Buyrun, ben

Buyrun, ben

29 Haziran 2010

Ünvan lazım mıydı?


Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı.
Lazımsa buyrun alabilirsiniz.
Zira beni yıldırdılar bıktırdılar yordular, sınav bitti rahatlayamadım.
Habire sağlık müdürlüğünden telefon.
Alo, size bakanlığın atadığı sınav jürisinden biri emekli olmuş, şimdi bu bizim görevlendirme yazımızı alıp adamcağızın emekli olduğu yere (Bakırköy Doğumevi) gidin, sicilden emekli olduğunu ispatlayan bir yazı alın bize getirin sonra yedek jürinizin görevlendirme yazısını alın ona götürün imzalatın. Bakın yoksa sınavınız gecikir.
Aferin sınavı geçtiniz mi? Şimdi gidin vergi dairesine 363 lira harç yatırın.
Gidin hattata 20 liraya uzmanlık belgenizin üstüne adınızı soyadınızı falan güzelce yazdırın, sonra da belgenizi bize geri getirin el koyalım, mecburi hizmet bitmeden vermeyelim.
Alo, eksiklik olmuş sınav kazandı belgenizde bi yer eksik, ama kimin tamamlayacağını bilmiyoruz, siz şimdilik sınava girdiğiniz yere götürün, ama kendi klinik şefinizin de imzalaması gerekebilir (bunu henüz bilmiyoruz) ama iki ay sonraki kuraya katılabilmeniz için bu evrakların acilen Ankara'ya APS ile gönderilmesi gerek (Ama biz gönderemiyoruz, siz gelip sağlık müdürlüğünden alıp APS yapacaksınız), önce bu saydığımız yerleri takip edip öğrenin sonra eksiği tamamlatın, sonra da gelip bize getirip geri alıp APS yapın.
Alo, biz bu evrakları gizli belge oldukları için size veremiyormuşuz, biz şimdilik sınava girdiğiniz yerin siciline yolluyoruz ama biliyorsunuz devlet yazışmaları çook ağır ilerler, umarım yetişir, siz en iyisi bizzat takip edin, buraya hergün gelip sorun, hastanelerinizin siciline gidin, hızlandırın, yoksa yetişmez...

.......

Aslında şöyle çok hoş, moralli, müjdeli sevinçli bir iyi geçen sınav - uzmanlık - yupiiii - süpppeeeer yazısı tasarlamıştım kafamda.

Ama olmadı.

Siz bunları okurken yoruldunuz mu? Vallahi ben yaşarken çok yoruldum.

Bıktım.

Sıkıldım.


Bu nedenle, buyrun siz uzman olun. Ben asistan olarak devam edeceğim.

27 Haziran 2010

25 Haziran 2010

Hayattan çok şey


Durup durup düşünüyorum... Geldim 35 yaşına, hayattan çok şey mi istiyorum?

Bebeklerimle oturup evimin terasında, onlara sıktığım portakalın suyunu içirmek, bahçedeki şişme havuzda oynaşıp gülüşmelerini dinlemek, onlarla gülüşmek,

arada gazete okumak, müzik dinlemek..

Oysa bu aralar çocuklarımın gülüşlerini bile zamandan çalıyorum. İçeri gidip bi koşu onları öpüp geliyorum geri, yakında yapışacağım kitabımın başına (bu kitapla evlenseymişim bari, onu kocamdan çok görüyorum zira).

Ben de diğer insanlar gibi kızımın elinden tutup yaz yağmurunda koşuşmak istiyorum, ya da oğlumu alıp ısırmak sevmek koklamak.

Ben de kocamla sinemaya gitmek, yemeği birlikte yemek, annemi daha fazla görmek (oysa onunla anca çocukları birbirimize devrederken görüşüyoruz bu aralar.. hatta o içerde oluyor, çocuklar evde olduğumu anlamasınlar diye cepten konuşuyoruz)..

Ben de diğer insanlar gibi ev alma hayalleri kurmak, evime mobilya beğenmek isterdim, iki ay sonra hangi ilin hangi ilçesinde yaşayacağız acaba, orda bakıcı, market, yuva bulabilecek miyiz diye kara kara düşünmek değil...

Çok şey mi istiyorum senden, söyle bana hayat.. yordun beni daha yolun yarısında.. Eh biraz da dinlenmek istiyorum artık, çok mu...

24 Haziran 2010

Sınav

28 Haziran, Vakıf Gureba Hastanesi Konferans Salonu.

17 Haziran 2010

Uğur böceğimin doğum gününe davetlisiniz

Müsait olanlardan bi mail beklerim, olumlu anlamda :)



11 Haziran 2010

To do list

Parti niye yok çocuğa yazık değil mi diye soran 155 kişiye cevaben yazıyorum:)

1. Sınavın sonrası ilk cumartesi Tuna'ya kocamaaaaan bir yaşgünü partisi verilecek, ileride bana niye yapmadın 1 yaş partisi diye sorabilirmiş, ayıp olmasın :) Heeerkesler davet edilecek, garden parti için güzel güneşli bir gün dilenecek, pastası Rapunzel teyzeden, davet etmesi anneden, gelmesi tüüm sevenlerinden:)
2. Bu parti bir nevi İstanbul'a veda partisi de olacağından, tüm blog dostlarım (tanıdığım - henüz tanışmadığım) davet edilecek, bizi sevenler gelecek, sevinilecek, Hülya da İzmir'den gelir mi? :)))
3. Çocuğu olan çocuğunu, yeteneği olan pastasını böreğini kapıp gelsin denilecek...

4. Ayrıntılarla şimdilik zihin meşgul edilmeyecek, ders çalışılacak

5. Gene de temmuz başı İstanbul'da olan kaç kişi olur ki diye merak edilecek.

6. Olsun napalım ben meraklıyımdır, neyse bu da böyle işte.

10 Haziran 2010

Oğluma mektup


Oğluma dünden kalan mektup.


İçimde son kez seninle uyuduğum geceden bu yana tam bir yıl geçti. En az o günkü kadar heyecanlıyım bugün de; her sabah uyandığında seni kucağıma almak, koklamak öpmek, ilk doğduğun günkü kadar mutlu ediyor beni her seferinde.

Biliyor musun, böyle yağmurlu bir günde evlenmiştik babanla. O gün ne kadar ağlamıştım, yağmur yağıyor diye. “Yağmur berekettir” diyenlere kızmıştım, gelinliğim ıslanacak saçım bozulacak diye çok üzülmüştüm.

Sen de bir yaşını aynı öyle bir yağmurlu günde bitiriyorsun. Yaz yağmurundan çok daha fazla su var dışarıda, tıpkı bizim düğün günümüz gibi. Bereket, su, temizlik. Nedense şugün hiç üzülmüyorum yağmur yağıyor diye, sel olmuş sular kaplamış her yanı diye. Artık maddesel şeylere daha mı az üzülüyorum, senin yaşgünü partin ertelendiği için içim cız etmiyor mu, varlığından gelen sevincim örtüyor mu “bu üzülünecek şeyin” üzerini? Ben de seninle büyüyorum da ondan mı oğlum?

İyi ki geldin oğlum. İyi ki karar verdin ailemize katılmaya, bizi mutlandırmaya. Ne iyi ettin de bizi seçtin ailen olarak, ne iyi ettin de tam da zamanında doğdun. Üçtük, tam sanıyorduk kendimizi, ne iyi ettin de tamamladın ailemizi.
İyi ki doğdun oğlum.

3 Haziran 2010

Ferber yöntemi yeniden.. Uyku.. biraz uyku.. bütün isteğim buydu çünkü :)

Merhaba..
Bloğuma en çok yeni konuğumun Ferber yöntemi ile ilgili yazılarıma geldiğini farketimiştim ne zamandır.. Bu nedenle, hazır minik Tuna kuşuma da kendi kendine uyumayı öğretmeye karar verdiğim günlerde, Özlem’in sorusu üzerine ona yazdığım maili biraz değiştirerek yayınlamaya karar verdim. Zira birçok annenin istediği bir şey, bebeğinin kendikendine uyumasını sağlamak. Ferber yontemine karsi olanlar, bunu zalimce bulanlar, onaylamayanlar lutfen yaziyi okuyup da benimle polemiklere girmeyin. Bunlar benim dogrularim, tartismayacagim.
Ferber’i merak edip arastiranlar, bana mail atarak soru soranlar, uygulamak isteyip fikrimi arayanlar, buyrun okuyun. Sorulariniz varsa sorun, firsat buldukca yanitlarim.
Tekrar hatırlatmak isterim ki, öncelikle Dr Ferber’in uyku ile ilgili kitabını okumadan bu sistemi uygulamamanızı tavsiye ediyorum. Uyku birçok bileşeni olan bir bütün çünkü ve çocuğumuza doğru uyumayı öğretmeden önce bizim doğru uykunun ne olduğunu iyice öğrenmemiz gerek.
Bu konuda benim daha önce yazdığım şu yazıları ve sevgili Blogcu Anne Elif’in şu ve bu yazılarını okumakla başlayabilirsiniz…

(Yazıyı ilk önce mail olarak yazdığım için Türkçe karakterler kullanmadım ve noktalama işaretlerine çok dikkat edemedim, kusura bakmayın lütfen)
Bu arada derede oğluma Ferber yöntemi uygulamaya basladim uc gun once. kesinlikle sancisiz bir yol degil, evet ama mutlaka sonucu mukemmel bir hayat kalitesi veriyor.
Bunlar benim onerilerim, uyup uymamak size kalmis.
1. tekrar uygulayacagim icin dr ferberin kitabina tekrar soyle bir baktim da, istikrarin ne kadar onemli oldugunu hatirladim. ne olursa olsun istikrar.... eger bir an icin bile tereddut edersen, bebegin bunu farkedecektir: “Annem de ne yapmaya calistigindan emin degil galiba. Hem bana tek basina uyumayi ogretmeye calisiyor, hem de gelip kucagina neden aliyor?
53 dk bosuna mi agladim yani???”
2. Eğer ememeden uyuyamayan bir bebekse bence beslenme saatleri dışında memeyi temelli kesmeli. cunku ferber diyor ki, once uyku ile kurulmus baglantilari yok etmek zorundasiniz (bizimki damla hanımda ayakta sallama idi, sizde meme olur, emzik olabilir... tuna’da da kucakta sallama olmustu).. Cocuk kendi uyumuyor ve uyutuluyorsa, bu baglantinin alindigini - birakildigini farkettigi anda tekrar uyanir. - uykusunun dongu noktalarinda (bunlar kitapta uzun uzun anlatilmis, simdi deginemeyecegim) uykusu hafiflediginde donup sirtini uyumak yerine bir bakar ki - memem nerde- hani beni sallayan kisi - emzigim nereye dusmus--- hemen uyanip onu ister. sen de kucagina alarak bu istegi pekistirirsin.
3. tabii ki ilk birkac gece uyanacak, bu daha nasil uykuya donulecegini bilmeyen minik bir insan. ona ogretmelisin. yanina gidip, kucaga almadan, kucakta uyutmadan, ferber der ki, ayni yontemi gece her uyandiginda tekrarlamalisiniz. zaten bir sure sonra gunduz uykularinda kendi kendine uyuyacak, gecis kendiliginden oluyor, gece ise hic uyanmayacak.
4. aglamaya dayanamiyorsan –ki en fazla 4-5 gece - vazgec. cunku bu ilk once anne babanin hazir olmasi gereken bir sistem. inan bana sen istikrarli olursan cok uzun surmeyecek. sonrasi mutlak mutluluk. aci cektigi icin aglamiyor ki aliskanligi elinden alindigi icin agliyor. ferber der ki, bicakla oyun oynamak icin de aglasaydi, aglamasina dayanamayip eline verecek miydiniz bicagi, yoksa bicak tehlikeli oldugundan almamasi gerektigini ogrenecek miydi?
5. bunu bir psikolojik iskence olarak gorursen bu gemi yurumez. bunu bebeginin uyumayi ogrenmesi icin gerekli bir sistem olarak dusun. hangi egitim kolay ki? yurumeyi daha mi kolay ogrenecek? kaaac kere dusup kalkacak. uykuyu nasil kolay ogrensin? tum ogrenme surecleri sancilidir. ben 34 yasima geldim, uzman dr olabilmek icin gece gunduz ders calisiyorum. sancisiz egitim olur mu? :)
6. bence eger yakinlarinda varsa, ilk bir kac gun - bence 4 yeterli, uyuma saatinde akraba-anne-arkadaslarindan birini eve cagir, seni anlayan, yargilamayan bilincli biri olsun ve seni desteklemek icin geldiginin farkinda olsun. ben damla’da esimin tepkisiyle karsilasmistim ama onun almanya’da yasayan kuzeni bizdeydi ve o kadar buyuk destek olmustu ki! esime kizmisti hatta utanmiyor musunuz koca cocugu sallamaya diye.. bana “dayan ne var bunda, simdi gider alirsan bosuna aglatmis olacaksin” demisti (ferber de aynen boyle diyor).. almanya’da dogal akisinda ogreniyor bebekler kendi uyumayi, nerde memede ayakta uyutmak.. iki aylikken koyuyorlar yataga, er gec uyur diye. aynen gozumle gordum.
7. Tuna’da deneyimimiz soyle oldu: zaten dogdugundan beri gece uyanma sorunu var. bir baktim ki dondugum gece sabaha kadar 2 saatte bir uyandi tuna. karni tok alti kuru burnu tikali degil oksurmuyor. e o zaman bu cocuk niye uyaniyor? o zaman dusundum ve buldum ki sallanmaya alistigindan uyaniyor… dedim ki kos ferber, yetis. aslinda sinavdan sonra yapacaktim ama baktim olmuyor, hepimiz uykusuz, yasam kalitemiz bozuluyor.
aldim sazi elime. bu sefer isimiz daha zor cunku damla da beni annem uyutsun diye agliyor bir yandan... bu arada onu da disipline sokacagim bugunden itibaren, iyice yoldan cikmis cunku... bi baktim saat 10 damla daha uyanik.. neyse o ayri hikaye. ben tunayla ilgilenirken ve tuna aglarken surekli bagirdi annneeeee diye.
tunayi gun asiri yikiyorduk, uyku egitimi suresince banyoyu uykuya baglasin diye 3 gun ustuste yikadik. rutin ve rituel sart: banyo - biberon - ninni - yatak.
ferberin sureleri 3 - 5- 7 – 7 idi galiba. ilk gun toplam 54 dakika surdu uyumasi, aglamasi da eh 35 - 40 dk olmustur, bu sureye benim yanina gidip kucagima alip sakinlestirme cabalarim da dahil..
bu seferki modifiye ferber oldu biraz, artik iyice uykusu gelince yanina gidip eeee deyip poposunu tipisladim. işki dk icinde uyudu. aslinda bunu da yapmamak gerek. Hatta bu geceden itibaren yapmayim bari.
İlk gece iki kez uyandi, kucagima almadim zaten gozleri kapaliydi, pispisladim, vurdum sirtina geri uyudu.
ertesi gun 5-7-dk agladi sonunda yanina gittigimde baktim agliyor ama numaradan, gozleri kapali, soyle bir sirtina vurdum hemen uyudu. gece bir kez uyandi.
ucuncu gun 5 dk agladi aglamadi hemen gittim pit pit iki sefer vurdum, yani son noktayi benim koymami bekliyor. olsun o da olur :) gece bir kez uyandi.
dorduncu gun bes dk.da uyudu, gece hic uyanmadi.
boyle iste. simdi tek sorunumuz sabah 6da uykusu bitip uyanmasi :) gece uyanmayinca uykusunu alip erken kalkiyor ama olsun, erken kalkmaya benim itirazim yok zaten ben de kalkiyorum.
SONUC: Bu yontemi denemek isteyenler varsa istikrarli olun. ne yapmaya calistigini bebegin anlamasina izin verin. kararli olun.
cocuklar istikrar ister ve disiplinden hoslanir.
kolay gelsin
Resimde: Pijama üstü beyaz gömlek ve futbol topu birlikteliği ile yetiştirmek istediğim erkek profili :) Yaşasın kötülük :)

2 Haziran 2010

Büyük blogger'a destek çağrısı

Buyrun, bu da bizim Nurturia'daki fotoğraf yarışmasına yolladığım resim.
Tuna bey daha doğmadan, Sultanahmet'te çekmiştim.
Beğendiyseniz, oylayın buyrun :))))

http://www.nurturia.com.tr/competition/photo/aeb813a7-a79e-4893-b8c0-9d8901287633

Minik bloggera destek cagrisi :))

Buyrun bizim minik bloggerın sayfasına,
bir yorum mu bırakırsınız artık bilmem, okudukca motive olur, bizim de kulube yeni bir uye katilmis olur, fena mi olur?
:)
www.dinozordostlar.blogspot.com

24 Mayıs 2010

Granada

Granada yolcusu kalmasın buyrun

Özellikle bir iki ay sonra sınavı olanları bekleriz
O da olmazda evde iki tane bebeği olanları bekleriz
hatta büyük olan anne gitme beni bırakıp diye ağlayanları bekleriz..
O da olmazsa sırtı kopacakmış gibi ağrıdığından ne ayakta durabilenleri ne oturabilenleri bekleriz
O da olmazsa gripten burnu tıkalı olup başı dönenleri bekleriz.
Daha heyecanlı oluyor hehe :)

23 Mayıs 2010

Hayat ne zaman kolay oldu ki

Şunu farketmem nedense 34 yaşıma denk geldi.
Bir de sorup duruyordum kendime: Hayatımdan memnun muyum?
Düşündüm, taşındım, karar verdim:
Evet çok memnunum.
Ardından da eklerim:
Çok şükür.
Daha zor günlerim de oldu.
Grip grip ders daha önce de çalışmıştım. O zaman da başım uğuldamıştı, beynim kitabın içine şıp şıp damlayacak gibi olmuştu. O zaman da başımı kitabın üstüne koyup uyumamak için direnmiştim.
Daha kötüsü de olmuştu:
Daha ağır grip hallerinde ameliyata girmiştim.. Burnum tıkanmasın diye içtiğim grip ilaçlarından burnumun tıkanıklığı açılmıştı da, ameliyatta sümüğüm akmıştı da, ağzıma girmişti de, ben de bu yaşımda sümüğün tadına bakmıştım hahahaayt :)
(Bebekken baktıklarımı unutmuşum da :) )
Yaa.. demek ki neymiş, daha kötüleri de olabilirmiş, grip oldum diye ağlamamak gerekmiş :)
Bu arada, yazıya nasıl başladım nasıl devam ettim, kafamın karışıklığını anlayın derim.
Aslında şu iki şeyi söyleyecektim:
1. Şebnem, farkında mısın bilmiyorum, hayatımdan memnunum derken, biraz senden öğrendiğim şeylerle diyebiliyorum bunu bugün.
2. Ey grip salıya kadar git, giderken arkana bile bakma, Elhamra biletimi bile aldım bak ona göre.

21 Mayıs 2010

Bebeklerde inatçı öksürük

Bu yazıyı, sadece, aynı sorunu yaşayanlar varsa belki biraz fayda eder bizim yöntemler diye yazıyorum. Denediğim herşeyi, işe yarasın yaramasın sırayla yazacağım.
Ben bir doktor olmama rağmen bu kesinlikle bir tıbbi öneri yazısı değildir, çocuk dr.unuzun önerilerinin yerine geçmez. Sadece, bebeği haftalarca öksüren bir annenin başvurduğu yöntemlerle ilgili bir yazıdır.
Öksürük serüvenimiz, otitle ve eşlik eden bir üst solunum yolu enfeksiyonu ile başladı. Ben ve Damla hanımda da aynı tablo olduğundan, başlangıcı tanıdıktı aslında. Grip ya da nezle, ardından yatınca başlayan ve gece boyunca devam eden, balgamlı, mümkünse balgam çıkana kadar durmayan, balgam çıkmıyorsa hiç durmayan, gece uyutmayan, sabah uyanma faslını işkenceye çeviren, inatçı, nalet bir öksürük.
Sesinden tanırım ben bunu. Tunayla aynı anda bende de başladı zaten ve "hah" dedim. Her sene bir iki atak yaşadığımdan, bu öksürüğü pek sevinçle karşıladığımı söyleyemem. Bununla ilgili tek çözebildiğim, ki bende 10 yıldır var, Asist'le çözüldüğü ve İstanbul dışında kuru havası olan bir yere gidersem anında iyileştiği.
Kendime hemen asist aldım, günde 6 - 7 kere içmeye başladım. 1 haftada geçti.
Ama Tuna daha bebek ve balgamı çıkaramıyor :(
1. Önce çocuk dr.una götürdüm. Öksürüğün geniz akıntısından olduğunu söyledi, ilaçlar verdi. Akıntıyı azaltacak antihistaminik (Zyrtec), zaten bunu alerji profilaksisi için kullanıyorduk. Geçmedi.
2. Asist aldım ona da, daha da arttı öksürüğü. Balgamı çıkarıp atamadığından, asist daha sulandırdığından daha çok öksürdü.
Bu arada geceleri öksürmekten sabaha kadar uyuyamıyor ve biz birbirimizi yedik uykusuzluktan ve sinirden kocamla.
3. Başka bir çocuk dr. götürdüm. Muayeneler hep aynı sonuçlanıyor: Dinlemekle ciğerleri temiz, üst solunum yollarında hafif bir enfeksiyon var, buyrun bu antibiyotiğe devam edin, ama belirgin bir geniz akıntısı yok. Buyrun başka bir antihistaminik, Fenotral, bu biraz azaltır sekresyonları. E o zaman bu çocuk niye sabaha kadar öksürüyor? Deliricem. Aynı hikayeyi dinlemekten bıktım. Muayenesi temiz, bişeyi yok.
Yeteeeer uyumak istiyorum bebeğim de uyumak istiyor..
4. KBB uzmanına götürdük. Cevap tanıdık, muayenesi normal. Bi de bu grip ilacını deneyin (A-ferin şurup)
Hepsini iki gün deniyorum çözüm yok. Öksürük gitgide artıyor. Sabahlara kadar uykusuz ikinci haftamızı geçirdik. Gündüzse hiiiç bişey yok, bi tek öksürük yok. GÜndüz uykusunu iki ikibuçuk saat kesintisiz uyuyor.
Deliricem.
5. Kendi yöntemlerime sıra geldi. Kusura bakmayın dr.lar.
Aktara gidiyorum, zencefil istiyorum. Satmıyor bana zencefili (Aferim). Zencefil balla hazırlanıyor, bebeğim 11 aylık, bal veremezsiniz, satamam diyor. Oysa ben gözümü karartmıştım, beş aylık da olsa ballı zencefilli doğal ilaç yapacaktım ona çünkü üç haftadır öksürüyor!! Bana deniz kadayıfı veriyor aktar.
Ben de bunu nerden bulurum diyordum.
Tuhaf bir şey, yosun bildiğin. Kokusu da fena. Zaten ilk yaptığımda Tuna kusuyor.
İnternetten biraz daha araştırıp, farklı hazırlıyorum.
Bir bardağa yakın süt (aslında süt de daha yasak ama çarem yooook), içine akşamdan ıslattığım suyu ile birlikte bir tutam deniz kadayıfımı kaynatıp soğutuyorum. İki tatlı kaşığı süzüp, ilk başlarda içine biraz nesquick katıp (çaresiziiiim) veriyorum. Kusmuyor.
Giderek alışıyor, nesquicksiz, iki tatlı kaşığı kadar, günde dört kere veriyorum. Bunu kesmeden devam ediyorum.
6. Baktım olmadı, tekrar doktorumuzu arıyorum. Çünkü öksürük biçim değiştiriyor, gündüz de devam etmeye ve biraz daha kuru bir hal almaya başlıyor. Aynı solunum yolu daralması gibi. Aman Allah'ım yoksa gene mi bronşiyolit oldu!! Yoksa kadayıftan mı oldu? Doktorumuzu arıyorum kongrede bir hafta. Onun önerdiği başka bir çocuk dr.una götürüyorum.
7. Klasik sonuç: Muayene normal! Allerjik öksürük ve yeni başlayan bir grip diyor üstüne bir de bisürü kan testi yapıyor. Olan bebişime oluyor. Öksürüğü için de birşey vermeden olluyor eve. Deliricem. Bu arada kadayıfa devam.
Sonuç, sadece burun damlası yazıyor....
8. Madem alerjik öksürük (solunum yolları daralması) ben de kendi doktorumuzun klasik tedavisini ekliyorum. Aslında bu tedaviyi aynen birebir bir çocuk göğüs uzmanı hoca da vermişti ama prof alerjim yüzünden bir aydan fazla devam etmemiş bir daha da o dr.a götürmemiştim. Hemen kutuyu açıyor ve başlıyorum. Ventolin, Pulmicort inhaler, aerochamber ile. İlk dozları nebül olarak veriyorum çok daraldığı için. Sonra puff olarak devam.
9. Annemden ıhlamur alıp hazırlıyorum (bir bardak kaynar suyun içine bir tutam atıp sooğutuyorum, şekersiz içiriyorum). Tunanın bardağına su yerine ıhlamur koyup gün boyunca sürekli azar azar veriyorum.
10. Sinüs rinse ve okyanus suyu ile burnunu sürekli temiz ve açık tutmaya çalışıyorum.
Sonuç. Kadayıf ıhlamur nefes açıcı spray burun spreyi.
Bu yazıyı yazmak için erken mi bilmiyorum. Ama öksürüğümüz çoook azaldı. Maşallah.

19 Mayıs 2010

Tez bitti yapı paydos

Tez bitti sıra sınavda
Biz sınava kadar kapalıyız, Haziran sonuna yani. Arada yazarım siz uğramaya devam edin.
Tabii hep kapalı olmaz, arada bi Granada açılımı yapmayı planlıyorum inşallah Eyvah Yallah Yökül patlamazsa!!!!

13 Mayıs 2010

Music together, bizi birleştiren, bizi büyüten

Fotoğraf: Ayça Oğuş (www.aycaogus.com)

Annemle kızım.. Yüz ifadelerinden anlaşılıyor aslında benim bütüün yazacaklarım..
Gene de bu fotoğraflara uzuuun uzun bakarken, yazayım dedim.
Müzik.. bizi birleştiren.. bizi büyüten.
Ezgiler, notalar... Sesler.. Hareketler.. Pek de nota bilmem, sesleri ayırtedemem, herşeye olduğu gibi müziğe de yeteneksizim biliyorum.
Ama kızım duyuyor notaları, anlıyorum. Bir tek ses duyuyor ve anlıyor başlayacak şarkının hangisi olduğunu. İngilizce bilmiyor ama şarkı sözlerini ezberleyebiliyor, beni de şaşırtıp, benim yanlış telafuzlarına aldırmadan, cd'nin orjinalindeki gibi telafuz ederek (demek ki ne kadar dikkatli dinliyor)
Oğlum da duyuyor notaları sesleri, henüz bebecik olmasına rağmen, MT cd.si başlayınca dans etmeye başlıyor, keyifsizse neşeleniyor, ağlıyorsa susuyor, bizimle birlikte dansediyor, şarkıya eşlik ediyor, çıkı çıkılarını sallıyor. Arabada ağlıyorsa susup dinlemeye başlıyor.

Evde arabada hep dinliyoruz, birlikte dinliyoruz, birlikte söylüyoruz, biz hep birlikte eğleniyoruz.
Bunca zamandır neden gitmedik, hep bahaneler, nöbetler, iş yoğunlukları (şu dönemkinden daha yoğun olmuş muydum hayatımda), iyi ki son fırsatımız gitmeden dedim de iyi ki sevgilim de haklısın dedi de iyi ki kayıt olduk da, biz iyi ki Music Together'a başladık..
Eh, Yapıncak, teşekkür ederiz.. :)

11 Mayıs 2010

Ben çoktan o suyun içindeyim

Yıllar önce bir TV dizisi vardı. Hatırlayan olacaktır mutlaka, orda bir Dr Zeynep vardı, Necla Nazır. Bir zıpır sevgilisi (nişanlısı) olan idealist bir dr. Bunlar İstanbul sosyetesinden oldukça da zengin arkadaşlardı. Tayini Yanıkhan diye, Türk bayrağının dalgalandığı, ama epeyce uzak bir yere çıkınca, nişanlısı ne işin var Yanıkhan’da, bu sosyetik hayatı bırakıp nasıl gideceksin tarzında bir konuşma yapınca, dr Zeynep demişti ki, ki yıllardır aklımdan çıkmaz,
“Ben çoktan Yanıkhan’dayım..”
Nişanlıyı ve İstanbul’u bırakıp gitmişti.
Gerisi çook da mühim değil. Ben de Dr Zeynep olduğum yıllar, henüz idealist, henüz taze ve henüz bıkmamış iken, çektim gittim Anadolu’ya, daha önceden haritada yerini bile bilmediğim bir köye. Gittim de ne oldu, ne o köylüler kurtuldu ne ben. Çünkü beni hiç o köye vermediler ki.. Direk olarak zaten başka dr.ların zaten olduğu ilçe merkezinde başladım göreve.
Kaymakamın çooook büyük devlet adamı olduğu, savcının çooook büyük savcı olduğu, savcının karısı eski adliye katibinin çoook büyük savcının karısı hanım olduğu, benden başka herkesin çooook büyük bişeyler olduğu, benimse hiçbişey, küçük bir pratisyen dr olduğum ilçeye.
(Kaçışım muhteşem oldu sonra ordan. Kocaaaa kaymakam (e orda devlet o) kendi nişanıma gitmeme izin vermeyince kaçarak, sonra tayin yaptırıp il merkezine geçerek… O da arkamdan hırsını alamayıp izinsiz il dışına çıktığım için arkamdan kınama cezası gönderdi de, zaten kocaaaa kaymakamdı, belki biraz daha nereleri büyüdü çok merak ederim yıllardır….)
Bana şimdi akşam akşam bunları yazdıran ne bilmem. Aklıma şu resme bakarken geldi bütün bunlar…
Ben çoktan Yanıkhan’dayım lafından..
Bu resme bakalıberi ben çoktan o suyun içindeyim de…


Resim Ebru’nun Facebook sayfasından (ç)alıntıdır, sevgilerimle öperim kendisini ve bir daha da Çeşme ve Antalya resimleri koymaktan menederim :)

10 Mayıs 2010

Hey hey

Hey heylerim üstümde. Çok gerginim.
Başım ağrıyor. Ağrımı ne Apranaxlar ne neskafedeki kafeinler istiyor vermiyorum. Doktorlara mühendislere saklıyorum.
Organize olamamak bende baş ağrısı yapıyor. Olamıyorum. Sıkılıyorum.
Organize işler şarkısı dilimde.
İşler karışık. Az güne çok şey sığdırmalıyım.
Tezim bitmedi. Deadline'ı bitti ama.
Ne olacağını heyecanla izliyorum ve bekliyorum ben de dışarıdan :)
Ders çalışmayalı günler oluyor.
Kocam şu an nöbetçi eczane arıyor.
Hep böyle oluyor bu.
Bu karışıklığa ne gerek bilen var mı? Cevap veriyorum: Sünnet.
Sünnet gerek.

5 Mayıs 2010

Cesur prensesimin kulak ameliyatı

Benim cesur prensesim. Minik ama kocaman kızım.
Minik kalbim.Birtanem.

Ne tek bir damla gözyaşı, ne bir huysuzluk, ne aksilik. Hemşire ablalar kan alırken de (doktorun hayretler içindeki bakışları altında), ameliyathaneye giderken de güle oynaya... "Hadi şu kan almayı bitirin de kitabımızı okuyalım değil mi?"
Ama dedim ki, anestezi alana kadar çocuğumun yanında olmak istiyorum. Uyumadan önce ve uyandıktan sonra yanında olmalıyım. Beni görmek ister dedim. Dinletemedim. Hastane kurallarıymış. Pıh. Bebek dostu hastane anca ilk doğdukları gün onları annelerinin yanına atmakla mı olunuyor? Üç yaşındaki bebekleri preop ve postop odalarında tek başlarına yatırarak mı?
Hadi girerken sersem gibiydi ilaçtan, hatırlamayacaktı... Uyanınca ağlasın ağlasın en sonunda da hastane düşmanı mı olsun yavrum dedim... Gene dinlemediler. En son bir hemşire gelip, ameliyatı bitti, 30 - 45 dakika arası derlenme odasında dinlenecek deyince çıldırmış olmalıyım. Nasıl sert çıktıysam, (hangi postop bu kaç saat süren bir anesteziydi ki 45 dakikada uyanıyor, on dk.da kendine gelir beni ister çok korkar nasıl bişey bu... falan demiş olmalıyım) iki dakika sonra gelen süpervizer da sakinleştiremedi beni. Çok sinirlendim, kadının yüzüne bile bakmadan gazete okumaya devam ettim. Ne yapacağımı bilemedim, elim ayağıma dolaştı. Tek istediğim bebeğimin yanında olmaktı.
Ve nitekim yaklaşık 7 dakika sonra beklediğim şey oldu, Damla uyanmıştı, beni istiyordu (muhtemelen ağlıyordu) hemen aşağıya çağırdılar, gidip yavrumu aldım, kucağımda çıkarttım odaya gene de uzun sürede zor sakinleştirdim. Ben her aldığım anesteziden sonra hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyanırken, nerede olduğunun bile farkında olmayan kuzumdan ne bekliyorlardı ki?
Eh kocaaaa ACIBADEM HASTANESİ, sınıfta kaldın kusura bakma.
Zaten notun kırıktı gözümde, iyice düştün. Zar zor arayıp bulduğumuz çocuk KBB'cisi sende olmasaydı kapından girer miydim?
Yahu beş yıldızlı otelin geceliği daha ucuz zaten o ayrı konu da, odada sandalye bir tane, e bu çocuk annesi babası var, başka sandalye alabilir miyiz deyince aaa yok ki ama başka diyorlar. Eşim fazla kibar anlaşıldı, anladıkları dilden konuşmalı. Kardeşim burası madem pahalıca bir lüks otel (kıvamında!!), o zaman müşteri daima haklı değil mi? Sanki Kartal Devlet hast. mübarek. Hemen hastalarımızın bize karşı takındıkları moda geçiyorum: "Sandalye alabilir miyiz bir tane daha (var mı değil), koskoca Acıbadem'e geldik ayakta mı kalıcaz?" Hemen aranan sandalye bulunuyor. Odada şampuan & saç kremi, memnuniyet formu, çalışma masası, boy havlusu var (tıpkı otel gibi) ama EL HAVLUSU ya da en azından kağıt havlu yok. Neden, anlamadım aslında. Artık boy havlusuyla kuruladık elimizi ne yapalım.
Öğle yemeği seçiyoruz menüden (çok havalı bir görevli gelip, "ben otelinizin - pardon hastanenizin yiyecek içecek sorumlusuyum. Damla hanım öğlen yemeğinde ne arzu ederlerdi?" diye soruyor çünkü). Eh, yayla çorbası, tavuk bilmemne, havalı isimli bir yemek seçiyoruz.
Sonuç, saat iki buçuk, biz taburcu oluyoruz ama öğle yemeği ortada yok. Allah'tan kızıma dışarıdan aldığımız dondurmayı yedirmiştik, ardından da dr.unun vaad ettiği ve babişin de söz verdiği gibi McDonald's çocuk menüsü. Matah birşey değil sizin kadar ben de biliyorum ama onun bu yemeğin sağlıksız olduğunun ayırdına varması için yılları var daha ve bugün onun günü hem. Çocuk menümüzü paket ettirip eve yollanıyoruz.
Çıkış işlemlerini de inşallah bir iki saatte yapacaklar, bekle babam bekle, yok sizin bilmemne ilacınız paket dışında kalmış da, bizden kaynaklı birşey, aman efenim siz rahatınıza bakın, şu an faturanızı kesemiyoruz... Ertesi gün gelip işlemleri halletme vaadiyle atıyoruz kendimizi dışarı!
Ya da ben birtek gerginim bu kadar, annemle kociş gayet sakin (mi)... Ayrıca, damar yolu açmak ve kan almak için kızımın elini 4 kez delmişsiniz, farketmedim sanmayın.
Neyse bu kadar yakınmalarımı okuyanlara, bari işine yarayacak bilgiler de vereyim (inşallah kimseye gerekmez :) Dün akşam izlediğimiz, çocuğunuzu kulak ameliyatına nasıl hazırlamalısınız adlı videodan edindiğim bilgilerden ve kendi fikirlerimden derleme :
Çocuğa kısaca ve anlayacağı şekilde neler yapılacağını açıklayın. Korkmaması gerektiğini, çevresindeki herkesin onunla ilgilenmek için orada olduğunu anlatın. Hangi aşamalarda yanında olacağınızı, hangi aşamalarda yanında olamayacağınızı fakat sizin yerinize çevresinde kimlerin olacağını söyleyin. Ameliyathane ortamında siz olmayacağınız için ortamı tarif edin, korkmaması için nelerle karşılaşacağını iyice anlatın. Ben bir gece önce ona benim kendi ameliyathanemizde çekilmiş bir sürü resmimi gösterdim, kafasında iyice canlandırmasını sağlamaya çalıştım. Çevresinde formalı, maskeli ve boneli bir sürü yabancı görünce neler hissedebileceğini tahmin ediyorum (bir yetişkin için bile oldukça korkutucu ve şaşırtıcıdır bu).. Onun için biraz da olsa tanıdık bir görüntü olmasına yardım etmiştir umarım gösterdiğim resimler. Başına da kendi ameliyat bonemi taktım. Sakın ha çocuktur ne anlar demeyin. Herşeyi çook güzel anlıyorlar ve hatta idrak ediyorlar. Farkında olmaları için 3 yaşa da gerek yok, bence birkaç aylıktan başlıyorlar çevrelerinde olan biteni, özellikle de anne - babalarını anlamaya.
Ayrıca ben şöyle ifadeler kullandım:
"Annecim kan alırken biraz acıyabilir ama senin dayanamayacağın bir acı olmayacak bu, korkmana gerek yok.."
"Ameliyathanenin ortasında özel bir masaya yatıracaklar seni, başucunda bir abla sana balon şişirtecek" (anestezi dr.uyla da tanıştırdım odada)
"Doktor amca kulağını tamir edecek, bütün sesleri duyabileceksin ve artık kulağında hiç basınç olmayacak."
"Bak yatağına ne güzel inip kalkıyor baş tarafı, düğmelerle oynayabilirsin."
Yanınızda çok sevdiği, güvendiği bir oyuncağını götürün. Ben spiderman'ini ameliyathaneye giderken eline verdim, o da içeriyi merak ediyor seninle gelecekmiş dedim. Ayrıca Damla kitaplara çok düşkün olduğu için, ona sevdiği bir karakter olan Vini'nin yeni maceralarını aldı anneannesi, odada ameliyat anını beklerken çok iyi oldu bu. Çıktıktan sonra da, o sıkıntılı, ağrılı, ağlamalı, uykulu (ama inadından! hastanede bir dakika bile uyumadı, uykum yok diyor ama anestezinin de etkisinden oturduğu yerde gözleri kapanıyordu), zor saatleri yeni kitaplarımızı okuyarak geçirdik. Gerçekten çok işe yaradı bu.
Hastaneye giderken rahat, kolay giyilip çıkabilen giysiler götürün. Yedek almayı ihmal etmeyin. Nitekim Damloş kustuğu için iç çamaşırlarına kadar değiştirmemiz gerekti.
Takıları, tokaları, küpeleri vs. önceden çıkarıp emniyetli bir yere saklayın. Uyanınca yemesi için meyveli yoğurt ve puding götürdüm. Adenoidi de alındığı için ilk olarak dondurma yedirdik. Az sonra da hastaneden de getirdiler dondurma, onu da biz yedik :)
Uzuuuun lafın kısası, çok şükür, çok şükür sağ salim atlattık. Yaklaşık 40 dk sürdü ameliyatımız, herşey iyiydi, inşallah kızım bidaha otit olmayacak :)

4 Mayıs 2010

Kulağa tüp takılması

Yarın sabah 8'de. İnşallah başarılı geçecek ve kurtulacağız yakamıza yapışan otitten (üstünüze afiyet 7 kez geçirdik de).
Merak edenlere bilgiler aşağıda.

Kulağa tüp takılması (KBB Hastanesi web sitesi, Op Dr Nihat Çakır'dan alıntıdır)
Bu ameliyatta kulak zarına iki ucu açık, makara şeklinde bir tüp takılır. Bu tüpün bir tarafı dış kulağa, diğer tarafı orta kulağa açılır. Böylece kulak zarının iki tarafındaki basıncın eşitlenmesi amacı güdülür. Bu tüpün fonksiyonunu normalde östaki borusu üstlenir. Ancak östaki borusu işini yapamazsa ve bu durum ilaçlarla ve yardımcı manevralarla düzeltilemezse kulak zarına tüp takılması gerekebilir. Kulağa takılan tüpe basınç eşitleyici tüp veya ventilasyon tüpü adı verilir.

Tüp Hangi Durumlarda Takılır?: Tüp orta kulakta sıvı birikmesine ve kulak zarının çökmesine neden olan basınç problemlerinde uygulanır. Böyle bir durum genellikle geniz eti veya alerjik nedenlere bağlıdır. Ancak bakterilere bağlı orta kulak iltihabı nın sık tekrar etmesi, orta kulakta kanama olması ve başka nedenlere bağlı kulak zarı çökmelerinde de kullanılır. Genellikle çocuklarda gerekli olur ancak büyüklere tüp takılması da sık görülen bir durumdur.

Tüp Nasıl Takılır?: Tüp takmak için hem lokal anestezi hemde genel anestezi kullanılabilir. Ancak çocuklarda sıklıkla genel anestezi kullanılır. Mikroskop ile çalışarak dış kulak yolundan girilir ve kulak zarı çizilir. Bu işleme parasentez adı verilir. Kulak zarındaki çizilen yerden orta kulaktaki sıvı dışarı çekilir. Özel aletlerle tüp zardaki çizilen yere, bir ucu dış kulakta diğer ucu orta kulakta olacak şekilde yerleştirilir. Hastanın kulağında görülebilen herhangi bir değişiklik olmaz.

Tüp Sürekli mi Yerinde Kalır? : Hayır kulak zarı tüpü bir süre sonra dışarı atar. Bu süre 1 yıla kadar uzayabilir. Nadiren tüp dışarı atılamaz ve doktorun dışarı çekmesi gerekebilir. Takılan tüpün şekli de, tüpün zarda kalma süresini etkiler. T tüp adı verilen tüpler daha uzun süre yerinde kalırlar.

Tüp Takılması Kesin Çözüm müdür? : Tüp takılması genellikle orta kulaktaki problemi düzeltir ancak, tüp çıktıktan sonra orta kulakta basınç problemi yapan sebep devam ediyorsa aynı hastalık tekrar edebilir. Bu nedenle geniz eti, alerji veya diğer sebepler de uygun şekilde tedavi edilmelidir. Bazen bir kaç kez tüp takılması gereken ve buna rağmen kesin çözüm alınamayan hastalar bulunmaktadır.

Tüp Takılmasının Ne Gibi Sakıncaları Vardır? : Kulağa tüp takılması genellikle problemsiz bir ameliyattır. Ancak bazen bazı sorunlar yaşanabilir. Anestezi riskinin yanı sıra, ameliyat sırasında kulak zarının yırtılması, tüpün orta kulağa kaçması gibi komplikasyonlar olabilir. Ameliyattan sonra da kulak akıntısı, kulak zarında kireçlenme ve tüpün takıldığı yerde kalıcı bir delik oluşabilir. Kulak akıntısı iltihabın göstergesidir ve genellikle antibiyotiklerle kolayca iyileşir.

Ameliyattan Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?: Tüp takılması ameliyattan sonra hastayı sıkıntıya sokan bir ameliyat değildir. Hastanın dikkat edeceği en önemli konu kulağa su kaçmasının önlenmesidir. Bu durum iltihaplara yol açacağından zararlı olabilir. Bunun dışında hasta normal yaşamına devam edebilir. Kulağına tüp takılan hasta belli aralıklarla doktoruna muayeneye gitmelidir. Bunun için genellikle hasta ayda 1 kez görülür.
Kaynak: KBB Hastanesi Web sitesi, http://www.kbbhastanesi.com/ameliyatlar/tuptakilmasi.htm

2 Mayıs 2010

Evlilik

Bakınız bu Arda böcüsü büyüyünce Damla'yla evlenecekmiş :)
Yerim ben sizi