Benimkiler..

Benimkiler..

29 Ağustos 2010

İstanbul'a veda etmeyeceğim

Bir kez daha Beşiktaş pazarına gitmeyeceğim. Eminönü'ne gitmeyeceğim. Mahmutpaşa yokuşundan Kapalıçarşı'ya tırmanmayacağım. Bilmediğim sokaklarda yürümeyeceğim. Üsküdar vapuru ile karşıya geçmeyeceğim. Köprü trafiğinde yüksek sesle müzik dinleyip bağıra bağıra eşlik etmeyeceğim. Salı pazarına gitmeyeceğim.
Bir kez daha Sultanahmet sokaklarında amaçsızca dolaşmayacağım. Adalara gitmeyeceğim. Fenerbahçe parkına gidip piknik kahvaltı yapmayacağım. Beğendiğim herhangi birşeyin bir rengini ya da bedenini bulmak için alışveriş merkezi alışveriş merkezi dolaşmayacağım.
Bir kez daha Koşuyolu ışıklardan eve yürümeyeceğim. Validebağ korusunda yürüyüş yapmayacağım. IKEA'ya gidip amaçsız alışveriş yapmayacağım. Beylikdüzü'ne giderken oflanıp puflanmayacağım.
...
Daha neler neler. Gece 04.06'da aklıma bu kadarı geliyor.
Ama.
bütün bu yapmayacağımları yapamayacağımla değiştirebilirim. Ama bunu yaparsam ağlayabilirim. Zira bütün bunları bir daha hiiç yapamayabilirim.
İşte bu yüzden İstanbul'a veda etmeyeceğim.

19 Ağustos 2010

Yavrularıma mektup

Canlarım, bebeklerim, güzel yüzlü, güzel kokulu meleklerim benim...

Yeni yaşantımızı yavaş yavaş hayal edebilmeye başladım... Belirsizlik azalıyor, yerini görüntüler alıyor, yeni evimiz, yeni okulumuz - belki oyun grubumuz, yeni bir şehir... Babaannemizin bahçesinde çocuk kahkahaları...
Tanıyacak yeni insanlar, yeni arkadaşlar...


Aslında düşündükçe zor geliyor, evimi annemi kardeşlerimi bırakmak, on yıldır yaşadığım nazlı (aslında çokça kaprisli) İstanbul'u bırakmak zor olacak... Ama iyi yanı, tam da istediğim yere gitmek olmalı.. Tercih edebileceğim yerler içinde en iyisi.. Hep çağırdığım gibi iyi, evime barkıma yakın, sizin güvende olacağınız, aklımın evimde kalmayacağı, havaalanına - dolayısı ile anneme yakın, belki az para kazanabileceğim ama ağzımın tadının bozulmayacağı bir yer... Belki de Osmaniye, Antep merkez ya da daha büyük bir ilçe listede olsaydı bize düşmezdi, kurada çok tercih eden olacağı için.. Kısmet, ilahi takdir bizi bizden daha iyi düşünüyor, benim küçük beynimle tasavvur edemeyeceğim kadar iyisini bizim için Allah-ü Teala ayarlıyor.

Olumlu düşündükçe herşey olumlu oluyor, herşey yavaş yavaş yoluna giriyor, su akıp yolunu buluyor. Geç farkettiğim, sonradan öğrendiğim olumlu olmanın, olumlu düşünmenin hayatımıza kattığı artıyı size de öğretmeye çalışacağım..

Bebeklerim, güzellerim.. Sizlerin nerede büyüyeceğinizi şu an tam bilmiyorum... Şimdilik annenizin, babanızın büyüdüğü coğrafyaya gidiyorsunuz. İlk çocukluğunuzda, annenizin o yaşlarda soluduğu havayı soluyacaksınız... Orada, umarım benim gibi, toprağa değerek, tavukları kovalayarak, koyunlara dokunarak, Anadolu'nun ışığıyla alacaksınız ilk çocukluk yaşlarınızı... Sonrası Allah kerim... Nasılsa o bizim için en iyiyi ayarlıyor. Hele bir başlayalım da, açalım da yeni sayfamızı.

Heyecanlıyım da aslında.. Yeni bir hayata başlamak çok da kolay değil, malum.
Ama olsun, iyi bir başlangıç, güzel bir şehir.
Herşey çok güzel olacak.

...and the Oscar goes to...

Gaziantep Nurdağı İlçe Hastanesi

18 Ağustos 2010

Dile kolay mı?

9 yıl, dile kolay mı?
Kime kolay?


Canım....
Seviyorum seni.
Çok.

16 Ağustos 2010

Sünnet hakkında bilinmesi gerekenler

Bu arada herşey tamam bir sünnetimiz eksikti :) Hemen halledelim dedik..
İşte sorularla sünnet:

Neden acele ettik? Bir buçuk - altı yaş arasında sünnet önerilmediğinden, bizim dana da hızla bir buçuk yaşına doğru ilerlediğinden... Ayrıca nereye taşınacağımız belli olmadığından, gittiğimiz yerde ideal şartları sağlayabileceğimizden emin olamadık da ondan..

Sünneti kim yapmalı? Bana kalırsa sünnetçi.. Çünkü aslında özünde oldukça basit bir işlem ve el becerisi ve deneyim önemli.

Biz neden genel cerraha yaptırdık? Birinci neden, bişey mişey olursa, koskoca doktor neden doktora yaptırmadı olmasın diye... İkincisi ve daha önemlisi, bebeklerin tüm işlem boyunca canı yanmasa bile anlamadığı bişeyler olduğu için ve sıkı sıkıya tutulduğu için ağlamaları kaçınılmaz. Buna gerek görmüyorum ve entübe edilmeden hafif bir genel anestezinin daha iyi olacağını düşündüğümden.. Eşim kararı bana bıraktı ve ben anestezi altında genel cerrah tarafından yapılmasını daha uygun gördüm. Anestezinin etkisini atana kadar Tuna beyin iki saat kadar ağlaması bonusu oldu (anasına çekmiş, ben de anestezi alınca ağlarım hep)

Neden ürolog değil de genel cerraha yaptırdım? Çünkü bu doktor beyle bazı kanser ameliyatlarına girdim, kendisi aslında böbrek naklinde uzman ve eli süper. Gerçekten. Sünnet ettiği bebeklerin anneleriyle de konuştum, çok iyi sünnet yapıp pipiye bir de boncuk diziyormuş. Ayrıca ürolog araştırma gereği duymadım. Aslında kadın doğumculardan bile çok iyi sünnet yapanlar var.. Çocuk cerrahı da olabilir.

Neden devlet hastanesinde yaptırdım? Çünkü bu doktor bey bizim hastanede çalışıyor. Ayrıca aslında tüm cerrahi müdahalerde küçük bir özel hastanedense büyük bir devlet hastanesi daha mantıklı.

Neden daha önce rahat rahat yaptırmadım da sınavdı tayindi bu araya sıkıştırdım? Aslında dört beş aydır uğraşıyorduk ama Tuna beyin üst solunum yolu enfeksiyonu daha doğrusu öksürüğü bir türlü geçmiyordu. Altınoluk'un temiz havasında öksürüğü geçince, hadi dedik...

Hastaneye para ödedik mi? Aslında bizim çocuklar SGK'lı değil, özel sigortalılar babadan. Bu nedenle sünneti ücretli yaptırmak üzere hastaneye yattık. Devlet bir sünnet paketi hazırlamış, toplam 50 liraymış (sanırım anestezi hariç), bunu da SGK ödüyormuş. Yani sigortalı iseniz para ödemeyeceksiniz. Bize de şöyle bir güzellik oldu, 18 yaş altı çocuklarda tüm sağlık harcamalarını devlet karşılıyor ya, bunu da karşıladı :) Ama ben emekli sandığına bağlı olduğumdan bir seferlik, ikinci hastaneye müracaatımızda "hoop, çocuğunu da üstüne al, SGK'ya bağla" diyorlarmış. Neyse, kısacası hiç kimse devlet hastanesinde sünnete para ödemiyor -18 yaş altı ise :)))-

Operasyon öncesi ne yaptım? Çocuk doktoru muayene ediyor, sonra da anestezi doktoru görüp narkoz için onay veriyor. Başka bir hastalığı, enfeksiyonu vs olmayacak. Bu arada istenen tahliller: kan sayımı, biyokimya, pıhtılaşma testleri, hepatit belirteçleri, akciğer grafisi. Bunları bir özel hastanede özel sigorta ile yaptırdık. Çocuk ve anestezi onaylarını bizim hastanedeki dr.lardan aldık. Akciğer filmi çektirmek istemedim, artık yetişkinlere bile ameliyat öncesi istemiyoruz, eğer dinleme bulgusu olsaydı çektirecektim. Gerekmedi şükür. Yani ben dr olmasaydım muhtemelen onu da isteyeceklerdi. Özelde ameliyat olacaksa bunların çoğu istenmiyor, kızımdan biliyorum. İşte burası eğitim araştırma diye kasıyorlar...

İşlem ne kadar sürdü? Uyuması uyanması yarım saat kadar. Son beş on dakika ağladı, anestezik ilacın etkisiyle. Bir de gece 12den sonra aç bırakmıştık, belki onun da etkisi vardır.. Tamamen ayılana kadar bir iki saat ağladı.

Sonrasında ne yaptık? İki saat beslemeyin demişlerdi ama ben çok ağladı diye süt verdim. Çok tehlikeli biliyorum, verdim ama. Üç dört saat kadar hastanede kaldık. Sonra eve gittik. İnternet sitelerinde okuduğum kadarı ile, pansumanla pipiyi sarıp, iki gün sonra açıp, bazı ilaçlar sürüp, on gün sonra kontrole falan götürüyorlarmış. Bizimkini sarmadılar bişey ilaç milaç da vermediler. Katajel diye uyuşturucu bir jel verdiler, birkaç kez sürdük. Vermenize gerek yok ağrısı olmaz dedi ama ben birkaç kez calpol içirdim. Hiç sarmadık. Sünnet külodu gibi bişey de giydirmedik. Direk bezini bağladık. Ağrısı olmadı sanırım, ağlamadı ya da huysuzlanmadı. Sadece birkaç gün pipiyi elletmedi, kendi de ellemedi. Hassassiyeti oldu galiba (ağzı var dili yok, anlatamıyor ki derdini).. İki gün sonra banyo yaptırdık. Kızarma falan normal demelerine rağmen, biraz fazlaca kanlı görününce -daha önce sünnetli pipi görmediğimden- eve yakın bir özel hastanenin üroloğuna kontrole götürdük. Normal dedi, içinize sinmiyorsa Bactroban (antibiyotikli pomad) sürün dedi, iki üç kez sürdük. Sonra sürmedik. Öyle batticon, furacin falan hiç sürmedik, hiç pansuman yaptırmadık. Bir de ürolog çok beğendi, güzel yapmışlar dedi.

Ne kadar sürede iyileşti: Dört günde falan kızarıklığı, şişliği geçti. Dikişleri de bir haftada falan düşmeye başladı. Şimdi (çok şükür) asayiş berkemal.

Çocuk tek sünnet ettirilmezmiş, biz bu konuda ne yaptık? Bir arkadaşımızın, oğullarına kıyamadıklarından ve ağlamasına dayanamadıkları bahanesi ile askere gidene kadar sünnet ettirmemeyi düşündükleri oğulları Özgür'ü de Tuna ile birlikte sünnet ettirdik. Özgür'de de hiçbir sorun olmadı çok şükür :)

Sünnet düğünü vs yok mu? Aslında uzun planlarım vardı. Ama Tuna'nın doğumgünü partisi yaklaşık 50 - 60 kişilik bir eğlence şeklinde olduğu, ordakilere bunun aynı zamanda sünnet partisi olduğunu söylediğim ve ona göre de eğlendikleri için, şimdilik düğün yok. Ama önümüzdeki ay Amerika'dan dönecek olan halamızın kışkırtmaları devam ediyor, davul zurna meraklısı Adana'lı damarım bayramda memlekete gidince kabarabilir :) Yoksa memlekete gidince bir mevlüd okutmayı düşünüyorum, sadece..

Sünnet kıyafetlerini nereden aldım? Bir arkadaşımdan ödünç aldım.

Sünnet fotoğrafı yok mu? Havalar çok, gerçekten çok sıcak olduğundan, sünnet kıyafetlerini uzun süreli giydiremedik bile Tuna'ya.. Ağladı, sıkıldı. Havalar az serinlesin, fotoğrafçıya gidip çektireceğiz inşallah.. Şimdilik elimdekilerle yetinelim lütfen..

13 Ağustos 2010

Hangisini alırdınız?

Adıyaman Merkez
Kahta (Adıyaman)
Emirdağ (Afyonkarahisar)
Afyonkarahisar Merkez
Doğubeyazıt (Ağrı)
Sındırgı (Balıkesir)
Güroymak (Bitlis)
Tatvan (Bitlis)
Buldan (Denizli)
Diyarbakir Merkez
Harput (Elazığ)
Nurdağı (Gaziantep)
Tirebolu (Giresun)
Şarkikaraağaç (Isparta)
Karaman Merkez
Kars Merkez
Sarıkamış (Kars)
Kastamonu Merkez
Cihanbeyli (Konya)
Nusaybin (Mardin)
Muş Merkez
Ürgüp (Nevşehir)
Ulukışla (Niğde)
Geyve (Sakarya)
Alaçam (Samsun)
Ladik (Samsun)
Siirt Merkez
Şanlıurfa
Siverek (Şanlıurfa)
Viranşehir (Şanlıurfa)
Cizre (Şırnak)
Silopi (Şırnak)
Tokat Merkez
Turhal (Tokat)
Banaz (Uşak)
Erciş (Van)
Van Merkez
Bozok (Yozgat)

Hangisini alırdınız?
Hangilerinin adını daha önce duymuştunuz?
Hangisi memleketinize / evinize en yakın?
Hangisinde havaalanı var?
Hangisine giden yol var?
Hangisinde can güvenliğiniz var?

Hangisinde eşinizin iş bulma şansı var? (Eş durumu tayini yapmadıkları için kaçınızın eşi işini gücünü bırakıp sizinle geliyor? Kaçı işinden ayrılamayıp yerinde kalıyor ve içi yana yana sizi ve belki bebeğini gönderiyor?)
Hangisinde eşinizin çalıştığı bankanın uygun boş kadrosu bulunan şubesi var?

Hangisinde oturabileceğiniz ayarda evler var?
Hangisinde bebeklerinize bakıcı & yuva bulma şansınız var?
Hangisinin halkı sizinle aynı dili konuşuyor?

Hangisinde mesleğinizi icra edebileceğiniz şartlar var?
Hangi hastanede ameliyathane / anestezi uzmanı / doğumhane / başka uzman / nöbet & icap nöbeti / poliklinik var?
Hangisinin döner sermayesi yüksek / sizin için yeterli?
Hangisinde muayehane açıp -artık- para kazanma şansınız var?
Hangisinde evinize market alışverişi / üst baş alışverişi yapabileceğiniz market ya da alışveriş merkezi var?

Hangisini seçerdiniz? Yeterince doğudaki birini mi? Yeterince batıdaki birini mi? Para kazanacağınızı mı? Parayı boşverip çocuklarınızın güvenlikte olacağını mı? Evinize en yakın olanı mı? Havaalanına en yakın olanı mı? Yolu olanı mı? Suyu olanı mı?

Hanginiz sıcak yuvanızı / şehrinizi bırakıp, ne uğruna bu listeden kendinize bir yer seçip, başkasının da aynını seçmemiş olması için dua eder, sonra da kurbanlık koyun gibi kuranın çekileceği günü beklerdiniz?
Kaçınızın yüreği dayanırdı buna?

10 Ağustos 2010

Kuş gibi bekliyorum

Münhal kadrolar açıklanacak da..
Ben tercih edeceğim de..
Herkes tercih edecek de..
19'unda bilgisayar kurası çekilecek de..
Bana memleketim çıkacak da..
Ben de burdan bayram ilan etmezsem :)

9 Ağustos 2010

Ne iş mi yapmak isterdim?

Tabii ki mimar olmak.
Vallahi kıskanıyorum. Olmak isterdim. Hatta bir ara lisedeyken istemiş ve bunu aile meclisinde dile getirmiştim.
Rahmetli dedem, ailenin ilk okuyan kızı olacağımdan da hareketle, "doktor olmayacaksan okuma" demişti.
Allah'tan doktor olmayı mimar olmaktan daha çok istiyordum da, yoksa keçi pardon oğlak inadım tutup aksi yönde hareket ederdim eminim.
Ama sonra anladım ki, mimarlık okusaydım da aynı yeteneksizlikte kalırdım ben. Bu insanın içinden gelecek birşey, sonradan öğrenilecek değil. Bu görmekle ilgili, ben öyle göremiyorum zorlasam da kendimi, ama yetenekli olanlar mesela bir sehpaya baktıklarında üzerindeki aksesuarları da görüyorlar eminim ya da bir duvara bakınca da...
Acaba diyorum okuluna gitseydim, bana bu yeteneği öğretebilirler miydi? Ama benim kastettiğim aslında içmimarlıkla ve peyzaj mimarlığıyla ilgili.
Ben çok güzel bahçeleri olan çok güzel evleri o kadar çok seviyorum ki!
Evimi ve bahçemi süper yapmak isteğindendir sırf bu yıllar sonra aklıma düşüp de mimarlığı kıskanışım...
Bugün, artık çok yaşlanan tabak bardağıma yeni arkadaşlar almak için dolaştığım Ikea'da pek acı çektim örneğin. Vallahi abartmıyorum, acı çektim. O örnek evleri gezerken, yahu dedim habire, bunların hepsi burda satılan şeyler, ama bana o duvarı verdiklerinde bu aksesuarları alıp bu sırada asmayı asla akıl edemem!! Ya da bu mutfağı alıp böyle tasarlayamam ve içini bu şekil yerleştiremem..
Şimdi eminim bu yazıyı okuyanlar şunu diyorlar: Eh, biz diyor muyuz, ben de bu ameliyatı senin gibi yapmaya çalışmıyor sana geliyorum, sen de bir zahmet bir uzmanından destek al.
Ama kardeşim, siz her derdinize doktora mı koşuyorsunuz? Aksine gittikçe daha az doktora gitmek için aktarlarla kanka oldu herkes, homeopati moda oldu, evler otlarla bitkilerle doldu. Eh ben de evimi dekore etmek istemişim çok mu? Ayrıca evim ve bahçem için eve verdiğim toplam ücret kadar bi de tasarım ücreti vermekten korkuyorum, o da var :)
Sonuç, galiba sonunda Ikea'daki örnek evlerin fotoğraflarını çekip birebir taklit mi edicem nedir, esinlenmek nereye kadardır, bu ayıp birşey olsaydı oraya koymazlardı -belki de zaten biz esinlenip ordaki herşeyi satın alalım diye koyuyorlardır değil mi?

6 Ağustos 2010

Tayin, taşınma, belirsizlik...

Hepimizin hayatı karışır ara ara.. Tam düzene girerken daha da karışır..
Tam sakinlemişken daha da bozulur.
Stabillikten sıkılınca anstabil olur.

Gerçi ben stabilleşmeyeli çook uzun zaman oldu unuttum.
Neler oldu ki son birkaç ayda:
Tezimi (nihayet ve çok şükür) bitirdim, teslim ettim
Uzmanlık sınavına hazırlandım -ki bu madde tek başına beni yedi bitirdi-
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı oldum
Kısa bir tatil yaptım
Kızım üç, oğluşum bir yaşını bitirdi, ikisine de çok içime sinen, belki hatırlamayacakları ama benim hiç unutamayacağım doğum günü partileri hazırladım
Güzel kızım kulağından ameliyat oldu
Oğluşum büyüdü erkek oldu, çok şükür kazasız belasız sünnet oldu
Yeşi pasaport aldım
Dedemi kaybettim
Daha da kişisel üzüntüler ve sevinçler de yaşadım aslında, bende gizli..
Bu arada, hergün, her aldığım nefeste şükrettim, tüm bu (bence oldukça stresli) dönemlerde kendimi kaybetmediğim ve tek başına olmadığım için. Allah kimseyi sağlıkla, ameliyatla, sınavla denemesin ama yalnız olmadığınızı da böyle hissediyorsunuz.


Bütün bu karışık şeyleri de iyi ki bu sene yaşadım diyorum şimdi.
Çünkü herşeyden, geniş ailemden, zor bulduğum çok sevdiğim arkadaşlarımdan, evimden, tüm hayatımdan - alışkanlıklarımdan, kuaförümden, dişçimden, kızımın okulundan, oğlumun ikinci annesi -bizim de en büyük yardımcımız- bakıcımızdan, kadın doğum doktorumdan, çocuk doktorumuzdan (hatta yedek doktorlarımızdan), bakkalımızdan, marketimizden, pazarımızdan, balıkçımızdan, gemilerden, vapurlardan, eminönü - üsküdar - kapalıçarşı - beşiktaş pazarı - bebek parkı gibi ayda bir ziyaret etmezsem yapamayacağım rotalarımdan, işimden - hastanemden, yıllar boyu kavuşmak için çabaladığım, sonunda onunla kah dargın kah barışık on yıl yaşadığım İstanbul'dan kopup gitmeme sadece günler kaldı.

19 Ağustos'ta gençlik aşkım İstanbul'u kimin için terkedeceğimi öğreneceğim. Ama içim temizdir benim, büyüdüğüm, okuduğum yere gidecekmişim gibi hissediyorum. Dua ediyorum. Olumlu düşünüyorum. Memleketimi çağırıyorum sürekli, bahçeli bir ev hayal ediyorum, gerçek toprak olan bahçesinde, çocuklarıma aynı burdaki evim gibi serbest alan veren, ailemle huzurla mecburi hizmetimizi geçireceğimiz bahçeli bir ev...

Espri anlayışımı bile yitirmek üzereyim. Kafam çok karışık. Nasıl geçer bu süre? Biliyorum bir ay sonra şu yaşadığım sıkıntıdan eser kalmayacak ama işte, şimdi anın içindeyim ve böyleyim. Bir yandan kendimi kitaplara vurdum, çocuk gelişimi mi, kişisel gelişim mi, ders kitabı mı, İstanbul kitabı mı, yeni evim için dekorasyon kitabı mı okusam onu düşünüyorum.
Bir yandan kalan son bir iki kilomu vermeye çalışıyorum.
Bir yandan yeni evimi - şehrimi - kendimi biraz olsun daha fazla sevmek için kendime cici bir dünya yaratıyorum - alışveriş yapıyorum.
Bir yandan büyük bir açlıkla -hatta oburlukla İstanbul'u gezmeye çalışıyorum, son kez kare kare fotoğraflarını çekiyorum Kanlıca'nın, Yerebatan sarnıcının, Topkapı Harem'inin, Eminönü - Üsküdar vapurunun...
Bir yandan kendimi -hala- alışamadığım şu taşınma fikrine alışması için kandırmaya çalışıyorum.
Sevgiliden ayrılmak gibi fikr-i sabit haline gelmeye başladı bu bende. Sadece birilerinin beni anlamasını ister oldum gene, deprese oluyorum gün geçtikçe, belirsizliğin altında eziiyorum, boğuluyorum. Yazdıkça daha kötü oluyorum. En iyisi kapatayım bu bahsi.
Beni anlayan var mı?