırlayıp gülümsüyorum seni düşününce. Bir de, göl kıyısında, Fatoş'un arabasında, senin bir konserinden çıkışta, ellerimizde sıcak çukulatalarla senin o büyülü sesinden (şimdi adını hatırlayamadığım ama dinlemeyi çok sevdiğim) o şahane şarkıyı dinleyip ağladığımız, senin kostümüne kakao döktüğümüz, sonra da dakikalarca güldüğümüz o geceyi hatırlıyor musun?

Sesini duyunca dün, öyle benden bir sesti ki, sanki hergün telefonumda, her saat yanımda. 1000 kilometre uzağımda değil de, aynı şehirde iş güç kaygısından görüşemiyoruz gibi...

Benzer hayatlar değil mi zaten bizimkisi, benimki Aksaray seninki Elazığ'da saçma başlayan ama güzel devam eden hikayeler, benzer kaygılar sonrası evlilik, benzer sahip oluşlar, kucaklayışlar minik kalplerimizi...

Sen evet "bir arkadaşım"sın Bernoşum, ama biliyor musun, artık başka arkadaşlar edinmeye çekinir korkar oldum ben, benim buralarda en büyük derdim de, uzakta olmak arkadaşlarıma, yıllar içinde süzgeçten geçerek elenen, güçlükle biriktirdiğim... Geçmişteki kadar güven taşımadığımdan mı içimde yeni insanlara karşı, yoksa onlar bana güvenmediğinden mi? Kimseye anlatamam sanki artık sana anlattıklarımı, kimseden dinleyemem senden dinlediklerimi. Artık kimseyle biriktiremem 12 yılı, istesem de onlar benimle biriktirir mi bunca yaştan sonra, ya da zaman yeter mi?

Ah Bernoşum, ben seni bu ay buraya beklerken, İstanbul'a, meğer bloğumda bulacakmışım.
Meğer bunları yazarken geçmişe flashback'lerle gidip farkedecekmişim de, ah be Bernoşum ne kadar özlemişim seni.. dostluğunu... Güzel sesini dinlemeyi.. güzel güzel gülmeni..
Ben de duygusalım bu aralar.. Düşündüm de, özlemişim.

Kızıma mektup

Minik kalbim, kınalı kuzum...
Nasıl da büyüdün.. Abla oldun, kocaman bir birey oldun.. Daha dün "anne" dedin diye sevinmiyor muydum ben, bugün bak beni telefonla arayıp konuşuyorsun.. Ne zaman bir iki gün ayrı kalsak daha bir büyümüş geliyorsun bana. Sanki daha düzgün cümleler kurup, daha anlaşılır konuşuyorsun. Her yeni kelimeni, cümleni kaydedeyim, kasete kameraya alayım diyorum, ihmal ediyorum.. İleride bebek kelimelerini bebek cümlelerini hatırlamak istediğimde ne yapacağım?
Ah güzel kızım, beni arayıp, "anneciğim çok özledim ben sizi", "ben bugün otobüsle eve geliyorum" diyorsun ya, beni ağlatıyorsun annecim. Biz de seni çok özledik, çok çok, bak burnumun direği sızlıyor, gözlerim doluyor seni düşündükçe.
Şu an yoldasın, ilk uzun otobüs yolculuğunu yapıyorsun anneannenle. İnşallah uyuyorsundur. Anneannen aradığında "kulaklıkla müzik dinliyordun".. Nasıl da büyüyorsun benim minicik kalbim...
Neden bu kadar çok özledim seni? Gerçekten bilmiyorum. Bugün bir arkadaşım aradı, googledan tesadüf benim bloğumu bulmuş ve eski sayfaları okumuş, okudukça ağlamış.. Ben de şöyle bir göz gezdirdim de, senin haberini ilk aldığımız günü hatırladım. Önce boş gebelik demişlerdi, ertesi günkü kontrol usg.de minik kalbinin pıt pıt pıt attığını duyunca nasıl da hıçkıra hıçkıra ağlamıştım sevinçten.. İnsan hüzünlenince nedense, eski hüzünlerini sevinçlerini hatırlayıp tekrar yaşamak istiyor galiba.
Miniğim benim, şimdi büyüdün de abla mı oldun sen?
Bugün telefonda konuşurken, eniştem seni kızdırmak için "gitme sen bizle kal, biz seni çok özleriz sonra" dediğinde, ona "ama dedee Tuna beni çok özlemiş, eve gitmem lazım" deyişin yok muydu, sanki koccamaan bir kız gibiydi. Oysa sen kendin iki buçuk olmadın daha. Sen daha benim minik bebeğim minik kalbimsin.
Şu anda yoldasınız, sağlıcakla gelin emi benim canlarım, bak her gece 10 olmadan uyuyan beni uyku tutmadı heyecandan, yarın oldu ben hala bekliyorum. Galiba sabaha kadar uyuyamayacağım. Allah'ım nasıl bir duygu bu, boğazım yanıyor özlemden. Şunun şurasında 10 gün oldu görüşmeyeli.
Çok mu abartıyorum acaba? Acaba bu yüzden mi sütüm azaldı? Bilmiyorum.....
Allah'ım sağ salim kavuştur bizi.

4 Ağustos 2009

Panik...

...halindeyim...
Süt üretemiyorum..
...çok korkuyorum...

2 Ağustos 2009

Tatilde kolik ağlamaları ile nasıl başetmeli?

Bizim gibi gazlı ve kolikli bebeği olan birçok arkadaşımın aylarca evinden dışarı çıkmadığını biliyorum. Ama ben buna da karşıyım.. Çünkü koliği var diye evde yaşamaya alıştırılan bir bebeği büyüdükçe yaşama adapte etmek, dışarı çıkmaya alıştırmak, restorana, alışveriş merkezine götürmek daha da zorlaşıyor. Böylece siz de otomatik olarak hayatın kıyısında kalıyorsunuz.
Biz tatilde kolik için, evde ne yapıyorsak onu yapıyoruz. Evdeki düzenimizi tatilde de kurmaya çalışıyorum… Fön sesimiz, pışş pışş cdmiz, kundaklarımız, emziklerimiz yanımızda olacak. Bunlar işe yaramazsa, Tuna’yı slinge koyup, ağzına da emziği verip yürüyüşe çıkıyorum. Slingde anne sıcaklığı, benim kalp seslerim, yürüyüş ritmi, emzik – emme refleksi, formülünün işe yaramadığı olmadı… Tek endişem buna alışması çünkü sırt ağrılarım uzun süre Tuna’yı taşımama izin vermiyor. Kolik dönemi geçinceye kadar idare edeceğiz artık.

Bu arada gaz sancısı için bitkisel şurupları ya da damlaları içirmeye devam ediyorum. Şimdiye kadar kullandıklarım: Nurse Harvey's, Babuline, Neo Baby, Zinco damla.. Şu an Nurse ile Zincoyu aynı anda veriyorum. İşe yarıyor mu: Bilmem ama denemekten vazgeçemeyeceğim. Bunların tümü bitki şurubu, tarım bakanlığı ruhsatlı. Bir de Şebnem'in gönderdiği, sütü sindirmeye yarayan enzim olan laktaz içeren damlamız var. Bu sanırım Türkiye'de yok.. bitince bir şekilde İngiltere'den getirteceğim sanırım, çünkü en çok işe yaradığını hissettiğim bu oldu. Gerekirse atlar giderim Londra'ya alıp gelirim, yeter ki bebeğim sancı çekmesin. :)

31 Temmuz 2009

Ah be kızım

Ne vardı anneanneye gecenin bir vakti beni aratıp "ben sizi çok özledim.. ben de sizin yanınıza gelebilir miyim?" diyecek..
Ah be kızım..
Bende bütün hatlar karıştı şimdi. Şöyle bir iki saatlik yerde değilsin ki uçup gelip alayım seni..
Sen iki yaşında değil misin annecim, farketmezdin hani anneannenin yanında bizim yokluğumuzu?
Ah be kızım.. Dağıttın beni akşam akşam. Ne yapacağım ben şimdi?

Allah cezanı versin- her kimsen

Kişiliği gelişmemiş, sosyal fobili, hayattan istediği şeyleri elde edememiş, elde ettiklerini de elinde tutamamış biri olduğunu zannediyorum.
Burada yıllardan beri yazarak, emek vererek, sayfalarca yazı okuyarak birbirimizin dünyasına girdik.. Bir sürü arkadaş edindik, bir sürüsünü tanıdık... 30lu yaşlarda arkadaş edinmek artık imkansız, bu yaştan sonra zor.. derken... bu bloglar sayesinde birbirimizi tanıdık... Zor günlerimizde birlikte ağladık.. Kış demedik yağmur demedik görüştük tanıştık.. Sevinçli günlerimizde birlikte sevindik.. Kimimizin bebeği oldu, hediyeler geldi kargolardan açarken ağladık... (Şebnem, ne kadar teşekkür ederim bilemezsin.... Eğer dün geceyi koliksiz geçirmemizin nedeni yolladığın damla ise daha ne kadar teşekkür edeceğimi ben bile bilemiyorum :)) Birbirimizi okurken sevinç - hüzün gözyaşlarımıza hakim olamadığımız çok oldu..
Bir sürü insan biriktirdik, yazan, yazmayı seven ve okuyan bu bloglar sayesinde.
Ama sen ne yaptın? Sugibi'nin yeniyetme bir genç olduğunu tahmin ettiği kişiliksiz arkadaşım, oturup bilgisayarının başına bütün gün, insanların hayatlarını ortaya döktüğü bu sayfaları kirletmeye uğraşıyorsun.. Bu bana 2 yaşındaki minik kızımın ilgi çekmek için yaptığı tabağını dökmek bardağını kırmak gibi manasız çocuklukları hatırlatıyor.
Kalk çık evden dolaş.. Taksim'e git, hayatın içine gir, yaşıtlarınla uğraş.
Ben yorgunum.
Seninle kaybedecek vaktim yok.
Bana oturup yaptığın saçma yorumları silmekle vakit kaybettirme.
Ben inatçıyım. Oğlak burcuyum. Direnirim. Hatta abim avukat olduğundan üşenmem mahkemeye de veririm seni. Bu yorumları yazdığın bilgisayarların IP numaraları onda mevcut.
Bak bu oyun değil. Çık git bloğumdan.
Seninle harcadığım vakitte kızımı ne kadar özlediğimi yazacaktım oysa.
git kimsen istenmediğin yerde durma.

30 Temmuz 2009

Çalışan makine tamir edilir mi

Bkz. Uyuyan bebeğin ağzından emzik alınır mı
Bkz. Daha önce yaptın uyanacağını biliyorsun, aynı boku neden tekrar yiyorsun
Bkz. Sinir krizi geçiren bebek
Bkz. Tracy der ki "Nazlı bebekler uykuya çok hassastır kolayca meltdown yaşarlar"
Sonuç: Özür dilerim oğlum eşeklik ettim şimdi de seni sakinleştiremiyorum ağlıycam yahu

29 Temmuz 2009

2 bebekle tatil günlüğü Bölüm 2: Bebekle tatil için ipuçları

İki bebekle tatile gitmek için işinize yarayabilecek bilgiler:
1. Nereye gitmeli: Tatil köyü otel motel pansiyon 40 günlük bebek için zor. En iyisi varsa kendinizin ya da anne – teyze – halanızın yazlığına gitmek. Nedeni, evinizin sağladığı güven ortamını bebeklere sunabilmek. Çevrenizde size destek olacak büyüklerinizin olması, istediğiniz yemekleri pişirebilmeniz ve ihtiyaç malzemelerini temin edebilmeniz önemli.

2. Neler götürmeli: Her iki bebeğin yaşına göre değişir. Benimkilerin ikisi de üç yaşın alında olduğundan ilaçlar, havlu, termometre, şampuan sabun gibi bebek malzemeleri ortaktı. Ateş düşürücü, burun damlası ve Tuna’nın halen kullandığımız ilaçları dışında ilaç almadım, burada Damla’nın geçen yıldan kalan alerji ilaçları var ve yakında şehir merkezi ve birçok eczane de var. Bebek telsizimi aldım ve oldukça da sık kullandım. Biz terasta otururken bebeği içeride uyutunca mesela… Kıyafet konusunda abartmamakta yarar var, ne de olsa mecburen sıkça çamaşır yıkanıyor (bu sefer yıkamayayım diyordum ama battaniye, kundak bezi gibi hayati şeyler kirlenince mecbur yıkanıyor.. bu da evi otele tercih etmemizde etken). Mama sandalyemizden asla ayrılamazdık…Bu sefer her iki bebeğe de yatak götürmedim, Damla hanım artık park yatak yerine normal yatakta yatabiliyor, Tuna’yı da bebek arabasının yatak şekline dönüşebilen üst kısmında uyuttum. Damla hanıma bol bol mayo ve sudan çıkınca giymesi için plaj bornozu aldım. Ayakkabı götürmedim, kendime terlik, Damla’ya da Crocs ve suda giymesi için aldığım çakma crocsları getirdim. Sinek ilacı, güneş kremi, diş fırçası vs kişisel ihtiyaç listesini herkes kendilerine göre hazırlayabilir.

3. Ne kadar süreyle: Bunu ben de bilmeyerek gittik. Damla hanımın ihtiyacına ve benim dayanma kapasiteme göre bir ya da iki hafta olarak değişecekti… Sonuç: Biz bir hafta dayanabildik, Damla hanım hala orda.

4. Yöre olarak nereye: Akdeniz bu mevsimde bebekler için oldukça sıcak. Kumsalı olan, denizi temiz olan ve Türkiye’nin en temiz havasına sahip olan Altınoluk Edremit Ayvalık tarafları bence çok uygun.

5. Bebekle tatilden ne beklemeliyiz: Bence – ki oldukça cesur bir anneyimdir ve bebeklerimi heryere götürme, çocuğum var diye hayattan geri kalmama taraftarıyımdır- bebekle tatilden çok şey beklememek gerek. Önce beklentimizi netleştirelim: Bol güneş, deniz, sınırsızca yüzme, geceleri disko bar arayan biriyseniz başka zamana bırakın derim. Açıkçası benim beklentim kızımın deniz ve kumdan maksimum faydalanması, benimse temiz hava ve bahçeli bir evde İstanbul’un stresinden uzaklaşıp kafa dinlememdi. Bu anlamda gayet iyi gitti diyebilirim. Hatta fırsat buldukça, bebeği uyutup evdekilere emanet ederek bir iki kez denize bile gidebildim. Ama henüz kırk günlük bir bebekle tüm günü plajda güneşin altında geçirmek ya da gece geç saatlere kadar keyif yapmak hayalcilik olurdu. Hele de bir melek bebek ya da kitap bebek yerine Tuna gibi nazlı bebeğiniz varsa (bkz Tracy Hogg). Bu nedenle annem ve teyzem Damla ile plaja giderken ben de evde, sessiz ve huzurlu bir ortamda bebeğimin keyfini çıkardım. Onun keyfi yerindeyse arabasına koyup plaja ya da yürüyüşe gittim. Uyurken oturup sessiz terasta kitap okudum. Tatilin her anını yaşadım ve dinlendim kısacası … Akşam da bebekler uyuyunca ben de yattım.. Yeni günün neler getireceği belli olmaz ne de olsa :)
Taa ki Tuna’nın koliği abartıp beni de çileden çıkartıncaya kadar.. Bu da 7. günümüze denk geldi. İki gün boyunca onu sakinleştiremeyince, evdekileri daha fazla rahatsız etmemek ve kocacığımın desteğini alabilmek adına Tuna ile birlikte döndük.

Devamı: Tatilde kolik ağlamaları ile nasıl başetmeli? (Gerçi çok da fazla başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim ya)

28 Temmuz 2009

Uyumayı unutan bebek


Gece 4’te uyanıp sabah 6’da hala uyanık olan Tuna ne yapılır?
A) Kaynar kazana atılır, altına da odun atılır
B) Kapıcıya verilir o da kapıcı pazarında satar
C) Altınoluk’ta nasıl olup da gece emmek için bile uyanmadığına şaşılıp kalınır
D) 6’da güç bela uyuyakalınca o kadar masum görünür ki, koklayıp öperken geri uyandırılır
E) Hepsi.

Doğru cevap: E

27 Temmuz 2009

2 bebekle tatil günlüğü, Bölüm 1: Hazırlık

Tatil için yola çıktığımız günün sabahında dahi emin olmayarak gitmeye, ağırdan alarak yapıyorum hazırlıklarımı. 2 bebekle, tatile? Nasıl olacak, kocamsız, henüz 40 günlük olmuş ve henüz hiçbir düzeni olmayan oğlum ve 2 buçuk yaşına gelmemiş kızımla.. Annem de olmasa hiç cesaret edemem ve kızım denizi kumu çok sevmese… Ondan ayrılmayı göze alsam annemle ikisi gidecek ama evde oturduğum günlerde ona o kadar bağlandım ki iki günlük ayrılığı bile göze alamıyorum… Gidelim de hele bir, ilk gece denedik baktık olmuyor, ertesi gün babamızla döneriz biz de diyorum. Kısacası, giderken bile bilmiyorum kalıp kalmayacağımı.


Tatil benim için dinlenmek, huzur, sessizlik ve güzel bir deniz demek. Tatil köyünün amaçsız kalabalığı ya da gürültüsü, gece hayatı, havuz ve havuz başının çılgın (!) eğlencelerinden nefret edişim bundan.. Bu nedenle teyzemlerin Altınoluk’taki yazlığı benim için biçilmiş kaftan.
Türkiye’nin en güzel denizlerinden biri, sessiz sahil, uzun yürüyüşler, ev rahatı, bebeklerim için sığınmaya hazır ev huzuru, tatil planımın ihtiyaç listesini oluşturan bir adet anne ve teyze de eklenince, bu benim tek şansım galiba bu yıl tatil için. Eşim izin kullanamayacak zira…

Altınoluk'ta deniz bu renk, su şeffaf, dibi bu kadar net görünüyor...


Teyzeme defalarca soruyorum, bebek ağlamasına tolerans sınırınız ne, emin misiniz diye… Bize yıllardır kapılarını nasıl açtılarsa, bebeklerimize de sımsıcak açıyorlar, Damla hanım 4 aylıkken nasıl içten buyur ettilerse yine ediyorlar… (Bence onlar da emin değiller neler yaşayabileceğimizden, birlikte göreceğiz)..

Hazırlık aşaması zor ve uzun sürüyor.. Tek bebekle tatile giderken arabanın üzerine bagaj takmıştık, iki bebekle bize bir konteyner gerek… Ama ben daha deneyimliyim, pratik de bir insanım, hallederim. Nitekim, arabaya sığıyoruz.. (Kendim için sık sık Tefal gibi kadınım diyorum, ben her şeyi düşünürüm :) )… Hem evde kullandığımız her şeyden bir miktar alacağız, konforumuz eksilmeyecek, böylece üç valiz giysi – bebek bezi – malzemesi, hem iki bebek arabası, mama sandalyesi, kendimizinkiler ve teyzemlere aldığımız 4 plaj sandalyesi ve şemsiye, Damla hanımın scooter’ı (bisikletini alacaktım sığmadı), plaj oyuncaklarının durduğu çanta, kaç gün kalacağımızı bilemediğimden 10 şişe Vita Malt’ı koyduğum çanta, iki bebek araba koltuğu, iki bebek sırt çantası (klasik bebek çantalarını sevmediğimden sırt çantası kullanıyorum), bebek bezi paketleri, Damla hanımın kitapları, kendime bir iki kitap, bir de Tuna Bey’e pışş pışş ve fön cd’lerimizi dinletmek için portable cd çalarımız olmadığından cd-man ve iki kocaman hoparlörden oluşan sistemi koyduğumuz koca torbayı ekleyince, eeee… İnanılmaz ama arabaya sığdık! İki kadın bir adam iki bebek ve tüm bu eşyalar… Ha bir de market alışverişi yaptık, aldıklarımızı koyduğumuz koca koli vardı….. Bu bağlamda kızımın bisikleti sığmadı diye sızlanamadım bile, ama buraya varınca scooter’ı görünce nasıl sevindim, zira bir oyuncak bebek bile alacak yer kalmayan bagajda kocam beni sevindirmek için koca scooter’ı sığdırmış :)

Yola çıkmadan bir önceki gün, iki bebeğimi uyuttuktan sonra çantaları hazırlamak ve hiçbirşey unutmamak için gece bire kadar uğraştım, ikide de uyanıp yola çıktık. Bebekler yolda uyusun ve rahat edelim’di düşüncemiz.. Ama sabah altıda ikisi de dikildi ve yolun bir kısmı zor geçti… Ama yine de umduğumdan kolaydı diyebilirim… Yolda iki saatten fazla uyuyamadığımdan buraya vardığımızda epey yorgundum… Buna nazlı bir bebek (bkz: Tracy) olan oğlumun gün boyunca ağlaması tuz biber ekti.. Neyse ki ilk gün kocam yanımdaydı ve bu ağlamaların dindirilmesinde büyük rol oynadı. Gece Tuna’nın koliği tuttu, oldukça geç bir saate kadar uyuyamadı ve ağlamasını sakinleştiremedik bir türlü. Sanırım yol yorgunluğu ve ortam değişikliğinden nazlı bir bebek olarak oldukça fazla etkilenmişti.
Resimde: Ağlayan Tuna.... buna çıldırmış ve ağlamaktan kendini kaybetmiş Tuna da diyebiliriz (Kolikli bebeği olanların yabancı olmadığı bir resim)

Damla hanım anneannesiyle oldukça iyi idare etti, hiç sorun çıkarmadı. Ben, akşam, bu kadar çok ağlayan bir Tuna ile tek başıma babası olmadan başedemeyeceğime karar verdim ve ertesi gün kocamla eve dönmeye, annemi kızımla burada bırakmaya karar vererek yattık….


Bu arada merak eden olursa, biz de 1 hafta kaldık, ertesi gün dönmedik... Devamını da anlatacağım...
Hatta oldukça da iyi vakit geçirdik... Uzun güzel sabah yürüyüşleri ile

Kızımla bol bol okuduğumuz kitaplarla...


Yarın: İlk günden eve götürülecek önemli notlar ve iki bebekle tatile gitmek için işinize yarayabilecek bilgiler
Aha da bu evi de satın almak istiyorum sponsor arıyorum:


(Ama henüz satılık değil)

17 Temmuz 2009

Oğluma ilk mektup


Canım, güzel yüzlü, melek kokulu oğlum...
40 günlük oldun.. Her gün ne kadar şükredeceğimi şaşırtıyorsunuz bana.. Bilsen bu nasıl bir duygu..
Bak şu an sabahın 7'si ve ben gece 3'ten beri uyanığım, ağlıyorsun ve uyumuyorsun.. Ben yine de şükrediyorum hayatımıza geldiğin için, bizi varlığınla mutlandırdığın için..
Geleceğini öğrendiğimizde ilk tepki olarak gülmüştük babanla.. Biliyor musun, şaşırmadık galiba hiç, sanki zaten gelmeliydin, erken de değildi, tam zamanıydı, bir melekle dünyamız ne kadar şenlenmişti, iki tanesi hediyelerin en güzeli olurdu, evet evet şaşırmamıştık.. Oysa bu sayfalara önceden yazdıklarımı okursan, ablanın geliş hikayesini, senin varlığın mucizenin ta kendisiydi bizim için....
Tıpkı ablana benziyorsun, sana baktıkça iki sene evvel onu kucağıma aldığım günler gözümün önüne geliyor, ne çabuk geçiyor zaman. Hele seni kokladıkça, galiba gerçekten cennet kokusu bu, biliyor musun, seni kokladıkça zaman duruyor, bazen sen çığlık çığlığa ağlarken kendimi seni öpüp koklarken buluyorum, deli miyim diyorum sonra, sonra da bu ağlamalar kolik dönemi geçince bitecek ama o zaman bu koku da gitmiş olacak, kokla öp doya doya diyorum. Hatta geçen gün babana bakıp, Tuna büyüyünce bir tane daha yapalım mı dedim, güldü (hayır demedi) çıldırmış olmalıyız sanırım.
Bu zor günleri de atlatacağız, uykusuz geceleri, düzene gireceğiz, inşallah herşey yoluna girecek.. ama biliyorum ki hayat inişli çıkışlı.. Hastalıklarımız olacak, sağlıklı günlerimiz, daha iyi ve daha kötü günlerimiz. Tek değişmeyen sana olan sevgim(iz) olacak. Oğlum, biliyor musun, bu sevgi gerçekten paylaştıkça çoğalan tuhaf bir duyguymuş. İkinci çocuğumuzun olması Damla kuşuma haksızlık gibi gelirdi, o daha bebekti, sevgimizi paylaşmak zorunda kalacakmış gibi gelirdi, ama inan bana sen olduktan sonra onu da daha çok daha da çok seviyorum sanki.. Sizlerin varlığınızla ödüllendirildik sanki. Çok şükür. Çok şükür.
Allah'ım isteyen herkese güzel evlatlar versin, bu duyguyu yaşatsın.
Kafam karışık biraz, uykum da var çok, ama yine de yazmak istedim sana, 40 günlük olduk artık, sen artık yeni doğmuş minik bebeklikten çocukluğa geçtin, ben de loğusalıktan çıkıp anneliğe... İnşallah çok güzel günler yaşarız birlikte, hep beraber, ağzımızın tadıyla, huzurumuzla.. Dünkü gibi, sevenlerimiz yanımızda olur hep, herkesin iyi dilekleri üzerimizde olur... İnşallah dün mevlüdümüzü okuyan ve adını koyan hocanın duasındaki gibi, hayırlı bir evlat olursun, adınla yaşarsın, inşallah iki cihanda aziz olursun oğlum. İnşallah bunları yazarken döktüğüm gözyaşları gibi, sen de hep sadece sevinç gözyaşları dökersin hayatın boyu.
İyi ki doğdun oğlum. Hoşgeldin hayatımıza.

16 Temmuz 2009

Tuna kuşu


Nihan teyzeye özel :) (İstek üzerine)

12 Temmuz 2009

10 Temmuz 2009

Meme başı çatlağını önlemenin yolları

Meme başı çatlağı olmayan nasıl bir acı olduğunu bilemez.. Emzirmek işkenceye dönüşür ve bebek uyanıp acıkıp ağlamasın diye dua edersiniz. Ayağınızı duvara dayayıp (ya da bu eziyete tanıklık edecek kadar sizi seven birinin ayağına;) ) var gücünüzle itip, elinizle koltuğu ya da birinin elini sıkıp bir yandan da ağlayarak ya da acıdan bağırarak emzirirsiniz. Emzirmeyi bırakmayı defalarca düşünürsünüz. Meme başının bebeğin emdiği kısmı soyulmuş, alttan yeni bir deri tabakası çıkmıştır ve her emmede kanamakta ve yara yeniden açılmaktadır: Günde 8 defa!
Ne yaparsanız yapın iyileşmez. Sürekli aynı travmaya maruz kalan bir yara nasıl iyileşsin.. Sizi temin ederim ki, piyasada bulunan, bizim hastalara reçete ettiğimiz hiçbir ilaç bu yaraları iyileştiremiyor ve en az 2-3 ay sürüyor bu işkence.
Çektiğim acılara birebir tanıklık eden sevgilim bile, geçen Tuna Bey kendi kolunu cop diye kapıp emip morarttiğinda, "şimdi anca anlıyorum seni, bir kez emince bu kadar morardı, her an emse kimbilir nasıl olurdu" dedi..
İşte ben burada insanlık namına, bu yaraların oluşmasını önlemek için neler yapılabileceğini yazacağım. :))
Herşeyden önce, ben tüm hamileliğim boyunca Lanolinli krem kullandım (piyasa isimlerinden de bildiklerimi yazayım: Lansinoh, Lanoise (bende bu ikincisi vardı onu kullandım).
Bunun amacı meme başını sertleştirmek ve travmaya hazırlamak. Bunun yerine E vitamini kapsülünü de açıp günde 1 kez meme başına uygulayabilirsiniz, yalnız en az doğumdan 3 ay önce başlamak gerek...
Doğum günü ilk emzirmenin doğru pozisyonda olması çok önemli. Pozisyonu vs anlatmayacağım ama doğru tutuş sağlamada bebek hemşireleri yardım ediyor. Buradan sonra kritik olan meme başının kuru tutulması. Göğüs pedlerini kullanmak için bu aşama erken. İlk birkaç gün meme kalkanı denen, oldukça komik görünen, emzirme sütyeninin içinde füzeye benzeyen şeyler var, %100 kuru tutuyor (Avent ve Chicco'da var bildiğim). Daha da güzeli, meme başını açıkta bırakıp havayla kurutmak (bunun için, hastanede pek mümkün değil ya, amazon gibi gezmek gerek, bir tülbent göğüslerin üstüne örtülebilir)..
Benim hastanedeki hemşireler önermediler ama benim ilk seferinde hayatımı kurtaran bu sefer de bence yara olmasını önleyen, herkese mutlaka önerdiğim, karbonatlı su ile temizlemek. Ben ilkinde çok çektiğim ve karbonatla yaşama geri döndüğüm için bu sefer yara olmasın diye çook uğraştım. Her emzirmeden önce ve sonra ılık karbonatlı su ile silip biraz anne sütü ile ıslatıp füze kalkanları (!) taktım. Mümkün olduğu seferlerde açık kurumaya bıraktım. Dediğim gibi ilk birkaç gün çok önemli, yara hemen oluyor çünkü.
Yara olmasa bile acıma hissi çooook belirgin ve bir süre (en az 2 hafta) devam ediyor.. Korkmayın, geçecek, karbonatla silmeye devam. Bu aşamada her emzirmeden sonra lanolinli krem ya da alternetif olarak Du'it, Mustela, Mothercare nipple cream gibi piyasada bulunan meme başı kremlerini sürebilirsiniz rahatlatsın diye (ben hepsini denedim, hiçbiri işe yaramadı. Ama bünyeden bünyeye farkedebilir)..
Bu sefer kazasız atlattım çok şükür.
Sizde hiç yara olmamış olabilir, şanslısınız..
Ya da "bana olmaz" dediniz ve yukarıdaki önlemleri almadınız, yara oldu.
Ben geçen sefer üç ay acı çektikten sonra şöyle iyileştirebilmiştim yaralarımı: Önce yoğun bir karbonatlı su kürü (başta çok yakıyor, pişiriyor çünkü), her seferinde epitelizan skatrizan bir krem sürülüp kurutulmalı (Bepanthene plus, Garmastan ve benzerleri var.. Ama bende işe yaramadılar. Almanya'dan bitkisel bir krem gönderdi arkadaşım, güllü, Rosatum Heilsalbe, ancak bununla iyileşti).. Yara olmadan da acıdığı dönemde bepanten vs. yumuşatıp acısını azaltabilir. Unutmayın bu son gruptakileri emzirmeden önce iyice temizlemek gerek..
Umarım deneyimlerim birilerinin işine yarar :)
bir de unutmayın: %100 anne sütü :))

EDIT: Tuna Bey'den tam üç gün büyük olan Mete Beyi'in annesi olan halamızdan meme başı çatlağı ilacı için mucize formül (biz ayva bulamadığımızdan yapamadık ama bu formül bana mantıklı geldi, benim Wala Rosatum kremimde de gül var): ayva çekirdeğini gül suyunda üç gün beklet, jel haline geliyormuş, meme başına sür.

3 Temmuz 2009

5 Sevgi Dili - ALINTI

...
"Aşık olma deneyimini olduğu gibi, yani geçici bir duygusal yükselme olarak kabul edebilir ve artık eşimizle birlikte gerçek sevgiyi kovalayabiliriz. Bu tür sevgi, doğası itibarıyla duygusaldır fakat tutkulu değildir. Aklı ve duyguyu birleştiren bir sevgidir. İradeye bağlı bir eylemdir ve disiplin gerektirir. Kişisel gelişim ihtiyacını kabul eder. En temel duygusal gereksinmemiz aşık olmak değil, birbirimiz tarafından gerçekten sevilmek; sevginin içgüdüyle değil, akıl ve seçimle büyüdüğünü bilmektir." "Benim, beni sevmeyi seçen, bende sevilmeye değer birşey gören biri tarafından sevilmeye ihtiyacım var."
"Bu tür sevgi çaba ve disiplin ister. Bu, enerjinizi çaba göstererek ve karşınızdaki kişinin de yararlanacağı şekilde sarf etme seçimidir. Sizin çabanız sayesinde karşınızdaki kişinin yaşamının zenginleştiğini bilmek, sizde de bir tatmin duygusu oluşturacaktır. Bu, aşık olma deneyiminin sevinçten uçma duygusunu gerektirmez. Gerçekte, aşık olma deneyimi vadesini tamamlamadan gerçek sevgi başlayamaz."
"Akılcı ve iradeli sevgi... Bilgelerin bizi hep davet ettiği sevgidir."
Gary Chapman, 5 Sevgi Dili

1. Onay sözleri
2. Nitelikli beraberlik
3. Armağan alma
4. Hizmet davranışları
5. Fiziksel temas

Benden not: Bu kitabı 2. kez okuyorum; üzerinde çalışacağım..

1 Temmuz 2009

Anne - kız saati


Zaman buldukça, "iyi fikirler"imi burada, beni okuduğunu tahmin ettiğim (ama kim olduklarını bilemediğim :) ) kişilerle paylaşacağım.. Belki birilerinin daha işine yarar..

"İşine yaramak" bence iki yaşında çocuğu olan her anne-babanın bildiği bir terim. Zira herhangi bir şey, bir yol, bir yöntem, krizleri atlatmada, iki yaş dönemini daha kolay geçirmede en fazla "işe yarar" ve o da muhtemelen geçici bir süre ile...

Neyse.. Gelelim "anne-kız saati"ne.

Damla hanımın uyku saatleri, son zamanlarda iyice çığrından çıkmıştı. Gündüz ve gece, uyumamak için direniyor, yatağa yatmamak için ağlıyor, bağırıyor, kaçıyordu. Ben de hamileliğimin son dönemlerinde olmam nedeniyle rahat hareket edemiyor, onu zaptedemiyor ve çok zorlanıyordum. Gündüz uyutma işini hepten anneme devretmiştim, geceleri ise bir saatlik bir mücadelenin ardından uyumaya ikna olup, beş dakika içinde kendi kendine uyuyordu (Damla'nın uykuya dalmada bir sorunu yoktu, kendi kendine uyumayı da biliyor. Tek sorun uyumaya ikna olmasındaydı.)

Oysa uyku saatleri benim için çok özeldi, kızımla başbaşa kalabildiğim, banyodan sonra onu öpüp koklayabildiğim, doya doya gördüğüm - ikimize özel- tek saatler bunlardı. Bunu onun da bilmesinin nasıl olacağını düşündüm bir gün. Özellikle bebek doğduktan sonra kızımla başbaşa kaldığımız saatler iyice azaldığından, uyku saatlerimizin bize özel olduğunu ve çok kıymetli olduğunu ona da anlatmaya karar verdim.

Tabii lansman her zaman önemlidir (derim ben hep:) ). Önce bunun için güzel bir reklam kampanyası düşündüm. Adını "anne-kız saati" koyduğum yeni bir uyku ritüeli yarattım Damla için. Önce gece uykusundan başladık. Birgün ona, bundan sonra onu sadece benim uyutacağımı ve uykudan önceki bir saati başbaşa geçireceğimizi, bunun adının "anne - kız saati" olduğunu ve kimsenin bu saatte odamıza giremeyeceğini, bizden birşey isteyemeyeceğini, ne istersek yapabileceğimizi anlattım. Saatimiz sütümüzü içtikten ve beraber seçtiğimiz bir Ayşegül kitabını (kitabın Ayşegül olması başta önemliydi çünkü ritüeller net ve sınırları belirli olmalı.. Artık başka kitaplar da okuyoruz) yatağında okuduktan sonra uyku ile sona erecekti. Önemli bir kural ise ağlamanın yasak olduğu ve ağlayarak saatimizi bozmaması gerektiğiydi.

Başlangıçta, Damla hanım algılayıncaya kadar bir iki gün bocaladık. Ama örneğin babası geldiğinde odamıza almayarak, Tuna ağladığında ona şu anda babasının bakacağını çünkü bu saat boyunca benim Damla'ya ait olduğumu söyleyerek vs. ritüelimizin önemini pekiştirdik.

Bir kaç gün sonra Damla olayı tamamen kavradı. Saatimizin tadını çıkarmaya başladı. Ona vermek istediğim mesajı almıştı. Gün boyunca ne olursa olsun, ne kadar az görüşürsek ya da ben bebekle ne kadar ilgilenirsem ilgileneyim, yatma saati geldiğinde annesi en az bir saat boyunca sadece ona ait olacaktı.

Dün gece uyku saatine 15 dk kala üç kez "anne - kız saati daha gelmedi mi" diye sordu. Bu da bana doğru yolda olduğumuzu gösterdi.

Artık kitabımız bitince kendi kendine yatıyor, Pony'sini eline alıp beş ya da en geç on dakika içinde uyuyor. Bu sırada ben de o uyuyana kadar odasında bekliyorum. Bu arada da bir kez çiş ya da su bahanesi ile şansını denemeye devam ediyor.

Ama çok şükür (belki de şimdilik?) bu fikir işe yaradı, hem kızımın uyku öncesi sendromları azaldı hem de bana onunla başbaşa ve çook keyifli bir saat geçirme fırsatı verdi.

28 Haziran 2009

Buyrun bakalım: Süper anneanne


Buyrun bakalım: Süper anneanne... Beni yetiştiren ve benim doğurduğumu yetiştiren...,
Bundan sonra (söz verdi) hepimizi yetiştirecek.. Yazacak yani...
EDIT: Süper anneanne ilk yazısını (nihayet) yazdı.. Dünden bu yana ziyaret eden 57 kişiyi yeniden bekler :))

26 Haziran 2009

Yavru aslanlar


Vatandaş aslan görsün hehe :)

20 Haziran 2009

İyi fikirler

Bloğuma yazmak istediğim konu başlıkları, tek başına bir post konusu olacak kadar çok... Bunların da başında "İki çocuklu bir anne olmak" geliyor..

Ama bugün ziyaretimize gelen sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken (yine herzamanki gibi kendimi bebek ve çocuk bakmakla ilgli ahkam keserken buldum ve) dedim ki, ben aslında pratik bir insanım.. Bi sürü iyi fikrim var, ayrıca bebeğimi büyütürken doğru yaptığımı düşündüğüm bisürü şey de var, çocuk yaptım da hayattan kaybolmadım, ikinciyi de yaptım, sanki daha çok hayatın içine girdim. Ben en iyisi bunları bi yazayım dedim...

Kendi iyi fikirlerim de ayrı bir yazı konusu da, şimdi en iyisi kullandığım ve önerdiğim, tüm zamanlarda en beğendiğim, verdiğim paraya değen, Damla hanımı büyüten ve Tuna beyi de büyütmesini planladığım bazı şeyleri burada sizlerin de beğenisine sunayım....
Bu arada en önce hayatım boyunca sahip olduğum en iyi iki fikri burada yazıyorum:
1. Çocuk yapma fikri (iki kez hem de)
2. Annemin karşı apartmanına taşınma fikri :))
Bunlar da en iyi ürün fikirleri:
1. İkea mama sandalyesi: Bizimle beraber defalarca Türkiye turu yaptı... Hafif, ucuz, pratik, taşınması kolay, ayakları çıkıp her yere sığıyor (bagaja da), temizlenmesi kolay.

2. mothercare seyahat lazımlığı
Arabayla gidilen uzun bir yol boyunca iğrenç pis benzinci tuvaletlerini ve bagajda taşıdığımız kocaman lazımlığı kullanmak zorunda kaldıktan sonra, katlandığında sırt çantasına dahi sığan, çişin poşette birikip çöpe atılabildiği bu seyahat oturağını keşfettik. Kendi yedek poşetleri olduğu gibi (tanesi 1 ytl geliyor) her bir çiş için 1 ytl fazla derseniz normal poşetle de kullanılabiliyor açıkçası.
3. İkili klozet kapağı

Biz mothercareden aldık ama malesef artık getirmiyorlarmış. Bu resmi internetten buldum (bebeshop.com.tr).. Çok pratik çünkü hem biz hem de bebek kullanabiliyor, adaptör takıp çıkarme derdi yok, kapak kapatıldığında normal bir klozet kapağı gibi görünüyor. Oldukça da şık.

4. Chicco Caddy baston puset
http://www.e-bebek.com/Chicco-CT-0.6-Puset-ProdID73363.html#Tab


Son derece hafif, çanta gibi her yere taşıdım, içinde bebek varken tek başıma merdivenlerden indirip çıkarabiliyorum, tam yatmıyor ama Damla 6 aylıktan beri kullanıyoruz ve içinde o günden beri (hala) rahatça uyuyabiliyor.. Tarihi mekanlardan pazarlara çarşılara kadar heryerde her deliğe rahatça girdi bizimle. Tepelere tırmandı yokuşlardan çıktı.... Deniz kenarına da gitti, Dolmabahçe sarayına da... Kapalıçarşı'ya da, Almanya'ya da... Katlanınca da gerçekten sırt çantasına konup taşınabiliyor (kendi çantası var). Hem de piyasadaki en ucuz bebek arabası :)
5. Crocs ayakkabı (ya da terlik, neyse işte)



Boyner'den aldık. Bu sene yine aldık. Derede tepede denizde kırda kumda her yerde giydi. Makinede yıkanabiliyor. Antibakteriyelmiş ayrıca da.
6. Mikrodalga sterilizatör
http://www.e-bebek.com/P.Avent-Ekspres-Mikrodalga-Sterilizator-ProdID751.html#Tab



Sekiz dakikada steril ediyor. Herşey de sığıyor içine. İleri derecede pratik.
7. Bebek telsizi: Bizim telsizimiz Kraft'ın en primitif modeli idi. Buna rağmen iki yıl boyunca kullanılmadığı gün olmadı diyebilirim.. Halen kullandığımız için bebişe bir başka almak zorunda kaldık. Tatilde de dahil olmak üzere her yere bizimle geldi, bizi hiç yarı yolda bırakmadı.
8. Beaba Babycook mama makinesi


Ben Beaba marka aldım ama şimdi Arçelik Beko Arzum gibi markalar da birebir aynı ürünü üretmiş, eminim aynı işi görüyordur.
Tatilde otelde bile kullandık.. Buharda sebze pişirip rondoluyor, çok pratik. Ek gıdalar boyunca 6 aydan daha uzun süre boyunca hergün kullandık..

9. Kaydırak



http://www.e-bebek.com/SOK-FIYAT-Dalgali-Kaydirak-Basket-ProdID5707.html
Başta saçma bir fikir gibi görünebilir ama bizim salonda HALA bir kaydırak var ve hiç pişman değilim :) Özellikle enerjimizin fazla geldiği ve uyumadan önce yorulmamız gereken uzuuun kış günlerinde çok işimize yaradı ve çok eğlendiğimizi de itiraf etmeliyim.
10. Park yatak

http://www.e-bebek.com/Kraft-Oyuncakli-3-Katli-Park-Yatak-ProdID18552.html
Bizimki Kraft 2 katlı bir modeldi, özellikle seyahatlerde çok işimize yaradı. Annemlerde kalırken de kullandık..
Şu anda aklıma gelen, toparlayabildiğim bunlar. Bunların tümünü tepe tepe kullandık, bebeği olan herkese gözü kapalı almasını öneririm.
Bu uzuuuun postu da buraya kadar kimse okumamıştır bence, ben niye yazdım o zaman :;))

14 Haziran 2009

Mutluluğun resmi

Bir post yazmıştım bir kaç yıl önce, "sen mutluluğun resmini yapabilir misin?" diye soran...
O zaman yapabildim sanmıştım. Mutluluğun resmi o sanmıştım.

Ama buymuş...

5 Haziran 2009

9 Haziran Saat 12.00

9 Haziran Saat 12.00 (hayatımda en önemli 2. randevum :) ) Gerçi Şebnem'den öğrendiğim çok önemli bişey var: "Beş dakkada değişir bütün işler"
Biz yine de bekleyelim randevumuzu di mi oğlum?

4 Haziran 2009

Gebelik ve idrar yolu enfeksiyonu

Sancı yapar. Doğumu başlatır.
Çok şiddetli enfeksiyon bulantı kusma yapar (normal doğum sürecine bağlı açılmanın bulantısı ile karışabilir).
Tüm bunlar vaktinden önce doğum gerçekleştirebilir.
İşte ben bundan oldum.
Çok şükür (şimdilik?) durdu.
Bir hafta daha beklese kendi yararına :)

Not: Ama ben secret yaparken yanlış yaptım (eksik niyaz da denebilir).. Hastane çantasının fermuarını çekince evelki gün "tamam artık hazırım doğurabilirim" diye düşünmüştüm....

3 Haziran 2009

Durun ben bi doğurup geliyim

Evet evet iyi fikir...
En iyisi ben bi doğurup geliyim

31 Mayıs 2009

Bu yazının başlığını değiştirdim çünkü spam saldırılarına maruz kalıyordu

Hayatımın formatı değişmiş bunu farkettim... Ben pozitif düşünür hayaller kurardım.. Dahası, kurduğum hayallerin gerçek olacağını bilirdim bir gün..
Mesela, birgün, Yalova'da şu resmi çekmiştim:

Bir an için gördüğüm bu evin aynısının, bir gün bizim de olacağını bilerek.. Aynı güneşli bahçe, aynı çiçekli balkon, aynı çatı-arası-hobi-odası....
Arka bahçede ağaç ev...
Odalar bembeyaz.. herşey bembeyaz... Evde çocuklarım.. Sevgilim... Sevdiklerim...

Hayal kuramıyor muyum artık? Birçok insanın benzerini (daha fazlasını) yaşadığı iki üç acı mı beni yordu yıldırdı?
Güneşi alıp yüzüme süremeyişim neden.. Şu güzel ışıklı şehire yerleşip orada yaşamak isteğim nerde?

Ben, nerdesin? Geri gel.. Al hayallerini de gel.. Al gülümsemeni de gel. Mutluluk yetmiyor (şükretmeye devam et gene de hergün) ama gül, gül biraz, hayal kur,
ben, geri gel bana.
Güneşini, ışığını, mutunu, herşeyini al da gel.
Hem de bugün akşam olmadan gel.
Yarın ben olarak uyan.
Sen bile şaşır eskiye nasıl bir günde dönebildiğine.
Enerjine, sabrına, mantığına tekrar kavuş.
Ben, geri gel.
Hadi.

21 Mayıs 2009

İkinci bebeğini bekleyen bir anne neler yapar - neler yapamaz?

Daha önce yazmıştım, bu ilkinden çok farklı diye.. İlkinde tamamen hayata ara verip doğum hazırlıkları ve "bebek için şeyler"le uğraşıyordum. Bu kez, zaten hayatımın tüm alanlarını dolduran bir güzellik var ve bir yandan da işime, hayatıma çok da ara vermeme, "pause'a basmama" isteği hakim bende. Yani süper anne olma isteği!
Bu nedenle, çok da birşey yapamıyorum bebişle ilgili.. Evde olmamın kızımla beraber vakit geçirebilmem için bana verilmiş bir armağan olduğunu düşünüyorum (onun dört aylık olmasından bir yana çalıştığım düşünülürse..) ve vücudum izin verdiği ölçüde onunla vakit geçirmeye çalışıyorum.. Gerçi hala anneannesini annesi, beni de de ablası - teyzesi falan sanıyor ama olsun :)) Onun uyuduğu ya da okulda olduğu saatlerde ise, dinlenmek yerine evle ilgili yapmam gereken işleri, düzenlemeleri, alışveriş gibi şeyleri halletmeye çalışıyorum.

Bu arada yapmak için çok büyük istek duyduğum (!) ama hiç vakit ayıramadığım, fakat elbet yapacağıma dair şeyler de var:
1. İhtisas bitirme tezimi yazmaya başlamak..
2. Elimde üç tane kitap var (üçü de Tracy!! :))) Doğumdan önce onları okumalıyım ikinci kez. Unutmuşum zira..
3. İşimle ilgili yazmam/düzenlemem gereken makaleler var, bu benim için en önemli kalem olmasına rağmen, en son sırada ve en uzak ihtimalle yapacağım şeyler. Sanırım hiç sıra gelmeyecek bunlara :( Ne de olsa şu anda aklım daha ziyade bebek odasının perdesinin asılıp çekmecelerin artık düzenlenmesinde... (Bu arada onu da yapamıyorum ya neyse!!)

Sonuçla;
Bebek beklemek süper.. İkincisini beklemek de çok güzel.. Ama hayata bu kadar çabuk bu kadar uzun bir mola daha verme fikri biraz zorluyor beni.

12 Mayıs 2009

11 Mayıs 2009

Anneler günü


Bir türlü yazamadığım bir post...

Defalarca oturum açıp kapattım..

Düşündüm düşündüm her seferinde vazgeçtim...

Çünkü ne anneme ne hissettiğimi anlatabileceğimden, ne de anne olduğum için neler hissettiğimi anlatabileceğimden emin olabildim.

Kızımın bana hazırladığı hediyenin resmini koyacaktım

Anneme o olmasaydı ne ben olabileceğimi ne de anne olabileceğimi anlatacaktım

Kızıma sahip olduğum için sahip olduğum tüm diğer değerlerin değerini yitirdiğini anlatacaktım

ama bunları yeterince iyi ifade edebilecek kadar iyi bir Türkçe'ye sahip olmadığımı farkettim.

Şöyle özetlemeye karar verdim:
Ana gibi yar olmaz.

6 Mayıs 2009

Hastane çantası listesi

Henüz bende bir faaliyet yok ama bari bir liste yapayım.. Önce elimde mevcut listeyi yazayım sonra da yorumlarımı dedim.. En azından bir yerden başlamış olayım :)
Not: Tamamen doğumun yapılacağı hastaneye göre modifiye edilmeli bu liste. Çünkü biz koca bir valiz götürüp hemen hemen açmadan geri getirmiştik!
1. 2-3 takım önden düğmmeli gecelik: Bu kez sadece pijama götürmeyi düşünüyorum. Gecelik giymedim zira.
2. Sabahlık, çorap, terlik, bol miktarda iç çamaşırı: Sabahlık çok gerekli, ameliyat sonrası yürüyüşler için, çorap çamaşır ok, terlik: benim götürdüğüm terliğim ayağıma olmadı (ayaklar şişti) hastaneden verdiler. Belkli bu kez hiç taşımam yanımda.
3. Diş fırçası, macunu, sabun, havlu, kolonya: Sabun hastanede oluyor, 1 rulo kağıt havlu yeter de artar bile.
4. Peçete, kağıt havlu: Ben de onu diyordum işte. Sadece kağıt havlu yeter. Hadi 2 rulo olsun.
5. Tarak, deodorant, makyaj malzemeleri, el aynası: Kaç aydır makjay yapmıyorum acaba, sanırım hastanede de yapmam, belki fotoğraf için bir pudra - allık olabilir.
6. Birkaç paket hijyenik ped: Hastaneden veriyorlardı galiba, bir paket götürmek yeter.
7. İki üç adet emzirme sütyeni: Bir adet yeter.
8. Meme ucu pedi, meme başı kremi, temizleme mendili, meme kalkanı, süt pompası: İşte benim için en önemli madde, hatta sırf bunlar için bir valiz yapabilirim!! Allah'ım neydi o meme başı yaraları!! Bir de bu maddelere karbonat, temizleme için ılık su için mini termos - mini kağıt bardak, pamuk eklemeli.
9. Kirli çamaşır torbası: Poşet yani.
10. Video kamera ve fotoğraf makinesi: Kamerayı şarj et, makinenin yedek pillerini al..
11. Ziyaretçi defteri: Böyle birşey yapmamıştım, yine yapmayı düşünmüyorum.
12. Hastaneden çıkarken giyeceğiniz giysiniz: Giderken giydiklerimin içne anca sığmıştım, bu nedenle ek bir giysi götürmeyi düşünmüyorum.

Bebiş için:
13. En küçük boy bebek bezi paketi: Hastanede gerekmedi, çıkarken gerekti, bir paket değil de bir - iki tane yetiyor bu yüzden
14. Islak mendil: Hastanede zaten altını onlar değiştiriyor, bunu yük etmeye gerek yok
15. Bol miktarda body, tulum, pijama: Hastanede kendileri giydiriyor, bir tek eve çıkarken bizim götürdüğümüz giysileri istemişlerdi. Bu nedenle bir body bir tulum yeter, bir de şapka eldiven
16. Üçer adet başlık eldiven pijama: Dediğim gibi birer tane götürecem, eve giderken giymesi için. Onu da daha satın almadım. Belki de yeni almam (hastane çıkış seti diye bir saçmalık var, bilenler bilmeyenlere anlatsın, ben para tuzağı olduğunu düşünüyorum!)
17. İki tane yelek ya da hırka: Haziran'da?
18. Bebek battaniyesi: İnce bir pike almak gerek, çıkışta rüzgar olursa üşüyebilir (ne de olsa 37 dereceden geliyor bebiş)
19. Bebek havlusu: Gerek yok
20. Bebek mendili: Ağız bezi yani, bir iki tane gerekli
21. Kirli çamaşır torbası: gerek yok
22. Bebek şampuanı: Gerek yok, hastanede var
23. Emzik: Kesin kararlıydım doğar doğmaz deniycem diye ama artık emin değilim. Tracy ve emziğin görünüşüne olan gıcığım beni vazgeçirdi.
24. Biberon: Umarım gerekmez, götürmeyi düşünmüyorum
25. Pişik kremi: Hastanede var
26. Ana kucağı ya da portbebe: Gerekli
Benden ek: 2 şişe Vita Malt: Olmazsa olmaz....

Oh be rahatladım... En azından artık listem var :)))
Acaba eksik kaldı mı?

5 Mayıs 2009

Anaokulunun getirdikleri - götürdükleri / larenjit


Götürdükleri çok az olduğu için ondan başlayayım...

Damla'nın sağlığı minik (çok şükür) sarsılmalarla biraz etkilendi bu okul macerasından. İki yıl hastalık ve ateş yüzü görmeyen yavrum, okula başladığından beri en fazla iki hafta arayla ateşlenip, farenjit, larenjit, ne bileyim üst solunum yolu enfeksiyonu gibi tuhaf hastalıklara yakalanmaya başladı. Çok şükür çok zor atlatmıyor ama, olan bizim uykulara oluyor (kendi uykusuna da tabii ki). Bunu bekliyorduk, enfeksiyonlar olur ama ilkbahar, daha az olur diyorduk, doğrusu ya bu kadar sık beklemiyordum ben bile.
Getirdiklerine gelince...
Benim hamileliğim, baharın bir türlü gelememesi ve bence en önemli neden, herkesin bebişlerin de büyümesi nedeniyle daha bir kendi işlerine döndüğü bu dönemde ciddi ciddi aksattığımız oyun grubu buluşmalarının yerine haftada üç gün düzenli olarak arkadaşları ile birlikte oluyor. Oyunlar oynuyor şarkılar söylüyorlar.
Artık evde yaptıramadığımız (çoğunlukla inatlaşıp, yokyokyokyoook diye reddettiğinden) birçok aktiviteyi artık okulda yapıyor: Hamur ya da resim gibi.
Bir dolu yeni şarkı öğreniyor, bazıları İngilizce :) Hatta İngilizce ona kadar saymayı bile öğrendi cadı hehehe
Müsamerede rol vermişler (Bakalım göreceğiz neler yapacaklar..), bu benim için çok heyecanlı bir deneyim.
Kendine ait bir çevresi var artık; arkadaşları ve öğretmenleri ile servise binip tiyatroya gitti mesela, gerçi inanılmaz merak ediyorum, bizsiz ne yapıyor diye ama öğretmenleri gayet iyi üstesinden geldiğini söylüyorlar.
Artık haftada üç gün kahvaltı ve öğle yemeklerini okulda yiyor (bulgur pilavı mesela, evde olsa yemezdi hehehe) Kendi başına yiyor, bunun yararlarını evde de görüyoruz.
Bence okul oldukça yararlı.... Hastalıklar hariç ama onun da yazın azalacağını umuyorum. Yeter ki bir an evvel toparlanıp kendine gelsin yavrum.

3 Mayıs 2009

Şükür kavuşturana

Allah kimseyi evlat hasretiyle terbiye etmesin

27 Nisan 2009

Uzuun uzun birşeyler söyleyesim var ama


ne kime anlatacağımı biliyorum, ne de neler anlatacağımı...
Hamileliğin verdiği kafar karışıklığı, duygu çorbası, hep anlaşılamadığını düşünmesi, insanın bedeninin kontrolünden çıkması.... Nefes almak istediğinde alamaması, yemek istediğinde yiyememesi.
Minicik zorlukların üstesinden gelememesi ve bunu farketmesi. Normal zamanda olsa başedebilirdim, biliyorum, nasıl yapacağımı da biliyorum ama gücüm yok demesi ve yine kimsenin anlamadığını düşünmesi. İçimde biri var ve artık dışımı da yönetiyor.
Belirsizlikleri sevmeyen benim hayatımı belirsizliklerle doldurdu, şaşkınlık içindeyim, kendimi soktuğum bu hale.. Şimdi ihtisası bitirmek üzere, bambaşka bir yolda yürüyor olacaktım. Artık iki bebekle herşey imkansız gibi geliyor. Hem de herşey. Hayal bile kuramıyorum, kendimi kızgın güneşin altında serin suların kıyısında hayal edemiyorum mesela.
Ama şu yukarıdaki resme bakınca (ya da resimdeki meleğin kendisine) hepsi geçiyor.
Not: Kocam çok güzel resim çekiyor bunu da farkettim ayrıca.

26 Nisan 2009

Herkesten herşeyi bekle kimseden hiçbirşey bekleme

Kafama taktığım birşey var. İki gecedir rüyamda çözmeye çalışıyorum. Birebir rüyamda görüyor ama yine çözemiyorum.
Hayırdır inşallah.
Gerçekte de çözemedim hala.
Böyle şeyleri hiç sevmem.
Bir özelliğim nedir diye sorsalar, belirsizlikleri sevmem derim. Bunu da sevmedim. Er geç yarın çözülecek inşallah (olumlu ya da olumsuz) her iki türde de bana çok zararı olmayacak ama nedense çok taktım kafama galiba.
Rüyamda görmemden belli.

20 Nisan 2009

18 Nisan 2009

Minik kalbim büyüyor galiba....

İlk İngilizce şarkısını öğrenip baştan sona söyledi... (Are you sleeping?)
İlkkez sevdiği bir ünlünün posterini kendi minik elleriyle odasının duvarına yapıştırdı (Bkz: Çilek Kız)
Okul müsameresine seçildi... (Ben bir şarkı öğrendi söyledi diye ağladım heyecandan, müsamereye gitmeden önce diazem içicem galiba)
İlk kez gece yatağından pıt pıt inip annesiyle babasının yatağına geldi, aramıza girip uyudu.. (Bkz dün gece)
İlk kez kendi zevkine ve isteklerine göre bir pasta seçerek sipariş verdi (Bkz: Pamuk Prenses'li doğumgünü pastası)
İlk kez rüyasını anlattı (Begüş düşmüş...)

15 Nisan 2009

Herkes tercihleriyle yaşar..

Bu da benim çok sık tekrarladığım ve inandığım birşeydir.
İnsanların tercih ettikleri ve değiştirme şansları olan şeylerden şikayet etmelerini doğru bulmam. Bebeğim daha ufacıkken ikinciyi yapmak bizim kararımızdı, başedebileceğimize inanmasak yapmazdık sanırım.
Bugün, terrible two'm ile ve kocaman 30 haftalık göbişimle (ve içindekiyle) tek başımıza oyun grubu buluşması için Altunizade'den Feriköy'e gitmek, hem de trafiğin yoğun olduğu saatlerde, benim tercihimdi.
Şikayetçi değilim.
Neyse ki kızım beni hiç üzmedi, özellikle yolda giderken uyuyarak (trafik korkunçtu) gelirken de uyuklayarak yolun farkına bile varmadı, şükür.
Orda da arkadaşlarım sağolsunlar beni fazla yormadan hem Damloşun peşinde de koşarak, hem de bizi besleyerek :) kararımdan pişman olmamamı sağladılar.
Zor bir gündü. Evet.
Bunu tekrar yapar mıyım? Yapmam diyemiyorum. Şartlara bağlı.

10 Nisan 2009

Terrible two ve Arap...

Kızım tavuk suyuna çorbayı elleriyle yemek (içmek) isteyip de bunun için ısrar edince, baktım ki imkansızlığını anlatmam mümkün olmayacak, dedim ki,
"Kızım bir tek Araplar yemeği elleriyle yer.. biz çatal kaşıkla yeriz"
O da dedi ki (ama ağlayarak)
"Ama ben Arapıııııımmmmmmm".

Terrible two maceralarını ve çözüm önerilerini de birgün post olarak yazmayı düşünüyorum.
Aslında sığmaz blogger'a, en iyisi kitap yazayım :))))

9 Nisan 2009

Neymiş: Boş kibrit kutusundan oyuncak olmazmış

Dev bir kibrit kutusu. Bir markanın promosyonu olarak verilmiş ve bizim evin tek kibrit - çakmak benzeri aracı idi kendisi. Damla hanımın da bilgisi dahilinde mumları vs yakmak için kullanılırdı uzuuun süredir.
Kutu kocaman bir üçgen prizma şeklinde ve renkli (resmini koyacaktım ama üşeniyorum) yani oldukça ilgi çekici. Kibritleri de ince uzun, yeşil uçlu ve gayet oyuncak gibiydi. Damla da çok severdi kendisini. Ben ona gerçi uzun uzun çocukların kibritle oynamasının sakıncalarını anlatmıştım, olası sonuçlarından bahsetmiştim. Çok sevdiği mum üflemece oyunu için bu kibrit kutusunu alıp getirir ve bana yak üfliycem şeklinde uzatırdı.
Bir gün bu kibritler bitti. Ben de boş kutuyu atmadım, bir aktivitede kullanırız, çekmecesini takıp çıkarır oynar falan diye sakladım. İçindeki çeri çöpü döküp tabii ki.
Bugün yine boş kutuyla oynuyordu salonun ortasında yere oturmuş. Biz de annemle sohbet ediyorduk. İçeride de hasta olan babası yatıyordu.
Hanım içeri gitti bir an, sesi de kesildi, ben de babasının yanına gitti diye düşündüm (nedense!! basiretim bağlandı herhalde)..... Sonra aklım başıma geldi, ama geçen süre 40 saniye değildir. Yarım dakika falandır. Anne bunun sesi çıkmıyor babayı uyandırıyor herhalde diye fırladım.
Damla hanım odasında idi.
Yerde oturmuş, kapıya arkasını dönmüştü.
Boş kibrit kutusu ile oynuyordu.
Ama kutu boş değilmişti. Çekmecesinin kıvrımlarının arasına bir tane YANMAMIŞ kibrit saklanmıştı.
Damla hanım bu kibriti YAKMAYA ÇALIŞIYORDU.
Bunun yasak olduğunu biliyordu, bu kadarına aklı ermişti, yanmamış kibriti bulunca odasına gidip gizli gizli yakmaya uğraşacak kadar akıllıydı.
Ama daha çocuk hatta bebekti.
Kendisinin ve herşeyin yanması için (Allah korusun) 30 saniyenin uzun bir süre bile olacağını bilmiyordu.
Bunu galiba ben de bilmiyordum, otuz saniyenin bir çocuğun gözetim dışı kalması için çok uzun bir süre olduğu bir tokat gibi yüzüme çarpıldı.
Gerçi insan oğlu biraz salak galiba, bu olaydan az önce de babasının ateşini ölçtüğüm cıvalı ateşölçer ile oynamak istediğinde, onun içinde cıva olduğunu, kırılmasının çok tehlikeli olacağını söylememe rağmen, üzerinde durduğu örtüyü hızla çekip, termometreyi yere düşürüp kırdı. (Ben de yarım akıllı, kırıldı mı ki diye kutusunu bir açtım, cıvalar yerlere saçıldı. Bir gebe için en tehlikeli şeylerden biri, bir ağır metal olan cıva olduğunu bilerek)....
Demek ki neymiş, söylemek yetmez, ademin eli işte gerek.
Demek ki neymiş, çocuğun eli kolu heryere uzanır.
Demek ki neymiş, boş da olsa kibrit kutusundan oyuncak olmaz. Çocuğu da yalnız bırakmaya gelmez.
Demek ki neymiş, Allah korusun tabii de, önce tedbir, sonra tevekkül.
Ayrıca neden anlamıyorum acaba, bu ev kazalarının geliyorum dediğini!!!

7 Nisan 2009

At binmek ile ilgili yazı


Kızımın arkadaşlarıyla at bindiğini, bunun onu ne kadar mutlu ettiğini, neden daha önce bunu yapmadığımızı bilmediğimi...
anlatacaktım ki...
ateşlendi kuzum.
Hastalığa daldım ben de, hayatı unuttum. İşi gücü unuttum. Bilgisayarımı bile unuttum.
Tek aklımdaki, minik kuzum. Bir de onun gece üçte uyanıp, "ben hasta oldum, doktora gitmek istiyorum" deyişi. Gerçekten. Dedi bunu.
Sabaha hemen randevu aldık.
Gittik. Muayene olurken baktım biraz sıcak geldi. 38.4.
Kızım, yavrum, inşallah bir an evvel iyileş de, neşene geri dön.

Minik eller çiçek ekerken...

Minik eller saksılara toprak doldurup çiçek ekerken...


Minik eller yorgunluk meyve sularını (!) içip keklerini yerken...

Babişler güneşte minik elleri seyrederken...

Minik ellerin diktiği minik çiçekler güneşte yorgunluk atarken...

3 Nisan 2009

Daha dün biz oyun arkadaşıydık, şimdi onlar oldu sanki..


Büyüyorlar.. Şişede durdukları gibi durmuyorlar...
Benim sıpayla bu ikiz sıpaları nerdeyse arkadaş olucaklar yakında. Damla hanım onlara şarkı söylüyor, öpüyor, hatta üç adım birden atlayıp banyo yaptırıyor :) Haahhhaaaah.... Görülmesi gerekli bir manzara çok komikler çünkü üçü..
Hepsi bir yana da, ben bu iki tane olmaları meselesine hala daha alışamadım yahu.
Bir de dip not: Bu bebek kişilerine nasıl mama yediriliyordu? Kaşığı görünce üç metreden bağırarak kaçıyo bunlar yahu!! Unutmuşum ben imdaatt... Bu koy önüne yesin dönemi ne zaman başlamıştı, yerlerden bezelye yerine muhallebi temizlemek daha zormuş, unutuluyormuş. İnsanoğlu nankörmüş, sanki benim kızım iki yaşında doğmuşmuş... Napıcam ben ya :))
Bak oğlum, hele bir doğ da hayırlısıyla, beni şu yukarıdaki resimde Doğa Hanım'ın (yoksa Irmak mıydı?) yaptığı gibi maymun edersen karışmam.. Veririm ablanın eline kaşığı ne kadar yedirirse sana artık....