Buyrun, ben

Buyrun, ben

30 Mayıs 2007

Bebek'te Catz

Catz'de bebek :)

Peki ben böyle kızımı alıp alıp Bebek'e teyzesinin kafesi Catz'e gitmelerimden nasıl vazgeçeceğim taşınınca?



Sonra teyzeleri yoklamada yok yazıyor kızımı :)




29 Mayıs 2007

Bremen müzik festivali




Resim: Ben Berlin'de.
Berline gitmisiz.. once bizi gezme amacli bir hastaneye goturuyorlar, kayinvalidem, askim ve beni. Hep turkler var ama orda (ben gercekten de yabanci yerlerde hastaneleri gezerim ama).

Resim: Berlin'de Kirik Kilise.

Diyorum ki, ben sikildim hastanelerden, bir otobuse bineyim rastgele, gideyim, guzel bir yer bulunca ararim. Otobuste de turkler var cok.

Bir yerden gecerken hep muzisyenler goruyoruz, cok hos melodik muzik yapan gruplar. Bir durakta herkes iniyor. Ben de hemen iniyorum.

İste orasi Bremen Muzik Festivali’ymis. Caz da yapiyorlar sokakta, baska muzikler de. Hemen sevgilimi arayim gelsin diye dusunuyorum.. ama cep telf.da numarasi yoktu.. son arananlardan onun numarasini bulmaya calisirken biraktim kendimi orada.

Bir de bir Berlin kitabi alsam daha rahat gezerdim diye dusundum.

Sorular:
1. Bremen’de muzik festivali var mi
2. Bremen olmasinin bizim emlakcinin 14 yil orada yasadigini soylemesiyle ilgili var mi
3. Berlin’i mi ozledim ben
4. Acaba yabanci bir ulkenin bilmedigimiz sokaklarini sevgilimle gezmeyi mi daha cok ozledim
5. Tum bu tuhaf ruyanin sabah 5’te kalkip sut sagmak gibi tuhaf seyler yapmamla ilgisi var mi
Neyse, velhasil kelam, hayirdir insallah!!



Resim: Checkpoint Charlie. Berlin'de.

27 Mayıs 2007

Besiktas'a veda

Ancak ve sadece kızım icin
Minik su damlasi icin Besiktas'tan ayrılabilirdim galiba.

Ayrılıyorum
Çok üzülüyorum.
Ama geri döneceğim (gerçi bu aralar film de izlemedim ama Türk filmi repliği gibi oldu bu cümleler :)

Biz taşınıyoruz.
Anadolu'ya
Minik kalbimin anneannesinin karşı apartmanına.

Bahçe katına.

Bahçede kahvaltıya beklerim efendim :)

20 Mayıs 2007

Merak edenlere dünya guzelleri


Aslinda bir onceki posta resim koymamistim
Ama ne yalan soyliyeyim minik kalbimi merak edenler oldugunu bilsem koyardim :)
İste istek uzerine iki dunya guzeli:
Damla hanim teyzesi ile Bebek Parki'nda.

11 Mayıs 2007

Benim kızımın

Gülünce gözleri kayboluyor

6 Mayıs 2007

Benim minik kalbim buyudu 40 gunluk oldu

Minik bir kalp icin ne uzun bir sure degil mi?
40 uzun gun....

Benim minigim prenses oldu.



Buyudu de parka bile gitti :)



Ben anne oldum........

29 Nisan 2007

Hadi bir oyun oynayalim

Mesela bagiran Damla Hanim'in gaz sancilarini gidermeye calismaca...

Bizim denediklerimizin disinda bir yol bilen var mi?

1. Sicak su torbasi
2. Karin masaji
3. Elma yagi
4. Adacayi yagi
5. Rezene cayi
6. Metsil damla
7. Sab simplex damla
8. Zinco damla
9. Arabayla gezdirmek
10. Sac kurutma makinesi
11. Besikte sallamak
12. Kucakta sallamak
13. Bebegin sesini bastiracak sekilde bagirmak!!

26 Nisan 2007

Kucak bebisi elif damla :)

age35 ne dogru soylemis..
kucak bebisi..

benim minik kalbim tam 3 saat 42 dakikadir agladigi icin kucaktan indirmek ne mumkun
hakkini yemeyeyim bir dakikadir aglamiyor :)

en korktugum seydi bebegimin kucaga alismasi
hep de buyuk konusmayayim derdim
yine de dua ediyorum bu kolik sancilari bitince de kucak istemez umarim cok.

(Allah'im bizlere sabir
bebegime misil uykular ver.)
Size de benden bayram sekeri niyetine bir Damla resmi:

Bugun minik kalbim tam bir aylik

Kontrolumuze gittik. Hepatit asimizi olduk. Kalca ultrasonumuzu yaptirdik.

Sonra yuruyerek eve donduk.

Markete de ugradik.

Acik hava iyi geldi, tum ogleden sonra ve aksam uyuduk..

ki gece uyumayalim ve annemizle babamizi da uyutmayalim..

ki annemiz de gece birde oturup bir post yazsin benim besigimi sallarken.

Boylece merak edenler varsa etmesin.


Biz buradayiz...

13 Nisan 2007

Aycaada'nin blogu

Ben daha blog nedir bilmezken birgun (anneannemin öldüğünün ertesi gunuydu) Aycaada'nin blogunu okudum ilk. Hem blog nedir ogrendim, hem de Ayc ne kadar yeteneklidir onu bir daha gordum. Kapaliarsi'da cektigi camlar ve boncuklar fotosu vardi. Cok guzeldi.
Simdi, fotolar icin mi yazilar icin mi okudugumu net bilmiyorum. Ben galiba Aycaada icn okuyorum (Sahibinden torpilli blog)

Hem Aycaada artik teyze oldu. Kizimin teyzesi.

Damla'nin hikayesi

Gunlerdir heyecandan, yorgunluktan, vakitsizlikten post yazamiyorum. Aslinda Damla'nin oykusunu anlatmak istiyordum..

Bu blogun okuyucusu olanlar tum bunlari biliyor gerci..

Damla'nin oykusu aslinda bir tup bebek merkezinde basladi.. Bundan aylar once... Hatta ilk ignelerimizi Italya'da yaptik.. Sevgilim beni moral tatiline goturdugunde, bu romantik ulkede, kimi zaman trende, kimi zaman otelde, kimi zaman metro istasyonunda tuvalette gule eglene olduk ignelerimizi.. Hep dua ederek, bu kez tutsun diye..

Istanbul'da devam etti igne fasli.. Bu kez uzundu, bir bucuk ay surdu. Gunler gectikce heyecan artiyordu. Sonra malum asamalar, yumurta toplama, bircok yumurtamiz vardi neyse ki, dollenme de cok basariliydi, acaba bu embriyolardan birinin (ya da birkacinin nasibinde dunyaya gelmek var miydi?)

Hayatimin en heyecanli gunleri sonra.. Bekleyis.. Aslinda bu kez de beklerken moral olsun diye kucuk bir gezinti yapip, Saros'a gittik.. Gecen yazin en guzel sahil gununu yasadik... Belki de moralimi hep yuksek tutmam icin yapti bunlari sevgilim.

Sonra o gun.. Beta hcg pozitif.. Bu sevinci yazamayacagim cunku kelimeler yetmez. Aglamistim ama.. Dogumhane bilgisayarinin basindaydim. Sonucu gorunce agladim.. agladim..

Ikiz ya da ucuz olabilir dedi hoca.. Sevincimiz iki kat olmustu.

Ama sonra ultrasonda gorulmeyince ve kurtaj karari verilince, buraya kadarmis duygusu da iki kat oldu. Iki gun sonra tekrar bakilacak ve bos kese oldugu teyit edilince alinacakti. O iki gun ise, hayatimin en kotu degil ama oldukca kotu gunlerindendi.. Izin verdiler bana isyerinden, evde tek basima gecirdim o zor saatleri. Tum gun aglayarak.. Internetten annelerin bloglarini, cocugu olmayanlarin yorumlarini okuyarak...

Sonra.. Bir mucize oldu... Ultrason ekraninda, bir minik kalp.. Pit pit atan.. Benim minik kalbim.. Minik bir damla, bizi hayata baglayan.. Iste oradaydi. Vardi. Pit pit atiyordu.

Gebelik sureci odukca zordu. Bulanti kusmalari saymiyorum, onlara raziydim. Zaten cok sukur Allah'a, ciddi bir saglik sorunum da olmadi. Cok stresliydim ben, hem kisilik itibariyle, hem de cok kiymetliydi minik kalbim, onu kaybetmekten cok korkuyordum.. Bu arada baska bir kiymetlimi, canim babami kaybettim. Once hastaligi, sonra vefati, beni yerden yere vurdu. Kizimin varligiydi tek tesellim.

Zeka testlerimiz kotu cikinca amniyosentez stresiyle de ugrasmamiz gerekti. Ne zamanki sonucun temiz oldugunu ogrendik, ayrintli ultrason da normal cikti, o zaman biraz rahatladim. Kizima minik minik patikler, coraplar, elbiseler alma izni verdim kendime..

Sevgilim de en az benim kadar heyecanliydi, hatta ben onu hic boyle gormemistim! Kizimizin odasinin her santimini elleriyle yapti. Duvarlari boyadi, esyalari birlikte sectik, o monte etti, yerlestirdi. Hatta zemin dosemesini bile elleriyle yapti. Dunyanin en guzel odasi bana gore, her adiminda sevgi islendi cunku.

Son ay geldiginde ben hala 10 kilodan fazla alamamis, hatta bir kilo da vermistim. Artik stresten mi bilmem..

Kizimiz 26 Mart gunu, benim rahmetli anneannemin, Dr Albay Ali Riza Bey'in kizinin (benim doktor olma konusundaki rehberimin, idolumun) kizinin dogum gununde, Istanbul Cerrahi Hastanesi'nde sezaryen ile dunyaya geldi.

Geldi, hayatimizin anlami oldu cikti.

Cok sukur. (Allah isteyen herkese nasip eder umarim)

10 Nisan 2007

Sen mutlulugun resmini yapabilir misin?

Ya da fotografini cekebilir misin?


Peki en son ne zaman sevincten agladigini hatirliyor musun?

22 Mart 2007

Pazartesi 12'de..

Kimseye söz veremem.
Kusura bakmayın.

Allah nasip ederse.. Kızımla randevum var.
İlk buluşmamız olacak (bir tür blind date denebilir :) )

İnşallah.

16 Mart 2007

Canimin yarisi sozlendi, darisi diger yarisina.

Canim kardesim benim,
asi bebek

Aman aman istemem, nisan istemem, elbise giymem, kahve yapmam diye diye oldu iste.
Taktin ya o yuzugu parmagina,
tamam artik. Gam yemem :)


Bak sana bisey soyliyim,
ben sana hic seni ne kadar sevdigimi soyledim mi?

Ya mesela bundan yillar once ilk gorev yerim olan koydeyken bana yazip faksladigin mektubu her okuyusumda agladigimi? Soylemedim di mi.. Tamam. Duymamis ol.
Anla ama ordan sizin ikinizin benim canimin ici oldugunuzu.

Bir omur mutlu olun insallah canim kardesim.

Darisi oteki canimin basina :)

NOT: Yuzukler takilirken fotograf ceksin diye makineyi askima vermistim, boyle bir acidan cekmeyi tercih etmis. Vallahi. Bendeki tum fotograflariniz boyle.

13 Mart 2007

Hadi yavrum biz haziriz (sanirim) gel artik

Artik sayili gunler kaldi minik kalbim sana kavusmamiza.. Hayirlisiyla sag salim gelirsin insallah.
Haziriz biz.
Sen de hazir misin dunyaya?

Heyecanliyim cok, nasil birisin acaba?
Aylar evvel ekranda minik kalbinin attigini gordugum anda hissettigimden daha heyecanliyim su anda.

Gel yavrum, haziriz biz.

3 Mart 2007

Bunları ben yaptım ama kızıma mı kendime mi bilmem :)

Bu bebek şekerlerini ben yaptım. (Bebek şekeri, bebek görmeye gelenlere ikram edilen şeker manasında)




Aslında sanırım kendime yaptım ben bunları çünkü çok şekerleeerr :) Oynaması çok zevkli, yapması da zevkliydi, kocişimle güzel bir akşam geçirdik eğlene oynaya... Ama biraz abarttım sanırım, hem sayı hem de çeşit olarak :)


Ama yine de minik kalbim doğunca bizi ziyarete gelmeyi düşünenler üzülmesin, e onlara da ikram edicez tabii ki. Yani amaç bu değil mi zaten?


Olsun, ben sonra tavşanları ya da minik bebişli şekerleri özlersem resimlerine bakarım.. Di mi ama?


Evet evet bakarım.

27 Şubat 2007

İtiraf ediyorum: Biraz korkuyorum

Yeni hayatımın başlamasına az kaldı. Artık minik kalbim içimde değil kucağımda, etten kemikten sahici bir bebek olacak.
Hayatımız asla eskisi gibi olmayacak
Korkuyor muyum ne?

23 Şubat 2007

Ben aslinda Fener'liyim...

Bugune dek minik kalbime aldigim cicilerin resmini cekip bloguma koymadim hic nedense..
Aslinda dayanamayip her gordugum minik giysiyi satin alisimla celisiyor bu davranisim ya neyse

Fakat sunu gorunce daha fazla kayitsiz kalamadim. Bu cicegi burnunda olmak uzere olan babisimizin bebegine tek basina aldigi ilk sey. Ama o kadar sirin kiii.....

Yani neredeyse kizimin Cimbom'lu olmasina izin verecegim desem yeri. :)


19 Şubat 2007

Romantik sevgililer gunu yemegi: Patlican musakka

Ne var canim, adi pek romantik degil, ama sevgilimin en sevdigi yemek....
Ustelik ben pilav bile pisiremezken, musakka bir guzel oldu, bir guzel oldu, ben bile sasirdim. Icine sevgi katmistim, ondan sanirim :)

Bugun de bamya yapacagim... Sorun su ki, bamya kiymasiz / etsiz olmuyormus... Netten ve yemek kitaplarindan on tarif buldum belki, hepsi etli.. E mecburen ben de gidip kiyma alayim bari...

Yemek yapmayi da ogrenecegim hic aklima gelmezdi ya, neyse.

16 Şubat 2007

Ben olsaydım bir gebeye en çok bunları merak edip sorardım :))

Aslında doğuma ne kadar kaldığını tam ben de bilmiyorum. Çünkü benim kızım bana benzerse eğer gününü beklemezmiş gibi geliyor. Hatta bunu, kızımın kız olacağını bildiğim gibi kesin bir şekilde biliyor gibiyim. Ama eğer doğum tarihini bize bırakırsa koç burcunu ucundan yakalayacak sanırım.

Hangi hastanede doğacağını da tam bilmiyorum. Yenidoğan yoğun bakımı iyi, eve yakın, manzarası güzel :) Kriterlerime uygun bir hastae yapsalar yetiştirebilirler mi acaba?

Sezeryanla doğacak. Tüp bebek çünkü. Zaten benim de o ağrıları çekmezsem anne olduğumu nasıl hissedeceğim diye bir endişem yok. Olur da normal doğursaydım da epiduralsiz yapmazdım. Annem benim için ne acılar çekti ben de kızım için çekmeliyim demezdim hiç.. O acıları aşılamalar, tutmayan tüp bebek denemeleri, gebelikta klinikte en yoğun yerlerde çalışırken çektiğim acılara saysın artık minik kalbim :)

Gebeliğimin erken dönemlerinde yürüyüş, spor yap sonra anlayacaksın diyenlere, babam hasta, işim çok yorucu eve geldiğimde halim olmuyor, vaktim yok gibi bilimum bahaneler sayarken, aaah ah iki büyük sözü dinlesem olmuyor muydu? Şimdi iki adım yürüyorum nefesim kesiliyor. Yok yürüyüş falan yapamıyorum. Yürüyüşcük yapıyorum sadece..

Neyseki henüz 11 kilo aldım (tek başına söylenince kulağa ne korkunç geliyor) aslında normal sınırları taşmadım henüz. Sanırım stresten ve bulantılardan başlarda pek yiyemedim ondan.

Neyse, fazla kilo almamak iyi birşey. Evde geçen son ayda nasıl olacak bakalım..

14 Şubat 2007

Hayal ve minik kalbi evden bildiriyor

Ozgurlugumun ikinci gunu.
İnsan evde stressiz ne rahat oluyormusun da ikinci gunu.

Artik evde minigimin gelmesini bekliyorum.

Bugun icin planlarim:
Markete gitmek
Yemek yapmak
Camasir yikamak
Ogle uykusuna yatmak
Bir ara (vakit kalirsa) soyle Bebek taraflarina dogru yuruyus yapmak

Bu ev hanimligi da ne zormus canim :))

1 Şubat 2007

Yolların kartalıydım sağ şeridin serçesi oldum

Ee herşey kızım için.. Ben bile inanamıyorum, sağdan sağdan yavaş yavaş gidip geldiğime. Hatta o kadar ki, E5'in sağ tarafındaki binaları ilk defa görüyorum gibi oldum :)

Böyle trafik canavarlığını bıraktığım (bırakmaya çalıştığım) yetmezmiş gibi, neredeyse erkek trafik canavarlarına korma bile çalmayacağım yakında...

Ama yine de son birkaç hafta araba kullanmamam gerek. Kendime bir şöfer (!) tutma olasılığım da olmadığına göre, sevgiliciğime şımarmam gerekecek, beni her sabah Beşiktaş'tan Kartal'a götürsün, sonra da Lenet'e kendi işine gitsin (e tabii ki geç kalsın) diye.. Eeee.. Ne yapalım herşey kızımız için :))

30 Ocak 2007

Sabahları bir fincan neskafe

Jacobs. Classics. Maxima.
Aç karna. uyanır uyanmaz.

Uyanma, düşünme, kendikendine kalma saatlerim. Yıllardır benden kimse çalamadı (bir iki ay bulantılarla boğuşurken minik kalbim çaldı sadece..)
Annemlerde, kayınvalidemlerde, halamlarda birer kavanoz Jacobs. Beni bekliyor. Tatillerde yanımda (mecburen ikisi bir arada, taşıma güçlüğünden).

İtalya'da çeşmeden su içilebildiği bilgisi sabahleyin herkes uyurken çıkıp sıcak su arama derdinden kurtarmıştı beni.. Manavgat'ta resepsiyonda sıcak suyun olduğuna şüphe ettiğim (!) pansiyonda bir milyona Türk kahvesi makinesi almıştım, su kaynatmak için.

Erken yola çıkacaksak daha da erken kalkarım, altıda çıkacaksak beşte mesela... Ki, birileri hadi geç kaldık, senin kahve keyfini mi bekleyeceğiz demesin diye. Derse diye de, minik termosumda sıcak su eksik olmaz. Sonra sekiz buçukta mesai başlayacaksa altıda kalkarım hep.. aynı nedenden.

Kimseler uyanmadan.. Yazın balkonda, kışın evin en sıcak odasında.. Şu aralar minik kalbimin odasındaki koltukta.

28 Ocak 2007

Bebeğim, hazırlıklar ve stres meselesi

Kızımın:
1. Perdesi hazır, rustiği değil (babası uflaya puflaya rustiği tutmamakta inat eden duvarla boğuşuyor :)
2. Yatağı hazır, döşeği değil (Ikea'da kalmamıştı, neredeyse tekrar oraya gidip o kalabalığa girmektense sünger döşek alacağım kızıma. Bu arada bizim oralarda yatağın kendisine, yani karyolaya değil de içine serilen yatağa döşek derler)
3. Bezi hazır, zıbını değil (kaç tane almak gerekli bu zıbınlardan bilmiyorum ki, çok şirin oldukları için taa ne zaman sevmek için bir tane almıştım ama daha almak gerekli sanırım)
4. Havlusu hazır, banyosu değil..
5.Bissürü şeyi hazır kısacası, bissürü şeyi değil...

E ama bu listenin de sonu yok ki, banyo, şampuan, bazı kozmetikler (krem, nemledirici, bebe yağı), emzikler, biberonlar...

Aslında ben severim böyle şeyleri, hatta şu sıralar tek merak ve ilgi alanım bu, ama son ana bırakıyorum bu ayrıntıları.. Kızım herşeyin hazır olduğunu farkedip de erken gelmeye kalkmasın diye :)

Bu arada bugün gazetede okuduğum bir yazıda diyordu ki, bir bilimadamı demiş ki, gebeliği stresli geçen annelerin bebeklerinde zeka geriliği oluyor.. Tamam stresli annenin bebeği de stresli olur falan da, bu zeka geriliği biraz iddialı olmamış mı? Yok streste kortizol artarmış da, o da bebeğin beynine gidip özür yaparmış da.. Fikir yürütme tarzında şeyler... Ben bilimadamı sayılmam, ama yine de birçok çalışma ile doğrulanmadan böyle iddialı birşey yazmak... Kaç tane kontrollü çalışma yapılmış, kaç tane zeka özürlü bebek var ortada.. Ne yapayım yani, çocuğum yillardir olmuyor diye gebelikte her an onu kaybetme korkusunu üzerimde atamıyorsam, ya da babam öldüyse ben gebeyken, ben de okyanus suyu değilim ki, istediğimde sakin, istediğimde stressiz olabileyim..
Değil mi ama?

24 Ocak 2007

Gebe mi hamile mi

Minik kalbim hayatımın tüm sayfalarını dolduran bir roman oldu.. Daha doğmadan, ondan başka birşey düşünemez, yapamaz oldum. Hayat bu muymuş?

Hamileliğin getirdiği duygudurum dalgalanmaları yakamı bırakmıyor yine de.. Bugün çok mutluyum, yarın çok mutsuz. Nedenli nedensiz öfkeleniyorum, üzülüyorum.. Yine de içimde biri olduğunu düşününce herşey boyut değiştiriyor.

Bu nasıl bir mucizedir, içimde onu üretiyorum, büyütüyorum.. Sağsalim doğup kucağıma aldığımda "bu benim içimde büyüdü" diyeceğim, minik bir kız.

Minik kalbim benim... Pıt pıt pıt atan minik bir kalptin, kocaman bir kız oluyorsun. İnşallah herşey yolunda gider.

Bu arada, bu post da benim ruh halim gibi oldu. Bari bir de soru: "Gebe mi hamile mi?" Ben gebe diyorum alışkanlıktan ama kardeşim ve dahi birçok kişi hamile de diyor. Ama gebe işte, ne yapayım.. :)

18 Ocak 2007

Mutlu yıllar kalem

Canım arkadaşım,
hayatın en zor dönemi olan lisemin, üniversitemin dert ortağı
anılarımın diğer yarısı
dünyanın en tatlı bebişinin anası
anna'nın anası
canım benim
mutlu yıllar

17 Ocak 2007

Minik kalbimin babası

Gel artık aşkım
Bak kızın seni özledi.

11 Ocak 2007

Bugün benim doğumgünüm, hem sarhoşum hem yastayım

Nedense her doğumgünümde dilime takılır. Ama gerçekten nedenini bilmiyorum.
Dünden beri dilimde kelimeler...

Bugün benim doğum günüm.. hem sarhoşum hem yastayım..
(Ama bu yıl gerisini söylemek istemiyorum...)

Hem artık yasta da olmak istemiyorum...

İyi olmak istiyorum.
Minik kalbimi kucağıma alıp sevmek istiyorum.

İyi ki doğdum yine de.

5 Ocak 2007

Bebeğimin odası

Önce herkese, iyi dilekleriyle yanımda olduğunu hissettiğim herkese burada teşekkür ederek başlayayım :)
TEŞEKKÜRLEEEEERRRR

Minik kalbimin odası için saatleeer süren alışveriş ve biraz da alamayışveremeyiş sonrasında farkettim ki, ben aslında kendime bir hayal odası, huzur odası ve bebek odası yapmak istiyorum.
E herkes biraz kendisi için yapmıyor mu bu bebek alışverişini? Yoksa ben mi normal değilim?

Bebeğimin eşyalarınıIKEA'dan almaya karar verdik, çünkü mobilyacılar sitesinde gördüğüm mobilyalar bana çok itici ve gerçeklikten uzak geldi. Çok büyüktüler ve üzerleri bana korkutucu gelen tekdüze (ve heryerde aynı) resimlerle süslüydü. Oysa ben daha sade, ufak tefek ve az yer kaplayacak, daha çok oyun alanı bırakacak birşeyler arıyordum. Böylelikle, IKEA'da şu elbise dolabını da içeren takımı bulduk:

Yatağı ile dolabını aldık, diğer parçalarını da, artık minik arabamıza sığdığı kadar peyderpey alacağız.

Duvarlar için uçuk yeşil ve açık bej gibi iki renk boya aldık. Duvarlara asmak için kedi ve dinozor resimleri aldık.. Bebeğimin resimlerini çekmek için fotoğraf makinesi aldık.

Artık heyecanla bekliyoruz minik kuşum gelsin, minik beşiğine yatsın, annesinin kollarından babasının kollarına atlasın.

3 Ocak 2007

Kurban bayramının dördüncü günü gerçeği

Bir gerçeği ihmal ve göz ardı etmişiz bu günle ilgili plan yaparken..
Kurban bayramının dördüncü günü yağmur yağar.
Bu hep böyle olmuştur.
Ben kendimi bildim bileli ve hayatı fark ettim edeli hep yağmıştır.
Belki onbeş belki de yirmi yıldır.
Kesilen kurbanların sokak ve bahçelerdeki kanları kesilsin diye yağdığını düşünmüşümdür hep.
Ama hep öyle olmuştur.

Bugün de yağıyor.

1 Ocak 2007

Mutlu bayramlar, iyi yıllar...

Minik kalbim ve ben (bi de babasi)
herkesin tüm bayramlarının ve yeni yılının çokkkkk mutlu olmasını diliyoruz
Ama çoook mutlu.
Katıksız, saf bir şekilde mutlu.
Hani bir minik kalbin pıt pıt atışını ilk duyduğunuzdaki gibi.... Sonra da büyüdüğünü gün gün izlediğinizdeki gibi.

27 Aralık 2006

Canim Yavrum..

910 gram olmuşsun... Her iyi haberinde seviniyorum ayrı ayrı.. Her gün, her an seni düşünüyorum. Seni seviyorum..

Sana minik minik giysiler alıyorum, elbiseler, ayakkabılar.. Bu kadar alma, birçoğunu giyemez diyor herkes. Ama ben duramıyorum. Herşeyin en iyisini, en fazlasını istiyorum sana. Hiçbirşeyleri yakıştıramıyorum (o oda takımı güzel değil, bu hastane ya kötüyse doğum için..). Baban gibi herşeyi akışına bırakmayı seven bir adamı bile delirtmek üzereyim, haberin olsun.
Annelik patolojik bir duygudur diyen bendim, beni bile şaşırttın bu kadar olabilir mi diye :)


Gel yavrum.. Gel de sağ salim, kavuşalım biz de yıllardır beklediğimiz minik kalbimize, kelebeğimize.

15 Aralık 2006

Gebelik ve idrar yolu enfeksiyonu

İki kat daha ağır geçiyormuş.. İki kat daha yıpratıcı, bebek ve anne için beş kat daha riskli(ymiş).. Kitapta yazanların yarısı doğru değilmiş, iki serum takınca bulantı kusma ya da halsizlik geçmiyormuş..
İnsan kırksekiz saat aralıksız uyuyup yine de kendine gelemeyebilirmiş..
Minik kalbim kusura bakma, şu badireyi de atlatayım seninle ilgilenmeye devam edeceğim.

8 Aralık 2006

Yorgunum

Hani yorgunluğun da bir tanımı olmalı.. Şöyle ayaklarım yorgunluktan ağrıyordu, yok ne bileyim o kadar yorulmuştum ki düştüm bayıldım, falan... gibi. İnsan tanımlayamayacağı kadar da yorulur mu canım!!

Şöyle eve gelip de yemek yapacak, ya da yiyecek kadar da mı enerji kalmaz :(

28 Kasım 2006

Neden mutsuzum.. nedeni var mı ki.

Bu gebelik psikozu mu yoksa? Ben neden mutsuzum?

Beni hayata bağlayan tek şey olan minik kalbimin hareketlerini hissetmek.. Onunla konuşurken bile sevinçten gözlerim ışıldayacağına gözlerim doluyor.
Mutsuzum.

Miniğime birsürü birsürü şeyler , giysiler oyuncaklar ayakkabılar eşyalar .. almak istiyorum ama yeterli param yok :(
Çalıştığım yeri ve insanları sevmiyorum. Hatta kendimi zorlarsam nefret ediyorum bile diyebilirim. Bunun nedenini de aramıyorum artık. Burada mutlu olmak için bir neden bulamıyorum zaten. İşe gelirken içimde insanlara günaydın diyecek enerjim bile olmadan geliyorum. Her sabah yeni bir işkence bana..

Ailem niyeyse anlamıyor, hep ben hatalıyım sanki, hep ben suçlu, her davranışımdan sonra bir tartışma çıkıyor. Artık davranmamaya karar verdim.

Sevgilim nereye kadar dayanacak bana, onu da bilmiyorum.
Bir an için babamın öldüğünü aklımdan çıkarabilsem keşke.

Mutsuzum.

Şöyle yeni bir başlangıç yapabilsem.. Yeni tanıştığım arkadaşlarım olsa (sevmemek için yüzlerce nedenim olmayan..), mesela Taksim'de bir kafeye gidip vakit öldürsem.
Aylardan sonra tekrar makyaj yapsam, saçımı tarasam, üstümü giyinsem.. Aynaya baksam, kaşlarımı aldırsam. Ayakkabılarımı temizlesem. Evimi temizlesem. Kendime (paraya kıyıp) yeni birşeyler alsam.
Meditasyona başlasam. Spora başlasam.

Mutlu olsam.
Keşke.

24 Kasım 2006

Yazacak birsey olmadıgından degil hayal kuramadığımdan

Bu aralar hayal alanımı ihmal edişim
yazacak birşeyler olmadığından değil
yaşayacak acılarım sevinçlerim de bittiğinden değil
Pek hayal kuramadığımdan.

17 Kasım 2006

Kelebek etkisi



İçimde minik bir kelebek var
Pır pır pır kanat çırpıyor
Pıt pıt pıt...

Minik kalbim babasiyla tanisti :)

Hani bazen olur ya, tam hayata dair iyi birşey, bir haber, sevinç isterken... birşey olur... ve siz çok mutlu olursunuz..

İşte bugün tam da babasi onu severken, güzel şeyler söylerken.. pıt... minik bir tekme... sonra pıt.. bir tane daha..

Sevildiğini anladı benim minik kalbim. İlk hareketini babasi onu severken yaptı..

16 Kasım 2006

Kendime acımaktan artık çözüm üretemiyorum hayatıma dair...

Eeee... İşte hayat denen oyun bizi nerelere getirdi..

Bundan bir buçuk sene önce, birgün poliklinikte otururken annem arayıp babamın hastanede olduğunu ve pek iyi olmadığını söylemişti... Hemen koşup gitmiştim.. O gece babam ameliyat oldu ve hayatımıza girdi bu hastalık..

Ben inancımı hiç kaybetmedim. İyileşebilirmiş gibi geliyordu, n iyi kemoterapileri alıyor, çok iyi bakılıyordu. İnop olması, karaciğerde metastazları olması, gitgide kötüleşmesi... İnanmak istemediğimiz acılara alıştırdı beni ve ailemi.

Bu arada çocuğumuzun olmaması da tuz biber.. Babacığım da görseydi torununu diye az ağlamadım. Herkes bana moral olsun diye, ooo... görür de sünnet bile ettirirsiniz diyordu, ama aslında herkes biliyordu.

Ben de biliyordum sanırım...
Her sabah dua ediyordum, hayırlısı olsun diye, hayırlısı buymuş.. Bu yüzden çok ağlamamaya çalışıyorum. Ama ne zaman babacığımınastanedeki son günleri gözümün önüne gelse kendimi tutamıyorum.

Daha önce hiç ölen birini görmemiştim.. Canımın yarısını hele hiç...

Şimdi ise kendime acımaktan, hyatıma geri dönemiyorum... Neden diye sormaktan kendimi alamıyorum. Neden canım babacığımın başına geldi bunlar? Neden öleceğini bilmeden, hep iyileşip hastaneden çıkacağını düşünerek, gözümüzün ölünde öldü, gitti?

Nefes aldı, aldı, gitgide yavaşladı nefes almaları...
Sonra kardeşim geldi, dedi ki, artık nefes almıyor.. Fırladım yerimden, aklıma ölüm de gelmedi ilk anda, çok tuhaf değil mi? Neden sonra, öldü mü dedim... Yüzünü açtım, bir kez daha baktım.... Canım, canım, babacığım.. Ağlayamadım bile o an... Minik kalbim de ağlamasın diye kendimi tuttum hep..

Şimdi ağlamak istiyorum oysa, hem de çok...

Bu satırları kendim için yazıyorum, gözyaşlarım olarak... Biryerlerde babamı çok sevdiğim asılı kalsın diye... Seni çok seviyorum babacığım. Mekanın cennet olur inşallah.

9 Kasım 2006

seni dogmadan uzmek istemezdim bebegim ama...

inan ki minik kalbim ben uzuldugumde senin de uzuldugunu biliyorum
elimden geldigi kadar uzulmemeye calisiyorum
ama ne yapayim hayat boyle...

senin dedecin, benim canimin yarisi babacim
artik yok

26 Ekim 2006

İyi ki varsın bebeğim..

Canım bebeğim, minik kalbim,
Artık büyüyorsun.. Hergün an be an büyüdüğüne tanıklık ediyoruz. Dün babanla ellerine yüzüne minik ayaklarına baktık uzun uzun...

Sen büyüdükçe, babamı daha iyi anlıyorum.. Daha çok seviyorum. Onun için daha çok üzülüyorum.

Senin gelmeni yıllarca sabırsızlıkla beklemişti.. Şimdi ise nefes almaya çalışmakla ağrı çekmek arası mola verdiğinde bizi, kendi minik kalplerini ve seni sayıklıyor. Artık onun daha az acı çekmesi, daha rahat nefes alabilmesi, biraz daha iyi olabilmesi için dua etmekten başka birşey yapamıyorum. Başka birşey düşünemiyorum. O koca dağ gibi adamın ağrıdan yüzü buruştukça benim de içim parçalanıyor..

Zor günler, hepsi geçecek diyorum kendi kendime.. Biliyorum geçecek, bu bir imtihan, ama yine de dayanamıyorum.

Allah yardım etsin hepimize.

19 Ekim 2006

Minik kalbim ve amniosentez:Merak edenlere lüzumsuz bilgiler

1. Amniosenteze gitmeden önce ılık süt falan içmeyin, işe yaramıyor
2. Komplikasyonları en aza indirmede en önemli faktör annenin gergin olmaması, ama ben çok gergindim ve çok ağladım
3. Ağrılı, içim çekiliyormuş gibi oldu aynı
4. Hala rahmin kasılmasına bağlı ağrım devam ediyor
5. Riski en aza indirmek için üç gün yatak istirahatine harfiyen uymaya çalışacağım
6. Sonuç, bir hızlı bir yavaş yöntemle bakılıyor, hızlısı üç günde çıkıyor ama %80 doğru; yavaş 20-30 gün sürüyor ama kesin sonuç
7. Pahalı bir test, konuştuğumuz hastaneler hızlı için 400-750, yavaş için 400-420 arası fiyat verdi; resmi evrak bazı hastanelerde geçerli bazısında geçersiz
8. Hiçbir komplikasyon olmaması ve bu badireyi sağ salim atlatmak için, bir de sonucun normal çıkması için dua ediyorum
9. Minik kalbim kııızzz!!!
10. Gerçi kocişim erkek fikrine kendini çok alıştırmıştı (futbolcu olacaktı :)) ama üzülmemiştir umarım
11. Sağlıklı hayırlı olsun da cinsiyeti önemli değil bence.

16 Ekim 2006

Bir gün iyi bir gün kötü

Bugün iyi, yarın kötü...
Birgün iyi, birgün kötü...

Birgün var bir gün yok..
Bugün var, yarın yok
Hayat da öyle..
Ölüm de.

Bugün varız, yarın yok.

14 Ekim 2006

Çok şükür çok şükür çok şükür

Hepinizin duaları, benim dualarım, minik kalbimin duaları..

Çok şükür babam daha iyi (idi dün gece)
Belli olmuyor tabii, bir an iyi bir an kötü bundan böyle, ama çok şükür dün gece iyiydi ben oradan ayrılırken.

Beyin MR temiz çıktı, halüsinasyonlar ve saçma konuşmalar karaciğer fonksiyonlarının bozulmasından gibi görünüyor, bu da (malesef) bir sürecin başlangıcı, ama en azından şu anda iyi. Yemek yedi, yürüyebiliyordu kendi kendine, saçmalamadan konuşabiliyor ve yorum yapabiliyordu.

Çok şükür çok şükür.

11 Ekim 2006

Ağlasam sesimi duyar mısınız...

Ama içimden içimden sessizce değil, bu kez bağıra bağıra ağlasam.. Ben bu durumların üstesinden gelemiyorum, artık atlatamıyorum, gücüm kalmamış desem...

Ağlasam.. Sesimi duyar mı kimseler acaba?

İçinden çıkılamaz, geri dönülemez, çare bulunamaz ne zor sınavlarla dolu bu hayat, ben artık bu sınavları başaramıyorum desem günah mı olur, nankörlük mü olur?

Minik kalbim duyuyır musun, iyi misin orada? Sağlıklı mısın? Ben bazı sınavlardan geçiyorum şu aralar, seninle ilgilenemiyorum, ama dua ediyorum her gün, sağ salim gel diye, zarar görme bu kemoterapilerden sakın, sen de olmasan ben neyle teselli bulacağım?

Babam ve hayatın gerçekleri

Babam yine hastanede yatıyor, Cerrahpaşa'da.. Beyin metasazı olasılığını araştırıyorlar.. Genel durumu da eh işte..

Dualarınıza ihtiyacım var desem çok ayıp etmem değil mi sevgili okuyucu?

7 Ekim 2006

Varlığıyla beni sinirlendiren insan


Varlığıyla beni sinirlendiren bir insan var. Hep görmemek, adını duymamak, hakkımda söylediklerini unutmak isterim..

Bak yine gördüm, yine çok sinirlendim.
Çıkma karşıma yahu!! Başımı ağrıtıyorsun

5 Ekim 2006

Ayva denen meyve


Yıllardır ne işe yaradığını tam anlayamadığım, bıçak kesmez, diş ısırmaz, ısırsa da koparamaz, ağzında büyür de büyür -eh bir ayva tatlısı vardır onu da sevmem- ayva adlı meyvenin ne işe yaradığını nihayet öğrendim arkadaşlar...

Gebelik bulantılarını geçiriyormuş.

2 Ekim 2006

Kafam çok karıştı

Herşeyi affetiren hangisi?
Masumiyet mi? Çaresizlik mi?

Peki yalanı affettirir mi?
Meleklerinki kadar masumiyet de mi affettirmez?
Hayat ne kadar acımasız!!

Kafam çok karışık.. Ben biraz düşüneyim en iyisi.

28 Eylül 2006

Yenidoğanı Canlandırma Kursu

Yenidoğanı canlandırma kursu olarak Türkçeleştirilebilecek olan 'Neonatal resusitasyon kursu'na katıldım. Üç günlük bir kurstu. Tüm kadındoğumcuların, çocukçuların, doğuma katılan personelin, hemşire, anestezist velhasıl kelam yenidoğanla karşılaşan herkesin bilmesi gerekenleri bir kez daha öğrendim.

Katılan diğer arkadaşlarımın birçoğunun tersine, kurstan çok keyif aldım ve faydalı buldum, bunca zamandır katılamamış olmama hayıflandım.

O masum, çaresiz, kalbi atmayan, solunumu olmayan, bazen ölmek üzere olan bebişlerin doğru uygulanan basit sayılabilecek yöntemlerle canlandırılması ve problemsiz bir yaşam sürmesi nasıl bire mucizedir, nasıl heyecan verici bir şeydir...

Bir şey daha hissettirdi bu kurs bana, ben sanırım işimi çok seviyorum..

Hep yakınıp durduğum, mutsuz olup durduğum, benim işim değil işyerimin boğucu zorunlulukları sanırım.. Hasta ve iş yoğunluğundan ve bazı kaprislerden işimi yapmaya fırsat bulamadığımı da anladım...

Acaba bundan sonra daha sabırlı, dayanıklı olup da, asıl amacımın hastalara faydalı olmak, birçok kişiyi iyileştirmek olduğunu aklımda tutmama izin verilecek mi fiziki şartlar tarafından??

25 Eylül 2006

Bizim Rafaello'nun amcaoğlu ile tanıştım :)

Hani bilenler bilir, ben ise çok iyi bilirim, bizim Rafaello vardır, benim en yakın arkadaşlarımdan birisidir kendisi..

İşte onun amcaoğlu ile tanıştım, bizim Hakan sayesinde (kendisi de bir Oğlak olup genelde köprüde çarpışsak da, Münih'ten bana Rafaello ve amcaoğlunu getirdiğinden ve bundan sonra da getireceğinden emin olduğumdan köprüyü geçene kadar... Ahahah :)

İşte sizi de tanıştırıyorum:
Ferrero Rocher (aslında sanırım Raffi bunun kuzeni, çünkü firmanın asıl ürünü buymuş)



Bakınız, ama bakmakla kalmayıp yeyiniz...

Çekinmeyin canım Raffi yine ilk göz ağrımız :))

24 Eylül 2006

Hayırlı Ramazanlar...

Ben böyle ağlayıp sızlanırken, Ramazan da geldi…


Hepimize hayırlı olsun, Allah hepimize hayırlar versin, hepimizi ıslah etsin, herkesin dualarını kabul etsin..


Herkese hayırlı Ramazanlar….

22 Eylül 2006

Kötü düşünce kötülüğü çağırır mı?

Minik kalbimin zeka testi sonuçları kötü çıktı...
Ne yapmalıyım bilemiyorum.. Ağlamalı mı, sabretmeli ve 1 ay sonraki ikinci testi mi beklemeli?

İçimdeki korkuyu hiç atamadığım için mi (bebeğime birşey olacağı, işlerin yolunda gitmediği korkusu) herşey olumsuz gidiyor?
Bebeğim sakat mı acaba?

Allah'ım çok oluyorum çok şey istiyorum biliyorum ama lütfen bana sabır ve dayanma gücü ver....

20 Eylül 2006

Hayatım kimin kontrolünde?

Seçenekler:
a. Uyku
b. Yorgunluk hissi
c. Zaman zaman bulantı
d. Tembellik
e. Yorucu iş hayatı
f. Kalıcı yorgunluk
g. Sürekli uykululuk
h. Hepsi

Bildiniz. Ne kazandınız?

Suların kesik olduğu hastane

Şmdi diyelim ki hastasınız ve tıbbi yardıma ihtiyacınız var. Mesela gebesiniz sancılandınız ya da düşük yapıyorsunuz.
Evinize en yakın hastane de bizimki.
Aman ha yanılıp da buraya gelmeyin. Çünkü şu cevapla karşılaşabilirsiniz:
"Sular kesik, hasta kabul edemiyoruz"

Nasıl yani demeyin.. Olur işte.. Aletler yıkanamaz, steril edilemez, hiçkimse elini yıkayamaz, hastane temizenemez, tuvaletlere bile dökecek su bulunamaz, her taraf idrar kokarsa, pisse yani pis, 18 saat süreyle sular gelmezse, hasta da kabul edilemez.

Hastane. Sular kesik. Ahahah...

Hem de aynı haftada iki kere.

Rüya görüyorum, kafam çok mu karışık acaba?

Rüya görüyorum.. Bunların hepsini de hatırlıyorum sonra..

Temel konum su ve evler.. Büyük büyük güzel güzel evler var, köşk ya da yalı birçoğu, annemlerin evi ya da bizim evmiş.

Bir de anneannem vardı, zeytinyağlı dolma yapıyordu. Sağlığı düzelmişti.. Çok sevindim rüyamda.

Sonra çok güzel bir deniz var, berrak suyu, tertemiz.. Hep oraya gidiyorum rüyalarımda. Suya giriyorum, kenarında koşuyorum, su o kadar duru ki bakmak bile içimi açıyor. Bazen de o su evimin kenarında oluyor, balkondan atlayıp yüzmek istiyorum (aynı Bali Hilton gibi, balkonun altı masmavi bir rüya gibi), bazen rüya yetmiyor atlamama bazen de annem izin vermiyor.
Bu sabahkinde ise ailecek hep beraber güle oynaya yine o denizkıyısına gidiyorduk, ben gene su ne kadar güzel diyorum, hadi hep beraber koşalım diyorum, herkes koşuyor bir tek ben yetişemiyorum. Hem babam da var, hasta değilmiş, o da bizimle gelecekmiş. Anna'nın annesini de arasam gelir mi acaba diyorum, ama uzakta şimdi gelemez, en iyisi yarın sabah erkenden kalkıp ben giderim diyorum..

Hayırdır inşallah.
Kafam karışık sanırım.

16 Eylül 2006

İnsanlık aramızda, hayvanlık da öyle...

Cumartesi sabahı altıda, kanamalı ve şokta gelen hastanın yakınlarından ne kadar kanadığı, ne zaman ve nerede doğurduğu gibi hayati bilgileri almaya çalışırken ayaküstü benimle kavga etmeye çalışan ve "acil hasta var, hayati tehlike taşıyor" dediğimde hafif karnı ağrıyan karısını gösterip "bizim hastamız acil değil mi" diye, küfürler sayarak giden hayvana sesleniyorum:

Kadın öldü.
28 yaşındaydı.
Allah seni ve hafif karnı ağrıyan karını ölümle tanıştırmasın.

15 Eylül 2006

Minik melek adına borcum olan teşekkür

Birgun biryerlerde bir yazımı,
"insanlık ölmedi, yaşıyor; burada, aramızda" diye bitirmiştim...

Evet gerçekten de öyleymiş.. Tanımadığı bir bebişe hediye göndermeyi zahmet saymayan insanlar varmış... Kilometreler olarak yakında ya da uzakta, ama benimle aynı gökyüzünün altındalarmış...

Ben yine yanılmadım... Biraz şaşırdım ama yanılmadım. İnsanlık ölmemiş.
Teşekkür ederim hepinize blog arkadaşlarım.

8 Eylül 2006

Hayata kaç – sıfır yenik başlamak

Annesinin karnında beş aylık bir bebecikken babasını kaybetti. Ona çarpıp kaçanlar hala yakalamadı.

Babasının ailesi, annesini istemedikleri için onu da istemediler babası ölünce. Daha doğmadan terkettiler. Annesinin babası da yıllar önce terketmişti onları. Anneannesi ise yaşlı va hasta idi.

Annesi okuyamamıştı, bir işi de yoktu. Hamile haliyle öylece ortada kalınca ailesinin yanına sığındı. Kendinden küçük (hoş kendi de küçük ya) kızkardeşinin ve henüz 18 yaşındaki erkek kardeşinin kazandığıyla yaşamaya çalıştılar.

Benim hayatıma girmeleri bu döneme rastlıyor. Minicik henüz doğmadan tanıdım onu. Nur yüzlü, sakin, sessiz, bahtına razı anneciğinin karnındayken…

Üç gün önce doğdu.

Bembeyaz, neredeyse şeffaf. Üzerinde tertemiz ama birbaşka bebeğin küçülenleri olduğu için kendine büyük gelen giysileri, yüzünde süt lekesi, ellerinde masumiyet. Henüz yaşamaya çalışırken neler görüp geçireceğini bilmiyor.

Üç günlük.
Minicik.
Melek.
(Zavallı kelimesi bebeklere hiç yakışmıyor.)

Allah bahtını açık etsin.

6 Eylül 2006

Okuyunca komik geliyor ama yasayinca hic de oyle degil

Teyzem kadın doğum polikliniğine muayene olmaya gelmiş. Ama bir ay önce tekrar gelmiş. Muayenesi, ultrasonu normal, şikayetinin genel cerrahi ile ilgili olduğu söylenmiş, konsültasyon istenmiş.
Teyzem genel cerrahiye gitmek yerine köye gitmiş.

Köyden dönünce aklına gelmiş, kalkıp cerrahiye gitmiş. Onlar da muayene etmeden, kadın doğuma gidin demişler.

Teyzem de "beni zaten onlar size gönderdi, şikayetim onlarla ilgili değilmiş, kadın doğum muayenem normal" dememiş, peki o zaman demiş, kalkıp gelmiş.

İlla ki muayene olacam ben diye tutturuyor.
Neden deyince, cerrahi doktoru git muayene ol dedi diyor.
Peki sen ona zaten muayene olduğunu söyledin mi teyzecim,
hayır,
neden peki,
e aklıma gelmedi,
nasıl ya, seni zaten onlara biz yolladık,
e ben köye gittim geldim sen bi daha muayene etsen ne var......
bu konuşma böylece sürüp gitti, beşinciden sonra ben pes ettim, bir daha anlatmadım.
merak edenlere not: muayene etmedim, cerrahi konsültasyon kağıdını eline verip cerrahiye git dedim.

5 Eylül 2006

Ben artık sıkıldım

En çok işimden daha doğrusu işyerimden sıkıldım. Buraya gelirken ne hayallerle ne zor bir sınavı kazandığımı, kazandığım gün dünyanın en mutlu insanı olduğumu unutacak kadar çok sıkıldım.
Doktor olduğum güne lanet okumaktan bıktım. Okuduğum lanetler birgün üzerime dönecek diye korkuyorum.
Az para kazanmaktan, kazandığımı harcayamamaktan sıkıldım. Biraz daha insani şartlarda yaşamak için neler yapabiliriz diye düşünüp durmaktan, ekstra gelir olmayınca kısmak zorunda olmaktan, 30 yaşıma gelip hala elimde hiçbirşey olmaması fikrinden, hatta 35'ime geldiğimde de olmayacağından, ihtisas bitince doğuya gidip orada kapana kısılmış fare gibi yaşamak zorunda olacağımı düşünmekten... 30 yaşımda oturmui düzende iyi geliri olan bri iş seçmemiş olmaktan sıkıldım.
Çıkarı benimkiyle çatışmaktan da öte üstüste binen insanların beni harcayıp durmasından ve insanın insana normal şastlarda yapmayacağı eziyetleri yapmasından sıkıldım.
Hatta yoruldum.
Bloguma yazacak hiçbirşey yaşayamıyor olmaktan sıkıldım.
Ben artık çok sıkıldım. Allah'ım yardım et sabır ve dayanma gücü ver.

29 Ağustos 2006

hayırdır insallah

ruyamı anlatmışım hayırdır inşallah demeyi unutmuşum
ya şimdi hiç kimse hayırdır inşallah demezse
ya da hiç kimse okumadığı için otomatikman diyen olmazsa
rüyam hacada asılı kalır ve hayırlara varmazsa
çok korkarım
ben diyim bari
"hayırdır inşallah"

Rüyamda kaybolmuştum. Hayatta nerelerdeyim acaba.

Tuhaf bir rüya gördüm.. Uykuyla uyanıklık arasında, saat çalıp dururken.. Elimde bir mikroskop, evimi arıyorum, bulamıyorum. Önce mikroskop ödünçmüş, onu arayıp buluyorum, geri teslim etmek için. Sonra insanlara nerede yaşadığımı biliyor musunuz diye soruyorum.. Rüyada olduğum için hatırlayamadığımı düşünüyorum o anda.

Bir türlü önünde durduğum apartmanlardan hangisinin içine girip sevgilimin yanına geri döneceğimi çıkaramıyorum. Cep telefonu henüz çıkmamış mı, arayıversem evimi sorsam diye düşünüyorum.

Kapıların önünde öylece çaresiz durup duruyorum.

Bir ara da şöyle bir cümle kurdum kendi kendime “benim içimde kalan birşeyler var, birilerini aramam gerek"

Evet, tuhaftı.

Ben de daha az tuhaf değilim ki… Sanırım taşınma / uygun ev bulamama / Beşiktaş’tan gitmek istememe gerinliği beni fazlasıyla yordu.

23 Ağustos 2006

Ortaya karışık bir post

İnsan hiç bir gün için hayatımın en zor günü bu dememeliymiş (gerçi ben hala hayatımın en zor gününün babamın ameliyat olduğu ve hastalığının ortaya çıktığı gün olduğunu düşünüyorum Allah daha zorlarını yaşatmasın)

Şu döneme hayatımın en zor dönemi dememek için kendimi zor turuyorum. Yahu uyduruk bir mide bulantısı insanı yatağa serer mi?
Ben artık işe gidip gelmek (o da çok zor, mesafe gitgide uzamaya başladı, dün ellerim titredi direksiyonu tutamadım) ve uyumak dışında hiçbirşey yapamıyorum.
Yemekleri sevgilim hazırlayıp beni uyandırıyor, yeyip tekrar yatıyorum
Neyse en azından minik kalbim var, onun için bu sıkıntılara değer..

Aslında şu anda tek istediğim, uzun bir izin alıp, Anna'nın annesinin köyünde huzurlu sakin evlerinde nefis bir sonbahar geçirmek


Ama ne yazık ki seyahat edemiyorum. Değil 3000 km, 150 km uzağa gidemiyorum.
Uzaktan uzağa birbirimizin büyüdüğünü izlmekten, Anna'nın ilk kelimelerini telefonda duymaktan, mavi elbisesinin sadee resmini görmekten hiç hoşlanmıyorum ama ne yapalım, hayat bu..

Yorumlarıyla zor günleri atlatmama yardımı olan herkese teşekkür ederim.. Tek tek cevap yazamıyorum çünkü artık bilgisayarımın ekranına bile bakamıyorum uzun uzun.

Bu da böyle ortaya karışık bir post oldu.

18 Ağustos 2006

Minik kalbimin babası… İyi ki evlenmişiz..


İyi ki 1 Temmuz 1999’a kızkardeşinin nişanlısı izin alamamış da, o da mezuniyet balosuna seni davet etmiş..
İyi ki sonra da nişanlısı sürpriz yapıp gelmiş.. Sen de yalnız kalınca beni farkedip dansa kaldırmışsın...
İyi ki sonra Mado’da oturduğumuz gün, evlilik konusunu açmışsın da ben de seninle evlenmenin ne kadar güzel olacağını farketmişim.

İyi ki yıllar boyu seni çok çok sevmişim de iyi ki sen de beni sevmişsin.

İyi ki dayanacak omuzum olmuşsun, ağladığımdan gözyaşımı silmişsin, güldüğümde benimle gülmüşsün.
İyi ki zamanı geldiğinde pıt pıt pıt atan minik kalbimin babası olmuşsun.

Seni seviyorum bebeğim.. İyi ki evlenmişiz seninle.. Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun.

15 Ağustos 2006

Benim Berlin'im geldi...

Ama minik kalbimin 150 km sınırı var artık, Berlin de hayal oldu..



Neden böyle sevdim bu kenti bilmem, şöyle bi sokaklarında amaçsızca dolaşasım, alışveriş yapasım, müzelerini bi daha gezesim geldi.

Ya da hatta ilk kez geliyomuş gibi elime bi Berlin kitabı alıp turistçilik oynayasım.
Sonra üşenmedim (ki genelde tembelimdir, değil Berlin sokaklarında dolaşmak, KAbalcı'nın yolunu bile bulamam) KAbalcı'ya gittim, hatta Alkım'a da gittim,
değil Berlin kitabı, Almanya kitabı bile bulamadım.

Ama neden neden.. İnsanlar bu şehre gitmiyor mu yaaa gezip görmeye.. Kimse Berlin duvarı kalıntılarını da mı merak etmiyor, yalancı tarihin anılarını...

İkinci not: Artık midem bulanıyor diyen gebelere çubuk kraker ye diyenler düşmanımdır. Hatta çubuk kraker üreticileri de
Sarı leblebi de yalan
Yalan bunlar yalan
Geçmiyor bu bulantı
imdaaat

13 Ağustos 2006

Hayatın normal akışı

Hala hayatım normal akışına kavuşamadı
Çok korkuyorum, her ultrason bulduğumda minik kalbim atıyor mu diye bakmaktan kendimi alamıyorum
Arkadaşlarım "ultrason manyağı yapıcaksın çocuğu" diyorlar
Sonra da kendileri "gel bi bakalım bebişe ne yapıyor" diyorlar

Büyüsün artık göstersin kendini

Korkunun ecele faydası yok
Duanın faydası var

Henüz normale dönemedim
Dönsem bi koşu gidip ev arıycam hazır okullar açılmadan

10 Ağustos 2006

Siz mucizelere inanır mısınız

Hayat ne değişik
Nasıl birşey

Dün yoktu
Bugün var

Minik bir kalp
Pıt Pıt Pıt

Allah'ım ne olur ne olur atmaya devam etsin

8 Ağustos 2006

Bu ruya da boylece bitti

Kisa surdu.

Zaten insanoglu, hep icindeki korkuyla yasiyor..
Ben de bu korkuyu atamamistim icimden.

Iyı haber veremiyorum sevgili okuyucu

Bebisim gelisemedi
Kalbi atamadi bir turlu
Iki gun sonra kesesi de gidecek

Geriye yine benim hayallerim
Dualarim
Ruyalarim kalacak

3 Ağustos 2006

İncir çekirdeği ve baloncuklarla ilgili yazı

Baktım ki incir çekirdeğini doldurmayan şeyler yüzünden moralimiz bozuluyor, üstelik de cansıkıntılarımız artık keyiflerimizden çook daha uuzun sürüyor,
gittim bir kilo incir aldım
oturdum hepsini yedim.

sonra anna'nın annesinin taaaaa uzaklardan gönderdiği baloncuklar yapma aleti geldi.

adeta bir jakuzi :) küvetin içine koyuyorsun, başlangıçta bir halı gibi görünüyor:

sonra düğmesine basınyorsun veeee
bööyle onyüzbin baloncuk yapıyor

seni alıyor,
taaa uzaklara bali'ye falan götürüyor (abarttım, sadece masaj salonuna götürebilir sanırım )
bu baloncuklar var ya
bir harikkaaaaa

1 Ağustos 2006

Bugün kimse bana ilişmesin lütfen, mutlu kalmak istiyorum

Önce neskafe (her zaman Jacobs)
Nefis bir duş
Balkonda meditasyon
Kuş sesleri
Sevgiliye günaydın öpücüğü
Beyaz peynir
Karpuz
Kepek ekmek

Günaydın...
Bugün iyi bir gün.
Öyle gitsin lütfen..

30 Temmuz 2006

Hayat mı daha manyak ben mi?

Hayatın benden bekledikleri birçok zaman benim ondan beklediklerimi aşıyor..
Bu nasıl birşeydir anlamakta güçlük çekiyorum.
Bize maaş diye verdikleri para ev kiralarını tek başına karşılayamıyor
Ben ne zaman İstanbul'da daha iyi bir eğitim alırım diye buraya gelmenin hata olduğunu kabul edeceğim?
Çeyrek altın 53 lira olmuş
Nasıl yani ya...

Hava 32 derece.. Pazar günü seçenekleri arasında (olmayan) bahçeli evimin (olmayan) serin bahçesinde kahvaltı etmek, boğazda yürüyüş, ya da uzuuun uzun uyumak varken, ben en keyiflisi olan "hastanede nöbet tutmak"ı seçtim. Bu pazar bence herkes gidip nöbet tutsun. Böylece hayat bunu ceza olarak gördüğümü anlamaz ve bana bunu yapmaktan vazgeçer.

Bu TUS'ta da yeni asistanlar gelmiyor kliniğe. Bu da demektir ki seneye Haziran'a kadar işyükümüz hafiflemeyecek.. Sayımız artmayacak. Nöbetlerimiz azalmayacak.

Ben kendime acımaktan vazgeçemeyeli aylar oldu. Tamam kabul ediyorum en yakın arkadaşım progesteronun da etkisi var bunda (intihar eden kadınların çoğunluğu bunu progesteron etkisindeyken yapıyordur eminim, yani adet öncesi dönemde ya da gebeyken).

O kadar yüksek doz prog. alıyorum ki, saçlarım hızlıca uzadı beyazlar arttı, araba kullanmıyorum, başım dönüyor dünya durmadan dönüyor, uykululuk hali diz boyu, bir salaklık bir unutkanlık sormayın.

Ben hiçbirşeyden mutlu olmayan bir tip mi oldum?

Anna konuşmaya başladı, telefonda Tante komm dedi. Teyze gel de dedi. Keşke bu kadar uzakta olmasa.. en azından yılda bir iki kez görebilsem.
Bak işte bunda da mutsuz olacak birşey buldum

26 Temmuz 2006

Beta-hcg

172,3

Saatler kaldı

Yok yok
Nelere dayandık
buna da dayanırım
Allah sabır verir

25 Temmuz 2006

Olumluyu çağır olumlu gelsin

Kalbim kafeste bir kuş.. Çırpına çırpına beta hcg gününün gelmesini bekliyor.
Pozitif çıkarsa ne olacak? Neler değişecek bizim için?
Asıl negatif çıkarsa ne olacak?

24 Temmuz 2006

Haftasonu şöööyle bir uzaklara kaçtık

Yeğenim Ceren ilk doğduğunda, çok ağladığında son çare olarak arabaya bindirip dolaştırırdık.
Susardı her seferinde.
Ben de geçen haftasonu o kadar sıkıldım ve ağladım ki..
Kocişim en sonunda beni arabaya bindirdi ve dolaşmaya götürdü..
Araba bula bula Şarköy'ü buldu. Daha önce görmediğimizi bir yerdi.
Fotoğraf makinemiz İtalya kameramız ise Bodrum seyahatinden henüz dönmedikleri için
görüntüleyemedim Şarköy'ü.
Ama anılarıma yazdım...
Bekleme stresinden çooook uzakta bir köy olarak kalacak aklımda.. Sevgilimle başbaşa..
Tarlaların arasında nefis bahçeli evler..
Dönüşte mangal yakacak bir yer ararken sahil yoluna girip de (hataymış, siz siz olun sahilden gitmeyin) o virajlı dağ tepelerinden gide gide bulduğumuz ormanda yediğimiz akşam yemeği..
1930'lardan kaldığına inandığım dar geçitler minik kapılar iç içe geçen salonlarıyla MaviBalina Motel..
...
Güzel bir haftasonuydu.. Ama çok rüzgarlıydı, denize de pek giremedik.
Dinlendik, geldik.

21 Temmuz 2006

Beşiktaş'ta yaşamayı seviyorum

Karma felsefesini tam bilmiyorum. Ama her kötülüğün bir iyilikle dengelenmesi demek olduğunu anladım Earl'ü izlerken (tersi de geçerli mi, çünkü hayatta her iyi şey peşinden kötü bir şeyler getiriyor sanki....)



Dün aycaada ile Beşiktaş'ın arka sokaklarından yürüyerek eve gelirken, Besiktas'ta yasiyor olmayi ne kadar sevdiğimi anlattım ona kafası şişene dek. Sahilde minderlerde oturup denizi izledik uzun uzun


Eve ara sokaklardan yürüdük, Kaktüs kitabevi'nden ikinci el bir aşk romanı aldım, bir satıcının sattığı giysilerin gerçekten Zara olduğunu düşünmemizi sağlamasına izin verdik, ilkokulun bahçesnden geçtik, Beşiktaş'ta aslında ne çok gizli park olduğunu konuştuk.

Sonra, "bu sokaklar bana nereyi hatırlatıyor biliyor musun" dedim. "Küçüklüğünün Sarıyer'ini mi?" dedi. Şaşırmakla kalmadım, bir an durdum. Bunu nasıl yapabildiğini anlayamadım. Aklımdaki kalıbı nasıl okuyabilirdi ki? Bir an için, acaba ben bu fikrimi yazdım da ordan mı biliyor bile dedm kendime. Sonra kardeş olmakla ilgili birşey olabileceğini düşündüm. (Ha, bu arada ona da aynı şeyi hatırlatıyor olamaz çünkü o zamanlar o yoktu :))

Beşiktaş'ta yaşamayı ne kadar sevdiğimi yine söyledim ben. İlk kez bir semte bu kadar bağlandığımı...

Sonra Earl'ü düşündüm. Haklı sanırım.
Çünkü Beşiktaş'tan taşınmamız gerekiyor.

19 Temmuz 2006

Yataktan çıkmaması gerektiğinde insanın canı neler yapmak ister

1. Yürüyüş yapmak
2. Bulaşık makinesini boşaltıp yeniden doldurmak
3. Birikmiş çamaşırları yıkamak
4. Yüzmeye gitmek
5. Bi dolaşıp gelmek
6. Annesinin yanına gitmek
7. Israrla evi toparlamak
8. Günde birkaç kez duş almak
9. Yemek yapmak
10. İkide birde kalkıp su içmek ya da birşeyler yemek

18 Temmuz 2006

Ağır işler

- Aşkım sabahtan beri yatmaktan sıkılmadın mı sen?
- Sıkıldım
- O zaman ütü yap bari
- Ağır iş yasak bana
- Gömlekler ağır değil ki
- Ütü ağır ama

17 Temmuz 2006

İnşallah

Üç taneler
Üçübiryerdeler
"Kutsal mabed"de yerlerini aldılar birkaç saat önce
Bu kez İsmet- Kısmet -Nasip ve Songül gibi çabuk pes etmeyecekler
Kalacaklar
İnanıyorum
Diliyorum
Dua ediyorum.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim

Ben şunu öğrendim
Allah herkese taşıyabileceği kadar yük yüklüyor

14 Temmuz 2006

Artik en sevdiğim tatlıyı açıklıyorum: Raffaello

Evet ne var yani bunda?
Sizin zaafınız olan tatlı hiç olmadı mı?
Yani şimdi şu resimde:

gördüğünüz kutunun aynısı şu anda önümde duruyor.

Bir oturuşta bunun bir kutusunu yiyebilmişliğim vardır.
Bana yurtdışı seyahatleri dönüşü, yaşgünü, evlenme yıldönümü hediyesi aramayın
Bir kutu Raffaello, tamam
Sevincim bir hafta sürer
Türkiye'de var mı bilmem
arkadaşlarım sağolsun, herkes Raffi ile olan aşkımı bildiğinden evden hiç eksik olmaz

içinde hindistancevizi sütü, ortasında badem, onu sarmalayan gofretimsi bişi
Ahanda şimdi de yedim


Bence bu kadar iyisi ancak antepfıstıklı baklava olabilir

EEE bu kadarcik mi :(

Sütlü nuriye
Lokma
Dondurma
Nutella
Tarçınlı cevizli çikolata soslu Berfin keki
Laz böreği
Kalbura bastı
Hanımgöbeği
Bülbül yuvası
Oklavadan sıyırma
Tremisu
Kaymaklı ekmek kadayıfı


Başka başka??

13 Temmuz 2006

Biraz da tatlı konuşalım :)

Çikolatalı pasta
Revani
Keşkül
Acıbadem kurabiyesi
Şekerpare
Tavuk göğsü
Fırında sütlaç
Muhallebi
Çikolatalı pasta
Şöbiyet
Fıstıklı baklava
Fıstık ezmesi
Güllaç
Kadayıf
Kestane şekeri
Turta
Profiterol
Kazan dibi
Krem karamel
Aşure
Su muhallebisi
Keşkül
Tulumba
Vezirparmağı
Kemalpaşa
Puding
Kabak Tatlısı


Başka başka???

Olan bana oldu ama ona da kapak oldu

Anestezi uzmanı damar yolu açmaya geldiğinde dedim ki, sağ kolumdaki damar tıkalı sanırım, geçen hafta oradan damar yolu açıldı, elime bir pıhtı geliyor.. Beni azarladı ve tıkalı dediğim damara taktı intraketi.

Sonra ameliyathanede veriyor ilacı, bende tık yok. Ama nasıl nasıl canım yandı, ağlamaya başladım. E o kadar anestezik madde damar dışına giderse yakar tabii. Kadın zaten sinirli bir tip, ben ağladıkça iyice sinirlenip basıyor ilacı, bende hala tık yok. Canın mı yanıyor hala diyor, hayır sinirim bozuldu diyorum. Orta büyüklükte bir danayı bayıltacak kadar ilaç yapıyor, soruyor baş dönmesi, uyuşma hissi oldu mu diye, ben hayır dedikçe sinirleniyor, ben de daha çok ağlamaya başıyorum.

Sonra ameliyathanede herkes beklerken, gergin bir ortamda yeniden damar yolu açmak zorunda kalıyor. E ben demiştim ona en başta.

Sonuçta çok çok canım sıkıldı, ağlayarak uyudum (hiç hoş bir duygu değil), canım da yandı çok ama oh olsun ona da kapak oldu.

Şimdi ben bunu nerelere şikayet etsem, yüzü gözümün önünden gitmiyor, neticede özel hastane orası (hem de oldukça fiyatlı bir yer), ben paramla sağlık hizmeti satın almışım, nasıl canımı yakar, o da değil de asabımı bozmaya hakkı var mı?

Hadi ben bunu şikayet ettim diyelim, o mendeburluğu asık suratı düzelecek mi?

12 Temmuz 2006

Yeni transfer sezonu

Bugün OPU var, hücreciklerimizi alıp bir tüpün içine koyacaklar, ardından transfer sezonunun açılmasını bekleyeceğiz. Bakalım bu kez neler olacak?
Artık bu olaydan başka birşey düşünemez başka birşey yaşayamaz oldum.
Bu kadar takık bir insan olduğumu ben bile bilmezdim.
Ayrıca öte yandan babam da pek iyi değil şu ara.
Ne zaman iyi birşeyler olma ihtimali olsa kötü birşeyler de oluyor
Neden böyle oluyor?

10 Temmuz 2006

Bazen bu olan bitenler çok komiğime gidiyor

Şööyle bie tepeden bakabildiğimde, yükselip yukarıdan (hani Çizgi Ötesi diye bir film vardı, Julia Roberts'ın ilk filmlerinden , orada öyle bir sahne vardı)..
Bu yaşananlar, olan bitenler çok komiğime gidiyor. Şöyle kahkahalarla hahahaha diye gülesim geliyor.
Ama
yere inip de içine girdiğimde olayların
genelde ağlamak zorunda kalıyorum.

9 Temmuz 2006

Yatak kapasitemiz kendini aştı

Berlin'de yaşayan kuzenler ve arkadaşları bizde şu anda.. İki kişilik açılır kanepesi ve bir açılmaz kanepesi dışında misafir yatağı olmayan ben, gönüller bir olunca yatak kapasitesinin hiç önemli olmadığını, üç kişilik yatakla on (10) kişi misafir edilebileceğini, hiç de sorun olmayacağını ve çok iyi vakit geçirilebileceğini ispatlamış bulunuyorum.
Ama mesela evdeki tüm sandalyeleri birleştirdiğimizde dahi yemek masasına sığamadıık! Biz de yakışıklı gençleri masadan sehpaya atarak çözdük bu sorunu..

Şimdi boğaza kahvaltıya gideceğiz.. Annemlere arabayı almaya gidiyoruz. Umarım iyi ağırlayabilirim misafirlerimi.

Laf aramızda iyi br ev hanımı sayılmam da :)

6 Temmuz 2006

Yeni bir deneme yeni bir umut

Bu blogun ilk postlarını okumuş olanlar varsa bilirler, başlangıçta tüp bebek maceralarımı anlatmak için başlamıştım blog yazmaya. E uzun bir süre ara verince de tedaviye, bu konuya değinememiştim.

Temmuz ayında yeni denemenin zamanı geldi artık.
Ben de kendimi buna hazırlamaya başlarken olumsuzluklar yakamı bırakmıyor (bulvar gazetesi 2. sayfa başlığı gibi oldu bu cümle)
Dün sabaha karşı bir bulantı bir kusma ile uyandım, akşama kadar da devam etti. Serumlar iğneler nöbetçiydim tutamadım hatta izin alıp anne şefkatine koştum.
Anne şefkati ile hızlıca düzelmiş olmam, bu rahatsızlığın psikolojik olabileceğini düşündürdüyse de bana, gittiğim dahiliyeci bu şiddette psikolojik olamayacağını, muhtemelen besin zehirlenmesi olduğumu söyledi.

Bunun yanında sabah iyileşmiş olarak uyanmam güzel.

Aslında hayat güzel.
Üzücü perdeleri, cansıkıcı olayları aralayıp bakabilene.

3 Temmuz 2006

Dilek çesmesi değiliz ki altı üstü doktoruz

Bazen karşılanamayan talepleri olur insanların, oluru yoktur ama insanoğlu işte anlamaz, anlasa da dinlemez

Sen sabaha kadar çalışmışsın, yorgunmuşsun, devletin maddi manevi karşılık almaksızın çalışan br memuruymuşsun, olsun..

Onun isteği: Doğuma 1 hf kalmış karısını alıp İsviçre'ye gitmek
Oluru: Mümkün değil, uçağa binemez. (Nitekim akabinde kadının doğum sancıları başladı)

Onun isteği: Biran evvel doğurtulup, karısını ve bebeği alıp 2 saat sonraki uçakla İsviçre'ye gitmek
Oluru: Doğuma 8-10 saat var, bir günde yatması gerek, ertesi gün ne zıkkıma giderse gitsin

Onun isteği: Hemen doğurtula. Anne de yatırılmaya, 2 saat sonraki uçağa yetiştirile, doğuma daha varsa sezeryan yapıla (sanki fırından yeni çıkmış ekmek kesiyoruz.. Sez. sonrası 3 gün hastanede yatması gerekecek ama anlamıyor)

Olayın seyri: Sabah 5 buçukta, ne biçim insanlarsınız, hastamı muayene edip edip geri gönderiyorsunuz bağırışlarıyla yerimden sıçrıyorum (ne yapsaydık, gebe turşusu mu kursaydık, doğum daha başlamamış dediğimiz halde sen yarım saatte bir getirip alın bunu doğurtun dersen muayene edip göndermekten başka ne yapalım, cımbızla mı çekelim) (ayrıca nasıl bir uçak biletiymiş bu senin karından ve bebeğinden daha önemli, nasıl bir nedenmiş İsviçre'ye gidesi...)
Bakın ben artık ufak şeyleri dert etmiyorum, bunlar hayatın tadı tuzu falan ama, kelimelerin arasından gelen çatal bıçak seslerinden de anlaşıldığı gibi bu adama en sonunda çok sinirlendim ve doğumhaneden kovdum (doğumhanenin taa içine kadar girmişti kavga etmeye, hani başka kadınların da olduğu en mahrem odamıza)
Ama kovma nedenim bunların hiçbiri değildi, sabredebilir ve laf anlatmaya çalışabilirdim..
Dert etmeyebilirdim.

Ama şöyle dedi (ev kirası kadar maaş alan ve bunun yarısına yakınını vergi olarak geri devlete ödeyen, haftada 80 + 80 saat (nöbet izni olmadan) mesai yapan, haftada 2 gün 36 saat kesintisiz çalışan bize):
Siz benim sırtımdan, ödediğim vergilerle maaş alıyorsunuz burada.. dedi.
Evet bunu dedi.
Ben de git bunu başhekime de aynen böyle söyle, benim sırtımdan maaş aldıkları halde karımı doğurtmuyorlar de dedim.
Kovdum

Pişman değilim.

27 Haziran 2006

Gezdim Gordum Geldim

1. İlk yorumum: Italyan kizlari beni (daha cok da kocami :) ) hayal kirikligina ugratti, dogru durust bir guzel kiz goremedim.

2. Romeo'nun ve Julietta’nin evlerine gittik,


Romeo aslinda yokmus, Julietta ise gercekmis, e peki o sarmasiklara tirmanarak bu balkona giren kimmis?


3. Venedik o kadar o kadar kalabalikti ki, romantizme vakit kalamadi birbirimizi kaybetmemeye calismaktan.


4. En az on yil kilise, katedral, manastir, duomo, tapinak vs gormek istemiyorum

5. Michelangelo’nun Davud heykeli mukemmel erkegi betimliyormus.


Sevgilimin ondan tek farki biraz gobek eh biraz da kas.. :)


6. Pisa kulesi insanin sinirini bozuyor. Her an devriliverecekmis gibi. Biraz ugrastik ama duzeltemedik.


7. Ask cesmesi’ne (Trevi cesmesi) para attim tabii ki..


Euro bu kadar yukseldigi icin 20 cent atabildim sadece (Surekli bir para atilma islemi surup gidiyor, Roma belediyesi bu paralari her gece kureklerle toplayip cuvallarla goturuyormus, benim 20 centim onlara yeter de artar bence)

8. Venedik’teki bu kopruden mahkumlar son yolculuklarina goturulurlermis (omur boyu hapis ya da idam); giderken hep ic cektikleri icin bu koprunun adi “ic cekme koprusu” ya da “ahlar koprusu”.


Kopruden gecen mahkumlarin kopru trabzanlarindaki deliklerden son gordukleri manzara da su iste:


9. Her taraf o kadar o kadar eski eserlerle dolu ki (milattan onceden baslayarak), artik besyuz yillik bir heykel gorunce aa bu yeniymis daha demeye basliyorsunuz.

Daha fazla anlatip da baymayayim.
Sonuc olarak Italya’yi bence herkes gormeli






19 Haziran 2006

Sekiz aydır bekliyordum nihayet geldi.

İzin haftası geldi nihayet. Ama sadece bir hafta.
Olsun bu da birşey.

En çok şurayı merak ediyorum:




Bir de şu:


kayığa binip dolaşan kişi ben olmak istiyorum

Ama nedense gideceğimize pek inanasım gelmiyor.
Hemen gidip valiz yapmalıyıım
Yoksa şuraları


sevgilim tek başına gezeceeeekk

15 Haziran 2006

İmkansızı başarabilir miyim?

Saat sabah 04.08.
Önümde bugün sabaha yetiştirmeye söz verdiğim çeviri duruyor.
Unutmuşum!
Uzun, çok uzun. Benim birkaç saatte yapabileceğimden daha uzun.
Yapmak zorundayım.
Ajansımdaki ibarım için önemli.
Acaba imkansızı başarabilecek miyim?

12 Haziran 2006

Ufak şeyler

"Ufak şeyleri dert etmeyin, hepsi de ufak şeylerdir."

Herşeyi dert ettiğim için geceleri uyuyamıyorum; işin daha da kötüsü dert ettiğim şeylerin ufak olmadığına inandırıyorum kendimi.
Ama şimdi ufak şeyler kitabımı tekrar okuyorum, işime yarayabilir.
Nitekim ufak şeyler gerçekten de ufak, dışarıdan bakmayı başarabildiğimde!

Bu tedavi amaçla kullanılan hormon ilaçlarının en kötü etkisi insanın sürekli bir pms halinde gezmesini sağlamaları. Gergin öfkeli ve çekilmez biri oluyorum.

Zaten 6. günaşırı nöbetindeyim bugün.

Ufff şiştim gene sabah sabah

8 Haziran 2006

nobet listem

Bu ayki nobet listemi acikliyorum:
2-4-6-8-10-12
Nöbet listesini hazırlayan canım arkadaşıma da sevgilerimi iletiyorum.
Ayın 14'üne kadar kapalıyız.

4 Haziran 2006

Yandım çünkü kıroyum

Çünkü güneşin hala eski arkadaşım olduğu hatasına düştüm. Zaten tek bir günüm var, maksimum yanayım diye krem sürmeden yattım güneşin altında.
Sonuç:
YANIYORUUUM!!
Gerçek anlamda yani.
Her yanım kıpkırmızı oldu. Ama belim ağrıdığından için hep sırtüstü yattım, yani arka taraflarda birşey yok :)
Eminim bir haftaya kadar soyulacağım.
İtalya'da kıro kıro gezeceğim, soyulmuş patlıcan kıvamında.
Bu arada gişttiğimiz yer Yelkenkaya idi, ortam süper (işbankası tesisleri) ama deniz çok fenaydı. Yosun ve denizanaları istilası yüzünden pek yüzemedik.

2 Haziran 2006

Burası benim hayal alanım değil mi?

Burası benim hayal alanım değil mi? Ne istersem yazamaz mıyım?
Mesela hayatta nefret ettiğim şeyleri? Ama o zaman kirlenir sayfam.
Nefret ettiğim kişileri? Çirkin bulduğum, onaylamadığım?
Ama o zaman ben de kirlenmez miyim?
Neyse ben en iyisi bu postta hiç bir şey anlatmayayım