Buyrun, ben

Buyrun, ben
kişisel yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2011

Bugünlerde bana bi sürü kişi..

Yorgun görünüyorsun diyor. Napiyim, yorgunum ama şikayetçi değilim.
Napiyim, kış geliyor. Evin en sevdiğim köşesi olan kocaman mutfak masasında bilgisayarıma bakarken güneş gözüme girmiyor. Sabahları işe karanlıkta gidip akşam karanlıkta geliyorum. Hastane soğuk, donuyorum. Lahana giyinmeyi sevmiyorum, gene kısa kollu giyiniyorum, ama donuyorum. Akşam işten kaçtım üşüyüp. E soğuk da sevmiyorum. Karanlık da sevmiyorum.
Herkes, yorgun musun, mutsuz musun diyor.
Demeyin. Üzerime mutsuzluğu yorgunluğu çekmeyin.
Mutsuz değilim hayır.
Her aldığım nefesle şükrediyorum. Baktığım her güzel yüzle şükrediyorum. Eve geldiğimde çocuklarım var diye, bi de Aycuş var diye şükrediyorum.
Annem mutlu yıllar. Yeni bir yaşa daha girdin diye şükrediyorum.
Yorgunum evet, ama geçer. Yorgunluk göreceli. Antalya'da nasıl dinlendim yazın, 40 gün kıpırdamadan, ister miyim gene öyle dinlenmek?
Yogaya başladım tekrar, geçer yorgunluk, nedir ki.
Keyfim yerinde.
Bi gün bakıyorum piyangodan Şebnem çıkıyor, iki laf ediyoruz (latte beyaz çikolatanın yerini tutmasa da :)), seviniyorum. Bir gün Pınar mesaj atıp seni özledim diyor, seviniyorum. Bir gün bi mail alıyorum, arkadaşım nasılsın, keşke yakında olsan ama yakında olmasan da yakınımdasın diyor Nihan, seviniyorum.
Artık keşke yakınlarında olsam demiyorum, üzülmüyorum uzaktayım diye.
Bunun böyle yaşanması gerekiyordu diyorum.
Şu arabayı alamadık, şu tatile gidemedik, şu kaplıcada sıcak suya giremedik diye üzülmek saçma geliyor artık. Bazen kendi kendime diyorum ama en azından artık sesli demiyorum.
Hayat da nasıl hızla akıp gidiyor. Geçsin diyeceğim bişey yok.
Mutlulukla geçsin.
Onu yapamadım bunu yapamadım diye ağlamıyorum. Çok çalışıyorum evet ama benim seçimim. Yapım böyle. Napayım. İçimden başka türlü gelmiyor. Duramıyorum.
Sonra da yoruluyorum.
Önceki posta güncelleme: Kimse benim kadar heyecanlanmadıği için fikrimi bir başka bahara braktım. Bi de şu an Sezen Aksu, Ne ağlarsın benim zülf-ü siyahım'ı söylüyor. Çok güzel değil mi?

22 Ekim 2011

Bir fikirle heyecanlıyım

Dur bakalım. Du bi üstüne yatalım uyuyalım...
Bi fikirle heyecanlıyım. Bugün arabada giderken, bi fikir gelicek bi an, nasıl bi fikir olucak, bilmiyorum ama bıraktım bana gelmesini bekliyorum diye düşündüm.
Geldi. Zamanından beri, Antep'te şu yok bak, olanlar da çok sakil dediğim bir fikir, gerçek bir iş projesi olarak geri geldi bana.
Olur mu olur...
Ekip iyi olursa.. (Fikir yeterince iyi bence)
Tasarımcı Ayça kabul ederse, benimle çalışmayı.
Begüm beni ara, sana ulaşamadım, benimle heyecanlan, sana ihtiyacım var.
Anne, Cico, Şebnem the Ünlü Mimar :) Size ihtiyacım var.
Bu fikir kendi geldi, bakalım nereye gidecek.....

18 Ekim 2011

Hayal alanımda hayal kırıklığı

Hayatın sayfaları arasında dolaşırken, bazı sayfaları uzun uzun okumak istediğimi, ama vakit bulamadığımı farkedip nasıl üzülüyorum. Beni alt eden yorgunluk mu? Aslında biraz spor yapabilsem, yogaya başlayabilsem, yürüyebilsem, vücudum yorgunluğu da yenecek. Ama ya işten geç çıkıyorum, ya da iş çıkışı hemenm eve gelmek zorunda hissediyorum kendimi. Çünkü iki minik çocuğum var ve onların yakınında olmak istiyorum.
Ama öte yandan onlara da kaliteli zaman ayıramıyorum. Onların evcilik oynama ya da öğretmencilik oynama çabalarını yorgunluğumdan savuşturuyorum.
İş yerinde kendimi fazla yormasam? O zaman da işimi yapamam.
Çocuklarım da benim en önemli işim değil mi?
Hep kızdığım şeydir, birisi birşeye zaman bulamadığını söylüyorsa, plansız bir insandır derim. Aslında ben çok da planlıyımdır, herşeyin bir zamanı vardır. Hiç vaktim olmadıysa sabah beş buçukta, altıda yaparım birşeyi, üşenmem.
Hatta şimdi karar verdim, yoga, spor. Hemen bugün. Yürüyüş.

8 Ekim 2011

Grip, Reiki, pozitif enerji ve bakış açısı

Geçen kış hiç hasta (grip / nezle / soğuk algınlığı) olmadım. Bunu geçen kışımı renklendiren Yoga'ya borçlu olduğumu düşünüyorum.
Bu yaz Reiki ile tanıştım. Reiki öğrendim. Felsefesi ve evrensel şifa enerjisi ile ilgili vaktim olduğunda bol bol yazacağım. Ama bu kış da reiki sayesinde hasta olmayacağımı düşünüyordum. Ama nedense, ev halkı sırayla grip nehirlerinde yüzerken, içimi bir korku aldı. Ya bu kez atlatamazsam gripsiz, bedenim de ruhum da yorgun bu aralar, deyip durdum.

Herkes size de "sen gene iyi atlattın, iyi dayanıyorsun, nasıl dayanıyorsun, bu kadar strese rağmen fena görünmüyorsun" gibi şeyler söylese sürekli, siz de bir süre sonra "eh, stres altındayım, iyi dayanıyorum" diyorsunuz. Sonra da, "iyi dayanıyor muyum acaba, yıkılır mıyım acaba" diyor ve bir süre sonra "zavallı ben, nasıl dayanıyorum ben bunca şeye" aşamasına geçiyorsunuz.

Neye? Stres dediğin nedir ki? Bir bakış açısı sadece.

Bir de baktım ki, bakış açımı kaybetmek üzereyim. Geçen kış kriptik tonsillit olduğumda "ben bunu bu gece uykumda hallederim" diye düşünüp sabaha iyi olarak uyanmışken, dün gece boğazım karıncalanmaya ve burnum tıkanmaya başladığında bir de baktım "hah, tamam işte vücudum zayıf düştü bu defa grip oldum" diye düşünürken yakaladım kendimi.

Eyvah! Bakış açımı kaybediyor muyum? "Ben bu sefil nezle başlangıcını atlatırım ne var ki" demeliydim oysa ki.
Hemen kendime 10 dakika reiki yolladım. Bakış açımı geri çağırdım.
"Evet biraz yorulduğum doğru ama hepsi geçecek. Gribi yapan iki üç mesnetsiz virüs benden daha mı güçlü, yenerim ben onları.
İlaçsız hem de.
Evrensel şifa enerjisi benim yanımda...
Grip de neymiş?"

Bu yazının finali pek yakında.. Ben de sizin kadar merak ediyorum (ama ben finali biliyorum: Tabii ki ben kazanıcam hehe :))