Benimkiler..

Benimkiler..

31 Mart 2006

Progesteron etkisi geçti

şimdi sıra östrojen etkisinde. Alabildiğine mutlu, birçok projem var ve hepsi için de enerjim varmış gibi sanki.. Herşeyi başarabilirmişim gibi geliyor, öyle olduğundan değil tabii.. hormonlardan. sivilcelerime bakarak hormon profilimi takip edebiliyorum :)
Anna bebek ve anası babası geliyorlar, yaklaşık iki hata sonra. Siparişlerimi verdim, bir de mavi gözlü sarışın bebek istedim mümkünse dedim.
"Getiriyorum ama geri götüreceğim" dedi. Güldüm.
Bakalım bebekle anlaşabilecek miyiz? Artık bir yaşında olacak geldiğinde, hangi dili konuşacak?
Dün Begüş bize geldi, yemek yaptı, bulaşıkları yıkadı. Canım benim. Bitanelerim (iki taneler bitanelerim. Bi de Dafi var).

26 Mart 2006

mutsuzluk kanımdan çekilmiyor bir türlü

Biliyorum, taşıp taşıp en sonunda yatağını bulacak, sakinleşecek yeniden, akıp gidecek kolayca.. Ama ne zaman? Durup duramıyorum yerimde, kendime laf geçiremiyorum, dinletemiyorum bildiğim gerçekleri. Oysa başkası olsa ne güzel teselli ederdim.
İlkgençliğimde (18 miydim 19 mu) birkaç kez daha böyle olduğumu hatırlıyorum. Oysa şimdiye kadar yaşadığım tüm günlerin üçte biri daha eklendi üzerine, değişen birşey olmadı.
Bu kendimi sevmeme, dertlerime derman olamama durumları ne kadar daha beni esir alacak bilmiyorum.

25 Mart 2006

Gülünce gözleri kaybolan çocuk ve progesteron etkisi

Gülünce gözleri kaybolanların hep daha içten güldüğünü düşünmüşümdür. Anna da gülünce gözleri kayboluyor. Çok güzel. Çok çocuk.
Aynı annesine benzeyecek büyüyünce.


Oysa ben son günlerde oldukça mutsuzum.
Gitgide daha sıkıcı biri olduğumu hissediyorum. Ben bir başkası olsaydım benimle arkadaş olmayı istemezdim sanırım. Hiç çekici bir yanım yok.. Mesela, komik değilim.. Güzel değilim (hatta bu son noktaya iyice taktım son günlerde, yüzümün her yanında sivilceler çıktıkça). Mutlu değilim ki çevremdekilere de mutluluk vereyim. Gülünce gözlerim kaybolmuyor. İyice bakımsız biri oldum çıktım. Makyaj yapmıyorum, içimden gelmiyor. Giyim kuşamıma dikkat etmiyorum. Saçlarımı boyamalıyım. Daha fazla hareket edip hantallıktan kurtulmalıyım.
Becerikli değilim mesela. Yemek yapamıyorum. Ev işi yapmayı sevmiyorum.

Anne bile olamıyorum.
Yetenekli değilim. Hiçbir şeyi çok iyi yapamam. Yaratıcı değilim (belki de en çok bunu isterdim).

Bu günlüğe yazdıklarımı bile okumak istemiyorum, hele ki başkaları neden okusun..
İnsan bazı zamanlarda daha çok böyle hissediyor sanırım.
Ben bugünlerde daha çok mutsuzum.
Sanırım bu da progesteron etkisi.

24 Mart 2006

Koşubandı, ilk eşler kulübü

Bir nöbet eresi günüm daha.. Eve geldim, koşubandına binip bir kitap okudum (aslında aptal sarışın bir kitap: İlk Eşler Kulübü. Önerir miyim? Hayır. Aslında ben de koşarken okumak için eskiciden aldım, çerez gibi yani.) Sonra duş aldım, kayınvalidemin gönderdiği güzide gıdaları dondurucuya yerleştirdim.. Artık sarma mı desem, içli köfte mi, börek mi, gözleme mi... Demesem mi? Birçoğunu dondurdum, uzak gelecekte yemek için.
Şimdi de gözlerimden uyku aka aka çeviri yapmaya çalışacağım. Aslında o kadar çok var ki, ne kadar yapsam da bitmez. Bir de kocamın Pembe Panter'in DVD'sini izleme önerisi var tabii. Ama bu güzel yağmurlu cuma akşamında bu iki farklı yönlerden cazip plan (yanaşma yanaşma fenomeni diye birşey mi vardı neydi?) uykuya yenik düşecek gibi geliyor bana.
Neyse.. Bahar geliyor. Herşey ne kadar da kötü olsa havalar iyi olacak en azından.
Bu arada bizim tüp işi mayısa kaldı, söylemiş miydim, bekle bekle yaz geldi lafı doğru çıktı.

21 Mart 2006

Hasta olmak ne fena

İnsanın hasta olması ne fena.. Ayrıca ben bu sene neden ikide birde hasta oluyorum? Psikolojik mi acaba? Of ne çok soru sordum.
Sanırım moralim bozuk, ondan oldu bu seferki.
Benim donmuş ikizlerime kavuşma olayımın Nisan'dan Mayıs'a ertelenmesi gerekti, ona üzüldüm açıkçası...
Dün Ayçasan'ın arkadaşları geldi hastaneye, burada genç ve güzel insanlar görmek ne güzel oldu. Gerçi onların yanında kendimi ihtiyar bir geveze gibi hissetmedim değil :( Acaba onlar nasıl hissetti? :) Buradaki işimiz bitince onları Beşiktaş'ta otobüs durağına bıraktım. Yolda muz yedik, ben hastanede olan garip / ilginç / komik şeylerden bahsettim.
Genç olmayı unutmuşum. Niye ki? Aslında o kadar da yaşlı değilim.

18 Mart 2006

hastane

insanın tüm yaşamını işinin alması ne fena birşeymiş.. işteyken işteyim de evdeyken de aklım işte :( sabah nöbetten geldim, yattım, yemek yedim, duş aldım, daha bisürü şey yaptım ama ayaklarımın ağrısı geçmediiii :((
işte bizim hastane:


gelecek de ümitsiz ve karamsar, zorunlu hizmet yasası çıktı. evlerimizden alıp savuracaklar bizi doğuya. yani eğer zorunlu hizmet geleceğini bilseydim girmezdim uzmanlık sınavına..
bunun dışında gelecekte tüp bebek uzmanı olmak istiyorum, almanyada sertifika almak için orada geçireceğim altı ayın finansmanı olarak burs bulabilmek için bilimsel yayınım olması gerekiyor diye bilimsel çalışma yapmaya başlıyorum. inşallah başarabilirim :)
geleceğe dair ümitlerim, dualarım ve hayallerim:
bebekler
sorunlu hizmete gitmemek
tüp bebek uzmanı olmak
bu yaz viyanaya gitmek
ühü ühüüü yine aklıma geldi kocam gitmek istemiyor :((

işte viyana.....

14 Mart 2006

Viyana hayalleri

Nöbetten geldim, uykusuzluk artık benim en yakın arkadaşım zaten... Biraz koşu bandında yürüyüp sonra da uyudum. Şimdi de bilgisayarın başında çalışmam gerektiği için zorluyorum kendimi uyumamak için.

Aslında nette biraz gezip Viyana'da kalacak ucuz bir otel bulup sevgilimi Viyana'ya gitmeye ikna etmem lazım. Aslında zor bir iş, iki kişi olup tek kişinin hayal ve isteklerini gerçekleştirmeye çalışmak. Evlenmeden önce mesela Viyana'ya gidecek param olmazdı asla, şimdi ise sevgilimin tatil anlayışı paketinde yurtdışı yok.. Berlin hariç tabii ki... Berlin'e gidelim de, her şartta kabul eder. Mesela,
- Stuttgart'a arkadaşımı görmeye gidelim mi aşkım?
- Boşver ya...
- Önce Berlin'e gider oradan geçeriz...
- Olur tamam gidelim.
İşte böyle.. Yani hain planlarım dahilinde Viyana'ya Berlin üzerinden gitmek var.. İşe yarayabileceğini düşünüyorum :)

11 Mart 2006

Daldan dala bir şeyler, uykusuzluktan olacak o kadar

Nöbetten geldim. Gece dörtten sabah sekize kadar bölük pörçük uyuduğum için gözlerim kapanıyor. Birazdan yatıp sanırım bir on saat falan uyurum. Önce biraz yazayım dedim.

Dün gece ameliyatla iki bebiş doğurttum. Böyle
şeker böyle minik..


Birinin göbek adını Engin koyduk (ama bundan bebek ve ailesinin haberi yok :) ) Diğerine göbek adı koyamadık çünkü kordonu kesene kadar cinsiyetini görememiştim. Aslında hem kızlarda hem erkeklerde olabilen bir isim olabilirdi, mesela Umut, Utku, İlhan, vs..
Dün gece nöbetçi bir doktor beyin adı Nehir'di, ilk defa bir erkekte duydum, beğendim.

9 Mart 2006

Nilüfer umarım iyisindir


Bugün kötü bir gündü, kötü bir trafik kazasıyla başladı çünkü.. Durdum, indim.. Tanımadığım ama yakın bir arkadaşını arayıp senin kötü bir kaza geçirdiğini haber verdiğim Nilüfer.. Umarım iyisindir.
Tek okuyucum da sanırım beni terketmiş.. Oysa ki onu blog promosyonu olarak bir Gio bekliyordu ;)

8 Mart 2006

Bir okuyucum var

Buna çok şaşırdım.. bir okuyucum var.
Şimdi toplumsal sorumluluğum ortaya çıktı. Hemen bloguma bir çekidüzen vermeliyim. Dış görünüş, içerik falan.. Şu pembe renkten de kurtulmalıyım. Sonra günügününe yazmalıyım da.. Okuyucum hergün bakıp yeni birşeyler yazmadığımı görünce kızmasın sonra.