Buyrun, ben

Buyrun, ben

12 Nisan 2008

8 Nisan 2008

Tarihe bir not..


Merhaba yavrum, minik kalbim, su perim..

Birgun bunlari okuyacak olursan, tarihe bir not dusmek icin yaziyorum bunlari. Bilmeni istiyorum seni ne kadar sevdigimizi, ne kadar bekledigimizi, seninle gecen her saniyemizin kiymetini bildigimizi ve hep her an her saniye dua ettigimizi, Allah'im seni nazarlardan kazalardan belalardan korusun diye.

Gecen sene bu gunlerde yeni dogmustun. Ben daha farkinda degildim anne oldugumun, henuz tanimiyordum seni, soku atlatmis degildim.. Seni kucagima ilk verdikleri anki heyecanim taze henuz biliyor musun yavrum, sevinc gozyaslari ne demekmis ogrenmistim.

bir yil ne kadar da cabuk gecti, ne cabuk buyudun, hergun yeni bir seyler ogrendin, bizi de sasirttin. Dort bucuk aylikken yukarida asili oyuncaklarina ilk uzandigin gun nasil da heyecanlanmistim, Altinoluk'ta idik, ilk kez birseye uzaniyordun.

Bugun bir yasindasin. Sana hicbir zaman "kucuk o, anlamaz" diye yaklasmadigimiz icin, herseyi cabucak ogreniyorsun, bizi hergun sasirtiyorsun. birseyleri dogru yaptigimizi hissediyorum her an, seni gordukce, ilerlemeni yasadikca.

marifetlerini pespese siralayip gulduruyorsun bizi.

Efe dayinin papagani nasil otuyor Damla? "gak gak" Ay cok cirkin bir kus bu yahu (cirkin taklidi yapiyorsun) Damla nasil agladi onu gorunce? "uhu uhu" aglama taklidi yapiyorsun.. Damla anneyi ne kadar seviyor? Kollarini iki yana aciyorsun. Kos saril o zaman anneye (kosup kocaman sariliyorsun annene ve omzumu tipisliyorsun).

koklamayi, uflemeyi, kosmayi (yeni yeni), cicek toplamayi, dusunce kalkip elini silkelemeyi ogrendin. Baba, dede, mama, ver, ece, anneanne, ayca, teyze, bazen ofkelenince de anne diyorsun. gel diyor elinle gel isareti yapiyorsun. kedileri pisi pisi diye cagiriyor, kus gorunce gak gak yapiyorsun. konusulan her seyi (bence) anliyorsun.

masallah sana yavrum.
bizimle buyuyor bizi de buyutuyorsun.

5 Nisan 2008

Peri prensesim benim

..Peri prensesim benim..
Hayatımın anlamı.
Gün ışığım.





17 Mart 2008

Ben her bahar....

Bu kez bir farkla...
Bu bahar hayatımda ilk kez..
Yavruma sahibim. Çok şükür.
Bu bahar ben ona aşık oluyorum..
Canım bebeğim.. seni çok seviyorum.

16 Mart 2008

Nöbet

Bugün nöbetçiyim.
Pause'a basıp, bebeğimi görebilmek için ertesi gün olmasını, bitmesini ve akşam olmasını beklemek zorundayım.
Allah kimseyi ayrılık acısıyla terbiye etmesin.

2 Mart 2008

Ruhum

"Ruhun fırtınaya yakalandı çalkalanıyor".. derdi Taschi burda olsaydı.
Geçmiş de güzel sayılmazdı pek.. Ama düşününce sanki şimdiden daha mı güzeldi ne?
O zaman da tadını çıkarmadık. Şimdi de şimdinin tadını çıkarmak yerine geçmiş şimdi olsaydı ne güzel olurdu demekle meşgulüz.
Oysa geçmişte sevgilim, hayat arkadaşım, yoldaşım hayatımda değildi henüz.
Hayatımın anlamı maviş bebeğim de öyle.
Gerçi babam vardı, anneannem dedem vardı, Duffy de vardı.
Ama kadın doğumcu olmaktan çok uzaktım.
Gerçi şimdi de mutsuzum kadın doğumda olmaktan ama, bu yolda yürümekten de, yol arkadaşlarımdan da, geleceğin getirmekte olduğu belirsizlikten de mutsuzum ama..
Yine de geçmişte de kadın doğumcu olamama ihtimalimden mutsuzdum. Hiçbirşey olamamaktan korkardım. Bu nedenle mutlu olamazdım. Tadına varamazdım.
Şimdi de varamıyorum. Demek bu yollar dikenliymiş azıcık, ama ne yapalım ben seçtim bunu demek yerine, başaramadım olmadı, yanlış seçmişim demenin kolaylığına saklanıyorum.
A ile B'yi, 1 ile 2'yi anlatıp üzülmek yerine, A, B, 1, 2'yi yaşamakta olmaktan keyif almayı başaramıyorum.
Bebeğim yokkenki üzüntümü, acizliğimi, çaresizliğimi bu sayfalardan okuyup hatırlayıp şükredeceğime, bebeğimin varlığının bile sadece tek başına beni mutlu etmeye yeteceğinin farkına varamıyorum.
A ve B'yi düşünmekten uykusuz geceler geçiriyorum.
Oysa bir sene sonra onlar da hayatımda olmayacaklar. Geçip gidiyor ne de olsa zaman. Ben olacağım yine tek gerçeğim.
Kendimi benden ayıran olumlulara sevineceğime diğerlerinden ayıramayan olumsuzlara üzüle üzüle geldim 32 yaşıma..
Ee yıllar geçiyor ne de olsa.
Taschi bana "ruhum fırtınaya yakalandı çalkalanıyor" diyeli 16 yıl olmuş.. ON ALTI.
Bisürü kişi doğdu ve büyüdü o zamandan. Biz bile büyüdük.
O fırtınaları dahi gülerek anlatabiliyoruz artık.
Yeni fırtınaların da dineceğini bilmiyor muyuz ki?
Neden hala çalkalanıyoruz?
Belki de ağlayamadığımızdan.
Hayatın en gerçek acısını, ölümü yaşadıktan sonra, bunlar da fırtına değil meltem aslında.
Evet evet, nelere üzülüyorum ben demek geldi içimden.
Kalbimin üzerindeki kuş kalktı.
Güneş de açtı..
En iyisi bebeğimi de alıp Bebek'e gideyim.
Evet evet hafifledim.
Teşekkür ederim Taschi, benim uzaklardaki arkadaşım, kardeşim.

10 Şubat 2008

Fotograf albumu...





Gittik gezdik dinlendik geldik (çok şükür)
Bunlar köyden..
Berlin fotolari daha sonra :)

17 Ocak 2008

Tatil

İki haftalığına kapalıyız
Uzağa gidiyoruz dinlenmeye.
İnşallah sağ salim dönüşte görüşürüz.

5 Ocak 2008

Bu hafta sonu IKEA

Damla hanımın eline her verdiğim oyuncağı (azıcık bile ilgilense) ay bunu çok sevdi işte diyerek alıyordum ki, annem bir yerde dur dedi. İnsaf kızım fili var ya.. dedi. Üç tane muhtelif büyüklüklerde dedi. Bu kadar büyüğü yok dedim. Ama miniciği var dedi.
Kocişim eve gelince itiraf etti: Orada yemek kaşığı bile versen severdi, oyuncak hoşuna gittiğinden değil dedi.
Ama almama engel olmadı hiçbirini.
Fil hariç.

Minik kalbim hiç kucağımdan inmedi. Ben sonunda pes ettim, babasına atıp kaçtım. Sonra da market arabasına bindirdim, bebek arabasını da hatta ona koydum. Biraz rahat ettik.

Yemek yedik. Meyve ve yoğurt da yedik.

Poz verdik babacık resmimizi çekerken. Artık anlıyoruz fotodan motodan.

4 Ocak 2008

Damla hanım ile geçen hafta sonu..

Yani şimdi Damla hanım bebek diye, küçük diye, hava buz diye şu:

manzarayı kaçırsın mıydı?

Galata köprüsünün altında balık ekmekçiye gitmesin miydi?
Köprüde yürümesin miydi?

Eminönü'nden Taksim'e kadar yürüyüp Atatürk heykelinin önünde ilk fotoğrafını çektirmesin miydi?

Olur muydu hiç!!!
Annesi de babacığı kandırana kadar çok dil döktü ama, dört saatlik bu maceraya değdi bence.


Çiçeklerden yemişten sarı saçlı bebekten

Anne Damla kaçta uyuycak
Anne ilaçlarını veriyim mi
Anne ne kadar mama hazırliyim
Annee Damla mamasını yemiyo
Anneeee Damla ne istiyo niye ağlıyo

Anne Damla seni annesi beni ablası sanıyo neden acaba


Anne minik kalbim de beni çiçeklerden yemişten sarı saçlı bebekten daha çok seviyo mudur?
Anne ana hakkı ödenir mi
Nasıl ödenebilir ki..



18 Aralık 2007

Minik kalbim hasta oldu.

Ah miniğim, minik kalbim. Nasıl da öksürüyorsun.. Benim içim parçalanıyor sen öksürdükçe. Nasıl korkulurmuş insanın kalbine birşey olacak diye!

Canım yavrum, senin baban var ya, yıllardır bana baktı büyüttü, şimdi de seni büyütüyor. Ben hastanede çok yoruluyorum, akşam 8'de uyumuşum, gece uyandım bir baktım babacığın uyumamış, odandaki çekyatta kıvrılmış, sabaha kadar başını beklemiş. Sen öksürmekten uyuyamıyorsun, o da her seferinde seni pışpışlamış, korkma diye.

Çok şükür Allah'ıma sizi bana verdiği için.
Sen de çabuk iyileş emi yavrum.
Gül yüzün hep gülsün.Allah nazarlardan saklasın seni.

15 Aralık 2007

Kizimla gectigimiz haftasonu

Pazar günü Carrefour'da yürüme denemeleri yaptık ve bütün günü salatalik yiyerek geçirdik :)

Cumartesi Beşitaş'la özlem giderdik..

Bolu Et Lok. taşınmış, gittik yeni yerini gördük onayladık.
Beğendik.



6 Aralık 2007

Çığlık attıran cümleler

Tepişin annesi için yazıyorum :)
Bana bugüne kadar çığlık attıran (ama gerçek çığlık) cümle şuydu:
"Vah vaaaahhh yazıık çocuğaaa..."


Resimdeki çocuğa yazıkmış. Çocuk benim. Tamam küçüktü. Evet ama bunlar zaten küçük doğuyor. Zamanla büyüyorlar.
Kızım kalbimde göğsümde en emin yerde. Süt memede. Salı pazarına da giderim heryere de. Kime ne.

Teyze söylene söylene geçince yanımdan, gerçi bisürü kişi söylerdi de, o an sabrım taştı, gittim durdurdum, nesine yazık teyze dedim, ne oldu bebeğime bişey mi yaptım?

Yazık yazık küçücük çocuğu niye dışarı çıkardın dedi.
Aylardan mayıs. "Niye, üşür mü" dedim.
Teyze söylene söylene yoluna devam etti.

Bi daha kimseye hesap vermedim / sormadım.
Kızımı üç günlükten beri hep dışarı çıkardım.

Pişman değilim.

Bakınız. Mesela burada da çıkarmışım.
Not: Kızım tepiş hanıma teşekkür edip kocaman öper :)
Bir de Yaban Eriği Tuba teyzesine.

24 Kasım 2007

Fotoğraf albümü

E hazır halalar, amcalar, Ceren ablalar Damla Hanım'ın son fotoları için buraya bakarken,

E ben de bu incileri fotoğrafta görüntüleyebilmişken,

Hemen buraya da koyayım dedim canım..

Buyrun afiyetle yiyin.
Not: Bana da bırakın.

18 Kasım 2007

Tüm zamanların en keyifli fotosu


Bu işte.. Tüm zamanların en keyifli fotosu.


Damla hanım Üsküdar vapurunda. Masanın üzerinde kitap okuyor. (Belki de kitabını yiyordur)


Teyzesinin kafesinde.. Üşümesin diye polarla ve anne sevgisiyle kuşatılmış.

Anneanneyle İstanbul ünv.de.. Gerçi ünv.den çok kuşlarla ilgileniyor gibi görünüyor ama ne yapalım :)



12 Kasım 2007

Damla hanımın diş hediği

Damla hanım, dişlerini göstermez ki resmini çekelim..


Annesi ona diş hediği yaptı (diş buğdayı).. Herşey istediği gibi oldu çok şükür.. Buğday bile çok başarılı idi, herkes yedi.. (Portakal ağacı Hatice'ye teşekkür ederim, o olmasaydı ben kuru bir buğday haşlaması ikram edecektim misafirlere.. Ama içine nar, çukulata parçacıkları, ceviz ve pudra şekeri ekledik, oldukça başarılı oldu)..
Tek eksik fotoğraflar oldu, ne anneannenin yaptığı süpper pastaların ne de gelen konukların resmini çekebildik telaştan..
Çünkü Damla hanım nezle olmaktaydı ve çok huysuzdu.
Bir tek Ferah teyze ile şu aşağıdaki resmi çektik:


Bir de bunları:
Kızım mesleğini seçerken makası aldı eline ilk.. Bunu terzi olacağından ziyade anası gibi cerrah olacağına yorumlayanlar da oldu, teyzesi gibi yetenekli bir tasarımcı olacağına da..

Steteskopu seçmesi sanırım biraz zorla oldu :) Çünkü elinden makas, pastel boya, kredi kartı vs.yi aldık.. Kısacası steteskopa sıra gelene kadarlık hile yaptık :))


Bu arada kızıma bakan yakışıklı bey öyle bir sarılıp bırakmadı ki, meslek seçerken erkeklerden fırsat bulamayacağına bile yorumlandı bu:)
Hayırlı dişler yavrum.....Bir ipe dizip boynuna astığım 32 diş gibi incilerin olsun inşallah..
Allah'ım sana hayırlı, sağlıklı bir ömür versin inşallah.

5 Kasım 2007

Mutlu yıllar anneanne

Allah seni başımızdan eksik etmesin...

Eh işte küçük mütevazi bir pasta yedik...


Can dayımız da geldi.


Yürümek çok heyecanlandırıyor Damla Hanımı...


Sonra da babaannemiz valizini hazırlarken,
yanında en çok götürmek istediği şeyi seçmiş.
Neyse ki yetiştim hemen müdahale ettim :)

24 Ekim 2007

Damla hanimin dişi

var. Bir tane. Bir bile denemez, çeyrek tane.

14 Ekim 2007

mutlu bayramlaaarr

"biz 20 yıl önce neysek yine oyuz" fotorafımız...
ama birkaç eksik, ama birkaç fazla...


İki maviş bir fotoya yakışır



7 Ekim 2007

Tek elle neler yapamazsınız?

1. Diş fırçanıza macun koyamazsınız
2. Tuvalet kağıdına (ters taraftaysa) uzanamazsınız
3. Saçınızı atkuyruğu yapamazsınız
4. Sütyeninizin arkasını kopçalayamazsınız
5. Kolyenizi (bazen de saatinizi) takamazsınız
6. Hazırladığınız ekmek arası sandviçi streç filmle kaplayamazsınız
7. Şişenize basmalı pompadan su dolduramazsınız
8. Lastik ayakkabınızı bağlayamazsınız

Liste uzayıp gidiyordu ama çok moralim bozuldu, durdum.
Üstelik bunlar daha sabah sekiz olmadan, evden çıkmadan yapamadıklarım.

Demek ki neymiş, doğum sonrası eliniz ağrırsa, iki ay beklemeyin, derste gördüğünüzde bile dikkate almadığınız tuhaf isimli bir hastalığın (bkz. De quervain tendiniti) sizi bulabileceğinden şüphelenip DOKTORA GİDİİİNNNN!!!!!

1 Ekim 2007

Başıma gelenler.

Ben bugün işe başladım ya aylardan sonra..
Ben doktorum ya..
Doğum yaptırırım ya..
Ameliyatlar yaparım ya..
Hasta muayene ederim ya..
Nöbetler tutarım ya ayda yedi kez..

Ayrıca yeni anneyim ya..
Altı aylık bebeğim var ya..
Onu emzirir, üstünü değiştirir, kucağımda taşır, sever, oynar, kollarımda sallayarak uyuturum ya..

Ayrıca günlük normal işlerim de var ya benim.. Yemek yerim, evi toparlar, her akşam kızımı yıkar, işe gidebilmek için günde bir - birbuçuk saat araba kullanırım ya..

İşte bu resimdeki de benim kolum. Sol kolum. Bu alçıdaki.