Benimkiler..

Benimkiler..

24 Mayıs 2010

Granada

Granada yolcusu kalmasın buyrun

Özellikle bir iki ay sonra sınavı olanları bekleriz
O da olmazda evde iki tane bebeği olanları bekleriz
hatta büyük olan anne gitme beni bırakıp diye ağlayanları bekleriz..
O da olmazsa sırtı kopacakmış gibi ağrıdığından ne ayakta durabilenleri ne oturabilenleri bekleriz
O da olmazsa gripten burnu tıkalı olup başı dönenleri bekleriz.
Daha heyecanlı oluyor hehe :)

23 Mayıs 2010

Hayat ne zaman kolay oldu ki

Şunu farketmem nedense 34 yaşıma denk geldi.
Bir de sorup duruyordum kendime: Hayatımdan memnun muyum?
Düşündüm, taşındım, karar verdim:
Evet çok memnunum.
Ardından da eklerim:
Çok şükür.
Daha zor günlerim de oldu.
Grip grip ders daha önce de çalışmıştım. O zaman da başım uğuldamıştı, beynim kitabın içine şıp şıp damlayacak gibi olmuştu. O zaman da başımı kitabın üstüne koyup uyumamak için direnmiştim.
Daha kötüsü de olmuştu:
Daha ağır grip hallerinde ameliyata girmiştim.. Burnum tıkanmasın diye içtiğim grip ilaçlarından burnumun tıkanıklığı açılmıştı da, ameliyatta sümüğüm akmıştı da, ağzıma girmişti de, ben de bu yaşımda sümüğün tadına bakmıştım hahahaayt :)
(Bebekken baktıklarımı unutmuşum da :) )
Yaa.. demek ki neymiş, daha kötüleri de olabilirmiş, grip oldum diye ağlamamak gerekmiş :)
Bu arada, yazıya nasıl başladım nasıl devam ettim, kafamın karışıklığını anlayın derim.
Aslında şu iki şeyi söyleyecektim:
1. Şebnem, farkında mısın bilmiyorum, hayatımdan memnunum derken, biraz senden öğrendiğim şeylerle diyebiliyorum bunu bugün.
2. Ey grip salıya kadar git, giderken arkana bile bakma, Elhamra biletimi bile aldım bak ona göre.

21 Mayıs 2010

Bebeklerde inatçı öksürük

Bu yazıyı, sadece, aynı sorunu yaşayanlar varsa belki biraz fayda eder bizim yöntemler diye yazıyorum. Denediğim herşeyi, işe yarasın yaramasın sırayla yazacağım.
Ben bir doktor olmama rağmen bu kesinlikle bir tıbbi öneri yazısı değildir, çocuk dr.unuzun önerilerinin yerine geçmez. Sadece, bebeği haftalarca öksüren bir annenin başvurduğu yöntemlerle ilgili bir yazıdır.
Öksürük serüvenimiz, otitle ve eşlik eden bir üst solunum yolu enfeksiyonu ile başladı. Ben ve Damla hanımda da aynı tablo olduğundan, başlangıcı tanıdıktı aslında. Grip ya da nezle, ardından yatınca başlayan ve gece boyunca devam eden, balgamlı, mümkünse balgam çıkana kadar durmayan, balgam çıkmıyorsa hiç durmayan, gece uyutmayan, sabah uyanma faslını işkenceye çeviren, inatçı, nalet bir öksürük.
Sesinden tanırım ben bunu. Tunayla aynı anda bende de başladı zaten ve "hah" dedim. Her sene bir iki atak yaşadığımdan, bu öksürüğü pek sevinçle karşıladığımı söyleyemem. Bununla ilgili tek çözebildiğim, ki bende 10 yıldır var, Asist'le çözüldüğü ve İstanbul dışında kuru havası olan bir yere gidersem anında iyileştiği.
Kendime hemen asist aldım, günde 6 - 7 kere içmeye başladım. 1 haftada geçti.
Ama Tuna daha bebek ve balgamı çıkaramıyor :(
1. Önce çocuk dr.una götürdüm. Öksürüğün geniz akıntısından olduğunu söyledi, ilaçlar verdi. Akıntıyı azaltacak antihistaminik (Zyrtec), zaten bunu alerji profilaksisi için kullanıyorduk. Geçmedi.
2. Asist aldım ona da, daha da arttı öksürüğü. Balgamı çıkarıp atamadığından, asist daha sulandırdığından daha çok öksürdü.
Bu arada geceleri öksürmekten sabaha kadar uyuyamıyor ve biz birbirimizi yedik uykusuzluktan ve sinirden kocamla.
3. Başka bir çocuk dr. götürdüm. Muayeneler hep aynı sonuçlanıyor: Dinlemekle ciğerleri temiz, üst solunum yollarında hafif bir enfeksiyon var, buyrun bu antibiyotiğe devam edin, ama belirgin bir geniz akıntısı yok. Buyrun başka bir antihistaminik, Fenotral, bu biraz azaltır sekresyonları. E o zaman bu çocuk niye sabaha kadar öksürüyor? Deliricem. Aynı hikayeyi dinlemekten bıktım. Muayenesi temiz, bişeyi yok.
Yeteeeer uyumak istiyorum bebeğim de uyumak istiyor..
4. KBB uzmanına götürdük. Cevap tanıdık, muayenesi normal. Bi de bu grip ilacını deneyin (A-ferin şurup)
Hepsini iki gün deniyorum çözüm yok. Öksürük gitgide artıyor. Sabahlara kadar uykusuz ikinci haftamızı geçirdik. Gündüzse hiiiç bişey yok, bi tek öksürük yok. GÜndüz uykusunu iki ikibuçuk saat kesintisiz uyuyor.
Deliricem.
5. Kendi yöntemlerime sıra geldi. Kusura bakmayın dr.lar.
Aktara gidiyorum, zencefil istiyorum. Satmıyor bana zencefili (Aferim). Zencefil balla hazırlanıyor, bebeğim 11 aylık, bal veremezsiniz, satamam diyor. Oysa ben gözümü karartmıştım, beş aylık da olsa ballı zencefilli doğal ilaç yapacaktım ona çünkü üç haftadır öksürüyor!! Bana deniz kadayıfı veriyor aktar.
Ben de bunu nerden bulurum diyordum.
Tuhaf bir şey, yosun bildiğin. Kokusu da fena. Zaten ilk yaptığımda Tuna kusuyor.
İnternetten biraz daha araştırıp, farklı hazırlıyorum.
Bir bardağa yakın süt (aslında süt de daha yasak ama çarem yooook), içine akşamdan ıslattığım suyu ile birlikte bir tutam deniz kadayıfımı kaynatıp soğutuyorum. İki tatlı kaşığı süzüp, ilk başlarda içine biraz nesquick katıp (çaresiziiiim) veriyorum. Kusmuyor.
Giderek alışıyor, nesquicksiz, iki tatlı kaşığı kadar, günde dört kere veriyorum. Bunu kesmeden devam ediyorum.
6. Baktım olmadı, tekrar doktorumuzu arıyorum. Çünkü öksürük biçim değiştiriyor, gündüz de devam etmeye ve biraz daha kuru bir hal almaya başlıyor. Aynı solunum yolu daralması gibi. Aman Allah'ım yoksa gene mi bronşiyolit oldu!! Yoksa kadayıftan mı oldu? Doktorumuzu arıyorum kongrede bir hafta. Onun önerdiği başka bir çocuk dr.una götürüyorum.
7. Klasik sonuç: Muayene normal! Allerjik öksürük ve yeni başlayan bir grip diyor üstüne bir de bisürü kan testi yapıyor. Olan bebişime oluyor. Öksürüğü için de birşey vermeden olluyor eve. Deliricem. Bu arada kadayıfa devam.
Sonuç, sadece burun damlası yazıyor....
8. Madem alerjik öksürük (solunum yolları daralması) ben de kendi doktorumuzun klasik tedavisini ekliyorum. Aslında bu tedaviyi aynen birebir bir çocuk göğüs uzmanı hoca da vermişti ama prof alerjim yüzünden bir aydan fazla devam etmemiş bir daha da o dr.a götürmemiştim. Hemen kutuyu açıyor ve başlıyorum. Ventolin, Pulmicort inhaler, aerochamber ile. İlk dozları nebül olarak veriyorum çok daraldığı için. Sonra puff olarak devam.
9. Annemden ıhlamur alıp hazırlıyorum (bir bardak kaynar suyun içine bir tutam atıp sooğutuyorum, şekersiz içiriyorum). Tunanın bardağına su yerine ıhlamur koyup gün boyunca sürekli azar azar veriyorum.
10. Sinüs rinse ve okyanus suyu ile burnunu sürekli temiz ve açık tutmaya çalışıyorum.
Sonuç. Kadayıf ıhlamur nefes açıcı spray burun spreyi.
Bu yazıyı yazmak için erken mi bilmiyorum. Ama öksürüğümüz çoook azaldı. Maşallah.

19 Mayıs 2010

Tez bitti yapı paydos

Tez bitti sıra sınavda
Biz sınava kadar kapalıyız, Haziran sonuna yani. Arada yazarım siz uğramaya devam edin.
Tabii hep kapalı olmaz, arada bi Granada açılımı yapmayı planlıyorum inşallah Eyvah Yallah Yökül patlamazsa!!!!

13 Mayıs 2010

Music together, bizi birleştiren, bizi büyüten

Fotoğraf: Ayça Oğuş (www.aycaogus.com)

Annemle kızım.. Yüz ifadelerinden anlaşılıyor aslında benim bütüün yazacaklarım..
Gene de bu fotoğraflara uzuuun uzun bakarken, yazayım dedim.
Müzik.. bizi birleştiren.. bizi büyüten.
Ezgiler, notalar... Sesler.. Hareketler.. Pek de nota bilmem, sesleri ayırtedemem, herşeye olduğu gibi müziğe de yeteneksizim biliyorum.
Ama kızım duyuyor notaları, anlıyorum. Bir tek ses duyuyor ve anlıyor başlayacak şarkının hangisi olduğunu. İngilizce bilmiyor ama şarkı sözlerini ezberleyebiliyor, beni de şaşırtıp, benim yanlış telafuzlarına aldırmadan, cd'nin orjinalindeki gibi telafuz ederek (demek ki ne kadar dikkatli dinliyor)
Oğlum da duyuyor notaları sesleri, henüz bebecik olmasına rağmen, MT cd.si başlayınca dans etmeye başlıyor, keyifsizse neşeleniyor, ağlıyorsa susuyor, bizimle birlikte dansediyor, şarkıya eşlik ediyor, çıkı çıkılarını sallıyor. Arabada ağlıyorsa susup dinlemeye başlıyor.

Evde arabada hep dinliyoruz, birlikte dinliyoruz, birlikte söylüyoruz, biz hep birlikte eğleniyoruz.
Bunca zamandır neden gitmedik, hep bahaneler, nöbetler, iş yoğunlukları (şu dönemkinden daha yoğun olmuş muydum hayatımda), iyi ki son fırsatımız gitmeden dedim de iyi ki sevgilim de haklısın dedi de iyi ki kayıt olduk da, biz iyi ki Music Together'a başladık..
Eh, Yapıncak, teşekkür ederiz.. :)

11 Mayıs 2010

Ben çoktan o suyun içindeyim

Yıllar önce bir TV dizisi vardı. Hatırlayan olacaktır mutlaka, orda bir Dr Zeynep vardı, Necla Nazır. Bir zıpır sevgilisi (nişanlısı) olan idealist bir dr. Bunlar İstanbul sosyetesinden oldukça da zengin arkadaşlardı. Tayini Yanıkhan diye, Türk bayrağının dalgalandığı, ama epeyce uzak bir yere çıkınca, nişanlısı ne işin var Yanıkhan’da, bu sosyetik hayatı bırakıp nasıl gideceksin tarzında bir konuşma yapınca, dr Zeynep demişti ki, ki yıllardır aklımdan çıkmaz,
“Ben çoktan Yanıkhan’dayım..”
Nişanlıyı ve İstanbul’u bırakıp gitmişti.
Gerisi çook da mühim değil. Ben de Dr Zeynep olduğum yıllar, henüz idealist, henüz taze ve henüz bıkmamış iken, çektim gittim Anadolu’ya, daha önceden haritada yerini bile bilmediğim bir köye. Gittim de ne oldu, ne o köylüler kurtuldu ne ben. Çünkü beni hiç o köye vermediler ki.. Direk olarak zaten başka dr.ların zaten olduğu ilçe merkezinde başladım göreve.
Kaymakamın çooook büyük devlet adamı olduğu, savcının çooook büyük savcı olduğu, savcının karısı eski adliye katibinin çoook büyük savcının karısı hanım olduğu, benden başka herkesin çooook büyük bişeyler olduğu, benimse hiçbişey, küçük bir pratisyen dr olduğum ilçeye.
(Kaçışım muhteşem oldu sonra ordan. Kocaaaa kaymakam (e orda devlet o) kendi nişanıma gitmeme izin vermeyince kaçarak, sonra tayin yaptırıp il merkezine geçerek… O da arkamdan hırsını alamayıp izinsiz il dışına çıktığım için arkamdan kınama cezası gönderdi de, zaten kocaaaa kaymakamdı, belki biraz daha nereleri büyüdü çok merak ederim yıllardır….)
Bana şimdi akşam akşam bunları yazdıran ne bilmem. Aklıma şu resme bakarken geldi bütün bunlar…
Ben çoktan Yanıkhan’dayım lafından..
Bu resme bakalıberi ben çoktan o suyun içindeyim de…


Resim Ebru’nun Facebook sayfasından (ç)alıntıdır, sevgilerimle öperim kendisini ve bir daha da Çeşme ve Antalya resimleri koymaktan menederim :)

10 Mayıs 2010

Hey hey

Hey heylerim üstümde. Çok gerginim.
Başım ağrıyor. Ağrımı ne Apranaxlar ne neskafedeki kafeinler istiyor vermiyorum. Doktorlara mühendislere saklıyorum.
Organize olamamak bende baş ağrısı yapıyor. Olamıyorum. Sıkılıyorum.
Organize işler şarkısı dilimde.
İşler karışık. Az güne çok şey sığdırmalıyım.
Tezim bitmedi. Deadline'ı bitti ama.
Ne olacağını heyecanla izliyorum ve bekliyorum ben de dışarıdan :)
Ders çalışmayalı günler oluyor.
Kocam şu an nöbetçi eczane arıyor.
Hep böyle oluyor bu.
Bu karışıklığa ne gerek bilen var mı? Cevap veriyorum: Sünnet.
Sünnet gerek.

5 Mayıs 2010

Cesur prensesimin kulak ameliyatı

Benim cesur prensesim. Minik ama kocaman kızım.
Minik kalbim.Birtanem.

Ne tek bir damla gözyaşı, ne bir huysuzluk, ne aksilik. Hemşire ablalar kan alırken de (doktorun hayretler içindeki bakışları altında), ameliyathaneye giderken de güle oynaya... "Hadi şu kan almayı bitirin de kitabımızı okuyalım değil mi?"
Ama dedim ki, anestezi alana kadar çocuğumun yanında olmak istiyorum. Uyumadan önce ve uyandıktan sonra yanında olmalıyım. Beni görmek ister dedim. Dinletemedim. Hastane kurallarıymış. Pıh. Bebek dostu hastane anca ilk doğdukları gün onları annelerinin yanına atmakla mı olunuyor? Üç yaşındaki bebekleri preop ve postop odalarında tek başlarına yatırarak mı?
Hadi girerken sersem gibiydi ilaçtan, hatırlamayacaktı... Uyanınca ağlasın ağlasın en sonunda da hastane düşmanı mı olsun yavrum dedim... Gene dinlemediler. En son bir hemşire gelip, ameliyatı bitti, 30 - 45 dakika arası derlenme odasında dinlenecek deyince çıldırmış olmalıyım. Nasıl sert çıktıysam, (hangi postop bu kaç saat süren bir anesteziydi ki 45 dakikada uyanıyor, on dk.da kendine gelir beni ister çok korkar nasıl bişey bu... falan demiş olmalıyım) iki dakika sonra gelen süpervizer da sakinleştiremedi beni. Çok sinirlendim, kadının yüzüne bile bakmadan gazete okumaya devam ettim. Ne yapacağımı bilemedim, elim ayağıma dolaştı. Tek istediğim bebeğimin yanında olmaktı.
Ve nitekim yaklaşık 7 dakika sonra beklediğim şey oldu, Damla uyanmıştı, beni istiyordu (muhtemelen ağlıyordu) hemen aşağıya çağırdılar, gidip yavrumu aldım, kucağımda çıkarttım odaya gene de uzun sürede zor sakinleştirdim. Ben her aldığım anesteziden sonra hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyanırken, nerede olduğunun bile farkında olmayan kuzumdan ne bekliyorlardı ki?
Eh kocaaaa ACIBADEM HASTANESİ, sınıfta kaldın kusura bakma.
Zaten notun kırıktı gözümde, iyice düştün. Zar zor arayıp bulduğumuz çocuk KBB'cisi sende olmasaydı kapından girer miydim?
Yahu beş yıldızlı otelin geceliği daha ucuz zaten o ayrı konu da, odada sandalye bir tane, e bu çocuk annesi babası var, başka sandalye alabilir miyiz deyince aaa yok ki ama başka diyorlar. Eşim fazla kibar anlaşıldı, anladıkları dilden konuşmalı. Kardeşim burası madem pahalıca bir lüks otel (kıvamında!!), o zaman müşteri daima haklı değil mi? Sanki Kartal Devlet hast. mübarek. Hemen hastalarımızın bize karşı takındıkları moda geçiyorum: "Sandalye alabilir miyiz bir tane daha (var mı değil), koskoca Acıbadem'e geldik ayakta mı kalıcaz?" Hemen aranan sandalye bulunuyor. Odada şampuan & saç kremi, memnuniyet formu, çalışma masası, boy havlusu var (tıpkı otel gibi) ama EL HAVLUSU ya da en azından kağıt havlu yok. Neden, anlamadım aslında. Artık boy havlusuyla kuruladık elimizi ne yapalım.
Öğle yemeği seçiyoruz menüden (çok havalı bir görevli gelip, "ben otelinizin - pardon hastanenizin yiyecek içecek sorumlusuyum. Damla hanım öğlen yemeğinde ne arzu ederlerdi?" diye soruyor çünkü). Eh, yayla çorbası, tavuk bilmemne, havalı isimli bir yemek seçiyoruz.
Sonuç, saat iki buçuk, biz taburcu oluyoruz ama öğle yemeği ortada yok. Allah'tan kızıma dışarıdan aldığımız dondurmayı yedirmiştik, ardından da dr.unun vaad ettiği ve babişin de söz verdiği gibi McDonald's çocuk menüsü. Matah birşey değil sizin kadar ben de biliyorum ama onun bu yemeğin sağlıksız olduğunun ayırdına varması için yılları var daha ve bugün onun günü hem. Çocuk menümüzü paket ettirip eve yollanıyoruz.
Çıkış işlemlerini de inşallah bir iki saatte yapacaklar, bekle babam bekle, yok sizin bilmemne ilacınız paket dışında kalmış da, bizden kaynaklı birşey, aman efenim siz rahatınıza bakın, şu an faturanızı kesemiyoruz... Ertesi gün gelip işlemleri halletme vaadiyle atıyoruz kendimizi dışarı!
Ya da ben birtek gerginim bu kadar, annemle kociş gayet sakin (mi)... Ayrıca, damar yolu açmak ve kan almak için kızımın elini 4 kez delmişsiniz, farketmedim sanmayın.
Neyse bu kadar yakınmalarımı okuyanlara, bari işine yarayacak bilgiler de vereyim (inşallah kimseye gerekmez :) Dün akşam izlediğimiz, çocuğunuzu kulak ameliyatına nasıl hazırlamalısınız adlı videodan edindiğim bilgilerden ve kendi fikirlerimden derleme :
Çocuğa kısaca ve anlayacağı şekilde neler yapılacağını açıklayın. Korkmaması gerektiğini, çevresindeki herkesin onunla ilgilenmek için orada olduğunu anlatın. Hangi aşamalarda yanında olacağınızı, hangi aşamalarda yanında olamayacağınızı fakat sizin yerinize çevresinde kimlerin olacağını söyleyin. Ameliyathane ortamında siz olmayacağınız için ortamı tarif edin, korkmaması için nelerle karşılaşacağını iyice anlatın. Ben bir gece önce ona benim kendi ameliyathanemizde çekilmiş bir sürü resmimi gösterdim, kafasında iyice canlandırmasını sağlamaya çalıştım. Çevresinde formalı, maskeli ve boneli bir sürü yabancı görünce neler hissedebileceğini tahmin ediyorum (bir yetişkin için bile oldukça korkutucu ve şaşırtıcıdır bu).. Onun için biraz da olsa tanıdık bir görüntü olmasına yardım etmiştir umarım gösterdiğim resimler. Başına da kendi ameliyat bonemi taktım. Sakın ha çocuktur ne anlar demeyin. Herşeyi çook güzel anlıyorlar ve hatta idrak ediyorlar. Farkında olmaları için 3 yaşa da gerek yok, bence birkaç aylıktan başlıyorlar çevrelerinde olan biteni, özellikle de anne - babalarını anlamaya.
Ayrıca ben şöyle ifadeler kullandım:
"Annecim kan alırken biraz acıyabilir ama senin dayanamayacağın bir acı olmayacak bu, korkmana gerek yok.."
"Ameliyathanenin ortasında özel bir masaya yatıracaklar seni, başucunda bir abla sana balon şişirtecek" (anestezi dr.uyla da tanıştırdım odada)
"Doktor amca kulağını tamir edecek, bütün sesleri duyabileceksin ve artık kulağında hiç basınç olmayacak."
"Bak yatağına ne güzel inip kalkıyor baş tarafı, düğmelerle oynayabilirsin."
Yanınızda çok sevdiği, güvendiği bir oyuncağını götürün. Ben spiderman'ini ameliyathaneye giderken eline verdim, o da içeriyi merak ediyor seninle gelecekmiş dedim. Ayrıca Damla kitaplara çok düşkün olduğu için, ona sevdiği bir karakter olan Vini'nin yeni maceralarını aldı anneannesi, odada ameliyat anını beklerken çok iyi oldu bu. Çıktıktan sonra da, o sıkıntılı, ağrılı, ağlamalı, uykulu (ama inadından! hastanede bir dakika bile uyumadı, uykum yok diyor ama anestezinin de etkisinden oturduğu yerde gözleri kapanıyordu), zor saatleri yeni kitaplarımızı okuyarak geçirdik. Gerçekten çok işe yaradı bu.
Hastaneye giderken rahat, kolay giyilip çıkabilen giysiler götürün. Yedek almayı ihmal etmeyin. Nitekim Damloş kustuğu için iç çamaşırlarına kadar değiştirmemiz gerekti.
Takıları, tokaları, küpeleri vs. önceden çıkarıp emniyetli bir yere saklayın. Uyanınca yemesi için meyveli yoğurt ve puding götürdüm. Adenoidi de alındığı için ilk olarak dondurma yedirdik. Az sonra da hastaneden de getirdiler dondurma, onu da biz yedik :)
Uzuuuun lafın kısası, çok şükür, çok şükür sağ salim atlattık. Yaklaşık 40 dk sürdü ameliyatımız, herşey iyiydi, inşallah kızım bidaha otit olmayacak :)

4 Mayıs 2010

Kulağa tüp takılması

Yarın sabah 8'de. İnşallah başarılı geçecek ve kurtulacağız yakamıza yapışan otitten (üstünüze afiyet 7 kez geçirdik de).
Merak edenlere bilgiler aşağıda.

Kulağa tüp takılması (KBB Hastanesi web sitesi, Op Dr Nihat Çakır'dan alıntıdır)
Bu ameliyatta kulak zarına iki ucu açık, makara şeklinde bir tüp takılır. Bu tüpün bir tarafı dış kulağa, diğer tarafı orta kulağa açılır. Böylece kulak zarının iki tarafındaki basıncın eşitlenmesi amacı güdülür. Bu tüpün fonksiyonunu normalde östaki borusu üstlenir. Ancak östaki borusu işini yapamazsa ve bu durum ilaçlarla ve yardımcı manevralarla düzeltilemezse kulak zarına tüp takılması gerekebilir. Kulağa takılan tüpe basınç eşitleyici tüp veya ventilasyon tüpü adı verilir.

Tüp Hangi Durumlarda Takılır?: Tüp orta kulakta sıvı birikmesine ve kulak zarının çökmesine neden olan basınç problemlerinde uygulanır. Böyle bir durum genellikle geniz eti veya alerjik nedenlere bağlıdır. Ancak bakterilere bağlı orta kulak iltihabı nın sık tekrar etmesi, orta kulakta kanama olması ve başka nedenlere bağlı kulak zarı çökmelerinde de kullanılır. Genellikle çocuklarda gerekli olur ancak büyüklere tüp takılması da sık görülen bir durumdur.

Tüp Nasıl Takılır?: Tüp takmak için hem lokal anestezi hemde genel anestezi kullanılabilir. Ancak çocuklarda sıklıkla genel anestezi kullanılır. Mikroskop ile çalışarak dış kulak yolundan girilir ve kulak zarı çizilir. Bu işleme parasentez adı verilir. Kulak zarındaki çizilen yerden orta kulaktaki sıvı dışarı çekilir. Özel aletlerle tüp zardaki çizilen yere, bir ucu dış kulakta diğer ucu orta kulakta olacak şekilde yerleştirilir. Hastanın kulağında görülebilen herhangi bir değişiklik olmaz.

Tüp Sürekli mi Yerinde Kalır? : Hayır kulak zarı tüpü bir süre sonra dışarı atar. Bu süre 1 yıla kadar uzayabilir. Nadiren tüp dışarı atılamaz ve doktorun dışarı çekmesi gerekebilir. Takılan tüpün şekli de, tüpün zarda kalma süresini etkiler. T tüp adı verilen tüpler daha uzun süre yerinde kalırlar.

Tüp Takılması Kesin Çözüm müdür? : Tüp takılması genellikle orta kulaktaki problemi düzeltir ancak, tüp çıktıktan sonra orta kulakta basınç problemi yapan sebep devam ediyorsa aynı hastalık tekrar edebilir. Bu nedenle geniz eti, alerji veya diğer sebepler de uygun şekilde tedavi edilmelidir. Bazen bir kaç kez tüp takılması gereken ve buna rağmen kesin çözüm alınamayan hastalar bulunmaktadır.

Tüp Takılmasının Ne Gibi Sakıncaları Vardır? : Kulağa tüp takılması genellikle problemsiz bir ameliyattır. Ancak bazen bazı sorunlar yaşanabilir. Anestezi riskinin yanı sıra, ameliyat sırasında kulak zarının yırtılması, tüpün orta kulağa kaçması gibi komplikasyonlar olabilir. Ameliyattan sonra da kulak akıntısı, kulak zarında kireçlenme ve tüpün takıldığı yerde kalıcı bir delik oluşabilir. Kulak akıntısı iltihabın göstergesidir ve genellikle antibiyotiklerle kolayca iyileşir.

Ameliyattan Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?: Tüp takılması ameliyattan sonra hastayı sıkıntıya sokan bir ameliyat değildir. Hastanın dikkat edeceği en önemli konu kulağa su kaçmasının önlenmesidir. Bu durum iltihaplara yol açacağından zararlı olabilir. Bunun dışında hasta normal yaşamına devam edebilir. Kulağına tüp takılan hasta belli aralıklarla doktoruna muayeneye gitmelidir. Bunun için genellikle hasta ayda 1 kez görülür.
Kaynak: KBB Hastanesi Web sitesi, http://www.kbbhastanesi.com/ameliyatlar/tuptakilmasi.htm

2 Mayıs 2010

Evlilik

Bakınız bu Arda böcüsü büyüyünce Damla'yla evlenecekmiş :)
Yerim ben sizi

Sudafedden çektiklerim ve bilgisayar kurası

Kafası karışık olunca insan, büyük resmi göremiyor bir türlü.. Ormana bakmaktan sürekli, tek tek ağaçları farkedemiyor ve bu çoook kötü.
Tuna bey günlerdir keyifsiz, kucak istiyor, benim sırtım çook ağrıyor, Tuna geceleri ağlıyor ve biz çaresiziz... Susturamıyorum oğluşumu, ne yaptıysak olmuyor, benim keyifli, güleç oğlum gece 2-4 arası durmaksızın ağlıyor. Kalan saatlerde de uyuyamıyor. Hepimiz mahvolmuş durumdayız, sinirlerimiz yıpranmış, bir derdi var ama ne, Allah'ım çıldırıcam, bütün olasılıkları eliyorum ama birşey bulamıyorum. Doktora taşıyoruz çocuğu nesi var, kulağında duruyoruz en son, biraz sıvı birikimi var basınç hissi huzursuzluk yapabilir, onun da gitmesi için ilaçlarını veriyoruz. Ama KBB'cimiz ısrarla çook az sıvı var ve hissetmez bile diyor. E ne o zaman.. Hiç kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim, anne ve dr olarak. BU ÇOCUK NEDEN AĞLIYOR hem gündüz hem de gece!
SUDAFEDDEN Mİ!! Tabii ya.. nasıl aklıma gelmedi. Psödoefedrin. Huzursuzluk çarpıntı uykusuzluk yapar. Tabii ya.. Damla'da bişey yapmaması Tuna'da da yapmayacağını göstermez ki!! Hay KBB'ci sen çok yaşa. Nasıl düşünemedim ben bunu.
Kes sudafedi.. Anasını satayım bir haftadır gecelerimizi dar eden Tuna nasıl da mışıl mışıl uyuyor.. Maşallah kuzuma.

Bir de şu bilgisayar kurası var.. Mecburi hizmet kadroları açıklanınca içim içimi yedi, Beytüşşebap da neresi diye diye dilime doladım bizim Gülden'in tayini çıkmasın mı Beytüşşebap'a... Ama bilgisayar kurası diye kendimi teselli etmeye çalışırken! Neyse ki torpil olmuyor bunda, şansın neyse osun, herkesin eşit şansı var Beytüşşebap'a ve Yüksekova'ya derken.. Dün, Zonguldak'a tayin olan bir tanıdığın aslında şanslı falan değil sadece torpilli olduğunu öğrendim. Nasıl ya! Noter huzurunda çekilen bilgisayar kurasında mı torpil? Sistem şöyle aslında, açıklanan kadroları tercih ediyorsunuz, aynı yeri tercih eden kişiler arasında kura çekiliyor önce, tercih edilen yerlere birer kişi yerleştikten sonra, kalan kişilerle boş kalan yerler genel kurada eşleşiyor. Bu genel kura havuzuna tabii kimsenin tercih etmediği Beytüşşebap gibi yerler kalıyor.
Ve torpil de şöyle işliyormuş: Yeterince torpilliysen, tercih ettiğin yere bir gün önceden sisteme adın giriliyormuş, kura esnasında ekranda isimler dönerken zıtt senin isminde duruyormuş ve sen kazanıyormuşsun orayı. Nasıl süper di mi?
Peki ama neden şaşırmadım ben buna?
Allah'ım sen bize acı, şansımızı yaver tut, hayırlısıyla güzel bir yerde yaşamak nasip et.
Hadi biz büyüğüz, alışırız, eve de yere de insanlara da... Bu bebekler için ne kadar zor olacak.. Mesela biz doğduklarından beri:
ikizlerle bizimkiler
büyüsünler,
arkadaş olsunlar, birlikte oynasınlar diye beklemedik mi?



Şimdi gitmek zorundayız ama ne kötü değil mi! Görüşemeden nasıl arkadaş olacaklar :(