Benimkiler..

Benimkiler..

31 Aralık 2009

Kutsal mabed hakkında

Hayat denen mucize, bana bunları düşündürüyor günlerdir (yeniden).
Şimdi, insanoğlunun üremesi için aynısından minik kopyalar oluşup sonra büyümesi uygundur değil mi? Bu minik kopyalar için en güvenli yer neresi?
Kuş yuvası mı? Folluk mu? Tabii ki annesinin içi..
Peki annesinin içinde bebeğin yerleşip büyümesi için bir kutsal mabed olsa (eski hocalar ana rahmine kutsal mabed derlerdi).....
Bu mabedde korunağında yaşayan bebek, annesinden gelen bir hortumla beslense... ama bu hortum (kordon) ve besin deposu (plasenta) anneden sadece faydalı şeyleri, besinleri, vitaminleri vs geçirse ama zararlı maddeleri, ilaçları, zehirleri bebeğe geçirmese (kan-plasenta bariyeri)... Bebeği korusa...
Bebek orda içi su dolu bir kesede olsa (amniyon kesesi).. Böylece annesinin geçirdiği kazalardan, çarpmalardan ya da hareketlerinden, ısı değişimlerinden, soğuktan sıcaktan etkilenmeden yaşasa.. Beşik gibi sallanarak uyusa...
Bu mabedin bir kapısı olsa ki -serviks- o kadar sıkı olsa ki gebelik kesesini sımsıkı tutsa içinde ve açılmasa.. Hatta siz bir sebepten içeri girmeye / alet sokmaya çalıştığınızda gerçekten çok zorlansanız.. giremeseniz...
Sonra bebek büyüdükten, olgunlaştıktan, nefes alabilecek akciğerlere sahip olduktan sonra kapı yavaş yavaş açılsa.... o kadar yumuşasa ki, o koca bebek, bir saat önce ince uzun çubuğun bile girmediği o kapıdan çıkabilse.
Doğum başladığında o kapıyı açan bir hormon olsa (oksitosin).. Bu hormon aynı zamanda anne sütünü salgılatan hormon da olsa.. Yani annenin içinde oluşan kutsal içeceğin, gebelik boyunca bir damlası bile çıkmasa, ama doğum sancılarının başlamasıyla birlikte fışkırarak hayat kaynağından akmaya başlasa... Bu minik kopyayı içinde taşıyan anne kişisi, aynı zamanda hiç parası olmasa, mama alamasa, yokluk içinde kıtlıkta olsa bile, en az 6 ay o miniği tek başına dış birşeye ihtiyacı olmadan beslemeye muktedir olsa.
Parantez içindekiler bize derste öğrettikleri gerçekler. Diğerleri, benim küçük beynim ve zekamla aklımın ermediği, hayatın mucizeleri.
Hayran kaldığım. Düşünürken bile ağzımın açık kaldığı.

İyi ki

İyi ki varım
İyi ki kocam var
İyi ki çocuklarım var
İyi ki annem var ve yakınımda
İyi ki iki kardeşim var
İyi ki kocamın ailesi böyle (sevgi dolu ve sıcaklar)
İyi ki doktor olmuşum
İyi ki yıllar sonra TUS'a girmişim
İyi ki kadın doğumu seçmişim
İyi ki aklım fikrim yerinde
İyi ki istediğimiz şeyleri alıcak kadar para kazanıyoruz
İyi ki sağlıklıyız

Eh, o zaman çok şükür.

30 Aralık 2009

Huylu huyundan vazgeçer mi?

Keşke geçse.
Keşke ben yeni yılda daha az üzülsem gerçek olmayan dertlerime.
Keşke daha az konuşsam.
Keşke daha çok düşünsem.
Keşke daha az kişiyi kırsam.
Keşke daha az negatif enerji yaysam.
Keşke kendimi daha az üzmeyi başarsam.
Keşke çocuklarıma daha çok vakit ayırabilsem.
Keşke daha çok insan biriktirebilsem kendime.
Keşke daha çok insanı tanısam yakından.
Keşke daha çok insan beni tanıyıp, sevse.
Keşke vaktimi daha idareli kullanabilsem.
Keşke daha az yesem de şu fazla kilolarımı versem.
Keşke yeni yıl daha iyi bir yıl olsa.
Keşke huylu huyundan vazgeçse.
Keşke ben şu kötü huylarımdan vazgeçebilsem.
Keşke kendimi daha çok sevsem.

Eh, gene de iyi bir yıl dilerim.

28 Aralık 2009

Günaydın sabah, günaydın yeni gün...

bu sabah kaç kişi bunu okuyup bana içinden "günaydın" dedi acaba..
Ve gülümsedi...
Keşke bunu bilmenin bir yolu olsaydı :)

İlgisiz not: Çağlayan'a yorum yazmıştım, buraya da eklemeye karar verdim:
Dün yolda Damla'yı eve gitmek için ikna etmeye çalışırken, o da kucağımda ağlarken, benim belim koparken, ama Damla inatla kucağımdan inmez ve bağırırken, bir teyze geldi, onu okşadı ve bana "geçecek bunlar, merak etme, yakında geçecek.. hepimizinki böyleydi, geçti, sen sabret.." türünden bir konuşma yaptı ve geçip gitti.. Öyle iyi geldi ki.. Biryerlerden gelip bunları söylemek için karşıma çıkmış gibiydi :)

26 Aralık 2009

İki dişli sömelek...

...derdi babam Tuna'ya şimdi, yaşasaydı...

Hamiş 1: Allah rahmet eylesin
Hamiş 2: Sömelek ne demek bilmiyorum, hiç de bilmedim
Hamiş 3: Babamın biz ufakken hep anlattığı "iki dişli sömelek" masalını kafasından uydurduğundan şüpheleniyorum.

25 Aralık 2009

Erin ve Damla, the both 2,5

Damla: -Partiye geliyor musun?
Erin: -Bu saatte hiçbir yere gelemem
Damla: -Bu saatte gelme zaten, sabah gel.

Daha sonra ben bu konuşmayı anlatınca
Şebnem: -Sen hala şaşırabiliyor musun?
Ben, içimden: -Tuna (the 6,5 months) bugün kakasını tuvalete yaptıktan sonra hayır aslında....

24 Aralık 2009

Yaparım

Çocuk da yaparım kariyer de..
Yapıcam.
Bunu da buraya not düşüyorum.
Ne istediğimi de çok iyi biliyorum.
Bana öğretmeyenlerin öğretmekten imtina ettikleri herşeyi öğrenicem.
Kaçtığım herşeyi başarıcam.
Okumaktan da vazgeçmiycem.
Çocuklarıma bildiğim en iyi anne olmaktan da.
Yapıcam ulan, çocuk da yapıcam kariyer de.

22 Aralık 2009

Çocuk da yaparım kariyer de - Nil'le pijama partisi

Yaş ortalamasının 13 olacağını, gelenlerin çoğunun pijamalı kızlar olacağını, çok yüksek sesten rahatsız olacağımı bilsem de gittim.
Çocuk da kariyer de yapılabileceğini bi de onun ağzından bizzat dinlemem gerekliydi (bu gaza çok ihtiyacım var son günlerde)
Ayrıca en son Barış Manço konserine gittiğimden, konser havası solumak iyi gelecekti, geldi nitekim.
Ve fakat, kitle çook uzaktı benden.. Bir kere ben yaşlanmış mıyım, değişmiş miyim, büyümüş müyüm? Bu teenage kuşağı çoook farklı benden ve HEPSİ BİRBİRİNİN AYNI!!
Kıyafetler ayakkabılar yürüyüşler beğeniler aynı olan fotokopi bir gençlik gördüm orda. Ayçaada ile jüri üyesi gibi bir köşeye oturup gelen geçene puan verdik (!), şöyle hoş tatlı özgün giyinmiş tek BİR genç kız görebildik. Gerisi, abartmıyorum, aynıydı!
Gene de,
İyi ki doğdum - Gördün mü 25 oldum - Özgürüm kanatlandım - durmadım ayaklandım- koşup ilerliyorum - İyi ki doğdum - Ne güzel bir kadın oldum - Erkekler hep peşimde - ama aklım işimde Sınırı zorluyorum - Kalamam hayatın köşesinde - O zaman neşesi neresinde - Koysalar önüme bariyer de - Çocuk da yaparım kariyer de - Pes etmem ben en zor günümde - Kanatlandım özgürüm ben de - Deseler geçecek bu heves de - Çocuk da yaparım kariyer de...
Bence bugüne dek yapılmış en güzel reklam müziği ve şarkısı..
Buyrun: Nille değilse de posteri ile fotoğraf çektirdim..
Buyrun bu da Orkid'le en uzun gece hatırası :))))

Not: Çağlayan, ilk yarıda çıktığım için tek taşı söylerken yoktum ama senin için başka bir şarkıda bağırıp zıpladım olur mu? :)

20 Aralık 2009

Tuna beyin minik inci tanesi.

Minik inci tanesi.. dün geldi.. hoşgeldi..
Dünyanın en kıymetli iki istiridyesinden birinin içinde....
Aha da buraya da yazıyorum, (inşallah da diyorum), Tuna da ablası gibi çıkaracak dişlerini, sessiz sakin derinden.

Bu postla ipilgisiz not:
Oyuncak kiralayan bir servis, web sitesi vs olan ve varsa haberi olan var mı? Tuna için şöyle büyük, basmalı, müzikli, sesli, yürüyen, konuşan, top üfleyen şarkı söyleyen, ayakta duran-durduran oyuncak kiralamak istiyorum. Ev oyuncakçı dükkanına döndüğünden artık hiçbişey satın almak istemiyorum. Yığılıyor üstüste herşey ve yıkılıyor. Ama oyuncak da gerek. Ama oynayacağı bir iki ay. Sonra yığıl üste sen de. En iyisi ben kiralasam sonra da geri versem?
Var mı bilen?

19 Aralık 2009

ISSEY MIYAKE


Sene 1993 ya da 4. Moda'da bir gece yürüyoruz. Ben, kuzenim, teyzem ve en yakın arkadaşı Issey Miyake. Ben tanışmıyorum henüz onunla, öyle parfüme falan da para verecek bi durumum yok zaten, yeni yetme üniversite adayıyım falan.
Biz yürüyoruz, Issey arkamızdan geliyor. Arabaya yaslanmış birkaç genç, "ooo... Issey Miyake...." diye laf atıyor bizimkine. Kendisini ilk farkedişim ve ilk anlamlı anım budur.
Sonra teyzem beni de tanıştırıyor (hediye ederek tabii ki). Bir daha hiç ayrılamayacağımı bilmiyorum tabii henüz.... Yıllar boyunca, kah eniştem sponsorum oluyor, kah teyzem, kah para biriktirerek kendim, kah sevgilimin kıyağı (beni en sevindiren özel gün hediyelerinden biridir :) kah Hakan'ın), birlikteliğimizi taaa o zamandan beri sürdüyoruz işte.
İkinci anım da şudur. Üniversitede, fular takardım arada... Haliyle kokum boynumdan fulara sinmiş. Bigün fular sıkıntı yapmış çıkarmıştım. Bi arkadaş eline almış oynarken kokladı bi an. Issey Miyake dedi.
Hah dedim içimden. O da dedi ki: "Parfüm bir kişinin kimliğidir. İçeriye bir koku girdiğinde, 'hah şu geldi' diyebilmelisin."
Bu sözler o günlerimden kalma.... Issey de... Oğlak burcu sabittir, dişçi kuaför ev parfüm vs. değiştiremez kolay kolay.. Belki de bu yüzden değiştirmedim yıllardır.
Arada onu Gio ile aldattıysam da, ilk göz ağrım hep o oldu. Çok şükür şu aralar ona sahip olabilme gücüne sahibim hehe:) Gene de kıyamayıp sıkmadığım olur (e güzelim insaf şişesi olmuş kaç TL).
1 yıldır Issey'le aramda soğuk rüzgarlar esiyordu.. Önce süt verirken, bebeğim kokumu alamaz, kafası karışır diye hiç parfüm sürmedim. Sonra sonra son aylarda iyice kendimi bırakmışlığın da etkisiyle, hem de kıyamadığımdan (bkz: zaten giydiklerim giysi değil, 70 kilo da cabası, saçlarım saç değil, makyaj desen yapacak vaktim yok, parfüm de olmasın varsın) iyice özel günlere saklar oldum onu...
Ama geçenlerde, arada sıktığım günlerden birinde, bulunduğum ortamda birisi "Kim Issey Miyake sürdü?" deyince hatırladım.
"Parfüm kişinin kimliğidir.."
Geri döndüm ona. Kimliğime.

Bakınız burda da diğer Issey kullananlardan yorumlar:

kullanıldığında kesin olarak geçtiğiniz her yerde iz bırakan parfüm.. zelyot
insanın sürekli koklayası gelen koku. mutercim
bir ortama girildiğinde sizden önce insanlarla selamlaşan, hastası olduğum ve epeydir kullandığım parfüm passion
bazen gelip içimdeki ölmüş aşkı tekrar canlandıran büyülü koku mr miko
koluma sıktım, koluma aşık oldum. eksi daglarının aslanı
Gerisi de şurda:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=issey+miyake

18 Aralık 2009

Bir-günüm-kaç-saat

Sabah 6’da uyandım – kahve içtim - oğlumu emzirdim – kızımı öptüm uyandırdım – annem gelmişti kucaklaştım iki sohbet ettik – işe gittim – yolda müzik dinledim – hastaneye geldim – vizit yaptım – kahvaltı ettim – ameliyata girdim – birinin rahmini aldım – ameliyattan çıktım - acil bir hasta geldi ameliyat ettim – ameliyattan çıktım – yemek yedim – vizit yaptım – doğumhaneye inip nöbeti devraldım – sezaryene girdim bir bebek doğurttum- arkadaşımı çağırdım boşanma hikayesini dinleyip üzüldüm – acil ameliyathaneye gidip bir ameliyata girdim anneciği ölmesi diye bir miniciği dışarı çıkarttım çok üzüldüm – doğumhaneye döndüm – yemek söyledim – son nöbetim diye pasta yedik- bir olgu sunumu makalesinin giriş ve olgusunu yazdım tartışmasına başladım – saat 1 oldu yatar gibi yaptım – sabah 6 oldu kalktım neskafe içtim – kahvaltı yapar gibi yaptım – vizit yaptım – ameliyathaneye girdim bir biyopsi aldım – ameliyata girip birinin urunu çıkarttım zordu saatler sürdü – ameliyattan çıktım başka bir ameliyata girdim birinin kistini çıkarttım – çıkıp vizit yaptım – eve gelip bebeğimi alıp karşıya doktora götürdüm – eve geldim köprü berbattı – kızımı çok özlemiştim hiç pas vermedi – oğlum çok öksürdü nebül yaptım – duşa girdim - 15 dakika uyudum - bebekleri doyurduk annemle – kocam geldi yemek yedik - kızımı yatırdım – salonda uyuyarak ceviz yedim – çeviri yapmak için bilgisayarımı açtım uyuyakalmışım – sabah 5’te kalktım çeviriye başladım.
Bütün bunlar 40 saatte oldu.

15 Aralık 2009

Otit + bronşiyolit: Yok mu artıran?

Buyrun. Bu sefer Tuna.
Akut otit + akut bronşiyolit.
Getirileri: Ateş, ağrı, ağlama, uykusuz geceler (yine yeniden), nebülizatör, ventolin, pulmicort, antibiyotik!!
Var mı artıran?

11 Aralık 2009

Yine mi güzeliz yine mi çiçek & Yine mi otitiz yine mi antibiyotik

Başlık herşeyi anlatıyor. Bir tek 39,6'yı anlatmıyor. Yazı anlatsın o zaman.
Bildiğin 39,6 işte. 40'a ramak kalanından.

EK:
Kayıpları bildiriyorum (hiç aklımdan çıkmıyor ve beni çok huzursuz ediyorlar) (Allah eksik etsin kaybetmekten ve çaldırmaktan çok korkarım)
1. Beyaz montum (yahu koskocaman mont nereye girer)
2. SOS kitabım (okuyordum arabadaydı.. Yoksa kalabalık bindiğimiz gün yere düşüverdi de kaybolumuverdi?)
3. Damla'nın altın ayet-el kürsisi (bundan ümitsizim, çok kalabalık ortamda saz heyetinin ayağının dibinde çengelli iğnesini ve ona takılı olan diğer şeyi buldum, altının üzerine soğuk su mu içsem?)

10 Aralık 2009

Dört önemli konu başlığı

Rüyamda (hayırdır inşallah) teyzemin arkadaşının bir yeteneği varmış, bana telefon ediyor ve ben o kadının sesinde babamla konuşuyorum.. Babamın sesi, babamın tonlaması, babamın lafları ve ruhuymuş.. Ona, baba beni görüyor musun, torunlarını görüyor musun diyorum.. O da aferin kızım diyor. Neyimi beğendiğini bilmiyorum ama aklımdan uzman oluşumu falan beğendi herhalde diye geçiyor.
Demek ki tek derdim babamın beni beğenmesi bi de torunlarını görmesiymiş….

Tuna beye ablasının alerjik öksürüğü için içtiği şurubundan başladık dr tavsiyesiyle. Gece boyunca burnu tıkalı olduğu ve uyuyamadığı için.
Demek ki tek derdi burun tıkanıklığıymış…

Benim tez yalan oldu mu oldu… Ben kanlarımı kaybedip tekrar toplayınca biter sanıyordum. Lay lay lom biyokimyaya gittik, hocayla görüşüp kanları çalıştırmak için randevu aldık ve telefon beklemeye başladık… Onlar aramadan tezime sponsor olup kitleri alan ve evinde muhafaza eden ilaç firması görevlisini aradım, artık hazırız kitleri getir diye… Yok dedi. Kit mit yok… E kan man da yoktu.. Meğer tezim yokmuş da haberim yokmuş. Kadın aldım dediği kitleri almamış. O firmadan da ayrılmış. Zaten firma da batmışmış. Artık istese de alamazmış. Kadın bizi kandırmış.mış. Kelimeler kafamdan hayal gibi geçiyor. Çok da tın. Artık 1000 doları arkadaşımla paylaşıp cepten alıcaz. Yoksa yok. Kit yoksa tez de yok. Türkiye’de bilimsel çalışmalara sponsor da yok. Ama şurda fotoğraf çalışması yapıcam mankenleri çıplak çekicem desem bulur muydum sponsor? Bulurdum sanırım.
Demek ki tek derdim sabırmış.. Kit kan hasta toplama bunların hepsi yalanmış. Tez yapmak sabır işiymiş…. (Tezveren dedeye gidip adak mı adasam acaba?)

Bu ay ihtisasta son iki ayımdan biriydi. İşe başladıktan sonra eksik olan ameliyatlarımı tamamlayıp (eğitimimizin en önemli parçası ameliyat) bitirecektim. İki ay yetmezdi ama şansıma güvenecek ve şansım yaver giderse kritik ameliyatlardan birer ikişer yapıp idare edecektim.. Ve fakat ne oldu? Bizim ameliyathane kapatıldı. Anlamayanlar için tekrar yazıyorum: Ameliyathane yok ameliyat da yok. Eğitim de yok. Güvendiğim şansıma küsmeli miyim yoksa? Tek sorun benim eğitimim değil, hastalar beklesin dert değil hehehe.. Yeter ki ameliyathane tadil edilsin (ama iki günde bitecek denen inşaat on iki gündür sürsün ve hatta hiçbirşey yapılmasın, öylece malzeme beklenerek kapalı tutulsun).. Acil ameliyathanede organ naklinde orda burda günde bir iki ameliyat ite dürte yapılsın…. Gerisi kalsın..
Demek ki tek dertleri benim eğitimim değilmiş. Tezim hiç değilmiş.
Bu ihtisas biter miymiş?
Bitermiş bitermiş…..

8 Aralık 2009

Susma sustukça sıra sana gelecek

Bloğum benim en yakın arkadaşım...
Ama onu ihmal ediyorum şu sıralar. Benime özüme işime döndüm de.. Beş yaşından beri olacağım dediğim, olmakla bitiremediğim yetinemediğim işime, doktorluk yetmedi bi de uzman olayım dediğim işime döndüm.
(Korkarım bu da bitince daha bişeyler daha olayım derim ben)
İşim... Kendimi ifade ediş tarzım...
Ama ne yazık ki, o da eksik, o da yarım.. Aynı anda herşey olunmuyor ki!
Bu kez ışık var gerçi.. Bu kez olacak tamamlanacak..
Çok iyi doktor çok iyi anne çok iyi eş olacağım..
Süperlik benim kanımda var genlerimde var... Süperlik benim taşıdığım iki X kromozomunda var.. Öyle değil mi kızlar? Biz süperiz. Anneyiz.
(Nasıl pozitif işliyorum kendimi görün. Ama Nil Gün sayesinde bir aşama ilerledim: Artık inanarak söylüyorum)..
Velhasıl kelam, biraz az yazıyorum ama her an bloğumu düşünmediğimden değil.
Eh, fırsatım olmadığından.

1 Aralık 2009

http://aycaada.pasaj.com/

Bizim ailede yeteneksiz bir kişi varsa o benim. Başka birşey yapmayı bilmediğimden hatta, anca ders çalışırım. Okurum. Okurum. (bi de çocuk yaparım).

Ama yaratıcı gözle bakabilenler ve benim göremediğim renkleri - şekilleri - uyumları - güzellikleri görebilenler, görenler, yapar ve üretirler.

Ayçaada mesela. Kendisi yapar. Ben bayılırım. Bakarım ve beğenmekle kalmam. Kıskanırım. İsterim (hem yaptıklarına sahip olabilmeyi hem de binde birini bile olsa ben de yapabilmeyi). Ama gerçekten deniyorum inanın olmuyor, taklit bile edemiyorum. Fikir bile üretemiyorum.

Bakınız mesela, neler yapar, beni okuyanlar varsa hatırlayacaktır: Ben biryerlerde gördüğüm oyuncak mutfağı taklit edeyim derim, Ayçaada orjinalini yapar (http://hayalalani.blogspot.com/2008/10/how-to-build-toy-kitchen.html)

Dans festivali olur, Ayçaada tüm kostümleri yapar

Tişörtler yapar

Şahane abiye elbiseler yapar..



Hepsini de mükemmel yapar. Bu arada da Boğaziçi Ünv Ekonomi'yi bitirdi (e ekonomi bilmek herkese lazım, nasıl para kazanıcak di mi:))


Nihayet dükkanını açtı: Gerçek bir mütevazi şaheserler dükkanı. Sanal değil. Eti, kemiği, raprahat kanepeleri, dikiş makineleri, nescafesi-çayı, sımsıcak suyu, müziği, hatta kepengi bile var.
Şimdi de bunları yapıyor... Laptop kılıfları. Buyrun:



Bu da bir reklamdır. Oh olsun işte. Kardeşimin reklamı. İşte de adresi: http://aycaada.pasaj.com/

30 Kasım 2009

İşe

başlıyorum yarın.
Hayırlısı.

İki bebekle araba yolculuğu

İki bebekle 2500 km gidecek kadar deli birini tanımıyorsanız, tanıştırayım.
Memnun oldum. Ben deli.

Önce ben yokken gelen yorumlara yanıt vermek istememden, post yazamama sancısını çekmekten, sonunda vazgeçtim yanıt yazmaktan. Beni okuyan anlar...
Neyse, işte ben oyum. Deli.

Aslında, bir haftadır bloğumdan ayrı kalmanın sancısıyla başlıklar cümleler kafamda uçuşup duruyordu. Ama baktım olmayacak. Vaktim de yok. Bari, şöyle kısa kısa cümlelerle özetleyeyim (parantez içleri iç ses):

Yolculuğumuz bulutların üstünde başladı (o siste ve gecenin karanlığında arkada iki bebek, yanında horul horul ve de fosur fosur uyuyan benle araba kullanan kocama tebrik ve teşekkürler)..
Aksaray'da, ilk hekimlik yaptığım, yalnız günlerin sancısını çektiğim, büyüdüğüm, olduğum şehirde, bir gece konakladık.. Eski dostlarla lafladık, bebekleri uyutup kocaları maça yollayıp (o yorgunluk ve uykusuzluğuma rağmen) geceledik, konuştuk, gülüştük, dertleştik (vay be, 10 yıl mı olmuş, 10 yıl İfom, dile kolay, az mı gözyaşı döktük beraber, az mı güldük, şimdi kucaklarımızda bebeler, Nesli, Rengin, ne çabuk geçiyor yıllar, büyüdük mü biz şimdi yaşlandık mı kızlar?) Evimize vardık... Gülen güneşli, portakal çiçeği kokulu evimize.. Sevgi çemberi, kucak böcekleri zevkten dört köşe, baba evi gibisi var mı?
Dolandık meyve bahçelerinde, su kıyılarında, mahallemizde kasabamızda.. Erzin yetmedi, Osmaniye'ye, İskenderun'a da uzandık.. Sevdiklerimizi özlediklerimizi gördük....
Yetmedi, Adana'ya Bernama ateş parçası Tunç'a da gittik bir öğleden sonra.. (Bernam, sizinle hiç fotoğraf çekmemiş olup, şu Hasan Usta'nın kebabı için fotoğraf makinesini almaya 13 kat inişim sana bir mesaj vermesin.. Kebabı senden çok özlediğimi sanma :)))
Masaya sığmayan salata çeşitleri ve çiğ köfte de size selam söyledi...

Bernam, doyamadık size kısa sürede, bize bekleriz, daha bitmedi laflar, söylenemedi şarkılar (bebek gürültüsünden açamadım bile konuyu hehe :)))
Bu arada Iraz'la tanıştık dolaylı yoldan, telefonda, vakit yetseydi de görüşseydik...
Sonra babama gittik, orada öylece yatıyor işte... Duamızı ettik, mekanı cennet olsun, yattığı yer ışık dolsun inşallah...
Babamın büyüdüğü benim de büyüdüğü topraklara gittik, orda çocuklar gibi şendik, traktöre bindik tarlaya gittik, ağaçtan portakal topladık yedik, rahmetli babacığımın "Yapılı pınarı"ndan su içtik...
Kardeşler kardeş çocukları kardeş torunları hep beraberdik.. Çocuklarım hiç olmadıkları kadar iyi vakit geçirdiler, toprak çekti onları, enerji verdi..
Hayırlar verdi babamın toprağı, bayramdır sevaptır, küsler barışsın dedeler pamuk nineler çocuklarının yanına taşınsın, kararlar verildi.. (deli Beyhan'la deli ben olmasa kaç kış daha geçerdi, yalnız sessiz evde dedem? Sen de haklısın, toprağın orası senin, evin, barkın, ama artık geceler çok soğuk dedem, yalnızlık size iyi değil artık)

Sonra toplandık, çıktık yola, Ankara'da mola, çook sevilen başka dostlarla bayramlaşmaya, Co teyzem iyi ki varsınız, yeni gelin Sema çok tatlısın, bunu okumuyorsun tahminime göre ama çok sevdik seni bilesin...
Velhasılı kelam, biz gittik, geldik.
Uzun lafın kısası: Bu yazıdan alınacak mesajlar:
İki bebekle yola çıkacaklara çok kısa öneriler:
1. Çok valiz almayın, mutlaka çamaşır yıkanacak bir yerler bulursunuz, ne kadar eşya o kadar havale... Ben bu kez, tek çocukla gittiğimden daha az valizle gittim.
2. Çocukların ilaçlarını, mama malzemelerini, biberon - su meyve gibi şeyleri yanınıza koyduğunuz bir çantaya alamıyorsanız bile, bagaja hakim olun, herşeyin yerini bilin, aradığınızı kolayca bulun.
3. Yola mümkünse gece çıkın, çocukların uyku saatinde ne kadar yol alınırsa kar. Biz 2 gibi çıktık, yolu ikiye böldük, giderken bir gece konakladık, dönerken de uzun süre durakladık. Molaları yolun çoğunun bittiği azının kaldığı mesafelere göre ayarladık. Böylece uyanıklarken çok az yol gittik aslında. Hatta Tuna iki saatte bir uyuduğu için, uyanık olduğu saatlerin çoğunda molalar verdik.
Dönerken de buna uymaya çalıştık ama bayram dönüş trafiği, yağmur, kötü hava şartları son üç saat sabır denemesi şeklinde ikisi bir yandan bağırdı durdu....
4. Damla'yı oyalamak için her seyahatte olduğu gibi yeni kitaplar aldım (benimki kitaplara çok düşkün, bu yeni bir oyuncak ya da elini oyalayacak meyve çubuk kraker vs de olabilir).
5. Tuna normalde arabada uyuyamaz, yardımcı olmak için fön ve pışş pışş cd.lerimizi ve Damla'nın Bizim Ninniler'ini de aldık, gece uykuları bölününce yardımcı oldu (radyoda çekmeyen bir frekans ayarlanarak beyaz gürültü yapılabilir, bazen bağıran Tuna'yı susturmada işe yaradı)
6. Sık sık mola. Sabır. Pozitif düşünce.
7. Olmazsa olmazlar: Portatif oturak, İkea mama sandalyesi, çubuk kraker, sakız, cd.lerimiz, kitap ve oyuncaklar, emzik.
Yolculuktan korkmak değil eğlenceli hale getirmek gerek.
İyi yolculuklar.

20 Kasım 2009

Ek gıdalara geçişin duygusal boyutu

Bugün Tuna beye ilk defa muhallebi yedirirken, çok, çok kötü oldum.
Anne sütü vermek kolaylıkla takıntı haline getirilebilecek bir konu. Bebeğinle kurduğun duygusal ve fiziksel bağ bir yana.. O miniğin sana muhtaç olduğunu, senden başka kimsenin onu besleyemeyeceğini, birbirinize ait olduğunuzu her an hatırlatan bir şey.
Bütün çabalar, sanki emzirme işi sonsuza kadar sürecekmiş gibi devam ediyor, sütüm artsın, bebeğime yetsin diye parçalanıyorsunuz.. O esnada, bir bakıyorsunuz ki bebeğiniz büyümüş, dana olmuş. Artık o kocaman vücuda anne sütü yetmiyor...
Damla'da böyle olmamıştım, açık söyleyeyim. O zaman 4 aylıkken nöbetlerim başlamış ve ayda 8 kez geceleri kızımdan ayrı kalmıştım.. Belki de bundan, 6 aylıkken de işe başlayınca süt namına bişey kalmadı yorgunluktan, çok fazla duygusal bağ geliştirmedim emzirmekle. 6 ay emsin yeter şükür derim diyordum, dedim de... Neyse ki.. Sonra da, sancısız bir geçişle yumuşakça ek gıdalara başladık, o daha az emmek istedi, süt daha az geldi, kansız oldu memeden kesmek. Zaten yorgunluktan bunun duygusal anlamlarını düşünecek halim de olmuyordu.
Bu kez, nedense, belki kendimi o an yalnız ve yorgun hissettiğimden, belki sınav derdine son aylarda bebeklerle ilgili dr. hastalık, beslenme gibi kararları üstlendiğimden, ağır geldi, bi kötü oldum oğluma sütüm dışında bişey yedirirken.

İnsanlar, HER ZAMAN, takıntılarının saçma olduğunu bilir ama gene de takarlar. Düşünürler, bu da ne saçma derler ama üzülmeye engel olamazlar. Eh, ben de ortalamadan hallice olduğumdan, bile bile, saçma olduğuna emin ola ola üzülüyorum ek gıdaya geçtiğimden. Bunu da burda itiraf ediyorum.
Bir yerde okumuştum, hatırlamıyorum. Emzirme ilişkisi kesilmesin diye ek gıdaya geçişi erteledikçe ertelediğini anlatıyordu. Anladım şimdi onu.
Sütümün besin içeriğinin tek başına bebeğime yetmeye devam edeceğini bilsem, sanki ben de bunu yaparmışım gibi geliyor. Amma mantığım ağır basıyor. Şimdilik dolaptaki benim sütlerle destek çıkıyorum (seyahatte mecbur formülle de tanışacak sıpa :( )
Neyse çok uzattım. Bu yazının özeti şudur: Benim psikolojim hiç iyi değil bu aralar.
Oh be anlattım rahatladım.

Kesintisiz gece uykusu denemeleri - 3. gece ve güzel bir gün

Dün geceyi ancak bugün özetleyeyim: Herşey aynı olmak üzere, 2 kere uyandı. Sonra geri uyudu. 06.15'te uyanıp emdi.
Bu gece kısmetse yola çıkacağımız için herşey altüst. Bakalım orda devam ettirebilir miyim, yoksa dönünce devam.
Bugün nasıl bir gündü öyle yahu ayrıca da...... Dün gece işlerim vardı 2de yattım. Sabah 6'da kalktım. 8'de bir makalenin düzeltmelerini yapmak üzere bir ablamın yanına Bostancı'ya gittim. 11.30da çıktım, çoook güzel (ve bana çok şey katan) biriyle buluşup yemek yedim. Ucundan azıcık alışveriş yaptık. Kızımı okuldan almayı unuttum. Daha doğrusu saatin 3 olduğunu farkettiğimde okulla aramda 20 km vardı! Annemi aradım, onlar aldı. O sırada hemen hemen aynı anda una uyandı. Onu emzirmem gerektiğini de unutmuşum. Uçarak eve geldim. Tuna'yı besledim. Damla'yı alıp İkea'ya gittim. Muhteşem mama sandalyemizden bi daha aldım, çook sevdiğim birinin çoook seveceğime emin olduğum bebeğine. Ordan kuaföre gittim, saçımı boyattım. O sırada Tuna ve Damla'nın akşam yemeği saatleri geldi. Koşa koşa eve geldim, annem Damla'yı ben Tuna'yı besledim. Kocam geldi. Bi yandan valiz yapmaya bi yandan yemek yemeye bi yandan çocukları yıkayıp yatırmaya çalıştım. Damla 22ye kadar uyumadı. beni delirtti. ben delirdim. deli. deliyim ben. deli.
Biri valizleri yapsın ben yatıcam.

İki miniği aynı anda sessizce oturtmak

Olsa olsa mama sandalyesi ile olur.
Biliyorum biraz non-Montessorici (saçma bir ifade oldu aslında) ama, başka bildiği olan varsa buyursun söylesin :)

19 Kasım 2009

Domuz gribi aşısı

oldum.

Yine mi güzeliz yine mi çiçek

Ne kadar masumsunuz...
Ne güzelsiniz... İyi ki varsınız... İyi ki sizi doğurduk!
Değil mi Özlem? İyi ki varlar..
Sen de iyi ki varsın arkadaşım :) Güzel gün için teşekkürler...

Kafam karışık gene

Geçen gün yazdım, anca yayınlayabiliyorum.. Karışık işleri sevenler, buyrun:

Kafam karışık gene… her zamanki gibi..
İşe başlamak üzereyim ve bu bir seyahatten döndüğümüz gün olacak. Altı aydan uzun süredir evde olmanın verdiği rehavet aniden ve acılı bir şekilde son bulacak..
Bu sefer, ilk doğumumdan sonraki gibi heyecanla, hevesle falan beklemiyorum işe dönmeyi.. bunda temel etken, “yarım kalmışlık” duygusu. Bir oğlak burcu insanı olup, oyum da her zaman “tam” ve “mükemmel”den yana olduğundan, planladığım – istediğim – tasarladığım birçok şeyin tamamlanmamış olması, üstüne geri dönüp çalışacağım ortamın kokuşmuş ve kendine ait pisliklerle dolu olması da ayaklarımı evime doğru geri geri getiriyor.
Stresliyim. Evet. Bunda itiraf etmeyecek bir şey yok. Bu sefer adam akıllı stresliyim.
Yarımlar tamlar alınacaklar verilecekler kafamda dans ediyor.
Her zaman söylediğim gibi, “kafamda kırk tilki dönüyor, kırkının da kuyruğu birbirine dolanmıyor”. Ama ben dolanıyorum.
Neler yarım kaldı,
1. İşe başlamadan önce şu kadın doğum derslerini bitirmeyi hedeflemiştim. Okuyacağım altı üstü beş altı kitaptı. Bitmedi. Biri bile bitmedi. Daha jinekolojiyi okuyorum, obstetriğe başlayamadım bile.
2. Elimde bekleyen makaleler, yarım yazılar, düzeltilmesi gerekenler… Hiç olmazsa bir ikisini bitirseydim iyi olacaktı. Bekliyorlar.
3. Tezimi işe başlamadan bitiririm diyordum. Şimdi sevgiyle andığım, eskisinden daha çok kanı büyük bir titizlikle toplayacağını söyleyen arkadaşımın SALAKLIĞI yüzünden, teze dair sadece hazır kitler ve üç beş kan var elimde. O da bekliyor.
4. Bebeğimin gece uykularını düzene sokacaktım. İlk uyuması çok şükür tamam, kendi kendine ya da biraz yardımla zorlanmadan uyuyor ama sabaha kadar uyumayı henüz başaramadı.
5. Kilo vermeye başlamam lazımdı. Kendimi eve ve eşofmanlara hapsettiğim aylar kuş gibi uçtu geçti. Artık insan içine çıkacağım.. Kilolarımla barışıktım evet, süt veriyorum nihayetinde.. Ama sabrım taştı, artık sıkıldım.. Hamlıktan ve hareketsizlikten her yanım ağrıyor, bu fazla kiloları taşıyamıyorum. Vücudum sinyal veriyor. Ben daha kilo vermeye başlayamadım.

Başka başka.. kafamda..
Amerika seyahatinden vazgeçtik sanırım. Çok zamansız çok masraf olacaktı. Nisanda, ben sınava girmeden hemen önce 20 günlük bir seyahat planlamıştık(m). Ama hem sınavımın olacağı dönemde kardeşimin evlenecek olması, hem maddi endişeler, hem de ders çalışmak + tez yazmak gibi ihtisas sonu dönemin kendine ait stresli işleri, bu planı yoksaymaya neden oldu.
Başka…
Bayramda memlekete yolculuk, dönüşte apar topar hastane.. Ne önceden gidip çalışma yeri / nöbetle ilgili görüşme imkanım olacak, ne de istediğim ayarlamaları yapma imkanım. Ani başlangıç. Eh hadi hayırlısı olsun.
Su akar yolunu bulur.
Her şey olacağına varır.
Zaman uçar gider, bunlar olur biter, başka tilkiler başka sorunlar döner durur.
Hadi hayırlısı.

Kesintisiz gece uykusu denemeleri - 2. gece ve ek gıdalara geçişle ilgili notlar

Hala aynı yerde miyiz? Bir adım önde miyiz?
Hayatın yolları taşlı dikenli mi güllerle bezeli mi?
Dün bütün gün ve akşam Tuna bey tabiri caizse öküz gibi emmesine ve (Allah'tan o iki ve üç aylıkken depolayabildiğim yedekteki) sütlerden içmesine rağmen doymadı. Hani kırk yılda bir sütüm çok diyordum onda da yetmedi anasını satayım.
Ama panik yapmadım. Bu bir büyüme atağı biliyorum. Bu nedenle hem sütümü artırmak hem de bebeğimi beslemek doyurmak için elimdeki tüm kozları oynuyorum.
Her sefer her iki memeyi boşaltana kadar emzirip sonra biberon veriyorum, bazen de gerekmiyor.
Dün akşam akşam öğününde (18) ve yatmadan önce (20) biberon desteği verdim. İkinci sefer 50 cc kadar arttı (hayret, hepsini bitirmedi), artanı da 23'te o uyurken içirdim. 02, 03 ve 04.30'da uyandı, babası onu geri uyuttu (Yoksa yine açlıktan mı?). Ben narkoz almış gibi bir halde uyuduğumdan sadece uyandığını hatırlıyorum o kadar. Yapıncak, haklı olabilirsin, ama burda karmaşık bir motif var, 2, 3, ya da 4buçukta uyanıyor. Anlayamıyorum alışkanlık mı, burnu mu tıkalı.. En iyisi yarın 3'te "uyutmak için uyandırmak"....
5ten 5buçuğa kadar sanırım konuştu uyuyamadı. 5 buçukta kalkıp emzirdim (günde yarım saat - 15 dk ertelemenin uygun olduğunu düşünüyorum, hedefim sabah bu beslenme ile rutin 7'dekini birleştirmek).. Şu anda saat 6'yı 10 geçiyor ve babası Tuna'yı uyutmaya çalışıyor. Onu anlıyorum, ben de sabahın 5'inde kalkıp tıka basa kahvaltı yapsam uyuyamazdım. Bu gece / sabah çok erken beslenmelerinin kesilmesi aslında bebeğimin de iyiliğine olacak, uykusu bölünüyor! Ve ben biliyorum ki iyi bir uyku = sağlıklı bir büyüme.
Planım konusunda çocuk dr.u olan çok yakın bir arkadaşımdan destek ve taktik aldım.. Tuna tahminime göre 8 kiloyu geçti ve 6 aya yaklaştı. Anne sütünün yetmemesi normalmiş, moral bozacak birşey yokmuş (bozmuyorum zaten).. Dolaptaki sütler bitene dek ordan destekle dedi... Haftasonu bir haftalık seyahate çıkıyoruz inşallah, o zaman sütleri götüremeyeceğimden, hala yetmediğini hissedersem 2 numara formüle geçeceğim. (Damla'da da tam bu kadarken işe başlamıştım ve sütüm dramatik bir şekilde hızlıca azalıp kesildiği için formüle geçmiştik)... Artı, akşam 6 öğününde formül mama ve pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi (bkz: 150 cc suya 3 -4 tatlı kaşığı pirinç ununu pişir, içine 4 ölçek mama). Beslerken önemli bir not: bir öğün ya anne sütü ya formül vermek gerekiyormuş, memeyi desteklemek için formül verilmeyecek, ikisi aynı anda verince sindirimi ve emilimi bozuluyormuş. Aklıma gelmişken, ton balığını da açınca 24 saat içinde tüketmek gerekliymiş, yoksa histamin üretiyormuş ve allerjilere neden oluyormuş.
Tatilden dönünce ek gıdalara başlıyoruz inşallah (zaten 6 ayı bitiyor).. Çocuk hazırsa ve istiyorsa (bu sütün yetmediğiyle de anlaşılabilirmiş), kilosu fazla olan bebeklerde özellikle, 5 buçuk ayda başlanabilirmiş (Tracy de böyle diyor).. Sabah memeden önce meyve püresi, öğleden sonra yoğurt.. Bir hafta sonra öğlen sebze, bir hafta sonra içine et. 8 aylıkken balığa başlanıyormuş artık, eskiden daha geç verilirdi. Şu anda en önemli düşüncem, zar zor oturttuğumuz 4 saatlik rutinimize ek gıdaları nerden insert edeceğimiz! Yapıncak, sen bir Tracy danışmanlık şirketi açsan da ilk müşterin ben olsam! :) Hahahhaa
Aaah ah işimiz zorlaşıyor, şimdi bu ek gıdalarla uğraşma döneminde ben de işte olacağım, annneeee yetiiiş yardım ettt (iyi ki varsın annem)
Nerden nereye geldim. Uyku olayı böyleyken böyle.
Hala uyuyamadı sıpa. Yarın kısmetse sabah beslemiycem 5'te, uyuyamıyor işte bebek.

18 Kasım 2009

Kesintisiz gece uykusu denemeleri - 1. gece

Okudum, okudum. Yorumları tek tek değerlendirdim. Pratik annemin uyku serisini -tekrar- okudum. Tracy'nin kitabını -tekrar- okudum.
Düşündüm. İnceledim. Analiz ettim.
Ve şu sonuçlara vardım ve harekete geçtim:
-Büyüme atağı ile uyku sorununu karıştırdığım için panik olmuşum. Tuna bey, tabiri caizse öküz gibi emmesine ve ek olarak verdiğim sütleri lüpletmesine rağmen doymuyordu. Birkaç gecedir de açlıktan uyanıyordu muhtemelen.
-Kesintisiz gece uykusu için beklentimi başlangıçta orta seviyede tutup, bebek adımları ile yavaş yavaş ilerlemeye karar verdim, önce sabah 5'i hedef seçtim. Sonra 6 ya da 6 buçuk uygundur. Ama bunun için büyüme atağının bitmesini beklemek mantıklı.
-Dün bütün gün boyunca Tuna'nın öğünlerini artırdım, her seferinde her iki memeden emzirdim, sonra da bazı öğünlerde ek olarak biberonda süt verdim (yedekteki kendi sütümden). Gördüm ki hala doymuyor, çüş dedim ve daha vermedim.
-Uyku saati gelince, her zamanki rutinimizi uyguladık, yatmadan önceki ek öğününü emdikten sonra baktım doymadı, 70 cc daha lüpletti, sonra da 5 dakikada pat pat sırtına vurup eee diyerek uyudu.
-Yatmadan önce NLP yaptım: "Ben şimdi oğlumu yatırıcam, sabaha kadar mışıııl mışıl uyuyacak, hiç uyanmayacak"
-Yatağına çarşafının üzerine kendi tişörtümü serdim, kokumu alsın diye
-11'de uyandırmadan tekrar emzirdim, gerçi alınca uyandı (uykusu çok hafif) ama yatağına koyup yattım ben, o kendi uyumuş sonra herhalde :)
-2, 3 ve 4'te uyanmadı. 4.40'ta uyandı, ama emzik verdim (aslında 3buçuk aylıkken bırakmıştık ama şimdi acil yardım zamanı), 5'e kadar emzik emdi, uyur gibi yaptı. Arada iki kere yatır kaldır yaptım, ama ağlamadı pek. Uyuyamayınca acıktığını anladım, 5'te emzirdim.
-Yatağına koyup yattım. Yarım saat kadar uyuyamadı, babası kalkıp gazını çıkardı, 7 buçuğa kadar uyudu sonra.
-Eh, maşallah.

Cuma günü çıkacağımız seyahate kadar inşallah 5 -5 buçuk olayı oturursa fena olmaz, dönünce hemen işe başlıyorum çünkü. Gerçi seyahatler rutinin düşmanı ama elimden geleni yapacağım şaşmayalım diye.

Ayrıca, Pratik annemin önerisiyle Damla'yı da yatırınca babası kendi tişörtünü giydirdi, Damla hep yaptığı gibi 150 kere "anne" ya da "baba" diye seslenmeden uyudu... Tabii ona da biraz NLP yaptım: "Hadi kızım babana sarıl da mışıl mışıl uyu"

Fikir veren herkese teşekkür ederim. Bu seri devam edecek. Sonuçlarını ben de ziyadesiyle merak ediyorum.

17 Kasım 2009

Kesintisiz gece uykusu hakkında sesli düşünme

Bugüne kadar herkese bildiğim tüm konularda yazdıım, yazdım.. Uzun uzun yazdım, fikir verdim. Elimden geleni yaptım.
Ama bu sefer kendim için elimden geleni yapamıyorum. Bebeğimi kesintisiz gece uykusu uyutamıyorum.
Ve fikir istiyorum. Bunu okuyanlardan, fikri olanlardan, bir bildiği daha olanlardan uzuun uzuuun yorum bekliyorum. Belki biri işime yarar.
Durum şu.
Tuna bey geceleri uyanıyor ve tekrar uyuyamıyor.
Bu konuda vaktim olunca uzun bir analiz yazısı yazıcam ama durum şundan ibaret:
Çok güzel ve sakince uykuya geçiyor (maşallah).. Nadiren yarım - bir saat içinde uyansa da genelde 6 saat kadar güzelce uyuyor. Bu arada 11 gibi uyurken memesini emiyor, yani açlık faktörünü ekarte edelim.
Sonra 2 2.30 gibi uyanıyor ve bir saat kadar uykuya geçemiyor. Normalde gündüz bile 3 saatte bir emmediği için bu meme için mutad bir saat değil. 1 saat kadar uğraşarak geri uyuttuğumuzda ise en fazla 1 saat sonra tekrar uyanıyor. 4 gibi meme emiyor, bazen uyuyor bazen de sabaha kadar geri uyuyamıyor.
Bir bebeğin 6 saat emmeden, arada emerse 10-12 saat kesintisiz uyuyabileceğini evdeki modelden biliyorum. Ayrıca her uyandığında emzirirsem dolu mideyle uyumakta daha da zorlanacağını da biliyorum.
Ama bebeğimin gece uykusunun kalitesini nasıl artıracağımı bilmiyorum.. Yatır kaldır diyeceksiniz, onun için ayrı bir çalışma gerekecek biliyorum.
Bir cerrah olduğum için işe başlamadan önce uyuyabiliyor olmam gerek, bu da işin diğer yüzü.
Sevgiler saygılar.

16 Kasım 2009

Müdür karısı

Eh şu yaşımızda müdür karısı da olduk ya çok şükür...
Bu günleri de gördük ya :)
Şu sınav milletinde çalışanın kazanacağını da anladık ya
Daha ne olsun.
Çok şükür.

14 Kasım 2009

Hayatın yolları

Okuyorum sabah sabah... Merak ettiklerimi, özlediklerimi.. Pınar hasta olmuş.. Sardunya gene ne güzel yazmış.. Gülfer'den ses seda yok.. İyi haberler var ama..
Şebnem nerde? Ayça geziye gitmiş ne güzel.. Özlem fotoğrafları yüklemiş mi? Ne zaman gelecekler acaba? Pratik annem mailime cevap yazmış, teşekkürler.. Blogcu anne Elif benim yazılarıma link verip bi de teşekkür etmiş, ne kibar..
Yapo ne alemlerde? 24 saat kuralını ne güzel anlatmış, bana da gereklisinden.
Annem de iyice ihmal etti blog işini, hevesliydi aslında.. Nesli de yazmıyor epeydir..
Daha daha.. Kimler kimler... Ne güzel insanlar edindim, ne güzel insanlar sevdim ben böyle.
Bu bir iyi ki doğdun bloğum yazısı değildi, çünkü farkında değildim.
Ama şimdi farkettim.
Bloğumu yazalı, tam 4 yıl olmuş (eh kabul 4 gün sonra 4 yıl olacak). Anneannem öleli, Ayçaada blog yazmaya başlayalı, ben çocuksuzluğun özlemini çekmeye başlayalı, tam 4 yıl olmuş.
İyi ki olmuş mu?
Bence iyi ki olmuş.

12 Kasım 2009

Bıdıklar

İki bebeğim vardı: Ayşe ve Tuna...


Yetmedi bi tane daha doğurdum: Mete...

Hehehe :))


Yatır kaldır yöntemi - 4 .gün

Akşam banyodan sonra kısmı OK
Dün gece 4'ten bese uyuyamadı (sebebi 4 gündür kaka yapmamış olması olabilir diye düşündüm çünkü sabah kakasını yapıp 2 bucuk saat uyudu sabah uykusunda)
Şimdilik asayiş berkemal. Çok şükür operasyon kansız geçti.
Bu seriye son verirken küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öperim.
Kendime ve yeni bebeği olanlara da nice kesintisiz gece uykuları dilerim.

11 Kasım 2009

Yatır kaldır yöntemi - 3 .gün

Çok vaktim olmadığından kısaca özetleyeyim.
Akşam (gece) uykusuna uyuması 5 dakikadan kısa, ağlama süresi: 10 saniyeden kısa
Gece 3buçuk alışkanlığında emmeden geri uykuya dönmesi: 5 dakikadan kısa
Sabaha kadar 5 saat kesintisiz uyumanın değeri paha biçilemez hahahaha :)
Maşşallah benim aslan oğluma

Not: Yatır kaldıra başlarken amaçlarımdan biri gündüz uykularını uzatmaktı ama gündüzleri elimde olmayan sebeplerden evde olamadım ya da ben uyutamadığımdan bu noktada henüz başarı elde edemedik :(

9 Kasım 2009

Yatır kaldır yöntemi - 2 .gün

Bugün daha iyiydi. Tuna beyi uyutmak için evde kaldım, bakıcımıza da yatır kaldırı öğrettim. Pek ikna olmadıysa ve biraz mızıldandıysa da (of bu ne ya işin yoksa yatır kaldır on saat) itiraz da etmedi.
İlk iki uykusunu beraber uyuttuk. Uykularının ortasında uyandı, yatır kaldırla ikişer saate tamamladık. Akşamüstü olan yarım saatlik şekerlemesinde de çok şükür sorun olmadı.
Bugünkü uykularındaki toplam ağlama + uyuma süreleri:
1. 20 dk
2. 20 saniye ağlama 10 dk uyuma, ortasında 15 dk daha mızıldanma + uyuma.
3. 5 dakika ağlama 10 dk uyuma
4. Gece ise 10 dk kadar ağlama + mızıldanma, gazı varmış meğer, çıkarınca 5 dk.da uyudu.

Bakalım gece nasıl olacak...
Dün geceyi yazmıştım, 3 kez uyandı yatır kaldır sonrası, sabah 5'te emdi, uyuyamadı 1 saat ama sonra gene 7'ye kadar uyudu.

Durum böyleyken böyle.

Günün en güzel saatleri bunlar

Sabah. 06.28. Hava aydınlanıyor.
Vallahi günün en güzel saati bu.
Varsın 5'ten beri bebeğimi uyutmaya çalışmış olayım.. Şu an ayaktayım, uyanığım.
Bana dönme şansım, umudum var artık.
O kadar yorgun hissetmeyebilirim. Tüm kaslarım ağrımayabilir. Vücudum artık taşıyamadığı kiloların yükünden kurtulabilir.
Geceleri 5 saat kesintisiz uyuyabilirim tekrar.
Sabah herkes uyurken missss gibi neskafemi içip kitap okuyabilirim (mesela pelvik taban cerrahisi!)
Güne yeniden, kendi istediğim saatte başlamış olmanın verdiği enerjiyle mutlu olabilirim.
Camı açıp mis gibi sonbahar sabahını içime çekebilirim.
Günün en güzel saatlerine kavuşabilirim tekrar.
Varsın gece 4 kez uyanmış olayım, bu da geçer.
Geri gel ben.. Sabah kalkıp benzinini doldur, akşam yürüyüşünü yapmadan yatma. Her önüne geleni yeme.
Doğa ritmini tutturur gene. Ben, sen geri gel hadi artık da... Gerisi ne kolay!
Acknowledgements.
Sevgilim (gece 1500 kere uyanıp beni uyuttuğu için).
Tracy Hogg (ruhu şadolsun) (yatır kaldıra beni inanıp sürekli yanımda durup sabır sabır ya sabır şarkısını söylediği için).
Nil Gün (beni tekrar bana inandırdığı için).
Nescafe Classics (kokusuyla beni kışkırttığı için).
Dr TeLinde (bu güzel cerrahi kitabını yazdığı için).

8 Kasım 2009

Yatır kaldır yöntemi - 1 .gün

Beni izlemiş olanlar varsa bilirler, Damla hanımın uykuları (yaklaşık 16 aylıkken) çığrından çıkmış ve bir öğlen onu uyutmak için 50 dk ağlaması üzerine, ani bir kararla, uzun süredir inceleyip öğrendiğim Ferber yöntemini uygulamaya ve bu uyku komedisini bitirmeye karar vermiştim.
Kanlı bir yöntemdi Ferber, riskliydi de. Ama (ÇOK ŞÜKÜR) biraz da Damla hanımın kitap bebek olmasının etkisiyle 4 günde bitmişti o iş, ve toplam ağlama süresi hiç 50 dakika olmadan.
Bloglarda yaptığım incelemelerde ve gelen yorumlardan, Ferber'le mutluluğu yakalayan bir Sardunya var aklımda, bir de benim arkadaşım Damla ve kızı Başak. Bir de Bogcu anne sanırım.
Sonra Tracy'nin yatır kaldır yöntemiyle tanıştım, ilkin bizim ikizlerde denedi annesi ve ikisi de kendi kendilerine uyumayı öğrendi.
O zaman karar vermiştim, Tuna kuşunun uykusunun kontrolden çıkmasına izin vermemeye. Nitekim, ayakta sallamak kucakta sallamak vs... en büyük düşmanlarım oldu. Şşşş pat ile uyuttum oğluşumu, çok da başarılı oldu diyebilirim. Hatta bebek arabası ya da normal arabada bile uyuyamaz.
Ama artık 4 ayı bittikten sonra hem 3 saatlikten 4 saatlik EASY'ye geçiş, hem geceleri emme alışkanlığını artık kırmak istemem, hem de işe başlayacak olmam ve bir an evvel düzenimizin oturması gerektiğinden, babamızın sınavının bittiği bugün başladık hayırlısıyla... Yatır kaldırın ne ve nasıl birşey olduğunu anlatmayacağım uzun uzun, google'layınca birçok blogda çook güzel anlatılmış zaten. Hatta Tracy'yi okumayıp bizzat anlatan annelerden bile öğrenmek mümkün...
Söylemem gereken en önemli şey, yatır kaldırın da sütten çıkmış ak kaşık olmadığı ve en az Ferber kadar kanlı geçen bir süreç olduğu...
Bugün sabahtan bu yana yatırdım kaldırdım yatırdım kaldırdım.. Ben bittim Tuna'nın ağlaması bitmedi anasını satayım! Gece vardiyasını heyecanla bekliyorum velhasıl kelam.....
Bu yazıyı da bir seri olarak yazmak istiyorum, bakalım neler olacak merakla bekliyorum.
Bugünden notlar:
1. Sabır sabır yaaaa sabır.. Tüm eğitim metodlarının temeli sabır. Ben bu yaşımda bunu anladım.. Ne yaparsan yap bu küçük bücürler senin sabrını deniyorlar.
2. Ağlıyor kardeşim çocuk. Susmuyor. Aaaa gel Tracy kolaysa sen sakinleştirip geri yatır :)
3. Ama Tracy, Allah gani gani rahmet eylesin, sürekli kulağımdaydı sesi, sürekli bana, sabır sabır olacak merak etme deyip durdu.
4. Sırasıyla bugünkü 4 uykuda yatır kaldır süreleri (aslında ağlama-uyku süreleri)
1. 45 dk
2. 25 dk
3. 40 dk
4. 5 dk
5. Gerçekten de kesintisiz uyudu diyebilirim. Düne kadar kundakla, karanlık sessiz odada uyuyor ve en ufak seste ya da kendi kendine uyanıp destek olmadan geri uykuya dönemiyordu. Şşş pat istiyordu, teypte sürekli şşşş diyen benim sesim, yanında sürekli patt yapan bir el! Bugün ise maşallah kundaksız sessiz kapısı açık.. İkide bir uyanmadan. Maşallah vallahi.
6. Aslında Tuna kitap bebek değil tam, biraz da Nazlı bebek ama ben bu yeni sistemin cevap vereceğine inanıyorum.
7. Bütün mantıklı ve akıllı sistemler işe yarıyor galiba.
8. Geri gel kesintisiz gece uykularım. Gözlerimin şişleri in. Yaşam geri dön.

Aaa unuttum, ben bir de rejime başladım. Acilen 5 ayda 15 kilo vermem gerek :)) Hahahaha nasıl ama süper di mi...
Nil Gün beni bir gaza getiriyor bir gaza getiriyor vermemek mümkün değil kilo. Sonra da gidip LPG yaptırıcam göbeğime. Şu Mayıs gelmeden 55 kilo olmam gerek. Ara ara yazarım kilomu. Bakalım Nil Gün işe yarıycak mı hahahhaaah :)

4 Kasım 2009

Aaaa bugün 4 Kasımmış

Bugün ölmüştü babam. Bile isteye bu tarihi ezberlememeye çok uğraştım sonunda bana da öğrettiler.
Bari günlerden ayın kaçı olduğunu farketmeyeyim dedim bak gece 21.28 itibariyle farkettim yine de.
Eh ben her gün bir an bile aklımdan çıkartmıyorum onu da, ölüm yıldönümünde de buraya yazmak varmış.
Allah rahmet eylesin babacım yattığın yer ışık dolsun mekanın cennet olsun.

İyi şeyler de oluyor.

Hep karanlık.
Mı.
Değil şükür.
Hep karanlık yeter artık.
Mı.
Değil şükür.
Çalışan başarır.
Mı.
Sanırım.
(Emin değilim. Sınav sistemlerini anlamaya çalışmayı bıraktım da ondan.)
Çalışıyoruz.
Başarırız biz bu işi.
Hadi göster kendini.
Ben biliyorum sen yaparsın.
Çalıştın.
O kitaplarda yazan herşeyleri öğrendin.
Yaparsın.
Yapamasan da bişey olmaz.
Çünkü çalıştın. Ben biliyorum.
Bazı insanlar ders çalışmak için yaratılmış (ben) bazıları da çalışmasa da olur için (sen).
Bu nedenle senin çalıştığın her gün daha da kıymetli.
O yüzden diyorum, sen bana göre bile çok çalıştın.
Yaparsın sen biliyorum.
Hadi göster kendini.
Not: Sınava kadar kapalıyız. Her duaya açığız.

27 Ekim 2009

Yazamıyorum, çünkü

Hastayız. Biz ailecek habire hastayız.
Damla hanımın birden ateşi çıkıyor (pazar günü çok tatlı bir kıvırcıkla çok özel bir randevumuz vardı ama gidemedik mesela)
Büyüğümüz iyileşiyor küçüğümüz hasta oluyor.
O iyileşmeden
büyüğümüz tekrar oluyor.
Allah sizi inandırsın günlerimiz doktor muayehanesi / hastane / eczane çemberinde geçiyor.
Zaten kafam karışık.. bedenim de.. Uykusuzluktan beynim de...
Oğlumun minicik burnu hemen tıkanıyor da hiiiiç açılamıyor.. Kızımın aklına esip bizim yatağa geliyor gece, beraberinde Ayşe ve Ayşe de (saçlı Ayşe, saçsız Ayşe, küçük Ayşe.. Bütün bebeklerinin adı Ayşe!!!)
Zaten Apaçi satılmış, kızım durup durup "anne bi gidip baksana Apaçi gelmiş mi" diyor...
Yine ordan burdan bi post oldu...
Ama kafam bundan çoook daha karışık bi anlatabilsem.

23 Ekim 2009

Sevgili Günebakan,

Uzuuun bir yanıt olacağından ayrı bir post yazıyorum. Belki naçizane çabalarımla bir bebeğin daha SADECE ANNE SÜTÜ almasına katkım olur :)
İşte yanıtlarım:
1- Evet, Tuna tartı alamadı derken, az kilo aldığını kastediyordum. Bu göreceli bir şey biliyorum.. Her ay bir kilo civarında alırken bunun yarısından az almıştı mı.. Ama doktorun yaklaşımı çok çok önemli. Doğru doktor her zaman OLUMLU biri olmalı ve ÇOCUĞU OLAN BİR DOKTOR gerekli bence. Tüm önerilerinde bu iki faktör çok çok etkiliyor. Bizimki, az kilo alınca, önemli değil bir dahaki ay tamamlar. Üstelik süt de artar kafaya takacak bişey değil.. demişti. Kesinlikle mama önermedi, benim ona yeterli sütü üretebileceğimi söyledi ve benim kendime güvenim arttı. 730 bizim aldığımızdan çok daha fazlaydı inan bana.
2- Bu 6 saat bekleme konusuna ben de takılmıştım ama azalmıyor. Deneyimle sabit. Hatta beşinci saatte sağınca, altıncı saatte sağdığımın yarısı kadar süt çıkmıyor demek ki asıl üretim çocuğun emmesinden hemen önce oluyor.
Vücut ilahi birşekilde mükemmel programlanmış. Sen kendine güven yeter. Çocuğun ihtiyacı ne kadarsa o kadar ve o zamanlarda süt üretimi oluyor.
Bir tek, meme aşırı dolup da sağılmazsa ya da emmezse, bu durum da bir süre devam ederse o zaman azalır. Mesela gece çok doluyor ama bebek sabaha kadar emmiyorsa… Bu durum Tuna’da olmuyor çünkü gece 2-3 kez emiyor ama Damla geceleri uyanmazdı, ben de gece kalkıp o fazla sütü sağar biriktirirdim. Her iki çocuğumda da tek memeden emzirdim yararını gördüm öneririm.
Bu arada belirteyim, postlarını da okudum, bence sizin durumunuzu en iyi toparlayacak şey EASY rutinini oturtmak. Emmeler de herşey gibi düzene girerse sıkıntınız kalmaz. Bebek ne zaman besleneceğini, uyuyacağını bilirse, rutine kavuşursa rahat edecektir.
3- Bir iki kere 7-8 saat emzirmemekle hemen süt azalmaz. Ama dediğin gibi olursa sağmanı öneririm.
4- 5 dakika emip ağlamaya başlaması için 2 aylıkken Tuna’yı apartopar dr.a götürmüştüm. O kadar moralim bozulmuştu ki, bunun canının yandığına ya da hiç süt kalmamasına bağlı olduğunu düşünmüştüm. Hatta dr benim ısrarımla bazı tahliller bile yaptı (idrar yolu enf falan mı diye). Sonuçta, inanmak istemesem de bunun kolik sancılarına bağlı olduğu ortaya çıktı…. İnanmak istemedim çünkü sanki süt ağzını yakmış gibi memeden başını çekip ağlıyordu. Tabii ben de ağlıyordum.. Sonuçta bu taşın altından da kolik çıktı. Düzenli olarak Nurse Harvey’s vermeye başladım (her emmeden sonra 1 kapak, 4-5 kez).. Bu işe yaradı…
İkinci bir konu, yine dr.umuzdan öğrendiğim bir şey, ikinci gebeliklerde süt kanalları daha açık olduğundan bebek memeyi daha çabuk boşaltabilirmiş ve gerekli sütü beş dakikada bile emebilirmiş. Sağarken dikkat et, süt biberondan çok daha hacimli geliyor. Ben de ısrarla ama Tracy 15-20 dk. diyor dedim başta, ama sonra bu ısrarımdan vazgeçtim çünkü dr haklıydı. Tuna hala 10 dk.dan çok emmez. Sadece emme refleksini tatmin etmek istediğinde 20 dk memede kalır onda da yalar durur.
Kesinlikle “her ağladığında emzir” öğüdüne katılmıyorum, ÖNERMİYORUM… Bu öğüt yüzünden en yakın arkadaşım bir yıldır ne gece ne gündüz uykusu gördü. Hem bebek her seferinde az az emdiğinden tam doymuyor (süt birikemiyor ki, benim göğsüm 6 saatte anca doluyor) hem de sık emince gazı fazla oluyor, hazımsızlık sancı yapıyor. Hem de Tracy’nin dediği gibi, her ağlama açlıktan DEĞİL Kİ.
5- Bunların aynısını yaşadım ama mama hiç vermedim çok şükür. Sabret, dediklerimi bir düşün. Ayrıca bu vücut tonlarca süt üretmeye programlı, merak etme. Psikolojik faktörlerin yanında fiziksel yorgunluk da çoook önemli. O bakıcıyı acilen değiştir, seni dinlendirebilecek birini bul bence.
6- Göğüslerin ucundan süt akması, göğsün dolu olduğunu gösterir evet ama akması şart değil. Elleyince sertlik doluluk ele gelir. Ama bazen de sen boş olduğunu hissedersin ama bebek doyar. BÜTÜN BUNLAR BEBEĞİN İHTİYACINA GÖRE ŞEKİLLENEN SÜT İÇERİĞİ İLE İLİŞKİLİ. Sabahları daha yağlı süt olduğundan miktarı az olsa bile doyurur örneğin. Sen de benim bir ara yaptığım gibi, ah işte şimdi yok ne yapacağım ben stresine girersen, bu yolun sonu sütsüzlük, söyleyeyim.
Bütün bunlarla beraber, sütü olmayan ya da sağlık nedenleriyle emziremeyen ya da bir yıl sağıp vermek zorunda kalanlar tanıyorum. Hepsi de emzirenlerden daha az anne değil ya da daha az sevmiyor bebeğini…. Sadece hayat herkese farklı fırsatlar tanıyor. Bu hayatın sonu değil ki, sen de anne sütü veremezsin belki ama anne sevgisini verirsin…
Son söz: Kayınvalideni BOŞVER, cahillik sadece okumakla ilgili değil, hissetmekle sevmekle içinden sevmekle de ilişkili. İstersen bir ara konuşalım hatta buluşalım… Yeter ki anne sütü :))))))

22 Ekim 2009

Anne sütünü artırmanın yolları

Epeydir yazacaktım da, Arzu'nun isteği vesile oldu.
Ben bu konuda psikopata bağladım.. Mümkün olan herşeyi denedim... İşe yaradılar mı yaramadılar mı, sanırım ne yaparsam yapayım en önemli faktör: Madde 1....
1. Psikolojik faktörler... En önemlisi KESİNLİKLE bu.. Bebeğinize yetecek süt üretememe endişesi GERÇEKTEN SÜTÜ AZALTIYOR. Bakın bunu denedim ve hakkaten azaldı. Süt ne kadar az olursa olsun endişelenmemek gerek, içeriği değiştiğinden gün içinde, sabah mesela daha yağlı, göğüslerinizde daha az doluluk hissetmenize rağmen bebek doyacaktır. Bu nedenle ENDİŞELENMEYİN. Mamaya sarılmayın, özellikle ilk başlarda, günde 17 cc süt bebeği doyurmaya yeter.. Yeter ki bol bol emzirin..
2. Bol bol emzirme.. Vücut kendini bu şekilde programlıyor. Bu nedenle emzirmekten asla vazgeçmeyin (biberona sağmak yerine emzirin, sağa sağa sonunda azalıyor)...
Antiparantez: Ben ilk 3 gün her istediğinde, ilk 40 gün iki - üç saatte bir, ilk 4 ay 3 saatte bir şeklinde emzirdim. Şimdi de 4 saate dönmeye çalışıcam. Yeme alışkanlıkları bebeklikte şekillendiğinden, atıştırmacı olmaması için düzenli beslenmesi gerek bebeğin. Bir de ağlamalarını iyi tanımak gerek. Başka sebepten ağladığında da ağzına memeyi dayamak çözüm değil sorun getirir (Tracy'den)..
3. Tracy'nin sağma yöntemi: Kısaca, büyüme ataklarında daha çok süt üretmeye alışmak için, her emzirmeden yarım saat sonra her iki memeyi sağın, sonraki öğüne ekleyin. Üç gün bu sağma işine devam.. Ya da üç gün, her seferinde meme bitince diğer tarafı sonra yine ilk memeyi tekrar emzirin. Ben ikisini de denedim, işe yaradı.
4. Vita Malt: Gaz yapmaz. Kilo aldırabilir mi, şişesi 300 kalori civarında. Enerji verdiği kesin. Ben artık iyice alıştım, içmeyince psikolojik mi nedir sütüm azalıyor. Yani bence işe yarıyor. Biraz pahalı olduğundan kampanyaları izleyin, internette daha ucuz (ben bebeshop'tan alıyorum, 5 alana 1 bedava, %10 da havale indirimi ile şişesi 3 tl civarına geliyor)
5. Still Tee: Humana'nınki, oralet gibi, hoşuma gittiği için kahvaltıda falan, içiyorum. Bende bu da biraz artırıyor.
6. Rezene çayı: Poşet çay değil, hazır rezene tohumunu sıcak suda bekletip içiyorum. Günde 2-3 kez içince, sütü artırmaktan ziyade şişkiniği gazı alıyor gibime geliyor.
7. Isırgan çayı: Sanki pek işe yaramadı gibi, artık içmiyorum.
8. Üzüm: Kesinlikle işe yarıyor. Bir kase beyaz üzüm yedikten birkaç saat sonra oldukça bol süt üretimi oluyor.
9. Bulgur ve bakliyat: Bu da kesinlikle yarıyor. Bulgur pilavı + nohut ya da kuru fasülye öğünü sonrası üretim artıyor. Ama rezene ile desteklemek gerek gaz açısından :)))) Bir de soğan bunlara eklenebilir.
10. Hoşaf: Bunu da düzenli içiyorum, kayısı üzüm karışık. Bir tencereye 4-5 kesme şeker koyuyorum. Aslında içmeyince azalmıyor Vitamalt'taki gibi, bu nedenle içince de artıyor mu bilmem. Daha çok günde 1 litre içtiğim için sanki sıvı alımına katkıda bulunmasıyla işe yarıyor gibime geliyor. A en önemlisini unuttum. Su.
11. Su: Tracy günde 18 bardak diyordu galiba. Ben Tuna ilk doğduğunda abartmıştım, çünkü yazdı ve çok susuyor ve terliyordum. Ama çok da aşırı içmemek gerekiyormuş çünkü fazlası baskılayabiliyormuş süt üretimini. Bunu da bir blogdan okumuştum. Her emzirmeye 1 -1,5 bardak yeterli gibi.
12. Semizotu: Bunu tuna'nın dr.u önerdiğinde çok şaşırmıştım. Ama sonra hatırladım, babaannem de inekleri doğum yapınca sütleri bol olsun diye semizotu yedirirdi. Ben de yoğurtlayıp yiyorum buldukça (çiğ tüketilmeli)
13. Dereotu: İşte bu kesin işe yarıyor. Dereotu kürünü 7 gün yemeklerden önce 1 tutam yiyorsunuz sabah akşam. Ben bu kürü yaptım, şimdi de salatalara falan koyuyorum.
14. Of ne çok şey denemişim yahu.
14. Kuru incir: Bunu da yaptım. 7-8 kuru inciri bir bardak suda kaynat yarısını sabah yarısını akşam iç. Yedi gün. Bu işe yaradı mı pek anlamadım ama iki kere yaptım.
15. Meteklopramid: Bu bir bulantı ilacı ve pek çok yan etkisi var (ekstrapiramidal etkiler, baş dönmesi, sersemlik, vs).. Ancak anne sütünü artırdığı ispatlanmış tek ilaç. Kesinlikle dr.a danışmadan kullanılmaması gerek. Benim bir ara sütüm çok çok azaldı ve Tuna bir ay tartı alamadı, ya mama desteğine geçecektim ya da başka birşey. Kadındoğumcu ve çocuk dr.umuzun ortak önerisiyle dört gün bu ilaçtan kullandım (aslında hamileyken bulantı için kullanmıştım bir iki gün bunu zaten). Sonra sütüm arttı evet ama yukarıdakilerin hemen hemen tümünü aynı anda denediğimden bu mu işe yaradı açıkça bilmiyorum. Ama insan çaresizlikten herşeyi deniyor işte. Neyseki çok şükür artık gerek kalmadı.
16. Helva. Susattığı için su içirtip sütü artırıyor deniyor. Ben hoşuma gittiği için kahvaltıda fıstıklı tahin helvası yiyorum her gün.

Aklıma gelenler bunlar.
Aslında dengeli protein ve karbonhidrat içeren bir diyet, yeterli su alımı ve psikolojik olarak rahat olmak işin anahtarı. Benim gibi üzümleri maltları helvaları abartıp süt verirken on kilo almak gerekli mi? Bilmiyorum. Sonrası biraz sancılı oluyor o kiloları vermeye çalışmak.
Dediğim gibi kafası rahat olan biri çocuğunu beslemeye yetecek sütü zaten bunların hiçbiri olmasa da üretir (örnek Afrika'daki kadınlar yıllarca sadece anne sütü ile besliyorlar bebeklerini).
E hadi kolay gelsin.

20 Ekim 2009

Evde bi de bu var...


Her eve lazım bence :)

Hiç de hoş gelmedin otitis media...

Dünki postumdaki bilmecenin cevabını veriyorum: Otitis media.....
Cevabın B şıkkı: Anaokulundan ateşlendi diye apartopar alınıp dr.a götürülen Damla hanımın her iki kulağında da otit...
C şıkkı: Yeni baştan başka bir antibiyotik
D şıkkı: Yavrum kulağım acıyor derken doğruymuş, iyi ki o gece ona inanıp calpol içirmişim de (biraz geç de olsa... o sayede geç de olsa uyumuş.. ÇÜNKÜ OTİT ÇOK AĞRI YAPARMIŞ...
E şıkkı: Haklıymışım.. Bir önceki muayenede akciğerlerinde dinlemekle kaba ralleri varmış. Dr Fatma benim aşırı pimpireceğimi bildiğinden bana söylememiş, ben de iyi ki Klacid'e itiraz etmemişim. Anlamıştım zira. Bir tür sessiz anlaşma gibi oldu kısacası.
F şıkkı: Eve daha yakın bir dr bulmam gerek acilen, hem de iyi bir hastanede. Öğlen bile köprüde bir trafik vardı 45 dk.da gittik
Bu çocuk dr.u konusu çok önemli.

19 Ekim 2009

Zor gece ve bir bilmece

Damla hanım akşam eve gelirken arabada bir saat uyursa...
Eve varınca uykusunu almış bir şekilde uyanırsa..
Sonra uyku saati rutini vs değişince sinirleri bozulursa..
Olmadık nedenler uydurarak (annem gelsin babam gitsin anne yatağına git anne yanıma yat kulağım acıyor o geçti elim acıyor...) saat bir buçuğa (01.30) kadar hıçkıra hıçkıra ağlarsa..
Bağıra bağıra ağladığı ve bir türlü sakinleşmediğive bu durum tam dört saat sürdüğü için evdeki herkesin siniri bozulursa..
Tam o uyuyunca (01.30'da) diğeri uyanırsa..
O emip uyuyunca Damla hanım tekrar ağlamaya başlarsa (02.00) ve susmazsa..
Böylece yarım saat daha geçerse..
02.00'da onun yanına yatan annesi beşe kadar küçücük karyolada auyumaya çalışırsa..
Tam yatağına gidip uyumuşken 05.30'da öbürü gene uyanırsa...
Emince bu sefer geri uyuyamazsa.. babası onu uyutmaya çalışırken bu sefer onların sesinden anne uyuyamazsa...
Damla hanım sabah okul saati gelince uyanamazsa...
Bu sefer uyanma saati geldiği halde (07.00) öbürü de uyanmazsa..
Ama anne uyuyamazsa..
Zorla Damla'yı kaldırıp okula yollar öbürü de uyanıp emerse..
Bakıcı gecikirse...
İşte size bir bilmece:
O anne bu gecenin ertesi günü ne yapar?
İşte cevap:
Kütüphaneye gidip ders çalışmak ister çünkü haftalardır tek satır okumadığı için kendine saygısı iyice azalmıştır. Ama gidemez. Çünkü biyonik değildir (ve fakat bunu kabul etmesi oldukça güç olmuştur).
Cevap: Uyur.

13 Ekim 2009

Terrible two:2 - Anne 1 mağlup

Gene uyutamadım... Dr Fatma hanımın fendi bir günlükmüş :(
Anaokulunda uykuya talim.....
Not: Merak ediyorum uyuması için ekstra ne kadar isteyecekler, sonuçta o saatlerde kimse onunla ilgileniyor olmayacak...

12 Ekim 2009

Terrible two:1 - Anne 1 berabere

Resim: Gülümseten bir resim, Ayşe bebek Tuna'ya ne kadar benziyor değil mi?

Resim: Bu hayatımda gördüğüm en sevimli fare, bunu oğluma hediye eden güzel insanı da iyi ki tanımışım, belirtmek istedim... Daha sık buluşsak ne iyi olur....

Bu uyku sorunu çözülmeyecek gibi...
Damla hanım baktım ki uyumayınca sapıtıyor, gözlerinden uyku akıyor, ihtiyacı olmadığından değil sırf inadından uyumuyor (çünkü gözleri kapanıyor, aynı ben ders çalışırken olduğu gibi, uykusu açılsın diye eliyle gözleriin açıyor falan eşşek sıpası).. Ben de öğretmeniyle konuştum bari okulda arkadaşlarıyla uyusun diye.. Tabii tahmin ettiğim gibi bir dakikada uyumuş.. Hatta ben uyumayı reddediyor falan diye orda da ağladığımdan, şaşırmışlar hemen uyuyunca.. Ben de dedim ki, onun uyutulması gerekmez uyumayı biliyor, tek sorun uyumayı kabul etmesinde sonrası zaten bir dakikalık iş...
Sonra cumartesi, yeni gitmeye başladığımız dr.umuzun verdiği ilaçlar kızımın 1 aydır süren öksürüğünü geçirmeyince, hatta artınca, apar topar kendi dr.umuz Fatma hanıma gittik (muayehaneye geçmişti, ben de hastaneye gitmek istiyordum ama galiba yine Fatma hanıma döneceğim.. Oğlak burcuyum alışkanlıklarımı değiştiremiyorum, kadın birçoklarına sıkıcı negatif asık suratlı gelse de hem ben ona hem de o çocuklara çok alışmıştı 2 yıldır, ikisinin de doğumuna girip o günden beri takip ediyordu)... Fatma hanımı Damla da iyi tanıyordu...
Kısacası ondan da icazet alayım uyku için dedim... Sadece, hatta Damla'ya hitap etmeden, öylesine ortaya..
Sakin bir ses tonuyla..
Bir süre daha uyuması gerek daha küçük dedi.
Bu kadar.
Bir kez söyledi.
Damla'ya bakıp duyup duymadığına emin olmaya çalıştım. Anneannesine gidip, "anne Fatma teyze öğlenleri uyu dedi" deyince duyduğundan emin oldum.
Damla öğlen kendikendine yatağına gitti.. Oyuncağına sarıldı. Uyudu.
bir dakikada.
Bu geçici mi kalıcı mı Allah biliyor ama ben şu kadarını söyliyim: Büyüksün Dr Fatma Hn.

Not: Aslında cumartesi günkü ziyaretin bize daha önemli kalıcı etkisi ANTİBİYOTİK oldu... Beni takip edenler varsa bilirler antibiyotik düşmanı bir dr olduğumu. Ama bu sefer itiraz edemedim. Diğer dr da bellibelirsiz bir "atipik pnömoni?" lafı etmişti ama akciğer grafisi çektirmek istememiştim kızıma. Fatma hn benim uyuyamacağımı bildiğinden çaktırmadı, bu hastalığın adını da anmadı ama beni ikna etti antibiyotik kullanmaya (bir aydır devam eden öksürük sadece alerjik postnazal akıntıyla olur mu, pürülan sekresyonu var vsvs) Ama ben biliyorum ki Klacid atipik pnömoninin klasik ilacı... Bunu bildiğim için itiraz bile etmedim. Kısa bir süre kendimle çeliştim biraz da Şebnem'i yedim ama başladım ilaca.
Ve fakat.... Bunun tadı çooooook kötü ve benim şurup manyağı kızım bile içmiyooorrrrr.. Napıcam bilmem. İki kez verdik ilk gün iki kez kustu... Ne yaptıysak olmadı. E çocuk da haklı iki yıldır antibiyotik kullanmadı ki (antibiyotiklerle ilgili daha önce yazmıştım ama bir yazı daha yazasım var.. Geçmişteki prasityenlik günlerimde dırdırcı annelerin solunum yolu enf olan çocuklarına antibiyotik yazana kadar onları eğitmeye mi çalışsaymışım acaba diyorum ama o kadar çoktular ki, günde 50 kişiyi ikna etsem ömrüm çürürdü edemezdim de.. Ara ara denerdim bak bu viral enf gerek yok diye ama 1 aydır öksürüyor ateşli biz anca getirdik derlerdi, üzerine kesin bakteriyel enf da eklenmiş olurdu, evet evet doğru yapmışım.. burda antiparantez bir vicdan muhasebesi izlediniz)
Kısacası Klacid maceramız devam edecek.. Ama Damla'nın öksürüğü daha ilk günden azaldı diyebilirim.

5 Ekim 2009

Terrible two inadı: 1 – Anne inadı: 0

Öğle uykularımızı bıraktık.
İlk defa pes ediyorum. Onun için yararlı olduğunu, ihtiyacı olduğunu bilsem de, “uyumayı reddediyorum anne” lafı karşısında bir şey yapamadığımı ve o yatağına girmeyi bile kabul etmezken, kızımı uyutamadığımı itiraf ediyorum.
Bu da bir dönemin sonuymuş.
Bu arada, elveda gündüz Damla hanım uyurkenki iki saatlik molalarım.. :)

3 Ekim 2009

Çocuksuz oyun grubu buluşması

Resim altı notu: Dikkatle bakanlar yine de çocuğumu düşündüğümü ve VitaMalt içtiğimi görecektir hehe :)

Oyun grubumuz, bundan tam 23 ay önce, çocuklarımızın çocuksuz büyümemesi amacıyla, internet üzerinden tanıştığımız ve o ana kadar kimsenin kimseyi tanımadığı minik bir grupla, oldukça amatör olarak başladı. Çocuklarımız biraraya geldiklerinde 11 aylıktılar. Henüz ne yürüyebiliyor ne konuşabiliyor ne de oyun oynayabiliyorlardı. Sadece birarada duruyorlardı (ki yeterliydi bu).. Biraz büyüdükçe, bizim kurduğumuz oyunların içinde olmaya başladılar, zamanla arkadaş oldular, birbirlerini görmek istemeye hatta bazen sayıklamaya başladılar.

Bu arada geçen iki yılda biz mi ne olduk?
Önce çekirdek grup dedik grubumuza, ısrarla, yağmur çamur yaz kış demeden her hafta buluştuk
Orda ya da burda evde ya da parkta bahçede, gittik geldik görüştük.. Oynadık eğlendik..Yeri geldi, parti verdik, dansettik, piknik yaptık.
Birbirimizi tanıdıkça ve gördükçe, yenilendik, tazelendik.
Yaşadıklarımızı sadece bizim yaşamadığımızı gördük, tamir olduk.
Çocuk büyütmek gibi yeni bir göreve alışkın değilken hiçbirimiz, birbirimiz sayesinde acemiliğimizi attık..
Kitaplarımızı oyuncaklarımızı dertlerimizi sevinçlerimizi paylaştık
Önce çocuğumuzun arkadaşının annesiydik, zamanla kendimiz arkadaş olduk.
Şimdi onlar arkadaşımızın çocuğu oldular :)
Birbirimizin yeni işlerine sevindik, yolunda gitmeyen işlerine üzüldük
Yeri geldi –en iyi anlayan olduğumuz için- dertlerimizi birbirimizle paylaşıp ağladık, üzüldük
Yeri geldi gerildik çözüldük
Birbirimize evimizi bahçemizi açtık ailemizi açtık..
Annelerimiz arkadaş oldu, kocalarımız sohbet etti
Şu koca yalan dünyada, tam da otuz yaşından sonra arkadaş edinilmez artık derken, biz arkadaş olduk…
Sonunda rehabilitasyon programı dahilinde :) çocuksuz buluşmaya başladık, hayata birlikte geri döndük, birlikte yürüdük iki yıldır –neredeyse- unuttuğumuz İstiklal’de, Asmalımescit’te..
Bazımız kocasına, bazımız İngiliz mürebbiyesine bıraktık çocuklarımızı, aktık geceye
Bazımız da kocamızı beklerken üzüldük gidemediğimize
Ne iyi ettik kızlar.. Gene yapalım.

2 Ekim 2009

Grandmothercare

Bebeğiniz için birşey ararken ilk baktığınız yer neresi? Benimki "mothercare". Reklam olsun diye söylemiyorum bunu.. Genelde pahalı ama indirimleri takip edince, özellikle penye (body, külot), ayakkabı, bot hatta bebek arabası gibi birçok şeyimizi ordan aldık..
Peki aradığımız şeyi mothercare'de bulamayınca napıyoruz?
Sizi bilmem ama biz çok şanslı olduğumuz için (çok şükür) hemen Grandmothercare'e sipariş veriyoruz.. İstediğimiz beden renk model ne istersek adrese teslim (hem de bir gün içinde)
Mesela Damla'nın yeni pardesüsü için buyrun bir bakın!! :))))))

29 Eylül 2009

Asıl p.zevenk sensin

Bu akşam yasak yerden U dönüşü yaparak bizi yeşil ışıkta bekleten, bir dahaki kırmızıya kalmamızı sağlayan,
arkada gitgide sabırsızlanan biri aç biri uykusuz iki bebeğim olduğundan "hadi madem yasak yerde döndün bari acele et" diye kornaya bastığım (ne yani biz sinirlenemez miyiz),
arabasından inen,
caddenin karşı tarafından bana "p.zevenk" diye bağıran hayvan.
Asıl p.zevenk sensin.
Senden ne köy olur ne kasaba. Ne adam olur ne hayvan.
Hıyar bile olmaz senden.
Hadi trafik kurallarını, işaretlerini bilmiyorsun diyelim. Hadi ehliyeti torpille aldın okuma yazman yok vs..
Hiç kimse p.zevenk gibi bir küfrün bağırılmaması gerektiğini, en azından kadınlarla böyle konuşulmayacağını öğretmedi mi?
Senin annen sana hiç terbiye dersi vermedi mi? (Bir de takım elbise giymişsin..)
Ne senden ne de senin yetiştirdiğin çocuklardan (kesin en az 5 tane vardır) bu ülkeye hayır gelmez anca hıyar gelir.
Metrekare başına daha az nüfusun düştüğü bir şehirde yaşasam karşıma senden daha az çıkma ihtimali var mı ki?
Sana kızmıyorum bak... o an da kızmadım.. korktum ama. Arabandan inip bana doğru yürürken, "kesin bu hıyarın silahı vardır, niyazi olucam değmeyecek de gittiğime bu p.zevenk için" diye düşündüm.. O an biber gazımı da bulamadım (vallahi korktum ya şaka değil, biber gazı almalıyım en kısa zamanda, kaybolmuş çünkü)..
Yoldan geçenler de benim gibi, hatalı döndüğün ve herkesi bekletip trafiği kilitlediğin için özür dileyeceğini sanarken, sen bana p.zevenk dedin. Bunu içime sindiremedim. Şu anki hissim bu.
İlk anda anlamadım bile. "Bana mı diyosun" dedim. Sen ağzından tükürükler saçarak -kuduz bir köpek gibi- "evet sana" dedin. Yanındaki, arabayı asıl süren hıyar bile sakinleştiremedi seni.
Kuduz köpek.
Sadece şunu diyebildim o an: "Sen ne biçim adamsın be, Allah cezanı versin.."
Yine söylüyorum, kızmadım. Kızıp da napıcam seni mi değiştiricem... Allah ıslah etsin seni.
de...
ben o küfürü içime sindiremedim.. Bari o.ospu deseydin güzel kardeşim benim ne yanım p.zevenke benziyor

28 Eylül 2009

Yılın annesi: Caillou'nun annesi

Bugünlerde üçüncü bir çocuğum oldu: Caillou.. Önce onun sakin dünyasını keşfettik, akşamları izlemeye başladık.. Sonra sabahları da.. Sonra internetten.. Sonra DVD'sini aldık gece gündüz izliyoruz, oyunlarını oynuyoruz..

5 bölüm izleyip kapatılacağını bilsek de o DVD her takıldığında kıyamet kopuyor, bir tane daha diye (ben kesin kapatıyorum ama hanım ağlamakta ısrarlı)... Neden bizimkiler de Caillou gibi değil, hayır deyince ağlasa da sızlasa da onun olacağını anlamıyor?
Bu sorumun cevabını anlamak için Caillou'nun annesini izlemek yeterli. Kadının davranış paterni, benim sıklıkla Nazi disiplini dediğim ve övdüğüm, bazen uygulayabildiğim ama bazen de yapamadığım davranış biçimini yansıtıyor. (PARANTEZ İÇLERİ BENİM VE TÜRK ANNELERİNİN İÇ SESLERİ)
-Uyku meselesi en önemlisi bence.. Gece olur bebekler yatırılır, iyi geceler deyip odasından çıkılır.. Korkuları ve iç dünyasıyla yalnız kalsa da Caillou ve Rosie, olması gereken budur, kendileri de böyle eğitilmiştir ve hiç sorun olmamıştır. Fırtına çıkar, ışık yakılıp birşey olmaz Caillou bu sadece fırtına denip geri çıkılır. Çocuk kabus görür, bu sadece oyuncak yılan denip geri çıkılır ve saire. Hatta yıldırım düşer şimşek çakar korkan Rosie'yi abisi teselli eder (birşey olmaz Rosie bu sadece fırtına der ve çıkar odadan) (AMAN ALLAH'IM ÇOCUK KORKUYOR YA SORUNLU BİRİ OLURSA İÇ DÜNYASI BOZULURSA KABUS GÖRÜRSE DUR BEN ONU YATAĞIMA ALAYIM YANINDA YATAYIM YALNIZ BIRAKMAYAYIM)
-Nadir de olsa Caillou ağlar bağırır ben bu kadının ne çileden çıktığını gördüm ne sesini yükselttiğini, sakince hayır Caillou der ve o da tamam deyip susar (AH ZAVALLI YAVRUM AĞLIYOR NE İSTİYOR, AL YAVRUM AL YETERKİ SUS, TAMAM GİYİNME YETER Kİ SUS TAMAAAAAM YETER Kİ AĞLAMA). Caillou ve Rosie ne yaparlarsa yapsınlar annelerinin kararının değişmeyeceğini biliyor, anneleri de biraz ağlarlarsa dünyanın sonunun gelmediğini...
-(AH BEN İKİ ÇOCUKLA TEK BAŞIMA NE YAPARIM YA AYNI ANDA AĞLARLARSA AYNI ANDA ACIKIRLARSA BEN NAAAAPARRIIIIM).. Kadın çocukları oynarken eline bir kitap alıyor doğru kanepeye...
-Caillou ve Rosie hiçbir zaman arabada "öne oturucaaaam" ya da "araba koltuğuma oturmuycaammm" diye ağlamıyorlar. Hem de hiç. Çünkü B planları yok. Bir kez bile kucakta ya da önde gitmedikleri için böyle bir seçenekleri olduğunu bilmiyorlar bile.. Oysa biz, sırf emniyet kemerini bağlamaya üşendiğimiz için, araba koltuğu olduğu halde kucağımızda götürürüz (ben dahil) ya da araba koltuğu disiplini oluşmadan iki vıkvık ağladı diye kucağa alırız..
ALT BÖLÜM: Araba koltuğunda seyahat
Ben Damla'da bu hatayı çok yaptım. Araba koltuğunda ağlıyor diye kucağıma aldım, kucağımda emzirdim hatta. Taa ki, Nazi disiplini kavramımın en iyi uygulayıcısı olan en yakın arkadaşımı ziyarete Almanya'ya gidene kadar. Damla 11 aylıktı ve mümkünü yok arabada koltuğunda oturmazdı. Taschi, "burada mecbur oturacak. Zaten yasak ceza yeriz" dedi. Damla için bir araba koltuğu ödünç almıştı. Hatta 2 araba koltuğu sığmıyor diye 4 büyük 2 bebek heryere 2 araba gittik... Evleri köyde olup en yakın bakkala 30 km mesafedeydi ve bu nedenle Damla hergün en az 1 saat otura otura alıştı. Evet evet alıştı. Başlarda mızıklandı ama Almanya'dan döndüğümüzde tamamen alışmıştı. Şimdiki durum: Artık araba koltuğuna oturmadan hareket ettirmez, ben arabayı çalıştırdım diyelim, daha ben kemerimi bağlamadım diye uyarır. Yanında oturanlara da kemer taktırır. Araba koltuğu yoksa (taksi vs) normal kemerle bağlatır kendini. Tuna için de izlediğim yol şu, öncelikle arabayla gideceğim zamanları çocuğun uykusuna göre ayarlamaya çalışıyorum. Tracy'nin EASY sistemini uyguladığımızdan bunu kestirmek kolay oluyor. Uyanık olacağı saatlerde ya da acıkacağı zamanlarda, ya da trafiğin çok yoğunlaşıp yolun uzun süreceği anlarda yola çıkmamaya çalışıyorum. Mümkün mertebe kucakta götürmüyorum. Her zaman yanımıza emzik, müzikli oyuncak gibi oyalayacak şeyler alıyorum.
-Caillou bir bölümde okula gitmiycem evde oynuycam diye ağlıyordu (buraya kadar tanıdık). (AMAN ALLAH'IM NE YAPICAZ ŞİMDİ, AH CANIM YAVRUM DEMEK Kİ KENDİNİ DIŞLANMIŞ HİSSETTİ OKULA ATILDIĞINI SANIYOR ŞİMDİ DUYGUSAL HAYATI ZEDELENİCEK HAYAT BOYU OKULDAN VE BİZDEN NEFRET EDİCEK).. Caillou'nun annesi ne yaptı: o günlük babasına bırakıp işe gitti. Babası aldı Caillou'yu üşenmeden sokağa çıkarıp sabah sabah çalışmak zorunda olan kişilerle tanıştırdı (postacı, çöpçü, polis). Sonunda, anne ve baba da işe gitmek zorunda deyip çocuğu okula naşladı. Ne azar ne bağırma ne gözyaşı ne ağıt.
-(İKİMİZİN DE İŞİ VAR ÇOCUĞU KİME BIRAKICAZ ŞİMDİ, İKİ ÇOCUĞA BİRDEN KİMSE BAKAMAZ, BAKICIYI SEVMEZSE YA, BİZİ ÖZLERSE)..Caillou'nun annesi eve ilk kez gelen bakıcı-ablaya (öğrenci sanırım Julie) işte Julie bu Caillou ve bu da Rosie, hadi bize eyvallah, yıldönümümüz de yemeğe gidicez deyip çıktılar.. Gece boyunca çocuklar ah vah diye ağlamadan keyiflerine bakıp geç saatte döndüler. Yabancı biri nasıl uyutur bebekleri diye de endişelenmediler zira çocuklar zaten kendikendilerine uyumayı biliyordu.. Julie sadece masal okudu onlara... Aaaaah ah biz biryerde yanlış yapıyoruz ya nerde..
Sonuçta adamlar tabii üç dört çocuk yapıp hepsini de yanlarına alıp tatile yabancı ülkeye gelirler biz de tatil köyünde elimizde bir lokma çocuk peşinden koşarken onlara imrenerek bakarız.
Aslında disiplinden nefret eden biziz çocuklarımız değil.. Çocuklar disiplini sever. Öyleyse bir niye onlara disiplin uygulayıp mutlu olmuyoruz kuzum?
Yazacak çok şey var ama analiz etmekten sıkıldım. Yazdıkça kendime sinirlendim. Doğrusunun ne olduğunu bilip de uygulayamamak bana çok tanıdık geldi ve beni üzdü.
Evet Caillou ve Rosie son derece mutlu ve sağlıklı çocuklar çünkü anne ve babaları istikrarlı, kararlı ve sevgi dolu.. Çocuklarıyla kurdukları ilişki de sağlıklı, saygı dolu ve düzgün.
Bu yazıdan alınacak ders:
Yazının tamamı.

26 Eylül 2009

25 Eylül 2009

İlk ev ödevimiz...

Lütfen kayıtlara geçsin.




Benim değil annemin ve Aycoşun parmağının olduğu kayıtlara geçmeyebilir.
Not: Yapıştırma ve bağlamalar: Damla hanım tarafından.

24 Eylül 2009

Anaokulunun kapısında yere yatan benim çocuğum mu

Aman Allah'ım, bu anaokulunun kapısında yere yatan (gerçek anlamda, paspasa yatıyor) ve girmeyeceğim içeri diye ağlayan benim kızım mı? Hani minicikken okula başladığı günden beri güle oynaya giden, öğretmenlerinin bile nasıl bu kadar uyumlu diye şaşırdığı ve yaklaşık altı ay boyunca bir kez bile gitmem diye ağlamayan benim kızım mı?
Evet evet işte o
Yine yere yatıcak diye beni strese sokuyor, ne yapıcam ben şimdi? NOT: Ben yapım gereği çocuğumun şartları kontrolü altına almasına, olayların akışını -özellikle ağlayarak- yönlendirmesine ve accidental parenting'e (bkz Tracy) müsaade edemiyorum, böyle şeyler olduğunda basıyorlar beni, cinnet geçiriyorum. Bu nedenle, bu durum birkaç kez üstüste tekrarlanınca, Tracy'nin ruhunu çağırmak ve çözüm bulmak şart oldu. Hemen anaokulumuzun sahibesi ve Damla'nın ingilizce öğretmeni Deniz hanımla oturup konuştuk ve bir yol planı çizdik.

Tracy'nin ABC'si tüm dertlere deva. Bakın adım adım anlatıyorum..

A. Antecedent. Bu olaya ne sebep oldu?Önce Deniz hanım birkaç gün Damla'yı okulda yakın takibe aldı ve izledi. Geliş gidiş saatlerinde orada bulundu ve Damla'nın ağlama paternini gözledi. Derslerdeki durumuna ve arkadaşları ile ilişkilerine dikkat etti (Acaba okuldaki birşeyden, birinden mi korktu ya da sıkıldı? Öğretmenleriye ya da arkadaşlarıyla ya da başka bir çalışanla kötü birşey mi oldu?)
Ben evdeki durumları inceledim, düşündüm (Tuna'nın varlığıyla bu olayın ilgisi ne kadar? Biz başka bir hata mı yaptık? Okuldan soğuduğu için mi gitmek istemiyor? Evde kalmak istemesinin başka bir nedeni olabilir mi? Okula gitmek istiyor ama bir sebepten dikkat çekmek istediği için mi böyle yapıyor? Aslında bu ağlamalar yansıma mı?
Ağlayarak istediğini elde edemeyeceğini bildiği halde neden böyle yapıyor?)

Damla'nın sınıf öğretmeniyle de konuştuk. Sonunda tüm bilgileri mini bir toplantıyla (anne, anneanne, öğretmen) ortaya döktük.
B: Behaviour: Sorun teşkil eden temel davranış "okula gitmeyeceğim" diye ağlama ve yere yatma.. Ama okuldaki varlığı ve davranışları sorunsuz. Derslere katılımı çok iyi. Arkadaşlarıyla arası iyi.. Olumsuz birşey yok.
Sadece ben onu götürdüğümde çok ağlıyor, babası götürünce (ki rutinde araba onda olduğu için sıklıkla o götürüyor) biraz mızıldanıyor ama çok ağlamıyor.. Bebekler rutini sever, değişikliğe tepki veriyor olabilir.

Tuna ile çok fazla ilgili görünmüyor, o okula giderken genelde uyuyor oluyor.. Kıskanıyor ama yapısı gereği çok da belli etmiyor, bilinçaltında bu da neden olabilir ama o kadar derin görünmüyor olayın nedeni.
Deniz hanımın bana çekinerek söylediği ama benim de farkettiğim gerçek neden: Benim, kardeşi olunca kırılmasın, üzülmesin, çok da etkilenmesin, ah canım kızım şeklinde Damla'yı fazla ŞIMARTTIĞIM.. Çok yumuşak davrandığım (çocuklar bunu farketmekte ve kullanmakta bir numara) ve Damla'nın otorite ve disiplin boşluğunu hemen farkedip şansını denediği (anneye kapris yapmak, anneye şımarmak, bunlar genel sorunlar sanırım özellikle çalışan annelerde)

C: Conclusion: Önce bizden mümkünse her zaman okula aynı kişinin bırakması istendi. Bu mümkün değildi. O zaman benim şöyle bir kendime bakmam, kızım okula girmeyeceğim diye ağladığında onu kucağıma alıp konuşmaya çalışıp, ikna etmeyi denemem yerine, okula kesin olarak öyle veya böyle gidileceğini belirtmem ve Damla ağladığında hemen ağlamaklı olmak yerine kararlı olup onu öğretmenlerine teslim edip gerekirse ağlayarak bırakıp eve dönmem istendi.
Sonuç.
Hala bazen ağlıyor. Hatta evden çıkmadan başladığı oluyor ben bugün gitmiycem diye. Babası bırakınca da kapıya yatabiliyor girmiycem diye. Kelimeleri uzata uzata şımarık şımarık ağlıyor, en gıcık olduğum da şu: Birden elimden kayıp bacaklarını iki yana açıp kollarını havaya kaldırıp cırrt diye kayıp yere atıyor kendini. Bunda çok başarılı. Sokakta da yaptığı oluyor.
Ama tersine, bazen de okuldan eve gitmiycem diye ağlıyor. Öğretmenleri onu sınıftan çıkarıp getiremiyorlar bana.
Bununla beraber okulda mutlu görünüyor, keyfi yerinde. Biz de okulumuzdan memnunuz, çocuklarımızı kendi çocukları gibi benimsiyorlar.. Hatta ev ödevi bile veriyorlar okuldan :) (yünden bez bebek tarifi vermişler, bunu Damla'yla yapın diye :))
En azından artık biliyorum ki, Damla mutsuz olduğu için ağlamıyor. Büyüyor ve şansını deniyor. Biz de büyüyoruz, biz de deniyoruz.. Deneme yanılmayla, bebeklerimizle beraber olgunlaşıyor, kendimizce doğru yolu bulmaya çalışıyoruz. Ben de o ağlayınca hırpalanmıyorum, ah zavallı yavrum istemiyor onu zorla mı gönderiyorum diye vicdan yapmıyorum. Şimdilik, haftada üç yarım günden dört yarım güne geçmeyi ekim başı ya da ortasına erteledik. Ben işe başlayınca Aralık'ta 5 güne geçecek..

Yanlış yok bu yolda.. Herkesin kendi doğrusu var.
Bu da bizim doğrumuz.

RESİM: Netten Caillou'yu izleyen Damla.. (Beş dakika sonrası Chucky olabilir, dikkatli olun)


RESİM: Boyuna bakmadan bu olaylara neden olan (en azından önemli bir katkısı olan) küçük adam.

23 Eylül 2009

Blogspota ne oldu

Beni bloğumdan soğuttu

15 Eylül 2009

Süpermen

Süperim ama yine de ağlarım.

Meditasyon ne işe yarar

Üniversitenin 5. senesinde büyük bir boşluğa düşmüştüm. Yapmak istediğim şeyleri yapamıyor, güç bulamıyor, hiçbirşeyden zevk almıyor, hayatı yaşıyor olmak için yaşıyordum. Bir türlü silkinip kalkamıyordum. İtici gücüm yoktu, enerji kaynaklarım tükenmişti, zevk almaktan geçmiş, mana arıyordum sadece ama onu da bulamıyordum.
Anlamsız geliyordu herşey, yemek yemek, spor yapmak bile beni teselli etmiyordu. Okumuyor, çalışmıyor, gülmüyor, kendim için hiçbirşey yapmıyordum.
Depresyonda mıydım? Bunu öğrenmek için bir psikiyatrist abime gittim. Sen şimdi benim hastam olursan kendini hasta sanırsın ve hiç kurtulamazsın bu hastayım ben fikrinden bu nedenle seni kabul edemem dedi.
Oysa hayatının baharında :) 22 yaşında bir çıtırın bu kadar mutsuz ve memnuniyetsiz olması ne acıydı!
Psikiyatrist abim de oğlak burcuydu. Beni anlamış ama yardım etmeyi -kendince haklı nedenlerle- kabul etmemişti. Buna karşın beni desteklemişti, sen sıyrılıp çıkabilirsin bundan, diye.
Evet sıyrılıp çıkabilirdim. Hayata geri dönebilirdim, bunu yapacak güç benim içimde biryerlerde vardı ama sıkışıp kalmıştı.. O gücü ele alıp kullanamıyor, kendime bir çıkış noktası bulamıyordum güneşe ışığa ulaşmak için.
Sürekli kafamda, o güç bende var var biliyorum ama ne yapmalıyım? Toparlanıp kalkacak enerji kendi içimde saklı bunu nasıl ortaya çıkarabilirim diye sorup duruyordum..
Bir gün üniversite medikososyalinde dişçim olan Yusuf Bey'e (kulakları çınlasın) siz nasıl bu kadr pozitifsiniz sürekli, şu hayatın neresinden bu kadar zevk alıyorsunuz bla bla bla.... konuşması yaptım.
Meditasyon yapıyorum dedi.
Doiiiiinnnnkkkkkkkkk
sesi duydum içimden...... Aradığım şey bu muydu?
Nasıl dedim, transandantal meditasyon dedi. Çok tuhaf geldi, gözümün önünde hemen beyaz kumaşlara bürünmüş Hindu tipler, Budist eylemler, oturmuş ohhhhmmm diye bağıran ve parmaklarını birleştirip ellerini yukarı kaldıran garip kişiler geldi. Yok aman kalsın dedim kendi kendime.
Sonra bu meditasyon fikri kafamda oturdu, internet o zaman olmadığından, araştırmak için gittim transandantal meditasyon (kısaca TM) diye bir kitap aldım. Okudum, anladım. Bu olabilir diye düşünmeye başladım. Sonra TM'nin Adana'daki kursunun tanıtım seminerine gittim. Aklıma yattı, ama katılım ücreti biraz fazla geldi (sanırım hala pahalı bir eğitim). Ama kararımı vermiştim, para biriktirip bir hafta süren kursa katıldım.
Kapıyı Hindular değil, üroloji uzmanı olan bir tıp doktoru olan eğitmen açtı. Bambaşka bir dünyanın da kapılarını açtı bana.... Aslında TM bir yaşam biçimi değişikliği.. Başladıktan sonra bana neler oldu, toparlandım, ayağa kalktım. Düzeldim, normale döndüm.
İçimdeki karamsarlık aktı gitti zamanla...
Altı ayda bambaşka biri olacaksın demişti öğretmenim, oldum. Sararmış bir mendil yıkandıkça arınıp beyazlar, her yıkamada biraz daha beyazlar demişti.. Her TM sonrası biraz daha beyazladım... biraz daha sadeleştim. Fazla kilolarımı verdim (sigarayı da bırakıyormuşsun öyle diyorlar, artık istemiyormuşsun).. Yeme obsesyonum vardı o dönemde, ondan kurtuldum. Derslerim yoluna girdi. Mutsuzluğum yerini berrak bir zihne bıraktı, düşünebilme kabiliyetime tekrar kavuştum.
O dönemde düşünebilmek bile uzak bir ihtimaldi benim için TM öncesi.
Bu TM nedir nasıl yapılır bilgisi internette iki tık mesafesinde. Özetle:
"... rahatça oturup, gözler kapali, sabah ve aksam 15-20 dakika uygulanan, basit ve dogal bir zihinsel işlemdir. ... Transandantal Meditasyon'un ögrenilmesi kolay, uygulanmasi çabasizdir. ... hiçbir çaba veya konsantrasyon gerektirmedigi gibi herhangi bir özel inanç, davranış veya hayat tarzı değişikliğine de ihtiyaç duyulmamaktadır. Her yaştan, kültürden, dinden ve eğitim düzeyinden insanlar uygulamaktadır. Transandantal Meditasyon tekniğinin uygulanması sırasında kişinin zihin faaliyeti durulmakta ve kendine özgü sakin bir uyanıklık durumu olan Transandantal Bilinç deneyimlenmektedir... Zihin duruldukça beden, birikmiş streslerin atıldığı tüm sinir sisteminin yeniden canlandığı özel bir derin dinlenme durumu kazanmaktadır"
Bu bir felsefe ve yaşam biçimi.. Tüm birimlerine katıldığımı ve uyguladığımı ve bu yıllar boyunca devam edebildiğimi söyleyemem ama, geçmişte faydasını gördüm.
Yine başladım (? devam edebilecek miyim?). Umarım yine faydasını göreceğim.
Ha en önemli not, her tür meditasyon ya da yoga için geçerli olduğuna eminim: 20 dk.lık bir seans sonrası insan 2 saat gündüz uyumuş gibi fiziksel olarak dinlenmiş hissediyor. Bu cümlenin de altına imzasını atmayan gelsin karşıma.