Buyrun, ben

Buyrun, ben

3 Haziran 2008

Ben hiç kimsenin sevinmesi için bu kadar dua etmemişimdir sanırım

Onu ilk tanıdığımdaki ilk yorumum "Hedike nasıl bir isimdir" olmuştu.
Ama sonradan bir baktım ki.. Bu nasıl bir insandı.. Bu kadar zor şartlarda yaşarken nasıl bu kadar sevecen bu kadar verici olunabilirdi? Bir hastanede temizlikçi iken, hem de aslında oranın başhekimiymiş gibi hayatla barışık olunabilirdi?
Hem kendi işini yapıp hem de herkesin işine nasıl koşulabilirdi?

Hedike'yi herkes sever de, ben sanırım Damla'nın bugün var olmasında onun dualarının katkısına gerçekten inanıyorum.. Ya şu anda onun karnında taşıdığı ikizlerde benim dualarımın katkısı?

Birbaşkasının mutluluğunu istemek, günümüzde üstümüze yapışan bencillikle yüzleşip onu kenara itebilme başarımızla alakalı. Herkes için bunu yapamayız sanırım. Ama Hedike'nin mutluluğunu o kadar o kadar istedim ki... Allah'ım nolur hamile kalsın, o sevinci o da yaşasın.. diye.

E, eksik niyaz mı nedir, doğuştan özürlü bir rahimde mini mini iki bebenin büyüyebilmesi ne kadar zor, Hedikecik yatıyor şu anda, yıllarca evlere temizliğe gidip biriktirdiği paralarla ve hepimizin dualarıyla edindiği tüp ikizlerini içinde tutmak için, çalışamıyor, sadece endişeleri ve ikizleriyle yatıyor tüm gün.

Allah'ım, şimdi ise analarına o minikleri sağ salim doğurabilme gücü, bize ise, o soğuk sobalı kapısız evden ısınan insanca bir yere taşınabilmeleri, evlerine iki çekyat dışında örneğin bir masa sandalye elbise dolabı gibi şeyler alma, hatta miniklerin de yaşıtları gibi (hakettikleri gibi) büyüyebilmeleri için birşeyler yapabilmemiz için bir formül bulabilme gücü ver lütfen.

Allah'ım, bu miniklere doğabilme ve dünya iyisi anaları ile mutlu olabilme gücü ver lütfen.

27 Mayıs 2008

"Hanım ol bakalım kızım"


Bakınız: Hanım olmuş Damla Hanım.....
Hahahahah

26 Mayıs 2008

Arda Bey'in dogumgünüsü....


Bu geminin kaptanı Arda Bey..

Gemiyi ilk terkeden Damla Hanım :)

Su kuşum tüm gün o pis yeşil sudan çıkmadı.
Mine teyzemizi de yorduk.
Yine arabalaaaaar!!

25 Mayıs 2008

BEÖ: Damla Hanım'la Spor Aktivitesi

Fotoğraf maklinemizi Music Together sınıfında unuttuğumuz için bu aktiviteyi fotoğrafsız olarak yazıyorum.
Damla Hanım'la mahallemizin (Koşuyolu) parkında yer alan spor alanına gittik. Oradaki kocamaaan spor aletlerini denedik.
Çok eğlendi. Bel inceltmek için olan aletin üzerine çıktı ben onu sağa sola çevirdim.Bu aralar en büyük hobisi tırmanmak olduğu ve aklımın ermediği şekilde her yere ve her şeye tırmandığından, aletler ona çok ilginç geldi.
Mekik aletine tırmandı.
Bisiklete bindi, ayakları yetmedi pedallara tabii ki, iki ayakla zıplama hareketi olan aletin bir ayağına o diğer ayağına da arkadaşı bindi, çok komiktiler ama resimleyemedim malesef.S
onra da en eski spor olan atletizmle noktaladık günü :) O önde ben arkada, koştuk.......

23 Mayıs 2008

Kokoş kızım

Nerden öğreniyorsun bunları diye şaşırıyorum. Dile gelsen de söylesen.
"Tabureye ters binip kaydırmaca oynadık babamla, o yüzden sana da elimi uzatıyorum, ama anlamıyorsun beni kaydırmıyorsun. Elimi uzatınca kucak istediğimi sanıp alıyorsun. Oyun oynamak istiyorum ben" desen...

Anlarım... da....

Çantayı böyle kokoş gibi koluna takıp gezmeyi nerden öğrendin? Bebek parkı mı kızım burası, ya da Nişantaşı?
Peki koş sarıl anneye dediğimde sarılıp sırtımı tıpışlamayı nerden öğrendin?

20 Mayıs 2008

Kizim 14 aylik, neler yapiyor



(Arkadaşları ile müzik yaparken)
Burnunu peçeteyle silip ağzıyla da sümkürme sesi çıkarıyor..
Hemen hemen her komutu anlıyor, işine gelenleri yapıyor (poposunu yıkarken bacaklarını aç deyince mesela, ya da saçımı aç tokamı çıkar deyince.. gibi)
Arkadaşları kapıdan gelip onu oyuna çağırıyorlar.. Onlarla yakantop oynuyor.
Oyuncaklarını dağıtıp topluyor.
İki parçalı puzzle'da doğru parçaları eşleştiriyor, renkli resimli ahşap puzzle'da tüm parçaları tek tek tanıyor.
Kitap okumayı çok seviyor. Tüm kitaplarını isim ve tanımlarına göre tanıyor. Hangisini okumak isterse kitaplığından seçip getiriyor. Uzun uzun okuyup oyalanıyor. Sonra yerine koyup başkasını getiriyor.
Koy diyemiyor Goy diyor.
Kovasına kum doldurup, her kürek atışında kendini alkışlıyor.
Anneannesine Ece, teyzesine Ayça, baba, anne diyor. Kendisinin Damla olduğunu biliyor.
Herkese tek tek kolonya döküyor. "Bebeğin annesine de dök" deyince, bunu anlıyor (komşununn bebeği). Tanımlamalara göre doğru kişiye gidiyor...
Öpmeyi, öpücük atmayı biliyor. Canı isterse öpmek için yalıyor, canı isteyince muck diye gerçekten öpüyor.
Kaydırağına tek başına tırmanıp kayıyor (bunu yürümeyi öğrenmeden önce yapmaya başlamıştı :))
Sabah uynadığında önce Ece diye anneanneyi, sonra babasını çağırıyor.
Eline burun spreyi alıp herkesin burnuna sıkarmış gibi yapıyor.
Evcilik oyuncaklarını alıp şakacıktan yemek yer ve yedirirmiş gibi yapıyor.
Geceleri babası ile uyuyor, kendi yatağından başka yerde uyumaz, ben uyutmaya çalışınca ağlama krizine giriyor. Kazara babası yoksa yandık, dün gece örneğin 11'e doğru yattı. Ben haftada iki gece evde olmadığımdan gece uyuma işini babamız üstlendi. İyi de yaptı :);
İşine gelmeyen birşey olunca, yapmak istediği birşey yerine getirilmeyince ağlama krizine giriyor.
Tüm gün bahçede oynamak için entrikalar çeviriyor.
Ekleme: Beşinci dişi bugün çıktı (şu anda da uykudan ağlayarak uyandı)
Bizi hergün eğitiyor, öğretiyor, büyütüyor.
Maşallah sana kızım.

11 Mayıs 2008

Kerem Bey'in doğumgünü


Biz o gün çocuklar gibi şendik.
Çok eğlendik.
Teşekkür ederiz Kerem Bey.

7 Mayıs 2008

6 Mayıs 2008

Büyüyorum eğleniyorum öğreniyorum: BAHAR

Ben öyle yaratıcı birisi olmadığımdan, süper fikirler gelmedi aklıma baharla ilgili. Bahar deyince aklıma güneş ve çimen geldiğinden, aldım kuzuşumu, çıktık parka. En azından eğitici olsun dedik, bahar bize "soğuk" kavramını öğretsin dedik. Dondurma aldık. Yedik.

Önce emin olamadık, soğuktu, değişikti. Sonra mmmm diye diye başımızı iki yana salladık, dondurmaları kaşıkladık.

Sonra teyzemizin öğrettiği, yeni numaramız olan "yuvarlanma"yı denedik çimenlerin üstünde. Topraklandık, elektriğimizi attık.
Bu biraz "su" aktivitesi gibi oldu ama, suya taş attık.
Papatya topladık sonra (onun resimlerini çekemedik ama, Damla hanım çok seviyor papatya toplamayı).. Anneciği meleğinin başına taç yaptı papatyalardan...
Ne de olsa bence bahar demek papatya tacı demek.

Kongre

Önceden olsa bayıla bayıla giderdim bir hafta Antalya'ya.
Bu sefer üzüle üzüle gittim. Koşa koşa geldim.
Ben kızımı çoook özledim

20 Nisan 2008

Damla Hanım pazar gezmesinde

Damla Hanım top oynarken.. Ayağıyla atıyor ama eliyle atmayı beceremiyor henüz.

Beyaz peynir kıvamında attık güneşin altına...



Güzeller alışverişte..


Son numaramız, burun, ağız, kulak, minik eller, minik ayaklar, artık bi de göbüşümüzü gösterebiliyoruz.
Ona göre.
Hahahah

15 Nisan 2008

Tarihe not-2


Bir yasindasin... Hatta daha dogrusu on iki bucuk ayliksin.
Anahtarin kapiyi açmak için olduğunu biliyorsun, anahtari eve girecegimiz zaman elimden alip delige sokmaya calisiyorsun.
Televizyonun kumandayla acildigini, ama dugmesinden de acilabildigini biliyorsun.
Kumandayi uzatip "ac" diyorsun.
Baby Tv izlerken begendigin bolumleri izleyip begenmediklerinde diger odaya gidiyorsun.
Kaydıragina onden tirmanmayi daha cok seviyorsun.

Catalini tabaktaki meyvelerine (ya da bamya, patates gibi yemegine) batirip yiyebiliyorsun.
Birsey istendiginde dogru olarak anlayip getirebiliyorsun (Pisi Kedi kitabin, ayicigin, pecete ya da kumanda gibi genel birsey de olabilir).
Yere dusunce kalkabiliyorsun ama aglayip birinin seni kaldirmasini beklemek daha isine geliyor. Cimenlerin icine dustugunde kalkamiyorsun ama, durup acikli acikli bakiyorsun.

Annen tembellik edip bebeklerin isaret dilini ogretemedi sana gerci, ama bazi isaretleri biliyorsun. Elimle "gel" isareti yapinca mesela, net bir sekilde anliyor ve geliyorsun (canin isterse tabii :) ) Ya da birini cagir deyince "gel" diyor ya da elinle cagiriyorsun.
Bu bir yas icin erken mi bilmiyorum ama, parmak kuklalarinin icinde durdugu kutuyu biliyorsun, hadi kukla oynatalim deyince gidip alip parmagina takiyorsun. Parmak kuklalari sarkimiz "basparmagim basparmagim nerdesin"i soylemeye baslayinca parmagini oynatmaya basliyorsun. Onceden elini sallardin ama simdi parmagini bukebiliyorsun, dansediyorsun. "Hadi kizim oyuncaklarini topla" deyince tekrar kutuya doldurup kapagini kapatiyorsun. Hatta bazen bir bakiyorum parmagina bir kukla takmis bana oynatiyorsun.

Muzik calmaya baslayinca dansediyorsun, ama oyle boyle degil, belini bacagini kafani kollarini ayri ayri salliyor, gercek gercek dansediyorsun.
Ayaginda oyuncak bebegini sallayip uyutuyorsun.
Burnunu, kulagini, agzini gosterebiliyorsun.
Kopek kus ordek sesleri cikarabiliyorsun. Kedileri pisi pisi hareketiyle cagiriyorsun.
Efe dayinin papaganindan cok korkuyor, onun durdugu odanin kapisinda durup girmiyorsun.

Bu arada bir gun Besiktas'ta yururken, unlu bir ajans oldugunu sonradan ogrendigim bir cast ajansı tarafından kesfedildin :) Seni reklamlarda neden oynatmadigimizi sorup bize kartini veren Ayse hanimi arayip aramayacagimiza karar veremedik henuz :)
El salliyor, opuyor (daha dogrusu kocaman yaliyor), opucuk atiyorsun (ama henuz avucunun icini opmekle yetiniyorsun, yakinda atarsin da herhalde :) )
"Anne nerede" deyip yuzumu saklayinca ellerimi acip beni buluyor, "Damla nerede" deyince ellerinin arkasina yuzunu sakliyor, cee yapiyorsun. Gerci henuz sadece agzini saklayabiliyorsun :))
Babana baba diyorsun ama sadece aglarken ya da birsey isine gelmeyince anne diyorsun.
İsteklerini cok net bicimde ifade ediyorsun. Mesela ormana gittigimizde ayaklarini suya sokmak istedin, ben de soyup izin verdim sokmana (gerci aksama nezle olunca babandan bir araba laf isittim ama olsun)
"Annesinin birtanesi kim?"
"Ben"
"Annesinin prensesi kim?"
"Ben"
"Annesinin melegi kim?"
"Ben"
"Annesinin minik kusu kim?"
"Gak gak"
"Annesinin biricik yavrusu kim?"
"Ben"
"Damla anneyi ne kadar seviyor"
Ellerini iki yana kocaman aciyorsun (Bu resimde de bu soru uzerine acmistin kolunu)
"E o zaman kocaman bi saril anneye"
Kosup kocaman sarilip sirtimi tipisliyorsun.
E ben seni cok seviyorum yavrum!

12 Nisan 2008

8 Nisan 2008

Tarihe bir not..


Merhaba yavrum, minik kalbim, su perim..

Birgun bunlari okuyacak olursan, tarihe bir not dusmek icin yaziyorum bunlari. Bilmeni istiyorum seni ne kadar sevdigimizi, ne kadar bekledigimizi, seninle gecen her saniyemizin kiymetini bildigimizi ve hep her an her saniye dua ettigimizi, Allah'im seni nazarlardan kazalardan belalardan korusun diye.

Gecen sene bu gunlerde yeni dogmustun. Ben daha farkinda degildim anne oldugumun, henuz tanimiyordum seni, soku atlatmis degildim.. Seni kucagima ilk verdikleri anki heyecanim taze henuz biliyor musun yavrum, sevinc gozyaslari ne demekmis ogrenmistim.

bir yil ne kadar da cabuk gecti, ne cabuk buyudun, hergun yeni bir seyler ogrendin, bizi de sasirttin. Dort bucuk aylikken yukarida asili oyuncaklarina ilk uzandigin gun nasil da heyecanlanmistim, Altinoluk'ta idik, ilk kez birseye uzaniyordun.

Bugun bir yasindasin. Sana hicbir zaman "kucuk o, anlamaz" diye yaklasmadigimiz icin, herseyi cabucak ogreniyorsun, bizi hergun sasirtiyorsun. birseyleri dogru yaptigimizi hissediyorum her an, seni gordukce, ilerlemeni yasadikca.

marifetlerini pespese siralayip gulduruyorsun bizi.

Efe dayinin papagani nasil otuyor Damla? "gak gak" Ay cok cirkin bir kus bu yahu (cirkin taklidi yapiyorsun) Damla nasil agladi onu gorunce? "uhu uhu" aglama taklidi yapiyorsun.. Damla anneyi ne kadar seviyor? Kollarini iki yana aciyorsun. Kos saril o zaman anneye (kosup kocaman sariliyorsun annene ve omzumu tipisliyorsun).

koklamayi, uflemeyi, kosmayi (yeni yeni), cicek toplamayi, dusunce kalkip elini silkelemeyi ogrendin. Baba, dede, mama, ver, ece, anneanne, ayca, teyze, bazen ofkelenince de anne diyorsun. gel diyor elinle gel isareti yapiyorsun. kedileri pisi pisi diye cagiriyor, kus gorunce gak gak yapiyorsun. konusulan her seyi (bence) anliyorsun.

masallah sana yavrum.
bizimle buyuyor bizi de buyutuyorsun.

5 Nisan 2008

Peri prensesim benim

..Peri prensesim benim..
Hayatımın anlamı.
Gün ışığım.





17 Mart 2008

Ben her bahar....

Bu kez bir farkla...
Bu bahar hayatımda ilk kez..
Yavruma sahibim. Çok şükür.
Bu bahar ben ona aşık oluyorum..
Canım bebeğim.. seni çok seviyorum.

16 Mart 2008

Nöbet

Bugün nöbetçiyim.
Pause'a basıp, bebeğimi görebilmek için ertesi gün olmasını, bitmesini ve akşam olmasını beklemek zorundayım.
Allah kimseyi ayrılık acısıyla terbiye etmesin.

2 Mart 2008

Ruhum

"Ruhun fırtınaya yakalandı çalkalanıyor".. derdi Taschi burda olsaydı.
Geçmiş de güzel sayılmazdı pek.. Ama düşününce sanki şimdiden daha mı güzeldi ne?
O zaman da tadını çıkarmadık. Şimdi de şimdinin tadını çıkarmak yerine geçmiş şimdi olsaydı ne güzel olurdu demekle meşgulüz.
Oysa geçmişte sevgilim, hayat arkadaşım, yoldaşım hayatımda değildi henüz.
Hayatımın anlamı maviş bebeğim de öyle.
Gerçi babam vardı, anneannem dedem vardı, Duffy de vardı.
Ama kadın doğumcu olmaktan çok uzaktım.
Gerçi şimdi de mutsuzum kadın doğumda olmaktan ama, bu yolda yürümekten de, yol arkadaşlarımdan da, geleceğin getirmekte olduğu belirsizlikten de mutsuzum ama..
Yine de geçmişte de kadın doğumcu olamama ihtimalimden mutsuzdum. Hiçbirşey olamamaktan korkardım. Bu nedenle mutlu olamazdım. Tadına varamazdım.
Şimdi de varamıyorum. Demek bu yollar dikenliymiş azıcık, ama ne yapalım ben seçtim bunu demek yerine, başaramadım olmadı, yanlış seçmişim demenin kolaylığına saklanıyorum.
A ile B'yi, 1 ile 2'yi anlatıp üzülmek yerine, A, B, 1, 2'yi yaşamakta olmaktan keyif almayı başaramıyorum.
Bebeğim yokkenki üzüntümü, acizliğimi, çaresizliğimi bu sayfalardan okuyup hatırlayıp şükredeceğime, bebeğimin varlığının bile sadece tek başına beni mutlu etmeye yeteceğinin farkına varamıyorum.
A ve B'yi düşünmekten uykusuz geceler geçiriyorum.
Oysa bir sene sonra onlar da hayatımda olmayacaklar. Geçip gidiyor ne de olsa zaman. Ben olacağım yine tek gerçeğim.
Kendimi benden ayıran olumlulara sevineceğime diğerlerinden ayıramayan olumsuzlara üzüle üzüle geldim 32 yaşıma..
Ee yıllar geçiyor ne de olsa.
Taschi bana "ruhum fırtınaya yakalandı çalkalanıyor" diyeli 16 yıl olmuş.. ON ALTI.
Bisürü kişi doğdu ve büyüdü o zamandan. Biz bile büyüdük.
O fırtınaları dahi gülerek anlatabiliyoruz artık.
Yeni fırtınaların da dineceğini bilmiyor muyuz ki?
Neden hala çalkalanıyoruz?
Belki de ağlayamadığımızdan.
Hayatın en gerçek acısını, ölümü yaşadıktan sonra, bunlar da fırtına değil meltem aslında.
Evet evet, nelere üzülüyorum ben demek geldi içimden.
Kalbimin üzerindeki kuş kalktı.
Güneş de açtı..
En iyisi bebeğimi de alıp Bebek'e gideyim.
Evet evet hafifledim.
Teşekkür ederim Taschi, benim uzaklardaki arkadaşım, kardeşim.

10 Şubat 2008

Fotograf albumu...





Gittik gezdik dinlendik geldik (çok şükür)
Bunlar köyden..
Berlin fotolari daha sonra :)