Benimkiler..

Benimkiler..

16 Mayıs 2016

Garaj satışı hazırlığı

Büyük bir heyecanla garaj satışıma hazırlanıyorum.
Son iki haftadır, evim de ben de hafifleme dönemi geçiriyoruz. Demek ki 40 yaş paketine bu da dahilmiş.
Bana yaramayan, çocuklarıma yaramayan, kullanmadığım, kullandığım ama bana haz vermeyen, pek de beğenmediğim, beğendiğim ama güzel durmayan herşeyi ama herşeyi hayatımdan çıkarıyorum.
Tabii ki bu dediğim o kadar kolay değil. Öncelikle sahip olduğumuz "şey"lerle vedalaşmanın o kadar da kolay olmadığını görmüş oldum.
Örneklerle konuşacak olursam: "Bu hediye gelen fincan takımı dursun da üst dolapta, gerek olduğunda kullanırım" diye sakladığım fincan takımımın kutusu solmuş sırasını beklemekten, fincanların modası geçmiş.
"Bu vazolar çekmecede dursun, aynı anda beş canlı çiçek gelirse koyarım içine." Ömr-ü hayatında bir kez aynı anda beş çiçek gelir, onda da pet şişeye koy n'olucak.
"Bu kıyafet de çocukların yedeğinde dursun, temiz çamaşırı kalmaz falan, giydiririm.." Haftada üç kez çamaşır yıkanıyor zaten, Allah aşkına, hiç bittiği oldu mu temiz çamaşırların? Raflardaki yığıntı hiç azalıyor mu?
"Bu yastık kılıflarını saklayım da kullandıklarımdan sıkılırsam bunları takarım.." E bunlardan zaten sıkıldığın için kaldırmamış mıydın? Baza bunun gibilerle dolu değil mi? Bunları saklarken saklarken modası geçmiyor mu?
Peki çılgınca biriktirdiğin sakladığın ama giymediğin, kullanmadığın ya da her giydiğinde "ben bunu sevmiyorum" diye düşündüklerin? Heves edip aldığın ama hiç oynamadığın tenis raketleri? Giymediğin plaj terlikleri? Modası geçmiş mayolar?
Zor oldu ama oldu. Hepsiyle vedalaştım. Koli yığınları boyumu geçti, dağ oldu. Onlara baktıkça bilr hafifliyorum. Sanki buyük omuzumdan, üzerimden kalkmış gibi hissediyorum. Dolaplarıma uzun süredir taşıdıkları bu gereksiz yük için üzülüyorum. Boş dolap kapaklarını açtıkça mutluluk duyuyorum.
Marie Kondo haklı bence. Artık evimin dağılması çok zor (tabii çocukların başarıyla yarattığı dağınıklığı saymazsam).
Şİmdi garaj satışıma hazırlanıyorum. İnşallah çok güzel, yüksek enerjili, bol dünüşümlü, enerjinin keyifin aktığı bir gün olacak.
Gel, sen de gel.

12 Mayıs 2016

İki çocukla tatil

İki çocuğumla çıktığım en anlamlı ve belki en zor seyahat, geçen hafta okulun bir haftalık sömestre tatilinde gittiğimiz Berlin seyahati idi.
Çocuklarımdan biri 9 biri 7 yaşında. Bu geziyi sadece onların zevk alacağı hoşuna gideceği şeyleri yapacağımız şekilde planlamıştık. Geçen seferki Berlin ziyaretimizde gördüğümüz Lego Discovery Center, Madam Tussaud's ve Sea Life'ı bu sefer plana koymadık.
Gezdiğimiz müzeleri ve hayvanat bahçesini ayrı ayrı yazılarda detaylı anlatmıştım. Bu yazıda ise bu gezinin ana fikrinden bahsetmek istiyorum.
Bu kez ilk defa, anne baba çocuklar şeklinde çekirdek ailemizle gittik seyahate. Evlerinde kaldığımız kuzenlerimizle yaptığımız geziler haricinde de dördümüz keşfettik Berlin'in çocuk dostu köşelerini.
Bu gezide, çocuklara sırt çantası taşıma sorumluluğu verdim. Hava çok soğuktu. Çok ama çok soğuktu. Çantalara öncelikle herkesin kendi atkı bere ve eldivenlerini koydum. Yanlarına su koydum. Mataralarına sabahları su doldurduk evden çıkmadan ve susadıkça bana ağlamak yerine çıkarıp içtiler. Her gittiğimiz yere yanımızda yiyecekle gittik. Sabah evden çıkmadan birer sandviç, elma, yerine göre bisküvi vs atıştırmalıktan oluşan bir beslenme hazırladım. Müzelerde, bizimkilerden farklı olarak, “piknik alanı” adında bölümler vardı. Acıktığımızda, müzenin normalden pahalı olan kafeteryasında yemek veya müze dışına çıkıp restoran aramak yerine, piknik alanında çantamızdaki yemeklerimizi yedik. Bunun içn harcadığım mesai ekstra bir on dakika ama gerçekten uğraşmaya değdi.
Metrolarda biletmatklerden para atıp biletleri kendileri aldılar, kendileri okuttular. Ufak tefek alışverişlerini kendileri yaptılar, bildikleri kadar İngilizce ve benim öğrettiğim tek tük Almanca kelimeleri kullandılar (Was kostet, Danke schön gibi).
Bu sefer ilk kez kendilerine ait bir bütçeleri oldu, 10 euro gibi az da olsa, paralarını ceplerinde taşıdılar ve hediyelik eşya almak üzere kullanamalarına izin verdik. Gerçi her gördükleri hediyelik eşyacıya girip, herşeyi almak istediler. Yönlendirdik ama çok istedikleri şeyleri almalarına saçma da olsa izin verdik (Tuna pusula aldı mesela, Damla yüz bininci tükenmez kalemini aldı). Damla parasını kardeşine birşeyler almak için, bilet parasının üstünü tamamlamak için vs düşünmeden harcadı (harcayabildi). Kar küresi de aldılar, paraları bitti zaten :) Bir tek Doğa Tarihi Müzesi'nde çok gereksiz şeyler (normalde 3 lira olan el fenerini müze dükkanından 30 liraya almak gibi mesela) için tutturuk oldular ama savuşturmayı başarabildik şükür :)
Gittiğimiz her yerden giriş bileti, metro bileti, broşür gibi hatıralar topladılar. Bu sefer niyatim onlara bir albüm hazırlatıp oraya yapıştırmaları ve anılarını yazmalarıydı. Ama hala yapamadım. Aslında geç değil bence :) Ama Tuna'nın ev ödevi için çizdiği televizyon kulesini görünce çok beğendim, en azından o yapmış oldu bunu.
Şimdi ilk fırsatta tatil fotoğraflarını birlikte bakıp, seçip bastırmayı istiyorum. Geçirdiğimiz güzel birkaç günü hatırlayıp, onları sonraki tatile hazırlamayı düşünüyorum.





7 Mayıs 2016

Marie Kondo ile ev ve ruh temizliği (arınması)

Herşey Elif'in önerdiği bir kitabı okumamla başladı. Marie Kondo adlı Japon hanımın, mesleği olan ev düzenleme ve temizleme ile ilgili bir kitap bu. Kitabı Maalesef yurtdışı seyahatime giderken yolda okudum ve (Maalesef? Neyse ki?) koskoca seyahati alışveriş yapamadan tamamladım.
Kafamda deli düşüncelerle.
Bu ayakkabı bana haz vermiyor. Bu cüzdan haz verdi ama ihtiyacım yok. Bu elbise çok da lazım değil. Bu saate gerçekten ihtiyacım var mı? Bu oyuncağın benzeri var ya evde.

Zemin hazırlayan almadim.blogspot.com sitesi idi, Konmari üzerine mum dikti.
Dönüş yolunda Marie'nin sözleri kafamda dolap beygiri gibi dönüyordu. Gözlerimi kapattığımda evdeki eşyalar giysiler oyuncaklar üzerime gelmeye başladı iyice. Evet ben kolay atmamla ve işime yaramayan şeyleri vermemle bilinirim, evim her zaman düzenlidir.
Ama farkettim ki evim, dolabım, çevrem bana haz vermeyen eşyalarla dolu. Marie'nin temel kuralı “haz”. Haz almadığın herşeyi çevrenden uzaklaştır diyor Marie. Haz aldığın nesnelerle çevrilmiş bir hayat düşünsene... Çevrene her baktığında mutluluk duyarsın..
Ben de evdeki eşyaları – giysiler, kitaplar, mutfak eşyaları, çocukların giysi oyuncak ayakkabıları vs- şöyle bir alıcı gözle incelediğimde, ne kadar çok olduklarını farkettim. Gerçekte bir çoğuna ihtiyaç duymadığım bir dolu şey! İhtiyacı geç, çoğunu sevmiyordum bile. Ucuzdu aldım, hediye geldi, kusurlarımı sakladığı için aldım, kuzenime fazlaymış bana verdi, bla bla bla.
Sonuç olarak, evimde bulunan fazla – gereksiz – bana haz vermeyen herşeyden kurtulmaya karar verdim. Marie Kondo bunu fazlalıkları çöpe atarak yapmamı öneriyor ama ben buna kıyamayacağım için başka çözüm aradım. Annemin evine göndermek de yasak. Çok planlı, sistematik bir şekilde atıyorsunuz evinizdeki fazlalıkları.
Eşya elden çıkarırken, bunları geri dönüşüme nasıl katabileceğimi çok uzun düşündüm. Bunlar benim işime yaramasa da çok para verdiğim ya da sevdiğim şeylerdi. İhtiyacı olduğunu düşündüğüm birilerine verdiğimde, bir süre sonra aslında ihtiyaçları olmadığı için giymediklerini ya da kullanmadıklarını ve onların yeterince kıymet görmediğini görüp üzülüyordum. Böylelikle birilerine vermeye de kıyamaz oldum.
Ben de Almanya seyahatimden aldığım gazla, fazla eşyalarımı satmaya karar verdim. Evet satmaya. Çok heyecanlıyım. Bu heyecanım geçmeden hazırlanıp, evimin bahçesinde bir “Garaj satışı” yapmayı planlıyorum. Şimdilik hedefim, yetiştirebilirsem 22 Mayıs Pazar günü.
Amerika'da yaşamış ve bu tarz satışlara çok alışkın olan arkadaşım Beril'in bu fikrimle ilgili yorumu çok hoşuma gitti, yaklaşık söyle dedi: “Çöpe atmakla aslında kullanım ömrü çok olan bir sürü şeyi tedavülden kaldırıyoruz, üstelik onları yok etmek için bir sürü dünya kaynağını israf ediyoruz, ama satarsak paylaşım ekonomisine dahil edeceğiz ve biz de dahil olacağız, çünkü ihtiyacı olan insanlar bunları alıp kullanmış olacak...”
Kısacası, sizleri önce Marie Kondo'nun kitabını okumaya, sonra garaj satışıma, birlikte paylaşım ekonomisine dahil olmaya, sonra da fazlalıklarınızdan kurtulmaya davet ediyorum.

Sevgiler sunarım efendim.