Benimkiler..

Benimkiler..

29 Nisan 2016

Alman polisinin şakası olmadığını yaşayarak öğrenmemiz şart mıydı?

Berlin gezimizin sonlarına yaklaşırken, benim yeni şehirler hatta ülkeler görme merakım o kadar ağır bastı ki.. Haritadan Berlin civarlarına bakınırken, Polonya'da bir ışık yandı Kader ablanın beyninde.. Bir outlet merkezi varmış Szczecin'de.. Eh baktık Google'dan, tarihi güzellikleri olan küçük bir kasaba, outlet de alışveriş, bir taşla birkaç kuş fena olmaz.. E peki nasıl gidelim? Berlin'den birbuçuk iki saat arabayla, eh peki madem arabayla gidelim. Yine her zamanki gibi benim çocuklarla trenle metroyla Avrupa seyahati hayalim, evden arabaya binip mağaza gezilen ev gezmesi şeklinde geçiyor ama ne yapalım.. Tamam arabayla gidelim madem.
Trenle Münih'e Hamburg'a hadi o da olmadı Bremen'e gitme hayallerim ise, davranıverip internetten bilet alamadığım için yerle bir oluyor..
Neyse gelelim Szczecin'e.. Adında da meymenet yok anasını satayım... Arabaya bu ülkede beş kişiden fazla binmek yasak. Çocukların da çocuk koltuğu olmadan binmesi yasak. E şimdi Türküz ya biz, iki saatlik yola iki araba mı gidicez.. Kuzen ve eşi de var nitekim.. Birbirimizi gaza getiriyoruz amaaan nolucak kaç gündür biniyoruz birşey olmuyor diye.. Binip gidiyoruz anasını satayım dört büyük iki çocuk. Başka bir ülkeye evet. Aldığımız tek önlem yanımıza pasaport almak oluyor.
Outlet Center tam bir fiyasko. Bir tek çöp bile almıyoruz. Şehri gezip dönüş yoluna düşüyoruz. Polonya anılarımı sonraki yazıya bırakayım.
Tam Almanya'ya girdikten sonra, eve 50-60 km kala bir kontrol noktasına polis bizi solluyor, arabanın tepesindeki ışıklı panoda "beni izle" yanıp sönüyor, tabii Almanca.. Şaka gibi ama peşine düşüyoruz. Bizi otobandan çıkarıp bir polis noktasında kenara çekiyor.
Sonra anlıyoruz ki kaçak yolcu özellikle de mülteci var mı diye bakacak ve araba Mercedes olduğu için özellikle durdurdu (Mercedes meselesini sonradan telefonda bizden bahsederken dişlerinin arasından tıslayarak Mercedes demesinden çıkartıyoruz)..
Veeee bingo.. Arabadaki tüm yolcuların pasaportlarını isteyip de altı pasaport çıkınca meydana, kafasını siyah camdan içeri uzatıp bakıyor ve çocukları görüyor! Adam bir panik oluyor, sanırsın ilk kez altı kişi bir arabada gördü ve çocuk koltuğunda oturmadan ilk kez çocuk yolculuk etti. Panikle üstlerine haber veriyor, ne yapacağını soruyor. Burada bizi de alıyor bir telaş.. Kuzenin bir gün önce söylediği, ceza yediğimiz bir şey değil de, otobanda bizi durdurup buradan sonrasını bu şekilde gidemezsiniz, b planınız nedir diye sorarlarsa oralarda kalakalırız dediği sözleri aklımıza geliyor. Bir de suç işlediği için ehliyetine el konulması ihtimali tabii.  En kötüsü de bu olurdu, çünkü işlerini yürütebilmeleri için araba kullanmasına ihtiyacı var.
Bizi durduran polis otoban polisini çağırıyor.. Bir 15 - 20 dakika kadar buz gibi otobanda otoban polisini bekliyoruz.. ardından yeniden bir sorgu sual.. adam ceza defterini çıkartıp geliyor, çocuk başına çocuk koltuğu olmadan yolculuk yapmanın cezası bıkbıkbık, arabada altı kişi bulunmanın cezası bıkbıkbık, ceza puanı şu kadar, o da öyle bu da böyle. Sonunda neyse ki şansımız yaver gidiyor ve sadece iki tane çocuğu koltuksuz götürmenin cezasını ödeyerek kurtuluyoruz.
Aslında asıl sorun bundan sonra başlıyor, geri kalan 60 kilometrelik yolu nasıl gideceğiz? polis bize bizzat bir taksi çağırıyor, bizimle beraber taksinin gelmesini bekliyor. sonra çocuk koltuğu olan taksiye çocukları babalarıyla bindirip, biz de ikinci araba peşpeşe Berlin'e doğru yollanıyoruz. aslında  70 €'lul ceza 90 € taksi parası iki ceza puanı ile  kurtuluyoruz.
Sonuçta evdekilerin alışveriş merakı, benim başka şehirler görme merakım bize biraz pahalıya patlıyor, daha da önemlisi hep bir efsane gibi dinlediğim ama anlaşılan pek de ciddiye almadığım Almanya'da arabanın arka koltuğuna en fazla üç kişinin binmesi gerektiği ve çocukların çocuk koltuğu olmadan yakalanırsa çok yüksek cezalar ödeneceği efsanesi bir şehir efsanesinden gerçeğe dönüşmüş oluyor, ama acı bir tecrübeyle.
Aslında bu seferki Almanya seyahati benim buraya geldiğim gün bitirdiğim Marie Kondo'nun derle topla rahatla kitabı yüzünden alışveriş yapamamakla sonuçlanıyor. alışveriş için önceden ayırdığım bütçenin neredeyse tamamı da yol parasına, metro biletine ve trafik cezasına gitmiş oluyor.

2 yorum:

ELİF sarı dedi ki...

Oh mon diyö!

Gezgiçler dedi ki...

Alman polisinin yuz ifadesini cok iyi tahmin edebiliyorum;))))