Benimkiler..

Benimkiler..

27 Ocak 2010

Bebek kokusu

Bu yazıyı, yeni anne olmuş, anneliğin uykusuz gecelerini, yemek yemeyen bebelerini, ağlayan miniklerini yaşayan, bu arada da "benim nasıl iki bebekle hala ruh sağlığımı koruduğumu" merak eden arkadaşlarıma ithaf ediyorum..

Bir de tüm "yeni" annelere...

Evet, zor gerçekten de.. Annelik sabır sınırlarını zorlar.. Huyunu suyunu bilmediğiniz bir minik, uyutunca uyumayan, dilinizi konuşamayan, ne demek istediğinizi anlamadığınız, tek bildiği yabancı dil "ıngaca" olan bir turist bu ülkede..

Ama düşünsenize, onun işi daha zor... Siz anlamıyorsunuz tamam ama o da anlatamıyor ki! "Anne yeter artık meme değil uyku istiyorum" diyebilseydi, iki saat ağlamazdı, siz de memeyi ağzına dayamaktan vazgeçip uyuturdunuz...

Onu bir turist olarak düşünün. Yol bilmez, iz bilmez, dil hiç bilmez.. Bu ülkenin kurallarını öğretecek rehberisiniz onun.. İşe temel bilgilerle başlayın: Nasıl karnını doyuracak, nasıl uyuyacak, tuvaleti gelince ne yapacak, bunlar en basit olanları.. Bize ne kabus geliyor değil mi, saatlerce uyumayınca, ağlayınca.. Bir de onu düşünün, nasıl uyuyacağını bilmiyor ki, öğreteceksiniz.. Öğrenme süreci az biraz sancılı olacak, hep öyle değil midir? İntegral nasıldı, hemen bir seferde öğrenmiş miydiniz lisede (ben öğrenememiş ve reddetmiştim ve bu konudan 7 soru kaçırmıştım össde).. O da uyumayı bilmiyor ki...

Ama bu turist rehberinin işi çook zor, çünkü hayata dair NE VARSA SİZDEN ÖĞRENECEK.. Ne büyük ve zor bir görev. Onun rol modelisiniz, iyisi ve doğrususunuz. Örneği, öğretmeni, arkadaşı, sırdaşısınız. Annesisiniz. Sabırlı, bilgili, cesur ve doğrusunuz. NE zor öyle değil mi?

Bu yolda unutmamanız, altlara düştükçe kendinize hatırlatmanız gereken bişey var ki, NE OLURSA OLSUN SİZ EN İYİSİSİNİZ.. Kötü anne diye birşey olur mu hiç? O sizin bebeğiniz, öğreneceği herşey de en iyisi..

Aynı zamanda o da sizin öğretmeniniz, birlikte öğrenecek, birlikte büyüyeceksiniz.. O da size sabırlı olmayı, direnmeyi, ayakta kalabilme gücünü öğretecek.. İçinizdeki güçlü kadını ortaya çıkaracak.. Yıllaaaardır yaşayıp gittiğiniz şu hayatta, öğrendiğiniz, değer verdiğiniz, uğrunda gözyaşı döktüğünüz pek çok şeyin boş olduğunu, kafanızı taktığınız şeylerin anlamsızlığını öğretecek size. Bütün servetinizi, biriktirdiklerinizi bir bebek kokusuna değişebileceğinizi farkettiğinizde korkacaksınız.

İnsan başlarda zorluklardan ve alışması gereken yeni -çocuklu- hayattan başını kaldıramadığından farkedemiyor.. Hele hele, mesela tam kapıdan çıkmak üzereyken, ya da tiyatrodan eve dönecekken başlayan bir ağlama kriziyle mücadele ederken, ya da banyoya girmeyeceğim ya da çıkmayacağım diye ağlar tepinirken, ya da uyumayacağım diye direnip saat 10 buçuk olmuş ve bebeğiniz sizi uyutmuş kendisi cin gibi uyanıkken çok da diyemiyorsunuz, ah ne şahane ne kutsal bu annelik diye.. Sabrınızı kaybedip, yeter artık sussun, çığlığı kessin diye düşünür ya da bebeğinize şiddet uygulama noktasına gelirken çok zor oluyor kendine hatırlatmak... Gittikçe yavaş yavaş anlaşılıyor bunun ne menem bir güzellik olduğu. Gittikçe anlıyorsunuz, bunların da bir sebebi var, onun işi bizden daha zor, "büyümeyi" öğrenmeye çalışıyor, bir birey, birisi olmaya, kendi kimliğini, kişiliğini edinmeye uğraşıyor. Gittikçe arkadaş oluyorsunuz onunla, büyüdükçe o da çözülmesi gereken bir bilmece oluyor, sizin onun için olduğunuz gibi tıpkı.

Bu uzun bir yol. Zor. Evet kabul ediyorum. Benim için de güllük gülistanlık değil herşey. Ben de çok sıkışıyorum köşeye.. Ben de içinden çıkamayıp boğuluyorum ara ara. Benim de ağladığım oldu bu bebek niye uyumuyor diye (ama artık öğrendim ki, uyumuyorsa vardır bir bildiği, burnu tıkalıdır, ateşi çıkacaktır, altı ıslaktır, dişi ağrıyordur).. Ben de darlanıyorum ara ara, yalnızlık çekiyorum, "beni kimse anlamıyor" diye üzülüyorum, hiç arkadaşım yok diye hayıflanıyorum.

"Yapayalnız mı kaldım şu koca şehirde, beni anlayan kimse yok mu?" diye bağırmak istediğim çok oluyor.. Gerçekten çok oluyor.

Ama artık uzun sürmüyor. Belki de oğlağın ergenliği (kim demişti geçenlerde, çok hoşuma gitti) olan 35 yaşıma yaklaştığımdan.. Belki de büyüyorum bebeklerimle. Her an o kadar çok şükrediyorum ki, varlıklarıyla beni taçlandırıyorlar, yalnızlığımı unutturuyorlar..

Ben de bir rehberim artık. Yıllardır kendime çizdiğim yolu beğenmez, hep yakınırken, artık yakınmayı bırakıp onlara bir yol çizmek zorunda olduğumu farkettim. Ne zor bir vazife.. Ama hakkıyla altından kalkabilecek miyim endişesine girmiyorum hiç.. İçgüdülerimi izliyorum ve izleyeceğim.. Biliyorum ki bu benim yolum ve benim için en doğrusu bu. Biliyorum, olabileceğim en iyi anneyim, buyum çünkü.

Onlar da benim en yakın arkadaşım....

13 yorum:

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

"çocuk büyütmek yeni bir yabancı dil öğrenmeye benzer, ama öyle ingilizce falan değil. çince, korece, sanskritçe ya da japonca" imza: ben şahsen kendim.

Seren dedi ki...

Offf ya Hayal,çok güzel özetlenmiş,burnumun direği sızladı,hay ağzına sağlık

berfin dedi ki...

hayal ne güzel anlatmışsın..ben daha yolun çok başındayım..daha başında ankisiyete bozukluğu ve depresyonla tanıştım..ama yılmıyorum..bu bir süreç delirmeden anneliği öğreneceğim diyorum..böyle sıkıntıları herkesin yaşadığını görünce ohh be yalnız değilmişim diyorum..seni okumak çok güzel..iyi ki rastlamışım..

gunebakan dedi ki...

nasıl güzel yazmışsın...
ellerine sağlık.
ben de 2 çocuklu, fulltime çalışan bir anne olarak çok gelgitler yaşıyorum. geçen gün eşime dedim ki, bir gün telefonlarımı kapatıp kaçacağım. deniz kıyısında bir otel odasında, sadece dalgaların sesini dinleyerek 24 saat geçireceğim. tek kelime ağzımı açmayacağım. sadece oturup, sessizce denizi izleyeceğim. yanıma da sadece süt pompamı alacağım :))) gördüğün gibi annelik kurduğum hayalde bile var. süt sağmam gerekli ya kesilmesin diye...
hülya 2 çocuklu anneler olarak, ilk yabancı dili tam çözemeden bir tane daha öğrenmeye başlıyoruz biz. bu sırada öğrendiğin ilk dili silbaştan yapabilmen gerkebiliyor.
ama yine de iyi ki doğurmuşum ikisini de. ikinci çocuk var ya, muhteşem birşey muhteşem...büyümeye başladıkça çok doğru yaptığımı farkediyorum ve gece gündüz şükrediyorum...

NİHAN dedi ki...

aaa ben yazmıştım oğlak kadının ergenliği 35 yaş falan diye doğumgünümüzde :))
çok yerinde bir benzetme olmuş onlar turist biz turist rehberi.. bi de onlar için en iyisiyiz evet çünkü onların annesiyiz :)
zevkle okudum çok güzel yazmışsın..

uğur böceklerim dedi ki...

Cok Guzel ve her annenin yasadiklarini yansitan bir yazi olmus.elinize yureginize saglik .

Adsız dedi ki...

"yeni anne"lerden biri olarak teşekkürler tekrar yazın için.
iki küçük kuzu da teşekkür ediyor aslında sana hergün anlamadığımız o dilde, varlığın için.
Dilara

hayal dedi ki...

Hülya, ne kadar haklısın, yeni bir dil evet. hele yetişkinlerin bile ne konuştuğunu anlamazken öyle degil mi
Seren, teşekkür ederim :) Güzel yazmışım di mi
berfin, hepimiz girmesek de kıyısından geçmiyor muyuz depresyonun, ama toparliyoruz oyle degil mi

hayal dedi ki...

günebakan, vallahi de muhteşem billahi de muhteşem, bir çocuk olması ne kadar güzelse iki tane olması iki kat güzel
nihan, hakkaten kendimi ergenliğe giriyor gibi hissediyorum biliyor musun

hayal dedi ki...

ugur boceklerim, tesekkur ederim :)
dilara, coook sagol arkadasım ne güzel yazmıssın

Nihan dedi ki...

Agzina saglik cnm benim.Her kelimesini bizzat üzerime alındım.Bunları yasamaya hazır miyim bilmiyorum.Tokezledikce dönüp bu yazını okuyacağım :)

bgm dedi ki...

Hayal,
gozlerimin ucunda bekleyen yaslar aktı okurken yazıyı... :))

Aklımdakiler... dedi ki...

Olmaz ama böyle Hayalcim, 22 haftalık gebe bir kadın böyle sabah sabah ağlatılmazki:-))