Buyrun, ben

Buyrun, ben

29 Temmuz 2008

Neler istiyorum neler istemiyorum






Neler istiyorum:
1. Yavrukuşumu hep yanıbaşımda istiyorum
2. Bir beş altı kilo daha vermek istiyorum
3. Almanca öğrenmek istiyorum
4. Arkadaşım dediğim kişilerle çıkarına uymadığında hemen ters dönebilecek kişileri birbirinden ayırabilmek istiyorum
5. Kendimi (belki şimdilik) ifade edemediğim, onaylanmadığım, tatmin olmadığım ve ruhumun açlığını doyurmayan bu işten artık kurtulmak istiyorum (insanın en önemli alanı işi ve ben işimde kendimi ifade edemiyorum)
6. Artık başkasının evine tüm maaşımı kira olarak vermek istemiyorum
7. Düzenli spor yapabilmek istiyorum (eh kısmen de olsa buna başladım)
8. Çalışma masasını (ve odasını) toplamak istiyorum, hatta kitaplarımın kitaplığa sığmasını istiyorum (ya da kitaplığın büyümesini)
9. Bloğumu okuyanlar varsa bunları bilmek istiyorum
10. Yemek yaparken salça koymayı unutmamak istiyorum
11. Çarşamba sabahının çabuk geçmesini istiyorum
12. Evde ortalığı düzenli olarak toplayacak bir yardımcı olmasını istiyorum
13. Bahçe istiyorum (mümkünse bahçıvanı ile birlikte)
14. Birkaç bebek daha istiyorum
15. Havanın artık açmasını istiyorum içim sıkıldı
Neler istemiyorum
1. Kesinlikle mecburi hizmet için doğuya gitmek istemiyorum
2. İşe de gitmek istemiyorum hepten
3. Sırtımın bu kadar ağrımasını istemiyorum
4. Hayatım boyunca artık nöbet tutmak istemiyorum
5. Kızımın uzağımda olmasını istemiyorum ve kardeşlerimin ve annemin de
Bu kadar mıymış hepsi yani.

24 Temmuz 2008

Salyangoz operasyonu











Açlık

Sevmek nasıl güzel bir duygudur ki, acıktırır insanı.
Nerden mi biliyorum?
Kızımı o kadaaar çok seviyorum ki, görür görmez yiycem.

Bir de bebek aldım ben ona, dört tane de kitap aldım.

Bir de, şunu anladım ki:
İnsan neden sever?
İhtiyaçtan.
Sevilmek kadar sevmek de ihtiyaç. Ruhumuzu doyuruyor.
Sevdiğim insanlar oldukça ruhumun açık pencereleri kapanıyor tek tek, cereyan yapmıyor. Üşümem geçiyor yavaş yavaş.
Bir de beni çok seven birileri olduğunu hissettiğimde olur ya bu his, tatmin olur ya insan sevilmekten,
ben sevdikçe de tatmin oluyorum.
(Bakınız, kızımı o kadar seviyorum ki, varlığı endorfinimi artırıyor.)


Ama kimseyi sevmek için kendimi zorlamamam lazım. Kolayca sevebilmeliyim. Yorulmadan.
Söyliyim, ben oğlak burcuyum kolay sevemem. Yeni insanlar tanımaktan korktuğum ve bilerek kaçındığım şu son yıllarda, gerçekten de çok az insanla tanışmışken, şanslıyım ki, bir kısmını seveceğim galiba.

18 Temmuz 2008

Damla hanım ve arkadaşları


Onun arkadaşları ve bir sosyal hayatı var :)
Ben de içinde yaşadığım çukurdan kurtulur kurtulmaz gerçek bir hayat yaşamaya başlayacağım, söz..

7 Temmuz 2008

Donduk

Donduk biz.
Dinlendik, eglendik, buyuduk.
Denizle havuzla kumla tanistik.
Hayvanlarla tanistik.
Bitkilerle tanistik.
Genis ailemizle tanistik.

Neler neler yaptik :)

20 Haziran 2008

Hayal alanı tatilde

Hayal adamımı ve minik kalbimi yanıma aldım,
kaçıyoruuzz biiiizz......

16 Haziran 2008

Bebeler ve babalar (bir tane de anne)

Ey dün Damla hanımın peşinden çimlerde koşan, güle oynaya eğlenen iki yaşındaki oğlunu (onu oraya bırakan büyükanneyi de haketmediği şekilde azarlayarak) kolundan sürükleyerek ve adeta tartaklayarak oradan alan, bisiklet ve bebek arabası gibi şeylere oturtmak suretiyle yerle temasını kesen insan evladı..
Dün babalar günüydü. İki yaşında böyleysen sen büyüdükçe o miniye neler yapacaksın?
O büyükanneye yazık değil mi, gelmiş sana iyilik yapıp bebeğine bakıyor sen rahat yemek ye diye (belki hep de bakıyordur) o kadar insanın içinde ne bozuyorsun kadını?
Ben gül gibi mis gibi prenses kızımı koymuşum doğaya, sen o kıymetli! oğlunu sürükleyerek alırken bana ne demek istiyorsun hem?

Üstünün kirlenmesinden, keneden böcekten korkuyorsan ne demeye Fenerbahçe parkına getiriyorsun, alışveriş merkezine götürsene yavruyu.. Ya da hiç evden çıkarma... Ya da ne demeye betona koyuyor burda oyna diyorsun, bebek bu anlar mı betonu çimi, "bu tarafta dur buraya geçme"yi.. Al kucağına otur öyleyse. Yok yok eve git sen en iyisi. Orada çayırda bebeler cıvıldaşırken seninki durur mu kaldırım kenarında?
Al götür oğlan turşusu kur. Ya da kendine dik hiç ayrılmayın.
Ayrıca aynı şeyler cumartesi Yelkenkaya'da kumda oynayan 4 yaşındaki bebeyi, saçına kum sürdü diye taaa uzaklardan bağırarak azarlayan babacık ile Boyner'de eline elbise askısı aldı ve onunla oynadı diye 3 yaşındaki bebeye bağırıp vuran anne için de geçerli.
Avrupa'da olsak üçünü de polise haber verir, olmadı kendim kavga ederdim.
Ben kavgacı mıyım neyim.

15 Haziran 2008

Blog arkadasliklari sanal mi. Hedike'nin ikizleri gercek. Bu arkadaslar da.

Gecen gun "bu sanal arkadaslar sanal mi" diye soruyordu biyonik bir postunda..
Herseyin sanali, yapmasi, androidi uretilebildi de, "iyi kalp"in sanalini uretebilen olmadi ki henuz.. Bu yuzdendir benim her basim sıkıstıgında bloguma anlatisim dertlerimi, blog arkadaslarimdan biri uzuldugunde uzulusum, sevindiginde sevinisim.. Bu yuzden her bebis resmine baktigimda kendi kendime masallah deyisim.
Oysa, biliyor musunuz, blog arkadaslarimdan bir cogu bilmez, tanimaz bile beni.. Ben kendi kendime okurum, izlerim, takip ederim.. Fark bile etmezler.. Onlar da beni okuyorlar mi, okumuyorlar mi bilmem. Farketmem…
Bu yuzden sasiriyorum, sevinerek, icimi dokmek icin Hedike’den bahsettigimde gelen icten yardim tekliflerine. Bu kalpten gelen iyiliklere, dualara..
Biliyor musunuz, ana duasi kabul edilirmis.. Bu yuzden hergun dua ediyorum, bebisler sag salim bir dogsunlar, sonrasi Allah kerim diye..

Hepinize cook tesekkur ederim. Su anda sanirim bebeklere yonelik birseyler yapmak icin erken. Daha cok ufaklar.. Biz birseyler aliriz, sonra Allah muhafaza birsey mirsey olur, daha da uzulur.
Ne zaman yola girerler, buyurler, o zaman bezleri mamalari minimini giysileri aliriz bence.

Simdilik biz annecigi icin birseyler yapmaya calisiyoruz, ekmek parasi, esya ufak tefek.. Bir yandan da uzuluyoruz, Allah herkese hayırlı bir es, hayirli bir koca versin diye dua ediyoruz.

3 Haziran 2008

Ben hiç kimsenin sevinmesi için bu kadar dua etmemişimdir sanırım

Onu ilk tanıdığımdaki ilk yorumum "Hedike nasıl bir isimdir" olmuştu.
Ama sonradan bir baktım ki.. Bu nasıl bir insandı.. Bu kadar zor şartlarda yaşarken nasıl bu kadar sevecen bu kadar verici olunabilirdi? Bir hastanede temizlikçi iken, hem de aslında oranın başhekimiymiş gibi hayatla barışık olunabilirdi?
Hem kendi işini yapıp hem de herkesin işine nasıl koşulabilirdi?

Hedike'yi herkes sever de, ben sanırım Damla'nın bugün var olmasında onun dualarının katkısına gerçekten inanıyorum.. Ya şu anda onun karnında taşıdığı ikizlerde benim dualarımın katkısı?

Birbaşkasının mutluluğunu istemek, günümüzde üstümüze yapışan bencillikle yüzleşip onu kenara itebilme başarımızla alakalı. Herkes için bunu yapamayız sanırım. Ama Hedike'nin mutluluğunu o kadar o kadar istedim ki... Allah'ım nolur hamile kalsın, o sevinci o da yaşasın.. diye.

E, eksik niyaz mı nedir, doğuştan özürlü bir rahimde mini mini iki bebenin büyüyebilmesi ne kadar zor, Hedikecik yatıyor şu anda, yıllarca evlere temizliğe gidip biriktirdiği paralarla ve hepimizin dualarıyla edindiği tüp ikizlerini içinde tutmak için, çalışamıyor, sadece endişeleri ve ikizleriyle yatıyor tüm gün.

Allah'ım, şimdi ise analarına o minikleri sağ salim doğurabilme gücü, bize ise, o soğuk sobalı kapısız evden ısınan insanca bir yere taşınabilmeleri, evlerine iki çekyat dışında örneğin bir masa sandalye elbise dolabı gibi şeyler alma, hatta miniklerin de yaşıtları gibi (hakettikleri gibi) büyüyebilmeleri için birşeyler yapabilmemiz için bir formül bulabilme gücü ver lütfen.

Allah'ım, bu miniklere doğabilme ve dünya iyisi anaları ile mutlu olabilme gücü ver lütfen.

27 Mayıs 2008

"Hanım ol bakalım kızım"


Bakınız: Hanım olmuş Damla Hanım.....
Hahahahah

26 Mayıs 2008

Arda Bey'in dogumgünüsü....


Bu geminin kaptanı Arda Bey..

Gemiyi ilk terkeden Damla Hanım :)

Su kuşum tüm gün o pis yeşil sudan çıkmadı.
Mine teyzemizi de yorduk.
Yine arabalaaaaar!!

25 Mayıs 2008

BEÖ: Damla Hanım'la Spor Aktivitesi

Fotoğraf maklinemizi Music Together sınıfında unuttuğumuz için bu aktiviteyi fotoğrafsız olarak yazıyorum.
Damla Hanım'la mahallemizin (Koşuyolu) parkında yer alan spor alanına gittik. Oradaki kocamaaan spor aletlerini denedik.
Çok eğlendi. Bel inceltmek için olan aletin üzerine çıktı ben onu sağa sola çevirdim.Bu aralar en büyük hobisi tırmanmak olduğu ve aklımın ermediği şekilde her yere ve her şeye tırmandığından, aletler ona çok ilginç geldi.
Mekik aletine tırmandı.
Bisiklete bindi, ayakları yetmedi pedallara tabii ki, iki ayakla zıplama hareketi olan aletin bir ayağına o diğer ayağına da arkadaşı bindi, çok komiktiler ama resimleyemedim malesef.S
onra da en eski spor olan atletizmle noktaladık günü :) O önde ben arkada, koştuk.......

23 Mayıs 2008

Kokoş kızım

Nerden öğreniyorsun bunları diye şaşırıyorum. Dile gelsen de söylesen.
"Tabureye ters binip kaydırmaca oynadık babamla, o yüzden sana da elimi uzatıyorum, ama anlamıyorsun beni kaydırmıyorsun. Elimi uzatınca kucak istediğimi sanıp alıyorsun. Oyun oynamak istiyorum ben" desen...

Anlarım... da....

Çantayı böyle kokoş gibi koluna takıp gezmeyi nerden öğrendin? Bebek parkı mı kızım burası, ya da Nişantaşı?
Peki koş sarıl anneye dediğimde sarılıp sırtımı tıpışlamayı nerden öğrendin?

20 Mayıs 2008

Kizim 14 aylik, neler yapiyor



(Arkadaşları ile müzik yaparken)
Burnunu peçeteyle silip ağzıyla da sümkürme sesi çıkarıyor..
Hemen hemen her komutu anlıyor, işine gelenleri yapıyor (poposunu yıkarken bacaklarını aç deyince mesela, ya da saçımı aç tokamı çıkar deyince.. gibi)
Arkadaşları kapıdan gelip onu oyuna çağırıyorlar.. Onlarla yakantop oynuyor.
Oyuncaklarını dağıtıp topluyor.
İki parçalı puzzle'da doğru parçaları eşleştiriyor, renkli resimli ahşap puzzle'da tüm parçaları tek tek tanıyor.
Kitap okumayı çok seviyor. Tüm kitaplarını isim ve tanımlarına göre tanıyor. Hangisini okumak isterse kitaplığından seçip getiriyor. Uzun uzun okuyup oyalanıyor. Sonra yerine koyup başkasını getiriyor.
Koy diyemiyor Goy diyor.
Kovasına kum doldurup, her kürek atışında kendini alkışlıyor.
Anneannesine Ece, teyzesine Ayça, baba, anne diyor. Kendisinin Damla olduğunu biliyor.
Herkese tek tek kolonya döküyor. "Bebeğin annesine de dök" deyince, bunu anlıyor (komşununn bebeği). Tanımlamalara göre doğru kişiye gidiyor...
Öpmeyi, öpücük atmayı biliyor. Canı isterse öpmek için yalıyor, canı isteyince muck diye gerçekten öpüyor.
Kaydırağına tek başına tırmanıp kayıyor (bunu yürümeyi öğrenmeden önce yapmaya başlamıştı :))
Sabah uynadığında önce Ece diye anneanneyi, sonra babasını çağırıyor.
Eline burun spreyi alıp herkesin burnuna sıkarmış gibi yapıyor.
Evcilik oyuncaklarını alıp şakacıktan yemek yer ve yedirirmiş gibi yapıyor.
Geceleri babası ile uyuyor, kendi yatağından başka yerde uyumaz, ben uyutmaya çalışınca ağlama krizine giriyor. Kazara babası yoksa yandık, dün gece örneğin 11'e doğru yattı. Ben haftada iki gece evde olmadığımdan gece uyuma işini babamız üstlendi. İyi de yaptı :);
İşine gelmeyen birşey olunca, yapmak istediği birşey yerine getirilmeyince ağlama krizine giriyor.
Tüm gün bahçede oynamak için entrikalar çeviriyor.
Ekleme: Beşinci dişi bugün çıktı (şu anda da uykudan ağlayarak uyandı)
Bizi hergün eğitiyor, öğretiyor, büyütüyor.
Maşallah sana kızım.

11 Mayıs 2008

Kerem Bey'in doğumgünü


Biz o gün çocuklar gibi şendik.
Çok eğlendik.
Teşekkür ederiz Kerem Bey.

7 Mayıs 2008

6 Mayıs 2008

Büyüyorum eğleniyorum öğreniyorum: BAHAR

Ben öyle yaratıcı birisi olmadığımdan, süper fikirler gelmedi aklıma baharla ilgili. Bahar deyince aklıma güneş ve çimen geldiğinden, aldım kuzuşumu, çıktık parka. En azından eğitici olsun dedik, bahar bize "soğuk" kavramını öğretsin dedik. Dondurma aldık. Yedik.

Önce emin olamadık, soğuktu, değişikti. Sonra mmmm diye diye başımızı iki yana salladık, dondurmaları kaşıkladık.

Sonra teyzemizin öğrettiği, yeni numaramız olan "yuvarlanma"yı denedik çimenlerin üstünde. Topraklandık, elektriğimizi attık.
Bu biraz "su" aktivitesi gibi oldu ama, suya taş attık.
Papatya topladık sonra (onun resimlerini çekemedik ama, Damla hanım çok seviyor papatya toplamayı).. Anneciği meleğinin başına taç yaptı papatyalardan...
Ne de olsa bence bahar demek papatya tacı demek.

Kongre

Önceden olsa bayıla bayıla giderdim bir hafta Antalya'ya.
Bu sefer üzüle üzüle gittim. Koşa koşa geldim.
Ben kızımı çoook özledim

20 Nisan 2008

Damla Hanım pazar gezmesinde

Damla Hanım top oynarken.. Ayağıyla atıyor ama eliyle atmayı beceremiyor henüz.

Beyaz peynir kıvamında attık güneşin altına...



Güzeller alışverişte..


Son numaramız, burun, ağız, kulak, minik eller, minik ayaklar, artık bi de göbüşümüzü gösterebiliyoruz.
Ona göre.
Hahahah

15 Nisan 2008

Tarihe not-2


Bir yasindasin... Hatta daha dogrusu on iki bucuk ayliksin.
Anahtarin kapiyi açmak için olduğunu biliyorsun, anahtari eve girecegimiz zaman elimden alip delige sokmaya calisiyorsun.
Televizyonun kumandayla acildigini, ama dugmesinden de acilabildigini biliyorsun.
Kumandayi uzatip "ac" diyorsun.
Baby Tv izlerken begendigin bolumleri izleyip begenmediklerinde diger odaya gidiyorsun.
Kaydıragina onden tirmanmayi daha cok seviyorsun.

Catalini tabaktaki meyvelerine (ya da bamya, patates gibi yemegine) batirip yiyebiliyorsun.
Birsey istendiginde dogru olarak anlayip getirebiliyorsun (Pisi Kedi kitabin, ayicigin, pecete ya da kumanda gibi genel birsey de olabilir).
Yere dusunce kalkabiliyorsun ama aglayip birinin seni kaldirmasini beklemek daha isine geliyor. Cimenlerin icine dustugunde kalkamiyorsun ama, durup acikli acikli bakiyorsun.

Annen tembellik edip bebeklerin isaret dilini ogretemedi sana gerci, ama bazi isaretleri biliyorsun. Elimle "gel" isareti yapinca mesela, net bir sekilde anliyor ve geliyorsun (canin isterse tabii :) ) Ya da birini cagir deyince "gel" diyor ya da elinle cagiriyorsun.
Bu bir yas icin erken mi bilmiyorum ama, parmak kuklalarinin icinde durdugu kutuyu biliyorsun, hadi kukla oynatalim deyince gidip alip parmagina takiyorsun. Parmak kuklalari sarkimiz "basparmagim basparmagim nerdesin"i soylemeye baslayinca parmagini oynatmaya basliyorsun. Onceden elini sallardin ama simdi parmagini bukebiliyorsun, dansediyorsun. "Hadi kizim oyuncaklarini topla" deyince tekrar kutuya doldurup kapagini kapatiyorsun. Hatta bazen bir bakiyorum parmagina bir kukla takmis bana oynatiyorsun.

Muzik calmaya baslayinca dansediyorsun, ama oyle boyle degil, belini bacagini kafani kollarini ayri ayri salliyor, gercek gercek dansediyorsun.
Ayaginda oyuncak bebegini sallayip uyutuyorsun.
Burnunu, kulagini, agzini gosterebiliyorsun.
Kopek kus ordek sesleri cikarabiliyorsun. Kedileri pisi pisi hareketiyle cagiriyorsun.
Efe dayinin papaganindan cok korkuyor, onun durdugu odanin kapisinda durup girmiyorsun.

Bu arada bir gun Besiktas'ta yururken, unlu bir ajans oldugunu sonradan ogrendigim bir cast ajansı tarafından kesfedildin :) Seni reklamlarda neden oynatmadigimizi sorup bize kartini veren Ayse hanimi arayip aramayacagimiza karar veremedik henuz :)
El salliyor, opuyor (daha dogrusu kocaman yaliyor), opucuk atiyorsun (ama henuz avucunun icini opmekle yetiniyorsun, yakinda atarsin da herhalde :) )
"Anne nerede" deyip yuzumu saklayinca ellerimi acip beni buluyor, "Damla nerede" deyince ellerinin arkasina yuzunu sakliyor, cee yapiyorsun. Gerci henuz sadece agzini saklayabiliyorsun :))
Babana baba diyorsun ama sadece aglarken ya da birsey isine gelmeyince anne diyorsun.
İsteklerini cok net bicimde ifade ediyorsun. Mesela ormana gittigimizde ayaklarini suya sokmak istedin, ben de soyup izin verdim sokmana (gerci aksama nezle olunca babandan bir araba laf isittim ama olsun)
"Annesinin birtanesi kim?"
"Ben"
"Annesinin prensesi kim?"
"Ben"
"Annesinin melegi kim?"
"Ben"
"Annesinin minik kusu kim?"
"Gak gak"
"Annesinin biricik yavrusu kim?"
"Ben"
"Damla anneyi ne kadar seviyor"
Ellerini iki yana kocaman aciyorsun (Bu resimde de bu soru uzerine acmistin kolunu)
"E o zaman kocaman bi saril anneye"
Kosup kocaman sarilip sirtimi tipisliyorsun.
E ben seni cok seviyorum yavrum!